Connect with us

Hayvan Hastalıkları

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri

Hayvanlarda Zehirlenmeler, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Hayvanlarda Zehirlenmeler, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilinmesi gerekenleri aşağıdaki gibi sıralamaya çalıştık. Ruminantlarda zehirlenme olguları sık gözlenir. Tanıda anamnez, beslenme ve çevre şartları, klinik ve otopsi bulguları ile zehirli madde analizleri birlikte değerlendirilmelidir. Zehir bilindiğinde veya kuvvetli şüphe olduğunda ilk olarak spesifik antidot ve semptomatik tedavi uygulanmalıdır.


Hayvanlarda Zehirlenmeler : Kurşun Zehirlenmesi ve Belirtileri

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde kurşun zehirlenmesi, özellikle endüstri bölgelerinde görülebilmektedir. Ayrıca, yoğun çevre kirlenmesi sorunları ile karşı karşıya bulunan bölgelerde sığırlar için önemli bir problemdir. Özellikle meraların yakınında ağır sanayi tesislerinin bulunması, hayvanların çöplüklerde otlamaları büyük sıkıntılar yaratabilir. Ayrıca, trafik yükü çok fazla olan yolların kenarlarında meraların su baskınına uğraması da problem kaynakları arasındadır. Bununla birlikte çöplerin çeşitli yollarla meralara dağılması veya yer altında gömülü çöplerden kaynaklanan sızıntılar da büyük problem kaynağıdır.

Bir sığırın 1 kg. canlı ağırlık için günde 6-7 mg miktarında kurşun alması veya rasyonun içinde 100-200 ppm. Kurşunun bulunması halinde belirsiz bir zaman sonra kronik kurşun zehirlenmesi ortaya çıkar.

Akut zehirlenme olaylarında, akut toksik dozdaki kurşunun alınmasından 12-24 saat sonra belirtiler ortaya çıkar. Ve hayvan bir iki gün içinde ölür. Daha çok buzağılarda görülür.

Akut zehirlenmelerde sığır, koyun ve keçilerde aniden beliren sürekli böğürmeler ve şiddetli karın sancıları ilk görülen belirtilerdir. Laktasyondaki hayvan sütten kesilir, geviş getirme azalır. İşeme ağrılı ve sık yapılır. Sığırlar kuduza benzer belirtiler gösterir. Sürekli uyarı halindedir. Kas spazmları ve tetani durumları ilk belirtilerle başlayıp ölüme kadar şiddet ve sıklığını artırarak sürdürür.

Kurşun zehirlenmesi, kuduz, yalancı kuduz, serebrokortikal nekroz, tetanoz, mantar zehirlenmeleri ile karıştırılabilir.



Arsenik Zehirlenmesi ve Belirtileri

Sodyum arsenit, potasyum arsenit, sodyum arsenilat gibi birçok organik ya da anorganik arsenik bileşiği tarımda yabani ot mücadelesinde kullanılmaktadır. Yeni ilaçlanmış tarlaya hayvanların girmesi halinde zehirlenme olayları ortaya çıkabilir.

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde arsenikle zehirlenmelerde şunlar görülür. Sancı, huzursuzluk, inleme, diş gıcırtısı, bitkinlik, salya akıntısı, solunum güçlüğü, ishal. İleri dönemlerde dehidrasyon (su kaybı), depresyon ve koma görülür.

Teşhiste civa zehirlenmesi, kuşun zehirlenmesi, salmonellosis ile karışabilir. Akut zehirlenmelerde idrarda, rumen içeriğinde, kronik zehirlenmelerde, kıllarda arsenik tayini yapılabilirse teşhis kesinleşir.

Tedavi:

Arsenik zehirlenmelerinde tavsiye edilecek antidotlar: Sodyum tiyosülfat 15-30 gr, %15 solusyon halinde ilk doz olarak damar içi olarak verilir. Daha sonra dozlar 30-60 gr’a çıkartılır. Bunlar ağız yoluyla 6 saat aralıklarla verilir. Diğeri de dimerkaprol’dur.

Hayvanlarda Zehirlenmeler : Bakır Zehirlenmesi

Bağ ve bahçelerde fungusit olarak kullanılan maddelere dikkat edilmelidir.




“Bordo bulamacı” ve benzeri bakır preparatları ile ilaçlanmış yerlerde sığırların uzun süre otlamaları kronik bakır zehirlenmelerine yol açmaktadır.

