Connect with us

Tarım ve Hayvancılık

Hayvancılıkta yem fiyatları ve yaşanan kriz

Hayvancılıkta yem fiyatları ve yaşanan kriz

Hayvancılıkta yem fiyatları ve yaşanan kriz üretimi zora sokmakta. Yem fiyatları temmuzdan bugüne yüzde 40’a varan oranlarda zamlandı. Yem üreticileri ve hayvancılıkla uğraşanlar durumdan şikayet ederken, özellikle yemciler yem ham maddesi bulmakta zorlandıklarını söyledi.

Hayvancılıkta Yem Fiyatları ve Yaşanan Kriz

Son günlerde temizlik ürünlerinden gıdaya kadar her alanda gelen zamlar gündemin en önemli konuları arasında. Yükselen kurlar, tarladaki verimsizlik, artan maliyetler, fırsatçılık, stokçuluk gibi sebeplerle fiyatların arttığı konuşulsa da. Gelen zamlar hem tüketiciyi hem de üreticiyi etkiliyor.



Hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren üreticiler de artan yem fiyatları nedeniyle zor günler geçiriyor. Yemin ana hammaddeleri arasında yer alan mısıra temmuzdan eylüle yüzde 25. Arpaya yüzde 33, soya küspesine yüzde 43, yemlik buğdaya da yüzde 28 zam geldi.

Hürriyet’te yer alan habere göre, Bandırma’da yumurta tavukçuluğu yapan bir firmanın yöneticisi yükselen fiyatlar sonrasında yem almakta zorlandıklarını söyledi. Adana ve Konya’da hasat zamanı olmasına rağmen fiyatların bu denli yükselmesine anlam veremediklerini ifade eden yönetici. “Arpa, buğday, soya küspesi, ay çiçek küspesi gibi birçok yemin fiyatları yükseldi. Yakında yem alamayacağız. Bu da üretimi durdurma anlamına geliyor. Bir an önce bu yükselişlerin durması gerekiyor. Yumurta fiyatları tüketici tarafında zaten artmış durumda. Böyle devam ederse maliyetlerimiz arttığı için biz de fiyatları daha da yükseltmek durumunda kalacağız” dedi.

YEM HAMMADDESİ BULAMIYORUZ

Yem fiyatlarında yaşanan yükselişin yükselen döviz kurları ile ilgili olduğunun altını çizen Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı Ülkü Karakuş. “Bu sene döviz tahminleri tutmadı. Toprak Mahsulleri Ofisi bu sene fiyat belirlerken, dolar kuru tahminini yıl sonu için 4.7-5 TL bandında hesaplıyordu. Bu aşıldı. Böyle olunca da ilk defa hububat fiyatları yurtdışındaki fiyatların altında kaldı. 35 yıldır bu sektördeyim ilk kez böyle bir durum yaşandı. Yurtiçindeki fiyatlar da hemen yurtdışındaki ürünlerin fiyatlarına doğru çekildi.

Arpa, buğday üreticiden mayıs, haziran ve temmuz aylarında borsalar ve aracılar tarafından toplandı. Söz konusu ürünlerin fiyatları piyasada yukarı tırmandırıldı. Mısırın şu anda hasat dönemi ton 850-900 liraya satılır diye hesaplanıyordu. Yine dolar kurundaki yükseliş sebebiyle fiyatlar yurtdışı ile eşitlendi. Üretici de, aracı da fiyat artacak diye ürün bile satmak istemiyor. Şu anda mısırın tonu 1200-1250 TL civarında. Yem sanayicisi, yem yapmak için hammadde bulamıyor. Mal satmayı bıraktılar” diye konuştu.



