Connect with us

Hayvan Hastalıkları

Hayvan Hastalıklarını Arttıran 3 Neden

Hayvan Hastalıklarını Arttıran 3 Neden

Hayvan Hastalıklarını Arttıran 3 Neden

Hayvan Hastalıklarını Arttıran 3 Neden. Ankara Gölbaşı,Sivas ve İstanbul Silivri’de görülen şarbon nedeniyle bir kez daha hayvan hastalıkları gündeme geldi. Yıllardan beri şap, bruselloz, tüberküloz gibi hastalıklar çok yaygın görülüyor. Özellikle 2010 yılından bu yana yapılan canlı hayvan ve et ithalatı, denetimsizlik ve yoğun hayvan hareketleri sonucu bazı riskler arttı. Özellikle, mavi dil, koyun vebası, Afrika hastalığı, kuş gribi, deli dana gibi bir çok hastalıkla ilgili riskler arttı.

Hayvan hastalıklarının bu denli artması, hayvan sağlığının Türkiye’de yeterince önemsenmediğini gösteriyor. İnsanların sağlığı için alınan önlemlerin benzeri hayvanlar için alınması gerekiyor.



Hatta hayvan sağlığı daha çok önemsenmeli. Çünkü, bugünlerde şarbon hastalığında görüldüğü gibi hayvan hastalıklarında önlem alınmaması insan sağlığını da tehdit ediyor.

İnsan sağlığı için doktor ne ise, hayvan hastalıkları için veteriner hekim aynıdır. Fakat, veterinerlik hizmetleri ve bu hizmeti veren veteriner hekimlerin önemi hep göz ardı edildi. 1985 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı önemli bir birim olan Veterinerlik İşleri Genel Müdürlüğü ve taşra teşkilatı kapatıldı. Hayvan sağlığı konusu özellikle bu dönemden sonra bilinçli olarak ihmal edildi.

Kamu hizmeti olan veterinerlik hizmetleri özelleştirildi. Kamu denetimi, koruyucu önlemler hep ihmal edildi. Aşı üretimi ihmal edildi. Hayvan sağlığı hizmeti veren, zor şartlarda ve risk alarak hastalıklarla mücadele eden veteriner hekimler yasal haklardan yoksun bırakıldı.

Hayvan Hastalıklarını Arttıran 3 Neden

Hayvan Hastalıklarını Arttıran 3 Neden. Hayvan hastalıklarında 3 faktör ön plana çıkıyor. Birincisi, yapılan canlı hayvan, karkas et, ot ve saman ithalatı ile ülkeye hayvan hastalıkları da ithal ediliyor. Yapılan ithalatlardaki denetimsizlik,yasa ve kuralların titizlikle uygulanmaması nedeniyle hastalık riski artıyor. Tarım Bakanlığı kararı ile çok pahallı diye son 6 aydan bu yana besilik ve kasaplık hayvan ithalatında veteriner hekim görevlendirilmiyor. Hayvanları ithalatçı firma veya kişiler seçiyor. Laboratuar sonuçları alınmadan hayvanlar ithal ediliyor. İthalatta uygulanan 21 günlük karantina ithalat yapılan ülke yerine Türkiye’de yapılıyor. Hayvanlarda hastalık varsa zaten ülkeye girmiş oluyor.

Hayvan Hastalıklarını Arttıran 3 Neden. İkincisi; ülke içinde hayvan hareketlerinin çok yoğun olması. Türkiye’de hayvanlar sürekli hareket halinde. Özellikle Kurban Bayramı döneminde yoğun bir hareketlilik yaşanıyor. Ülkenin doğusundan en batısına ,kuzeyinden güneyine hayvanlar taşınıyor. O bölgede bir hastalık varsa geçtiği bütün yerlere bulaştırarak son noktaya ulaşıyor. Bu konuda çıkarılan bir çok yasal düzenleme ne yazık ki uygulanmıyor. Hayvan hareketlerinin kontrol altına alınması ve bir yerden başka bir yere taşınırken çok sıkı denetlenmesi gerekiyor.



