Connect with us

Tarım ve Hayvancılık

Bakan Pakdemirli G20 Tarım Bakanları Zirvesi’nde Konuştu

Bakan Pakdemirli G20 Tarım Bakanları Zirvesi'nde Konuştu

Bakan Pakdemirli G20 Tarım Bakanları Zirvesi için Arjantin’e Gitti.

Bakan Pakdemirli G20 Tarım Bakanları Zirvesi için Arjantin’e gitti. Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, tarımın, önemi ve zorlukları her geçen gün artan bir sektör olduğunu vurguladı. “Sürdürülebilir tarımsal üretimin sağlanması, küresel düzeyde işbirliğini gerektirmektedir. G20 Zirvesinin bu anlamda en önemli platformlardan biri olduğuna inanıyorum.” dedi.



Bakan Pakdemirli, Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te gerçekleştirilen G20 Tarım Bakanları Zirvesi için Arjantin’e gitti.

Pakdemirli, San Martin Sarayı’nda aile fotoğrafı çekimiyle başlayan Tarım Bakanları Toplantısında genel kurula hitaben bir konuşma gerçekleştirdi.

Pakdemirli , Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakanı olarak böylesi seçkin bir katılımcı kitlesine hitap etmekten onur duyduğunu söyledi. Pakdemirli “Bu güzel şehir Buenos Aires’te düzenlenen bu toplantı için Arjantin Dönem Başkanlığı’na şükranlarımı sunuyorum. Alınacak kararların küresel tarım sektörü için faydalı sonuçlar vermesini temenni ediyorum.” dedi.

Bakan Pakdemirli, tarımın, önemi ve zorlukları her geçen gün artan bir sektör olduğunu vurguladı. “2050 yılında küresel nüfusun 9,7 milyara ulaşması beklenmekte ve dolayısıyla tarımsal üretimin neredeyse % 50 oranında artması gerekmektedir. Kentleşme, erozyon, arazi bozunumu ve iklim değişikliği tarımsal üretime baskı yapan başlıca faktörlerdir. Bugün dünya nüfusunun % 55’i kentsel alanlarda yaşamakta ve bu oranın 2050 yılına kadar % 68’e çıkması beklenmektedir.

Sürdürülebilir tarımsal üretimin sağlanması, küresel düzeyde işbirliğini gerektirmektedir. G20 Zirvesinin bu anlamda en önemli platformlardan biri olduğuna inanıyorum.” şeklinde konuştu.

FAO’ya göre dünya nüfusunun % 11’ine tekabül eden 815 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Pakdemirli şöyle konuştu:

“Suriye örneğinde de olduğu gibi, açlık sorunu, çatışma bölgelerinde daha yaygındır. İnsanlar iç savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalmakta ve çatışma, tarımsal üretimi engelleyerek gıda güvenliğinin sağlanmasını zorlaştırmaktadır.

Yapılan son tahminlere göre, yılda yaklaşık 1.3 milyar ton yenilebilir gıda israf ediliyor. Ayrıca, dünya genelinde insani tüketim amaçlı toplam üretimin 1/3’ü, kaybedilmekte veya israf edilmektedir.”



Gıda Kaybı ve İsrafının Ölçülmesi ve Azaltılmasına ilişkin Teknik Platform

2015 yılındaki Dönem Başkanlığında Türkiye’nin, G20 liderlerinin dikkatini bu konuya çektiğini söyledi. “Gıda Kaybı ve İsrafının Ölçülmesi ve Azaltılmasına ilişkin Teknik Platform”un kurulması hususunda mutabık kalındığını hatırlattı. Bakan Pakdemirli, “Sözkonusu girişim gelecekteki çalışmalarına ilişkin olarak hâlen tarafımızca desteklenmektedir. Türkiye’de atılan en önemli adımlardan biri, dünya çapında iyi uygulama örneği olarak gösterilebilecek olan Ekmek İsrafının Önlenmesi Kampanyasıdır.” diye konuştu.

Toprağın korunması maksadıyla Türkiye’nin ulusal ve uluslararası ölçekte çölleşme ve arazi bozunumu ile mücadele için girişimlerinden bahseden Pakdemirli. “Türkiye’de 2015 yılında gerçekleştirilen UNCCD 12. Taraflar Toplantısı’nda alınan en önemli kararlardan biri Arazi Bozunumu Nötralizasyonuna ilişkindir. Türkiye, UNCCD ve FAO gibi uluslararası kuruluşlar ile işbirliği halinde dedi. Ayrıca, arazi bozunumu sorununun üstesinden gelmek için önemli bir katkı sağlamaktadır.” dedi.