ÇİFTÇİ KAZANMIYOR

Yem üreticilerinin dünya piyasalarındaki mısır fiyatları ile yerli üreticiyi geçmişte terbiye ettiğini belirten. Adana Seyhan Ziraat Odaları Birliği Başkanı Süleyman Girmen şunları söyledi. “Üreticide biraz da olsa fiyat yükselince yem üreticileri hemen ithalat sopasını çeker, yurt dışında daha uygun fiyata ham madde getirirdi. Şu anda bunu yapamıyorlar. 1200 TL’lik mısır fiyatı dendiğinde bu çiftçinin cebine giriyor diye anlaşılmamalı. Çiftçi en fazla ton başına 1000 TL alıyor. Geri kalan nakliye ve aracılara gidiyor. Fiyatlar konusunda yemciler kısmen de olsa haklı. Onlar da yüksek fiyata alınca yüksek fiyattan satmak istiyorlar. Bu işten en çok hayvancılık sektörü etkilenir. Zaten bıçak sırtı gidiyordu. En önemli girdi maliyetlerini de yem oluşturuyor. Yaşanan süreçte ne yemci, ne üretici ne de hayvancı memnun. Bir an önce siyasi otorite kontrolünde tüm paydaşlar bir araya gelmeli en az zararla bu işten çıkışın formülü aranmalıdır”

Hayvancılıkta yem fiyatları ve yaşanan kriz

Hayvancılıkta yem fiyatları ve yaşanan kriz



TMO DEVREYE GİRMELİ

Ülkü Karakuş, yükselen fiyatları engellemek için TMO’nun devreye girmesi gerektiğini dile getirdi. Ülkü Karakuş, “TMO’nun elinde sıfır gümrükle hammadde ithal etme yetkisi var. Karar da alındı aslında. Şu anda TMO’ya onay verilmesi bekleniyor” ifadelerini kullandı. Yem üreticilerinin çiftçinin mal vermediği iddiasına da cevap veren Süleyman Girmen ise, “Mısır hasadı bitti. Burada ürünü stoklayabilecek çiftçinin oranı yüzde 10’u geçmez. Gerisi depocuların, büyük oyuncuların elinde. Yurtiçi fiyatlarının yurtdışı fiyatlarını yakalamasını bekliyorlar”dedi.

Kaynak: Yeniçağ

Büyükbaş Hayvancılık

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi büyük öneme sahip. Ruminant hayvanlarda vitamin ve mineral desteği büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok yaşamsal fonksiyona katkı sağlıyor.



Tüm canlılar gibi hayvanlar da normal yaşam fonksiyonlarını sürdürebilmek için vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaktadır. Geviş getiren hayvan olarak bilinen ruminant hayvanlar için de vitaminler; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyri için büyük önem taşıyor.

Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor. Hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin de üreme, tırnak kalitesi, bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi; steroit hormon sentezi, doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli olduğu bilinmektedir.

İnsanlar gibi hayvanlar için de gerekli olan vitamin ve mineraller büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok noktada yaşam fonksiyonlarının işlevi için önem taşıyor. Hayvan vücudunda sentezlenemeyen ve organizmada meydana gelen tüm metabolik faaliyetler içinde; kendine has spesifik görevleri olan vitaminlerin bazı çeşitleri stresle baş etmede de etkin rol oynuyor.



Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliği: Makro ve mikro mineraller

Vitaminler kadar öneme sahip, makro ve mikro olarak ikiye ayrılan minerallerin ise son derece dengeli bir şekilde; hayvanlara verilmesi gerekiyor. Bir başka deyişle, vitaminler ruminant hayvanlarda metabolizmayı destekliyor. Ruminant hayvanlar için de vitamin ve mineral desteğinin hayati önem taşımaktadır.

"<yoastmark

Sığırlarda vitamin ve mineral dengesi; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyrinde kritik rol oynuyor. Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor.

Bazı vitaminler stresle baş etmede de etkili oluyor. Ruminant hayvanlarda B grubu vitaminler rumendeki mikroorganizmalar tarafından sentezlense de bu mikroorganizmaların da vitamine ihtiyaç duyduğu göz ardı edilmemelidir.