Hayvan Hastalıklarını Arttıran 3 Neden. Üçüncü önemli faktör ise, denetim yetersizliği. Avrupa Birliği’ne uyum yasaları çerçevesinde bir çok yasal düzenleme yapıldı. Avrupa Birliği yasaları, standartları adeta tercüme edilerek bire bir yasal düzenlemeler yapıldı. Fakat, bu düzenlemeler çoğunlukla kağıt üzerinde kalıyor. Uygulanmıyor. İçerde ve ithalatta kamu denetiminin yapılmaması, koruyucu önlemlerin zamanında alınmaması hayvan hastalıklarını artırıyor.

Kurban döneminde hastalıklar neden artıyor?

Hayvan hastalıkları genel olarak kurban bayramı döneminde artıyor. Bunun en önemli nedeni bu dönemde ithalatın artması, hayvan hareketlerinin yoğunlaşması ve denetimlerin gevşetilmesi. Bu nedenle geriye dönük bakıldığında son 10 yılda hemen her kurban bayramı döneminde hayvan hastalıkları daha yoğun olarak görülüyor.

Şap hastalığından ari bölge konumundaki Trakya Bölgesi’nde bile bu hastalık görülmeye başlandı. Avrupa Birliği, şap hastalığından etkilenmemek için Türkiye’ye maddi kaynak sağlayarak kendi sınırlarındaki Trakya Bölgesi’ni şap hastalığından ari bölge konumuna getirdi. Bunu Türkiye’yi çok sevdiği için yapmadı. Türkiye’den Avrupa’ya hastalığın bulaşmaması, taşınmaması için yaptı. Türkiye bundan ders alması gerekirken, bu bölgeyi bile koruyamadı.

Bakan değişince politika değişiyor

Tarımla ilgili genel politikalarda olduğu gibi hayvan sağlığı ile ilgili uygulamalarda da hükümet değişmese bile bakan değiştikçe politika değişiyor. Eski Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, göreve geldikten sonra şu gelişmeler yaşandı.  Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği‘nin önerisi ile bazı bölgelerin ari bölge haline getirileceği duyuruldu. Özellikle, Trakya’dan sonra Marmara, Ege ve tüm Anadolu’nun hastalıktan ari bölge haline getirileceğini açıkladı. Ancak bu konuda somut adım atılamadan bakan görevden alındı.

Faruk Çelik’ten görevi devralan Ahmet Eşref Fakıbaba, tıp doktoru olması nedeniyle hayvan sağlığı konusunda daha duyarlı olacağı beklentisi vardı. Nitekim yaptığı ilk açıklamalarda doktor olarak hayvan sağlığının önemine dikkat çekti. O’nun döneminde 2018 “Buzağı Yılı” ilan edildi. Buzağı ölümlerinin önlenmesi için çalışmalar yapılacağı açıklandı. Türkiye’de yılda 700 bin buzağının öldüğü biliniyor. Bu proje ile 500 bin buzağının ölümden kurtarılması ile hayvan ithalatına bile gerek kalmayacağı ifade edildi.

Proje özünde çok doğru. Fakat, masa başı geliştirilen ve üreticinin ahırına ulaşmayan bu projede başarı şansı olmadı. Buzağılar ölmesin demekle buzağı ölümleri önlenemiyor. Veteriner hekimlerin çiftçinin ahırına giderek koruyucu önlemler alması, aşılama yapması, çiftçiyi bilgilendirmesi gerekiyor. Bunun da bir bedeli var. Bu bedelin en az bir bölümünün devlet tarafından karşılanması gerekiyor.

Ahmet Eşref Fakıbaba, yeni kabinede görev almadı. Şimdi bu proje de rafa kalkacak. Masa başı hazırlanan projeler çiftçiye ulaşamadığı için buzağı ölümleri önlenemiyor. Hayvan hastalıkları yayılıyor. Buzağılarını ölüme terk eden Türkiye, hastalıklarla etkin mücadele yapılmaması nedeniyle ülke ekonomisi büyük zarar görüyor.