Bakan Pakdemirli “Türkiye, geçtiğimiz son 15 yılda orman varlığını 1.5 milyon hektar artırmıştır. Dünyada yaşayan her bir insan için bir fidan dikmeyi ve orman varlığımızı 2023 yılı itibarıyla %30 oranında artırmayı hedeflemekteyiz”. İfadelerinden sonra Türkiye’nin 17 Haziran 2019 tarihinde. Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Gününe ev sahipliği yapacağını hatırlatarak üye ülke temsilcilerini bu programa Türkiye’ye davet etti.

Pakdemirli konuşmasının sonunda, toplantının çok faydalı sonuç ve çıktılar oluşturacağına dair inancını ifade etti.

Bakan Pakdemirli, toplantı kapsamında ikili görüşmeler de gerçekleştirdi. Bu kapsamda İtalyan mevkidaşı Gian Marco Centinaio ve Almanya mevkidaşı Julia Klöckner ile görüştü. Görüşmelerde ikili tarımsal işbirliğinin geliştirilmesi ve genel tarımsal konuları ele alındı.

Pakdemirli, ayrıcı AB Tarım Komiseri Phil Hogan ve Buenos Aires Eyaleti Tarım Bakanı Leonardo Sarquis ile de görüşmeler gerçekleştirdi.

Büyükbaş Hayvancılık

Düve Yetiştiriciliği Programının Ana Hedefi:

Düve Yetiştiriciliği Programının Ana Hedefi

Düve Yetiştiriciliği Programının Ana Hedefi:

Düve yetiştiriciliği programının ana hedefi; düvenin uygun bir yaş ve canlı ağırlıkta buzağılaması ve ilk laktasyonu esnasında yüksek düzeyde; süt üretebilecek vücut büyüklüğü ve vücut kondisyonuna ulaşmasını sağlamaktır. Her şeyden önemlisi, bu hedefe ulaşmanın ekonomik bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.



Birçok yetiştiricinin temel hedefi, yaptığı işten maksimum kar sağlamaktır. Bazı yetiştiriciler bu hedefe ulaşma sürecinde; sadece süt üretimi üzerine odaklanmakta, diğer konuları amaç dışında tutmaktadırlar. Düve yetiştiriciliği de bu konuların başında gelmektedir.

İşletmelerin gelecekteki döl verimi ve süt üretim potansiyelini belirlemede önemli rol oynayacak düvelerin; büyüme ve gelişmesi yetiştiriciler tarafından önemsenmemekte; bakım ve beslemesi kolay çağ grubu olarak görülerek kaderlerine terk edilmektedir.

Oysa ki; ineğin ilk laktasyon döneminde süt verimi ve üreme konularında göstereceği performans; düve iken büyüme ve gelişmede sağladığı başarı ile doğru orantılıdır.

Türkiye şartlarında, üreticilerin işletme karlılıklarını koruyabilmeleri için besleme; üreme ve sürü sağlığı konularını kapsayan bir amaç doğrultusunda hedef tespiti ve planlama yapmalarına ihtiyaç vardır.



Türkiye’de yetiştiricilik konusunda yaşanılan en büyük problemlerden başında; düvelerin erken yaş ve düşük canlı ağırlıkta tohumlanarak gebe bırakılmaları gelmektedir. Bu uygulamaya maruz kalan düvelerin cüsse ve vücut kondisyonları; laktasyon dönemlerinde yüksek süt verimini sağlamaya yeterli olmamakta; ve ekonomik ömür süresi kısalarak, iki ve üçüncü laktasyonlarda elden çıkmalarına neden olmaktadır.

Bunun yanısıra, buzağı kayıpları artmakta; doğan buzağılar ise damızlık ve besi materyali olarak ekonomik bir şekilde değerlendirilememektedir.

Düve Yetiştiriciliği ve Tohumlama Yaşı

Türkiye koşulları için bir düve 16-17 aylık yaş, 370-380 kg canlı ağırlık; ve 127-128 cm vücut yüksekliğinde iken ikine tohumlanması gerekmektedir. Her ne kadar 16-17 aylık yaş vurgulanmakta ise de; bir düvenin ilkine tohumlanması konusunda canlı ağırlığı yaşından daha fazla önceliğe sahiptir.