Herhangi bir kalorisi olmayan vitaminler bu nedenle bir enerji kaynağı da değil. Ancak bu vitaminler, yemlerle alınan besin maddelerinin metabolize edilmesine yardımcı olarak, metabolizmanın sorunsuz bir şekilde çalışmasına destek oluyor. İlave olarak vitaminler, diğer besin maddelerinin sindirilmesini, emilmesini ve metabolize edilmesini de mümkün kılıyor.



Büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumunda vitamin gereksinimi artmaktadır. Vitaminler yağda ve suda eriyenler olarak sınıflandırılmaktadırlar. Yani, yağda eriyen vitaminler hiçbir şekilde dışarı atılmadan vücutta depolanmaktadırlar. Yağda eriyen A, D, E ve K vitaminleri yağlarla beraber safra tuzları ile oluşturdukları miseller halinde emiliyor.

Gen düzenlenmesi, bağışıklık sistemi ve göz sağlığı için gerekli olan A vitamininin eksikliğinde üreme performansında düşme, mastitis ve bağışıklık sisteminde zayıflama oluşuyor.

D vitamini kalsiyum ve fosfor metabolizması için önem taşıyor. Yani, D vitamini eksikliğinde büyümede gerileme; iştah kaybı, kemik ve eklem problemleri ile üreme problemleri görülüyor.

Antioksidan etkisine sahip E vitamininin eksikliğinde de üreme problemleri ve bağışıklık sisteminde zayıflama meydana geliyor.

K vitamini kanın pıhtılaşmasında etkin rol oynamaktadır. Lakin, K vitamini eksikliği halinde kan pıhtılaşmasında gecikme yaşanıyor. Ruminant hayvanlarda büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumlarında ise vitamin gereksinimi artıyor.

Eksik vitamin alımı üremede yavaşlama ve enfeksiyona neden oluyor

Suda eriyen vitaminler olan Tiamin (B1), Riboflavin (B2), Piridoksin (B6), Niasin, Kolin, Folik asit, Biyotin, Pantotenik asit, Siyanokobalamin (B12) ve C vitaminleri yağda eriyenlerin aksine hiçbir zaman vücutta depolanmıyor ve idrarla dışarı atılıyor. Bu nedenle hayvanların bu vitaminleri günlük olarak almaları gerekiyor. Suda eriyen bu vitaminler arasında sadece B12 vitamini vücutta depolanmaktadır.



Biyotin karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması için önemlidir. Lakin, eksikliğinde kıl ve tırnak yapılarında bozulmalar oluşuyor.

Yağ metabolizması ve yağların taşınması için gerekli olan kolinin eksikliğinde ise; büyümede yavaşlama ve üreme performansında gerileme yaşanıyor.

Folik asit, nükleik ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Dolayısıyla, eksikliğinde üreme performansında düşüş meydana geliyor.

Enerji metabolizması için gerekli olan niasinin eksikliğinde; enerji metabolizmasında yavaşlama ve büyümede gerileme görülüyor.

Pantotenik asit, karbonhidrat ve yağ metabolizması için gereklidir. Bu yüzden, eksikliğinde enfeksiyon oluşarak parazitozlara karşı direnç azalıyor.

Riboflavin (B2), enerji metabolizması için önemlidir. Bu yüzden, eksikliğinde görme bozuklukları, büyümede yavaşlama, deri ve tırnak yapısında bozulma meydana geliyor.

Aminoasit metabolizması için önem taşıyan Piridoksin (B6) eksikliğinde kıl yapısında ve protein metabolizmasında bozulmalar görülebiliyor.

Vitamin B12, nükleik asit ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Bununla birlikte, Vitamin B12 eksikliğinde ise sindirim sistemi mukozasında bozulmalar yaşanıyor.

Tiamin (B1), karbonhidrat ve protein metabolizması için ayrıca önem taşıyor.

Vitamin C ise antioksidan etkisi ile birlikte amino asit metabolizması için gerekiyor.

Mineraller bağışıklık sistemi ve birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli



Ruminant hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin üreme, tırnak kalitesi; bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi, steroit hormon sentezi; doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetlerin işlevi için gereklidir.