Seferberlik ilan edilmeli

Uzmanlar, hayvan hastalıkları konusunda ülke genelinde seferberlik ilan edilmesi gerektiğini belirterek alınması gereken önlemleri şöyle anlatıyor. “Hayvan sağlığı ve hastalıklarla mücadele için somut projeler uygulanmalı. Ülke genelinde 100 baş ve altı işletmelerden başlanarak sağlık taraması yapılmalı. Veteriner hekimlerden oluşturulacak ekipler ülke genelinde çiftçinin ahırını ziyaret ederek koruyucu aşıları yapması, üreticiyi bilinçlendirmesi gerekiyor. Nasıl ki insanlar için aile hekimleri düzenli olarak tarama yapıyorsa, hayvanlar için de veterinerler tarafından düzenli sağlık taraması yapılmalı. Bu işler masa başı önlemlerle olmaz. İnsanlar sağlık ocağına giderek aşılarını gerekli sağlık taramalarını yapıyor. İnekler,danalar tarım ilçe veya il müdürlüğüne gelemeyeceğine göre veteriner hekimin ahıra gitmesi gerekiyor. Yapılacak bu sağlık taramaları ve gebe inekler takip edilerek sağlıklı doğum yapmaları sağlanmalı. Dolayısıyla, buzağı ölümleri gerçekten önlenirse ithalata gerek kalmaz.”



Bakanlığın şarbon itirafı

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2016 yıl sonu değerlendirme toplantısına sunulan “Şarbon Hastalığı” sunumu önem arz ediyor. Bu sunum ile yukarıda özetlemeye çalıştığımız hayvan sağlığı ile ilgili sorunlar itiraf niteliğinde dile getiriliyor.

Bakanlık, yaşanan sorunları 5 maddede özetlemiş:

1- Hastalık mihrakları zamanında sisteme kaydedilmiyor.
2- Aşılanması gereken hayvan sayıları tam olarak belirlenmiyor.
3- Hastalık filyasyonu tam olarak tespit edilmediğinden geri izlenim sağlanamıyor.
4- Kordon, karantina tedbirleri yeterince uygulanmıyor.
5- Mihraklarda 5 yıl aralıksız yapılması gereken aşılama programı gerçekleştirilemiyor.

Özetle, bugün şarbon konusunda yaşananlar hemen her hastalık için geçerlidir. Hayvan sağlığı önemsenmediği için hastalıklarla mücadele konusunda başarıya ulaşılamıyor. Bunun suçunu elbette veteriner hekimlere yüklemek haksızlık olur. Hayvan hastalıkları konusunda bir politikanız yoksa, çıkarılan yasalar uygulanmıyorsa, ithalatta kurallar hiçe sayılıyorsa veteriner hekim ne yapsın?

Hayvan Hastalıklarını Arttıran 3 Neden

Kaynak: Ali Ekber YILDIRIM

Hayvan Hastalıkları

Buzağılarda ishal ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır

Buzağılarda ishal ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır

Buzağılarda ishal genç hayvanların en önemli hastalığı olup ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır. Amerikan besi ve süt sığırı yetiştiricilerine yılda 50-120 milyon dolar kayba mal olmaktadır. Sürülerde ise buzağı kayıplarının %10’unu oluşturmaktadır. Eğer sürünüzde ishal varsa ve kontrol edilmezse, bu durum üretim kayıplarına neden olabilir. Buna rağmen, doğru bir sürü idaresi ve sağaltım ile kontrol edilebilen bir hastalıktır.



Buzağılarda ishal oluşumunu etkileyen faktörler

  • çevre,
  • enfeksiyöz etkenler,
  • stres,
  • hatalı besleme.

Buzağı ishalleri viruslar, bakteriler ve protozoonlar dahil çeşitli enfeksiyöz etkenler tarafından meydana gelir. Rotavirus enfeksiyonları genellikle 8 haftalıktan küçük buzağılarda ishal oluşturur. Coronavirus 5-21 günlük buzağılarda şiddetli seyreden ve uzun süreli ishalleri oluşturur.

Buzağılarda ishal etkisini, sindirimi ve besin maddelerinin emilimini azaltarak gösterir. 1 haftaya kadar olan buzağılarda ise E. coli ciddi hastalıklara neden olan bir bakteridir.

İnce barsağa fazla miktarda sıvı sekresyonuna (salgılanmasına) sebep olarak; hızlı bir şekilde dehidrasyon (sıvı kaybı) şekillendirir.