Süt ve damızlık üretim amaçlı sürülerin devamlılığı; düvelerin sürü yenileme uygulaması kapsamında sürüye katılmaları ile mümkündür. Bu nedenle düvelerin doğumdan buzağılama dönemine kadar olan süreçteki yaşama güçlerini korumak; yetiştiricilik açısından oldukça kritik bir konudur. Bunu başarabilmek için ilk hedef doğan buzağılardaki kayıp oranını %5’in altında tutmaktır.

Buzağı kayıplarının azaltılması amacıyla; öncelikli olarak kurudaki ineklerin bakım ve beslemesine gösterilecek itina ile işe başlamak ve buzağının yaşama ilk başladığı ortamın hijyen ve çevre koşullarının düzeltilmesi; ve doğum sonrası buzağının bakım ve beslemesi ile işi perçinlemek gerekmektedir.

Büyüme ve Gelişmenin İzlenmesi

Sağılan bir sürü açısından başarının ölçüsü süt üretimi olurken; düve yetiştiriciliği için başarının ölçütü ise, büyüme ve gelişmesidir. İyi bir şekilde yetiştirilmiş bir düvenin gelecekte süt üretimi başta olmak üzere; üretkenlik konusunda sürü içerisinde iyi bir katılımcı olacağı unutulmamalıdır.

Son zamanlarda düveler üzerinde yapılan araştırmalar daha çok düvelerde büyüme ve gelişmenin hızı ile ilgilidir. Bu bağlamda, düvenin doğumundan buzağılamasına kadar olan dönemde itinalı bakım ve dengeli bir besleme ile elde edilecek hızlı büyüme sayesinde; düvenin sürüde üretken hale gelmesi için gereken süreyi oldukça azaltacaktır.

Güçlü bir besleme programı, etkin bir canlı ağırlık artışının anahtarıdır. Bu amaçla işletmelerde yedirilen kaba yemin besin madde içeriği bilinmelidir. Rasyonun dengeli bir konuma kavuşturulması ve yetiştirilen düvelerde; büyüme ve gelişmenin periyodik kontroller yapılmak suretiyle izlenmesi düve yetiştiriciliği programlarının başarısını arttırmaktadır.

Düvelerde büyüme ve gelişmenin periyodik olarak yapılacak vücut ölçümleri ile izlenmesi; düvenin buzağılama döneminde 580-600 kg canlı ağırlık, 137-138 cm vücut yüksekliği ve 3,5 vücut kondisyon puanı hedeflerine ulaşma konusundaki başarıyı arttıracaktır.

İlk Laktasyon

Düveler buzağılama sonrası ilk laktasyonlarına 550-560 kg canlı ağırlıkla başlamalıdırlar.Bu canlı ağırlık düzeyi ilk laktasyonda süt ve döl verimi konusunda işletme sahibine oldukça fazla kolaylıklar sağlayacaktır. Bu nedenle, düvelerin doğumlarından buzağılamasına kadar olan dönemde aylık ortalama 22-23 kg; günlük ortalama 815 gr canlı ağırlık artışı sağlaması gerekmektedir.

Bu dönem için ortalama günlük canlı ağırlık artışının 580-590 gr civarında gerçekleşmesi; düvenin 430-435 kg canlı ağırlıkla ilk laktasyonuna başlamasına yol açacaktır. Bu gelişme; ilk laktasyonda düşük süt ve döl verim performansı başta olmak üzere bir çok problemi beraberinde getirmektedir.



Türkiye’de damızlık düvenin yetiştiriciye maliyetinin bayağı yüksek olduğu bilinmektedir. Konunun ekonomik boyutunun ne kadar dikkat çekici olduğundan hiç kuşku yoktur. Bu nedenle düvenin büyüme ve gelişmesinin sütten kesimden buzağılamasına kadar olan süreçte; izlenmesi üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur.

Düve yetiştirme programında en kritik dönem, 3 aylık yaş ile 9-10 aylık yaş arasında olan dönemdir. Bu dönemde beslemede yapılacak hata; hayvanın gelecekteki üretkenliğini önemli ölçüde etkilemektedir. Çünkü, bu dönemde dişi dananın meme bezi gelişimi diğer vücut sistemlerine oranla 3,5 kat daha fazladır. Bu yaş döneminde yüksek enerjili rasyonlarla dişi danaların günlük canlı ağırlık artışının; uzun bir periyod için 770 gr’ın üzerine çıkması halinde gelecekte süt salgılamada rol oynayacak; meme alveol hücrelerinin bulunduğu dokunun gelişiminin gerilemesine, buna karşılık yağ dokusu oluşumu meydana gelecektir.