Makro (Ca, P, Mg, Na, K) ve mikro (Fe, Zn, Mn, Cu, Se, I, Co Cr) olarak ikiye ayrılan minerallerin; aynen vitaminler gibi son derece dengeli bir şekilde hayvanlara verilmesi gerekiyor.

Makro mineraller; kas, organ, kan hücreleri ve yumuşak doku oluşumunda görev alır; bununla birlikte, mikro mineraller ve Cl vücutta ozmotik basıncı ayarlar. Makro mineraller ayrıca yumuşak dokularda elektrolit olarak da bulunurlar. Bağışıklık sistemini destekleyen mineraller birbirlerine karşı da etki gösterir. Örnek olarak, Kalsiyum ve P, kemik ve iskelet oluşumunda birlikte etki gösterirken; Fe Cu ve Co hemoglobin sentezinde birlikte etki gösteren minerallerdir.



Devamını Oku

Tarım ve Hayvancılık

Türk süt ürünleri ihracatında Çin zirvenin yeni sahibi

Türk süt ürünleri ihracatında Çin zirvenin yeni sahibi

Türk süt ürünleri ihracatında Çin zirvenin yeni sahibi

Türk süt ürünleri ihracatında Çin zirvenin yeni sahibi. Çin’e süt ürünleri ihracatında yükseliş sürüyor. Türk süt ürünleri sektörü, 2021 yılının Ocak – Şubat döneminde gerçekleştirdiği 9,3 milyon dolarlık ihracatla; Çin’i en fazla ihracat yaptığı ülkeler listesinde zirveye taşıdı. Sektör, Çin’e ihracat vizesini 2020 yılında almıştı.



Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Girit, 2021 yılının ilk iki ayında yakaladıkları 9,3 milyon dolarlık ihracat başarısının yıl boyunca devam edeceğini öngördüklerini dile getirdi.

Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı iş birliğinde yürütülen çalışmalar neticesinde, Çin’e süt ve süt ürünleri ihracatının önündeki engelin geçen yıl Mayıs ayında kalkmasının ardından, Türk süt ürünleri ihracatçıları pazara hızlı giriş yaptı.

Ege İhracatçı Birlikleri verilerine göre Türkiye’nin, 2020 yılının Mayıs-Aralık döneminde Çin’e süt ürünleri ve mamulleri ihracatı 14,6 milyon dolara ulaştı.

Bu ülkede kalıcı olmak isteyen ihracatçılar tanıtım faaliyetleri ve karşılıklı iş birlikleriyle pazar payını artırdı. Dolayısıyla 2021 yılının Ocak-Şubat döneminde Çin’e yapılan ihracat ise 9,3 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.

Çin’e ihracatta peynir altı suyu 8,3 milyon dolarla ilk sırada yer aldı.

Türk süt ürünleri raflardaki yerini aldı

Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Girit, süt ürünleri sektöründe 54 firmamızın Çin’e ihracat izin aldığını ve ihracatın hızlı bir şekilde başladığını söyledi.



Çin’in dünyanın en büyük tüketicilerden biri olduğuna dikkati çeken Girit, “İlk başlarda süt tozu ile başlamıştık. Sanayi kısmına gönderiyorduk. Peynir altı suyu da ihracatımızda bu ülkeye ilk sırada. Ancak sevindirici olan Türk firmalarının başarılarıyla artık raflarda da yer alıyoruz. Son tüketiciye kadar ulaştırabiliyoruz.” dedi.

Egeli firmaların pazarda çok başarılı olduğunu, bölgedeki bir firmanın Çin’e mozarella peyniri ihraç ettiğini dile getiren Girit, firmaların katma değeri yüksek ürünlerle pazardan daha fazla pay almasını istediklerini söyledi.

Girit, sözlerini şöyle tamamladı:

“Daha önceki beyanatlarımızda Çin pazarında kalıcı olmak istediğimizi söylemiştik. Ayrıca, kalıcı olduğumuz gibi pazardaki payımız da giderek artıyor. Bu arada Çin’in 6 milyar dolarlık süt ürünleri ithalatına bakıldığında küçük bir miktar olsa da bizim için önemli.