Hatta hasta buzağılar daha ishal görülmeden bile ölebilirler. Aynı belirti, başka bir bakteri, Clostiridium perfringes tip C için de geçerlidir.

Üçüncü bir bakteri, Salmonella genellikle 10 günlükten büyük buzağılarda kanlı ishal şekillendirmektedir.

Yangı ve erozyonlarla, besin maddelerinin emilimini azaltarak sıvı kaybına ve hatta kan hastalıklarına neden olur. Buzağılar genellikle ölür.

Cryptosporidium ve coccidia ishale sebep olan protozoonlardır. Cryptosporidium 1-3 hafta arasındaki buzağılarda; hafif veya şiddetli seyreden ve 6-10 gün içinde geçen ishallere sebep olur. Coccidia birkaç haftalık ile birkaç aylığa kadar olan buzağılarda; kanlı veya muköz (sümüğümsü) ishal meydana getirir. Ölümler de sıvı ve elektrolit kayıplarından dolayı şekillenir.



Klinik olarak hayvanlar hastalığın ilk evrelerinde iştahlarını korurlar ve normaldirler fakat tek belirti dışkı hacminin ve sıvı miktarının artışıdır. Dışkıdaki bu değişiklik kondisyondaki gerilemeyle ters orantılıdır ve giderek daha sulu bir kıvam alır. Bu durum, kuyruk ve arka bacak arkasındaki ıslaklıkla belli olur. Buzağılarda ishaller ilerledikçe dehidrasyon şekillenir. Bu durumun belirtileri – deri, kıllar, ağız, burun ve göz kuru bir görünüme sahip olur, deri yukarı çekildiğinde eski durumunu yavaş alır, hayvan durgundur ve başını aşağıda tutar ve hatta bazen ayakta bile duramaz- gözlenir.

Sürü idaresi

Hiç kuşkusuz buzağı ishallerinin kontrol programında en önemli yeri kaplar. Yeni doğan bir hayvanın içinde bulunduğu çevrenin hijyeni, ısısı, nemi ve padokstaki hayvan sayısı, hayvanın bağışıklık sistemini etkileyen faktörlerdir.

Buzağılama ve buzağı yetiştirilmesi için temiz bir çevre hastalanan hayvanların sayısını ve hastalığın şiddetini azaltmak için gereklidir. Ayrıca ineğin doğumdan önceki beslenmesi de buzağıda hastalığın çıkmasını engellemede rol oynar.

İneklerin ve düvelerin, gebeliklerinin son 3 ayında yeterli enerji ve protein almaları gerekir ve bu sürede günlük canlı ağırlık artışları yaklaşık 500gr olmalıdır.

Beslemenin etkisi iki şekilde kendini gösterir;

1) Buzağının immun (bağışıklık) sisteminin gelişimi

2) Yeterli kolostrum (ağızsütü) oluşumu.

Bundan dolayı da, buzağı doğumu takiben ilk 12 saat içinde doğum ağırlığın asgari %10’u kadar kolostrum (ağızsütü) alırsa; ishal ve diğer hastalıkların insidensinin azaltılmasında önemli bir adım atılmış olur.

İnekleri doğumdan yaklaşık 1 ay önce E. coli (K88, K99 antijeleri), rota ve coronavirus için aşılamak, eğer yavru yeterli kolostrumu (ağızsütü) alacaksa yardımcı olabilir.



Sütçü sığırlarda, buzağı sütten kesilene kadar buzağıların ayrı tutulmalarıyla ve ortak kullanılan maddelerin dezenfekte edilmesine dikkat edilmelidir.

Ayrıca sürünün bağışıklık sisteminin korunması için özellikle bakır ve selenyum yönünden yemlerin kuvvetlendirilmesi gerekmektedir.
Sağaltım, etkenlerin farkı gözetilmeksizin büyük ölçüde aynıdır. Öncelikle hasta hayvanlar sağlamlardan ayrılmalıdır. Sağaltımın ana amacı kaybedilen vücut sıvılarını ve elektrolitleri yerine koymaktır.

Buzağılara eğer gelişimleri iyiyse, her gün 2 lt elektrolit solüsyonuyla birlikte normal miktarda süt verilmelidir. Gelişimi kötü olan buzağılara ise normal miktarda sütü istedikçe içmesine izin verilmelidir. Ayrıca buzağılara günde iki defa 2 lt elektrolit solüsyonu verilmelidir.