Maksimum 770 Gram Canlı Ağırlık

Bu yapıdaki bir meme dokusu gelecekte; ne kadar kaliteli besleme yapılırsa yapılsın, sığırın genetik yapısının sahip olduğu süt veriminin ortaya çıkmasını önemli ölçüde engelleyecektir. Bu nedenle bu dönemde günlük canlı ağırlık artışının 770 gr’ın üzerine çıkması engellenmelidir.

Yine bu dönemde, düşük enerjili rasyonlarla besleme halinde meme bezinin gelişimi gecikmekte; bu gelişimde gelecekteki üretimi aynı şekilde olumsuz etkilemektedir. Diğer taraftan; dişi dananın cinsel olgunluğa erişmesi 14 aylık yaşa kadar uzayabilmektedir.

Ancak, yukarıda bahsedildiği gibi 3 – 26 aylık yaş dönemi için hedeflenen 815 gr günlük ortalama; 22-23 kg aylık ortalama canlı ağırlık artışını tutturabilmek için; 9-10 aylık yaştan sonraki dönemlerde geçici periyodlar şeklinde uygulanacak güçlü besleme programları ile; hızlı canlı ağırlık artışları sağlamak yeterli olacaktır.



Yüksek Enerjili Rasyonlara Dikkat

Bir sığırda uzun süreli olarak yüksek enerjili rasyonlarla besleme halinde ilk olarak meme dokusu ve memeye kan sağlayan meme damarlarının iç çeperlerinin yağlanacağı, bunu üreme organlarının iç yüzeyinin izleyeceği unutulmamalıdır.

Sayılan bu nedenlerden dolayı, düvelerin 3-26 aylık yaş döneminde büyüme ve gelişmesinin periyodik kontrollerle (ölçüm ve tartım) tespit edilerek kağıt üzerine dökülmesi gerekmektedir. Bu nedenle, düvenin vücut ağırlığı, iskelet gelişimi, vücut kondisyon puanı ve vücut yüksekliği minimum ayda bir olmak üzere periyodik olarak izlenmesi yetiştirme programında başarıyı arttıracaktır.

Yetiştirici bazında hayvanın vücut kondisyonu ve iskelet gelişimi göz kararı 1-5 puan arasında puanlanmalıdır. Bu skala üzerinde 1 puan çok zayıf, 5 puan ise aşırı yağlı demektir.



Diğer taraftan bir mezro, ölçüm şeridi yardımı ile hayvanın sağrısının yerden yüksekliği (cm) ve ön kürekler arkasından göğüs çevresi ölçüsü (cm) tarih vermek suretiyle kaydedilmelidir.

Aylık ölçüm ve gözlem yapmak esas olmakla birlikte, imkansızlıklar halinde, düvelerin ilk ölçümleri 2,5-3 aylık yaşta, ikinci ölçümleri 5-6 aylık yaşta, üçüncü ölçümleri 9-12 aylık yaşta, dördüncü ölçümleri 14-16 aylık yaşta ve beşinci ölçümleri ise 18- 22 aylık yaşta yapılması yeterli olacaktır. Bununla birlikte her ölçüm sonrası not edilen istatistiğin mutlaka incelenmesi gerekmektedir. Eğer gerekli ise ilgili tedbirlerin zamanında alınması gerektiği unutulmamalıdır.

Düvelerin Barındırılması

Düve yetiştirme programlarında, dinlenme, yemleme ve sürü idare pratikleri açısından kontrol sağlayan yapısal düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Sütten kesilen dişi sığırlar gruplar halinde yetiştirilmektedir. Gruptaki hayvan sayısını belirleyen en önemli kıstas, yemleme alanı ve barınak hacmidir.

2,5 aylık yaştaki dişi buzağılar her bir grupta 4-8 baş sığır olacak şekilde yapılmalıdır. Dişi sığır başına 30 cm yemlik boşluğu hesaplanmalıdır.