Yılın ilk ayında yakaladığımız 9,3 milyon dolarlık ihracat başarısının yıl boyunca devam edeceğini öngörüyoruz. Böylelikle uzun vadede ise bu rakamları katlamak istiyoruz. Çin pazarı sayesinde süt üreticilerimizin nefes alacağına inanıyoruz.”

Süt ürünleri ihracatı 301 milyon dolar olmuştu

Türkiye’nin süt ürünleri ihracatı 2020 yılında 301 milyon dolar olurken; Irak, 61 milyon dolarlık tutarla ihracat yapılan ülkeler arasında zirvede yer almıştı. Türkiye, Suudi Arabistan’a 42 milyon dolarlık, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ise; 22 milyon dolarlık süt ürünleri ihraç etmişti. Sonuçta Çin, 14,5 milyon dolarlık ihracatla listede 7. Sırada yer bulmuştu.

2021 yılının Ocak – Şubat döneminde Türkiye’nin süt ürünleri ihracatı; yüzde 26’lık artışla 32,8 milyon dolardan 41,2 milyon dolara çıktı. Böylelikle Çin, 9,3 milyon dolarlık tutarla zirvenin yeni sahibi olurken, Irak 7,1 milyon dolarlık Türk süt ürünleri tercih etti. Bununla birlikte Birleşik Arap Emirlikleri’ne süt ürünleri ihracatımız ise; 3,4 milyon dolar oldu.



Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Buzağılarda ishal ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır

Buzağılarda ishal ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır

Buzağılarda ishal genç hayvanların en önemli hastalığı olup ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır. Amerikan besi ve süt sığırı yetiştiricilerine yılda 50-120 milyon dolar kayba mal olmaktadır. Sürülerde ise buzağı kayıplarının %10’unu oluşturmaktadır. Eğer sürünüzde ishal varsa ve kontrol edilmezse, bu durum üretim kayıplarına neden olabilir. Buna rağmen, doğru bir sürü idaresi ve sağaltım ile kontrol edilebilen bir hastalıktır.



Buzağılarda ishal oluşumunu etkileyen faktörler

  • çevre,
  • enfeksiyöz etkenler,
  • stres,
  • hatalı besleme.

Buzağı ishalleri viruslar, bakteriler ve protozoonlar dahil çeşitli enfeksiyöz etkenler tarafından meydana gelir. Rotavirus enfeksiyonları genellikle 8 haftalıktan küçük buzağılarda ishal oluşturur. Coronavirus 5-21 günlük buzağılarda şiddetli seyreden ve uzun süreli ishalleri oluşturur.

Buzağılarda ishal etkisini, sindirimi ve besin maddelerinin emilimini azaltarak gösterir. 1 haftaya kadar olan buzağılarda ise E. coli ciddi hastalıklara neden olan bir bakteridir.

İnce barsağa fazla miktarda sıvı sekresyonuna (salgılanmasına) sebep olarak; hızlı bir şekilde dehidrasyon (sıvı kaybı) şekillendirir.

Hatta hasta buzağılar daha ishal görülmeden bile ölebilirler. Aynı belirti, başka bir bakteri, Clostiridium perfringes tip C için de geçerlidir.

Üçüncü bir bakteri, Salmonella genellikle 10 günlükten büyük buzağılarda kanlı ishal şekillendirmektedir.

Yangı ve erozyonlarla, besin maddelerinin emilimini azaltarak sıvı kaybına ve hatta kan hastalıklarına neden olur. Buzağılar genellikle ölür.

Cryptosporidium ve coccidia ishale sebep olan protozoonlardır. Cryptosporidium 1-3 hafta arasındaki buzağılarda; hafif veya şiddetli seyreden ve 6-10 gün içinde geçen ishallere sebep olur. Coccidia birkaç haftalık ile birkaç aylığa kadar olan buzağılarda; kanlı veya muköz (sümüğümsü) ishal meydana getirir. Ölümler de sıvı ve elektrolit kayıplarından dolayı şekillenir.