Fakat sütün ve elektrolit solüsyonlarının verilişinde en az 2 saat ara olmasına dikkat edilmelidir çünkü süt ve elektrolit karışmamalıdır. Bu buzağılara antibiyotik desteği de gereklidir fakat bunun seçimi Veteriner Hekiminize aittir.

Eğer buzağılarınız çok hastaysa en kısa zamanda Veteriner Hekiminize başvurmalısınız.



Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Koyunlarda Çiçek Hastalığı (Koyun Çiçeği)

Koyunlarda Çiçek Hastalığı (Koyun Çiçeği)

Koyunlarda Çiçek Hastalığı (Koyun Çiçeği)

Koyunlarda çiçek hastalığı sık görülen viral hastalıklardan birisidir. Yani koyun çiçeği hayvanda; yüksek ateş ve çiçek lezyonları ile seyreden bir hastalıktır. Özellikle derinin kılsız olan bölgelerinde çiçek lezyonları ile karşılaşılmaktadır.



Hastalık; hasta hayvanlardan ortama saçılan etkenler ile bulaşmaktadır. Bu yüzden; çiçek lezyonlarından düşen parçalar ile virüs çevreye yayılır. Yem, su vb. unsurlar ile virüsü alan hayvana hastalık bulaşır. Yine yakın temas ve hastalık ile bulaşık malzemelerde hastalığın yayılmasında önemli unsurlardır.

Koyunlarda Çiçek Hastalığı Belirtileri

Hastalığın belirtilerinden de kısaca bahsedelim. Hastalığın belirtileri arasında;

  • yüksek ateş,
  • burun akıntısı,
  • taşipne yani solunumun hızlanması,
  • titreme,
  • göz kapaklarında şişkinlik sayılabilir.

Tabi ki baş, kuyruk, kuyruk altı, kol ve bacak içi, meme gibi bölgelerdeki deri lezyonları en önemli belirtidir. Başlangıçta kırmızı yuvarlak şekilde olan bu lezyonlar, daha sonra kabarır ve şişer.

Daha sonra ise sararıp kabuklaşır. Bu kabuklarda ortalama 5-7 gün içinde düşer. Yerlerinde iyileşme dokuları kalır.

Hastalık gebe koyunlarda aborta neden olur. Özellikle kuzularda hastalık daha şiddetli seyretmektedir.

Hasta hayvanların bakımına göre ölüm oranları %5 ile %50 arasında değişmektedir.

Hastalık için kesin bir tedavi söz konusu değildir. Dolayısıyla, hasta hayvanlar belirlendiğinde mutlaka diğerlerinden ayrı yerlere alınmalı ve veteriner hekime başvurulmalıdır.

Koyun Çiçeği

Koyunlarda çiçek hastalığı ihbarı mecburi bir hastalıktır. Bir başka deyişle hastalık görüldüğünde; tarım il ve ilçe müdürlüklerine ihbar edilmelidir.



Hastalığı önlemek için aşı önerilmektedir. Koç katımından önce çiçek aşısı sürüye uygulanmalıdır. Gebe hayvanlara aşı uygulanmamalıdır. Aynı zamanda hastalığın görüldüğü sürüye aşı yapılmaz. Aşı yapıldıktan 21 gün sonra bağışıklık başlar ve yaklaşık 8 ay bu bağışıklık devam eder.

Çiçek koyunlarda sık görülen viral hastalıklardan birisidir. Koyun çiçeği hayvanda; yüksek ateş ve çiçek lezyonları ile seyreden bir hastalıktır. Özellikle derinin kılsız olan bölgelerinde çiçek lezyonları ile karşılaşılmaktadır.

Hastalık; hasta hayvanlardan ortama saçılan etkenler ile bulaşmaktadır. Çiçek lezyonlarından düşen parçalar ve öksürük ile ortama dağılan virüs çevreye yayılır. Özellikle yem, su vb. unsurlar ile virüsü alan hayvana hastalık bulaşır. Başka bir deyişle yakın temas ve hastalık ile bulaşık malzemelerde hastalığın yayılmasında önemli unsurlardır.


Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

Sağmal ineklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri bakım ve besleme ile doğrudan alakalıdır. Ülkemizde süt sığırcılığı yapan yetiştiricilerin bir çoğu; doğuma hazırlanan ve doğum yapan ineklerinin davranışı ve beslenmesi konusunda yeterli bilgiye sahip değillerdir. Bu bağlamda, laktasyonun son dönemi ve kuru dönemde yapılan hatalı uygulamalar ve beslemeden kaynaklanan olumsuz etkilerin; buzağılama sonrası ortaya çıkması ile yetiştiriciler maddi ve manevi sıkıntıya girmektedirler.

Diğer yandan, çok sayıda ineğin yetersiz veya aşırı vücut kondisyonu nedeniyle doğum sonrası metabolik hastalıklar yakalanarak kesime gittiğini görmek mümkündür. Bu problemin, tedavi, ilaç ve üretimden kaybedilen süt olarak ülke ekonomisine vermiş olduğu zararın boyutu da madalyonun öteki yüzüdür.



Bu açıdan, yetiştiricilerimizin laktasyonun son 100 günlük döneminde ve doğumdan önceki üç haftalık dönemde yapacakları bakım ve besleme büyük önem taşımaktadır. Bu dönemlerden özellikle doğumdan önceki üç haftalık süre içerisinde uygulanacak dengeli ve yeterli besleme, doğum sonrası süt veriminin arttırılmasına ek olarak, ineğin ketozis, süt humması, rumen kayması gibi hastalıklardan korunmasına ve etkin bir üreme performansı sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Amerika’da yapılan bir çalışmada, doğum sonrası çıkabilecek problemlerin, o laktasyonda 800-1000 kg süt kaybına yol açtığını ifade etmektedir.


İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İnek, doğumdan önceki iki haftalık süreç içerisinde üreme sistemini doğuma, meme bezini ise, süt üretimine hazırlayan bir dizi fizyolojik değişime maruz kalmaktadır. Buzağılama sonrası yem tüketime karşı isteksizlik olarak ifade edilebilecek ineklerde doğum sonrası iştahsızlık meydana gelmesi, buna bağlı olarak ineğin vücut ağırlığında bir azalmanın meydana gelmesi sık karşılaşılan bir durumdur.

Bu durum, yukarıda da bahsedildiği gibi geçiş döneminde ortaya çıkan fizyolojik değişimin doğal bir sonucudur. Ancak, yem alımı ve bununla bağlantılı olarak vücut ağırlığındaki düşüşün şiddetli ve uzun süreli olması yetiştiricinin uygulamalar açısından problemler yaşamasına yol açmaktadır.

Damızlık Sığır Yetiştirici Birliklerinin büyük bir kısmının çalışmakta oldukları Holstein (Siyah Alaca) ırkı, diğer ırklar arasında verim bakımından ilk sırada yer almaktadır.

Türkiye’de yapılan genetik çalışmalar sayesinde, her yıl 80 ile 100 kg civarında bir genetik ilerleme sağlanmaktadır. Süt veriminde sağlanan bu ilerlemeye karşın, hayvanın kuru madde tüketiminde, paralel bir iyileşme sağlanamamaktadır.


Diğer bir değişle, laktasyonun ilk 60 gününde ineklerde doğum sonrası iştahsızlık konusunda göstermiş olduğu performans, süt verimindeki artış karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu tablo, buzağılama sonrası ineğin net enerji dengesi üzerinde negatif bir eğilimin oluşmasına neden olmaktadır.

Enerji Açığı

Diğer bir deyişle, süt verimini sürdürebilmek için, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık ile kaynaklanan enerji açığını, kuru dönemde depolamış olduğu vücut yağ rezervlerinden sağlamaktadır. Buzağılama dönemine 3 veya 3,5 vücut kondisyon puanı ile giren ineklerde negatif enerji dengesinden kaynaklanan ağırlık kaybı sonucu vücut kondisyon puanı 2,5 puan’a kadar bir gerilemektedir.