6-11 aylık yaşlar arasında, her bir grupta 10 ile 20 baş arasında sığır bulunmalıdır. Sığır başına 2,6 m2 yataklık, 3,7 m2 gezinti alanı ve 35 cm yemlik boşluğu hesaplanmalıdır. Bu dönemde, dişi danaların idare ve beslemesinde başarıyı arttırmak açısından dişi danalar arasındaki canlı ağırlık farkının maksimum 70-90 kg arasında olması gerekmektedir.

12-15 aylık yaşlar arasında, düvelerin gruplar halinde yetiştirilmesi özellikle kızgınlık tespitinin kolaylığı açısından büyük önem arz etmektedir. Bu dönemde yine idare ve besleme uygulamalarının kolaylığı açısından düvelerin canlı ağırlıkları arasındaki maksimum fark ortalama 130 kg civarında olmalıdır. Bu yaşlar arasında oluşturulacak gruplarda düve başına 3 m2 yataklık alanı, 4,2 m2 gezinti alanı ve 46 cm yemlik boşluğu düşünülmelidir.

16-26 aylık yaşlar arasında, düvelerin birçoğu gebe kalacağı için büyüme ve gelişmelerinde yavaşlamalar meydana gelecektir. Bu dönemde sık sık ölçüm ve gözlemler yapılarak, zamanında tedbirler alınmalıdır. Bu yaşlarda oluşturulan gruplarda düve başına 3,7 m2 yataklık alanı, 4,7 m2 gezinti alanı ve 46 cm yemlik boşluğu hesaplanmalıdır.

Unutulmamalı ki;

“Ölçmez isek yönetemeyiz !”



Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi büyük öneme sahip. Ruminant hayvanlarda vitamin ve mineral desteği büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok yaşamsal fonksiyona katkı sağlıyor.



Tüm canlılar gibi hayvanlar da normal yaşam fonksiyonlarını sürdürebilmek için vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaktadır. Geviş getiren hayvan olarak bilinen ruminant hayvanlar için de vitaminler; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyri için büyük önem taşıyor.

Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor. Hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin de üreme, tırnak kalitesi, bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi; steroit hormon sentezi, doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli olduğu bilinmektedir.

İnsanlar gibi hayvanlar için de gerekli olan vitamin ve mineraller büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok noktada yaşam fonksiyonlarının işlevi için önem taşıyor. Hayvan vücudunda sentezlenemeyen ve organizmada meydana gelen tüm metabolik faaliyetler içinde; kendine has spesifik görevleri olan vitaminlerin bazı çeşitleri stresle baş etmede de etkin rol oynuyor.



Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliği: Makro ve mikro mineraller

Vitaminler kadar öneme sahip, makro ve mikro olarak ikiye ayrılan minerallerin ise son derece dengeli bir şekilde; hayvanlara verilmesi gerekiyor. Bir başka deyişle, vitaminler ruminant hayvanlarda metabolizmayı destekliyor. Ruminant hayvanlar için de vitamin ve mineral desteğinin hayati önem taşımaktadır.

"<yoastmark

Sığırlarda vitamin ve mineral dengesi; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyrinde kritik rol oynuyor. Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor.

Bazı vitaminler stresle baş etmede de etkili oluyor. Ruminant hayvanlarda B grubu vitaminler rumendeki mikroorganizmalar tarafından sentezlense de bu mikroorganizmaların da vitamine ihtiyaç duyduğu göz ardı edilmemelidir.

Herhangi bir kalorisi olmayan vitaminler bu nedenle bir enerji kaynağı da değil. Ancak bu vitaminler, yemlerle alınan besin maddelerinin metabolize edilmesine yardımcı olarak, metabolizmanın sorunsuz bir şekilde çalışmasına destek oluyor. İlave olarak vitaminler, diğer besin maddelerinin sindirilmesini, emilmesini ve metabolize edilmesini de mümkün kılıyor.



Büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumunda vitamin gereksinimi artmaktadır. Vitaminler yağda ve suda eriyenler olarak sınıflandırılmaktadırlar. Yani, yağda eriyen vitaminler hiçbir şekilde dışarı atılmadan vücutta depolanmaktadırlar. Yağda eriyen A, D, E ve K vitaminleri yağlarla beraber safra tuzları ile oluşturdukları miseller halinde emiliyor.

Gen düzenlenmesi, bağışıklık sistemi ve göz sağlığı için gerekli olan A vitamininin eksikliğinde üreme performansında düşme, mastitis ve bağışıklık sisteminde zayıflama oluşuyor.