Klinik olarak hayvanlar hastalığın ilk evrelerinde iştahlarını korurlar ve normaldirler fakat tek belirti dışkı hacminin ve sıvı miktarının artışıdır. Dışkıdaki bu değişiklik kondisyondaki gerilemeyle ters orantılıdır ve giderek daha sulu bir kıvam alır. Bu durum, kuyruk ve arka bacak arkasındaki ıslaklıkla belli olur. Buzağılarda ishaller ilerledikçe dehidrasyon şekillenir. Bu durumun belirtileri – deri, kıllar, ağız, burun ve göz kuru bir görünüme sahip olur, deri yukarı çekildiğinde eski durumunu yavaş alır, hayvan durgundur ve başını aşağıda tutar ve hatta bazen ayakta bile duramaz- gözlenir.

Sürü idaresi

Hiç kuşkusuz buzağı ishallerinin kontrol programında en önemli yeri kaplar. Yeni doğan bir hayvanın içinde bulunduğu çevrenin hijyeni, ısısı, nemi ve padokstaki hayvan sayısı, hayvanın bağışıklık sistemini etkileyen faktörlerdir.

Buzağılama ve buzağı yetiştirilmesi için temiz bir çevre hastalanan hayvanların sayısını ve hastalığın şiddetini azaltmak için gereklidir. Ayrıca ineğin doğumdan önceki beslenmesi de buzağıda hastalığın çıkmasını engellemede rol oynar.

İneklerin ve düvelerin, gebeliklerinin son 3 ayında yeterli enerji ve protein almaları gerekir ve bu sürede günlük canlı ağırlık artışları yaklaşık 500gr olmalıdır.

Beslemenin etkisi iki şekilde kendini gösterir;

1) Buzağının immun (bağışıklık) sisteminin gelişimi

2) Yeterli kolostrum (ağızsütü) oluşumu.

Bundan dolayı da, buzağı doğumu takiben ilk 12 saat içinde doğum ağırlığın asgari %10’u kadar kolostrum (ağızsütü) alırsa; ishal ve diğer hastalıkların insidensinin azaltılmasında önemli bir adım atılmış olur.

İnekleri doğumdan yaklaşık 1 ay önce E. coli (K88, K99 antijeleri), rota ve coronavirus için aşılamak, eğer yavru yeterli kolostrumu (ağızsütü) alacaksa yardımcı olabilir.



Sütçü sığırlarda, buzağı sütten kesilene kadar buzağıların ayrı tutulmalarıyla ve ortak kullanılan maddelerin dezenfekte edilmesine dikkat edilmelidir.

Ayrıca sürünün bağışıklık sisteminin korunması için özellikle bakır ve selenyum yönünden yemlerin kuvvetlendirilmesi gerekmektedir.
Sağaltım, etkenlerin farkı gözetilmeksizin büyük ölçüde aynıdır. Öncelikle hasta hayvanlar sağlamlardan ayrılmalıdır. Sağaltımın ana amacı kaybedilen vücut sıvılarını ve elektrolitleri yerine koymaktır.

Buzağılara eğer gelişimleri iyiyse, her gün 2 lt elektrolit solüsyonuyla birlikte normal miktarda süt verilmelidir. Gelişimi kötü olan buzağılara ise normal miktarda sütü istedikçe içmesine izin verilmelidir. Ayrıca buzağılara günde iki defa 2 lt elektrolit solüsyonu verilmelidir.

Fakat sütün ve elektrolit solüsyonlarının verilişinde en az 2 saat ara olmasına dikkat edilmelidir çünkü süt ve elektrolit karışmamalıdır. Bu buzağılara antibiyotik desteği de gereklidir fakat bunun seçimi Veteriner Hekiminize aittir.

Eğer buzağılarınız çok hastaysa en kısa zamanda Veteriner Hekiminize başvurmalısınız.



Devamını Oku

Trendler