Bu beklenen bir gelişmedir. Ancak, vücut kondisyon puanı 3’ün altında olan ineklerde, bu dönemde canlı ağırlıkta gerçekleşecek düşüş, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak metabolik hastalıkların oluşumuna ve döl verim performansının gerilemesine yol açmakta, süt verimi konusunda hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan ineklerde de aynı olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Yapılan bir diğer araştırmada ise, yem tüketiminin doğuma üç hafta kala, kuru dönemin daha önceki dönemlerine oranla %30 düştüğü tespit edilmiştir. Bu normal olarak kabul edilir. Ancak metabolik olarak sağlık problemi yaşayan bir ineğin yem tüketimi kuru dönemin daha önceki dönemlerine göre %50, doğum sonrası ise, %70 düşüş göstermektedir.

Diğer taraftan genç hayvanlara oranla yaşlı ineklerde doğum sonrası iştahsızlık daha yoğun gerçekleşmektedir. Genç inekler büyüme için ilave bir enerjiye ihtiyaç duymaları nedeniyle, aşırı iştahsızlık problemini yaşamaları beklenmemektedir.



Bu açıdan yetiştiricilerin doğumdan üç hafta öncesi ve sonrası olmak üzere, altı haftalık dönemde ineğin maksimum kuru madde tüketimini temin edecek şekilde besleme uygulamasına gitmeleri gerekmektedir.

Keton Cisimcikleri

Söz konusu altı haftalık dönemde, ineğin kanında yağ asitleri, keton cisimciklerinin (aseton, beta-hydroxy butyrate) miktarındaki artış, progesteron, insülin ve estrojen hormonlarının miktarlarındaki değişimler, doğumdan önceki bir hafta içerisinde ineğin kendini doğuma şartlaması ve ineğin doğum için ayrı bir bölmeye alınmasından kaynaklanan stres, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık içerisinde başlıca nedenleri olarak bilinmektedir.

Doğumdan üç hafta önce ve üç hafta sonraki dönemde hayvanın yaşama payı enerji ihtiyacına ek olarak rahimdeki buzağı ve süt verimi için gereksinim duyduğu enerji ihtiyacı karşısında, hayvanın yem tüketiminin sınırlı olması nedeniyle, enerji açığı ortaya çıkmaktadır.

Bu durumda inek enerji açığını kendi vücut yağ rezervlerini parçalayarak kullanmak zorunda kalmaktadır.

Yağ dokularının parçalanması sonucunda, yağ asitleri konsantrasyonu kan içeriğinde artış göstermektedir. Bu yağ asitleri karaciğerde kas ve meme dokusunda kullanılmak üzere enerjiye dönüştürülmektedir.

Karaciğer bu işlem için glukoza (şeker) ihtiyaç duyar. Glukozun üretilebilmesi için, ineğin işkembesinde nişastanın sindirilmesi sonucu sentezlenen propiyonata gerek duyulmaktadır.



Propiyonat aynı zamanda sütün önemli bir bileşiği olan laktozun yapımında da önemli rol oynamaktadır.

Ketosiz Oluşumu

Kandaki propiyonat miktarının yetersiz olması halinde, karaciğerde yağ asitleri oluşacak glukoz yetersizliği nedeniyle enerjiye dönüştürülememektedir. Bu durumda keton cisimcikleri oluşmakta ve kana karışmaktadır.

Bu hayvanda metabolik bir hastalık olan ketozis’in şekillenmesine neden olmaktadır. Ketozis’in şekillenmesi ile birlikte ineğin yem tüketiminde yarı yarıya bir azalma ve günlük hareketlerinde bariz bir yavaşlamanın olduğu dikkat çekmektedir.

Karaciğerde yağ asitlerinin miktarında artıştan kaynaklanan yağlanma ayrıca, buzağılama güçlüğünü ve doğum sonrası meme dokusunda aşırı ödem oluşumunu beraberinde getirmektedir.



Özellikle vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan yağlı ineklerde ve yaşlı ineklerde bu probleme sıkça rastlanmaktadır.

Yetiştirici bu problemleri yaşamamak için ne yapmalıdır?