D vitamini kalsiyum ve fosfor metabolizması için önem taşıyor. Yani, D vitamini eksikliğinde büyümede gerileme; iştah kaybı, kemik ve eklem problemleri ile üreme problemleri görülüyor.

Antioksidan etkisine sahip E vitamininin eksikliğinde de üreme problemleri ve bağışıklık sisteminde zayıflama meydana geliyor.

K vitamini kanın pıhtılaşmasında etkin rol oynamaktadır. Lakin, K vitamini eksikliği halinde kan pıhtılaşmasında gecikme yaşanıyor. Ruminant hayvanlarda büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumlarında ise vitamin gereksinimi artıyor.

Eksik vitamin alımı üremede yavaşlama ve enfeksiyona neden oluyor

Suda eriyen vitaminler olan Tiamin (B1), Riboflavin (B2), Piridoksin (B6), Niasin, Kolin, Folik asit, Biyotin, Pantotenik asit, Siyanokobalamin (B12) ve C vitaminleri yağda eriyenlerin aksine hiçbir zaman vücutta depolanmıyor ve idrarla dışarı atılıyor. Bu nedenle hayvanların bu vitaminleri günlük olarak almaları gerekiyor. Suda eriyen bu vitaminler arasında sadece B12 vitamini vücutta depolanmaktadır.



Biyotin karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması için önemlidir. Lakin, eksikliğinde kıl ve tırnak yapılarında bozulmalar oluşuyor.

Yağ metabolizması ve yağların taşınması için gerekli olan kolinin eksikliğinde ise; büyümede yavaşlama ve üreme performansında gerileme yaşanıyor.

Folik asit, nükleik ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Dolayısıyla, eksikliğinde üreme performansında düşüş meydana geliyor.

Enerji metabolizması için gerekli olan niasinin eksikliğinde; enerji metabolizmasında yavaşlama ve büyümede gerileme görülüyor.

Pantotenik asit, karbonhidrat ve yağ metabolizması için gereklidir. Bu yüzden, eksikliğinde enfeksiyon oluşarak parazitozlara karşı direnç azalıyor.

Riboflavin (B2), enerji metabolizması için önemlidir. Bu yüzden, eksikliğinde görme bozuklukları, büyümede yavaşlama, deri ve tırnak yapısında bozulma meydana geliyor.

Aminoasit metabolizması için önem taşıyan Piridoksin (B6) eksikliğinde kıl yapısında ve protein metabolizmasında bozulmalar görülebiliyor.

Vitamin B12, nükleik asit ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Bununla birlikte, Vitamin B12 eksikliğinde ise sindirim sistemi mukozasında bozulmalar yaşanıyor.

Tiamin (B1), karbonhidrat ve protein metabolizması için ayrıca önem taşıyor.

Vitamin C ise antioksidan etkisi ile birlikte amino asit metabolizması için gerekiyor.

Mineraller bağışıklık sistemi ve birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli



Ruminant hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin üreme, tırnak kalitesi; bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi, steroit hormon sentezi; doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetlerin işlevi için gereklidir.

Makro (Ca, P, Mg, Na, K) ve mikro (Fe, Zn, Mn, Cu, Se, I, Co Cr) olarak ikiye ayrılan minerallerin; aynen vitaminler gibi son derece dengeli bir şekilde hayvanlara verilmesi gerekiyor.

Makro mineraller; kas, organ, kan hücreleri ve yumuşak doku oluşumunda görev alır; bununla birlikte, mikro mineraller ve Cl vücutta ozmotik basıncı ayarlar. Makro mineraller ayrıca yumuşak dokularda elektrolit olarak da bulunurlar. Bağışıklık sistemini destekleyen mineraller birbirlerine karşı da etki gösterir. Örnek olarak, Kalsiyum ve P, kemik ve iskelet oluşumunda birlikte etki gösterirken; Fe Cu ve Co hemoglobin sentezinde birlikte etki gösteren minerallerdir.