  • Tedbir alınmaya öncelikli olarak laktasyonun son 100 günlük kısmında başlanmalıdır. En iyi gösterge hayvanın vücut kondisyonuna bakmaktır. Yetiştirici, son 100 günlük dönemde ineğin uygun vücut kondisyonuna sahip olup olmadığına karar vermelidir. Hayvan çok yağlı ise, yedirilen rasyonda enerji içeriği düşürülmeli, çok zayıf ise, yedirilen rasyonun enerji içeriği arttırılmalıdır. Bunu uygulayabilmek için ekstrem durumdaki (yağlı ve zayıf) ineklere ayrı bir rasyon uygulamasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sayede, ineğin 3 – 3,5 puanlık vücut kondisyonu ile kuruya çıkması ve doğumun gerçekleşmesi sağlanmalıdır.
  • Doğumdan 21 gün önce ve 21 gün sonra verilecek rasyon içeriğinde, rumende yeterli miktarda propiyonat sentezlenebilmesi için nişasta kaynağı dane yemlerin kullanılması büyük önem taşımaktadır.
  • Bu dönemde ineklerde yem seçicilik özelliği üst seviyede olması nedeniyle, ineklere verilecek rasyonların taze ve kötü koku içermemesi gerekmektedir. Bu nedenle, küflü silaj, beklemiş kesif yem gibi kötü koku verecek yemleri kullanmamaya özen gösterilmelidir. Bu konuya özellikle sıcak yaz aylarında çok daha dikkat edilmelidir.



  • Her yemleme sonrası yemliklerin temizlenmesi gerekmektedir. Çünkü yemliklerde kalacak yem artıkları zamanla bozularak kötü koku verecektir.
  • İnek, bu dönemde istediği zaman ve miktarda temiz su tüketme imkanına sahip olmalıdır.

  • Geçiş dönemindeki ineklere ayrı bir rasyon gerekmektedir.
  • Bu dönemdeki ineklere verilecek rasyonun enerji içeriğinin yüksek tutulması kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu dönemde verilecek rasyonun 1 kg kuru maddesi 6,5 – 6,7 Mega joul enerji, %12-14 ham protein içermelidir. Rasyonun %25-45’ini nişasta kaynağı hububat dane yemleri oluşturmalıdır. Rasyon içeriğindeki kaba yem oranının asgari %30 olması ve bu kaba yemin %75’inin kaliteli kuru ottan oluşmasına dikkat edilmelidir. İnek başına verilecek kaliteli kuru otun günlük asgari 2 kg olması gerekir. Bu sayede ineğin yeterli geviş getirmesi de sağlanmış olacaktır.



  • İneklerin enerji içeriği zengin rasyonlara uyum sağlaması amacıyla doğuma 21 gün kala alıştırma uygulamasına ihtiyaç vardır. Bu amaçla, enerji içeriği zengin yemden başlangıçta inek başına 1 kg verilmeli, 2-3 günde bir yarım kg veya haftada 1 kg arttırarak, buzağılama öncesi inek başına asgari 3 kg üzerinde tüketilebilmesi sağlanmalıdır.
  • Doğuma üç hafta kala kurudaki ineklerin ayrı bir grup veya bölmeye alınarak, bakım ve beslemesine özen gösterilmelidir.
  • Kurudaki ineklerin gerekirse müdahale ederek gezinmeleri suretiyle egzersiz yapmaları sağlanmalıdır. Bu egzersizler, ineğin kanında artış gösteren yağ asitlerinin kaslarda enerji olarak kullanılmalarını temin ederek, karaciğerdeki yağ asitleri ve propiyonat miktarları arasındaki dengeyi kuracaktır. Bu durum karaciğeri rahatlatacaktır. Ayrıca bu egzersizlerin özellikle yağlanmış ineklerde rumen dönmesi olarak bilinen abomasum deplasmanının oluşumunu engellemektedir.
  • İneklerin kuruya ayrılması ve tekrar sağmal gruba dahil edilmeleri sırasında grup değişimlerinin bir düzen ve uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Bu açıdan serbest sistemde sağmal dönemini geçiren ineklerin tek başına ayrı bir bölmede tecrit edilmemesine veya sabit sistemle bağlanmamasına dikkat edilmelidir.
  • Ayrıca, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık için diğer faktörlere (ayak ve tırnak problemleri, süt humması ve üreme sistem hastalıkları vs.) karşı önlemler alınmalıdır.

Kaynak : Denizli DSYB



Devamını Oku

Trendler