Devamını Oku

Tarım ve Hayvancılık

Türk süt ürünleri ihracatında Çin zirvenin yeni sahibi

Türk süt ürünleri ihracatında Çin zirvenin yeni sahibi

Türk süt ürünleri ihracatında Çin zirvenin yeni sahibi

Türk süt ürünleri ihracatında Çin zirvenin yeni sahibi. Çin’e süt ürünleri ihracatında yükseliş sürüyor. Türk süt ürünleri sektörü, 2021 yılının Ocak – Şubat döneminde gerçekleştirdiği 9,3 milyon dolarlık ihracatla; Çin’i en fazla ihracat yaptığı ülkeler listesinde zirveye taşıdı. Sektör, Çin’e ihracat vizesini 2020 yılında almıştı.



Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Girit, 2021 yılının ilk iki ayında yakaladıkları 9,3 milyon dolarlık ihracat başarısının yıl boyunca devam edeceğini öngördüklerini dile getirdi.

Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı iş birliğinde yürütülen çalışmalar neticesinde, Çin’e süt ve süt ürünleri ihracatının önündeki engelin geçen yıl Mayıs ayında kalkmasının ardından, Türk süt ürünleri ihracatçıları pazara hızlı giriş yaptı.

Ege İhracatçı Birlikleri verilerine göre Türkiye’nin, 2020 yılının Mayıs-Aralık döneminde Çin’e süt ürünleri ve mamulleri ihracatı 14,6 milyon dolara ulaştı.

Bu ülkede kalıcı olmak isteyen ihracatçılar tanıtım faaliyetleri ve karşılıklı iş birlikleriyle pazar payını artırdı. Dolayısıyla 2021 yılının Ocak-Şubat döneminde Çin’e yapılan ihracat ise 9,3 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.

Çin’e ihracatta peynir altı suyu 8,3 milyon dolarla ilk sırada yer aldı.

Türk süt ürünleri raflardaki yerini aldı

Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Girit, süt ürünleri sektöründe 54 firmamızın Çin’e ihracat izin aldığını ve ihracatın hızlı bir şekilde başladığını söyledi.



Çin’in dünyanın en büyük tüketicilerden biri olduğuna dikkati çeken Girit, “İlk başlarda süt tozu ile başlamıştık. Sanayi kısmına gönderiyorduk. Peynir altı suyu da ihracatımızda bu ülkeye ilk sırada. Ancak sevindirici olan Türk firmalarının başarılarıyla artık raflarda da yer alıyoruz. Son tüketiciye kadar ulaştırabiliyoruz.” dedi.

Egeli firmaların pazarda çok başarılı olduğunu, bölgedeki bir firmanın Çin’e mozarella peyniri ihraç ettiğini dile getiren Girit, firmaların katma değeri yüksek ürünlerle pazardan daha fazla pay almasını istediklerini söyledi.

Girit, sözlerini şöyle tamamladı:

“Daha önceki beyanatlarımızda Çin pazarında kalıcı olmak istediğimizi söylemiştik. Ayrıca, kalıcı olduğumuz gibi pazardaki payımız da giderek artıyor. Bu arada Çin’in 6 milyar dolarlık süt ürünleri ithalatına bakıldığında küçük bir miktar olsa da bizim için önemli.

Yılın ilk ayında yakaladığımız 9,3 milyon dolarlık ihracat başarısının yıl boyunca devam edeceğini öngörüyoruz. Böylelikle uzun vadede ise bu rakamları katlamak istiyoruz. Çin pazarı sayesinde süt üreticilerimizin nefes alacağına inanıyoruz.”

Süt ürünleri ihracatı 301 milyon dolar olmuştu

Türkiye’nin süt ürünleri ihracatı 2020 yılında 301 milyon dolar olurken; Irak, 61 milyon dolarlık tutarla ihracat yapılan ülkeler arasında zirvede yer almıştı. Türkiye, Suudi Arabistan’a 42 milyon dolarlık, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ise; 22 milyon dolarlık süt ürünleri ihraç etmişti. Sonuçta Çin, 14,5 milyon dolarlık ihracatla listede 7. Sırada yer bulmuştu.

2021 yılının Ocak – Şubat döneminde Türkiye’nin süt ürünleri ihracatı; yüzde 26’lık artışla 32,8 milyon dolardan 41,2 milyon dolara çıktı. Böylelikle Çin, 9,3 milyon dolarlık tutarla zirvenin yeni sahibi olurken, Irak 7,1 milyon dolarlık Türk süt ürünleri tercih etti. Bununla birlikte Birleşik Arap Emirlikleri’ne süt ürünleri ihracatımız ise; 3,4 milyon dolar oldu.



Devamını Oku

Trendler