Akut zehirlenmelerde sancı, ishal, dehidrasyon, dolaşım şoku ve koma şekillenir. Biraz daha dayanıklı olabilenlerde, sindirim semptomlarına ek olarak, depresyon hali, kaslarda takatsizlik, hemoglobinüri ve sarılık şekillenir.

Kronik bakır zehirlenmelere sığırlarda nadiren rastlanmaktadır. Karaciğerde biriken bakır kritik bir düzeye yükseldiğinde, birdenbire hemolitik kriz şekillenir. Sarılık, hemoglobinüri, nabzın zayıflaması sonucu koma ve ölüm şekillenmektedir.

Tedavi:

Akut bakır zehirlenmelerinde sindirim sistemi hızla boşaltılır. Süt, albumin ve benzeri müsilajlı ve sarıcı maddeler verilerek sindirim kanalı irkiltiye karşı korunur. Ve bakır albüminat oluşturarak zehirin daha fazla emilmesi önlenir. Emilen zehire de 3 mobilizan ve atılmayı hızlandırıcı madde olarak damar içi yolla sodyum tiyosülfat verilir.



Hayvanlarda Zehirlenmeler : Tuz Zehirlenmesi ve Belirtileri

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde Sodyum klorür, hayvanların yaşamı için gerekli olan mineral tuzların en başında yer almaktadır. Sığırların rasyonlarında normal olarak %1 dolayında tuz bulunması gereklidir. Aksi halde hayvanlar duvarları ve birbirlerini yalamak suretiyle tuz ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar. Fazla tuz verilmesi durumunda bol miktarda su içmek suretiyle tuzu atmaya çalışırlar. Dışkı birkaç gün sulu kıvamda olur. Günlük su miktarı artar Fazla miktarda tuz alan hayvanlar su içemedikleri taktirde, zehirlenme belirtileri ortaya çıkmaktadır. Kusmak ister gibi hareketler, sancı, dışkıda mukus miktarında artış görülür. Ayrıca, poliüri ve kanda hematokrit değerin artması yani kanın koyulaşması gibi belirtiler görülmektedir.

Sağıtım:

Hayvana sık sık su içirilmelidir.

Flor Zehirlenmesi

Flor, dişlerin ve kemik dokusunun yapısına giren bir elementtir. Normal olarak, rasyonda 1-2 ppm civarında flor bulunması gereklidir. Sığırlar, rasyondaki floru 50 ppm seviyesine kadar olan kısmını rahatlıkla tolere edebilirler.

Yemlerde ve içme sularındaki florun toksik olup olmaması flor bileşiğinin suda erirliği ile yakından ilgilidir. İçme sularında 10 ppm miktarına kadar flor nisbeten iyi tolere edilmektedir.

Sularda 30 ppm, yemlerde 100 ppm civarında flor bulunması halinde birkaç ay içerisinde kronik flor zehirlenme belirtileri ortaya çıkmaya başlamaktadır. Hayvanın 1 kg canlı ağırlığı başına 1 mg miktarda flor alması, kronik flor zehirlenmesi için yeterli olmaktadır.

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde Akut flor zehirlenmesi ender rastlanılan bir olaydır. Pratikte asıl önemli olan, kronik flor zehirlenmesidir. Volkanik patlamalar ve volkanik küller çevredeki meraları bulaştırırlar.

Tarlalara gübre olarak atılan yada hayvan yemlerinde fosfor kaynağı olarak kullanılan yem katkı maddelerine dikkat edilmelidir. Özellikle de doğal fosfat kayalarından elde edilen süperfosfat gübreleri hayvanlarda flor zehirlenmesinin sebebi olabilir.



Çünkü, fosfat kayalarının içinde %2-4 oranında flor bulunabilmektedir. Floru yeterince arındırılmadan yemlere katılan fosfatlar tehlike yaratabilmektedir.

Patognez:

Flor bir doku zehiridir. Yem ve sularla alınan flor, midedeki asit ortamda hidroflorik asite dönüşerek sindirim mukozasını irkiltir. Florun en önemli zararı, kemik ve diş dokuları üzerinde gerçekleşmektedir. Vücut barsaklardan emdiği floru kemik ve dişlerde biriktirir, idrar ile yavaş yavaş atar. Bu birikim sırasında ekzostozlar, eklem deformasyonları ve diş dökülmeleri ortaya çıkar.

Belirtileri:

Akut flor zehirlenmelerinde hastalık birden başlar. Muhtelif sinirsel bozukluklar ortaya çıkar ve hayvan birkaç saat içinde ölür.

Kronik flor zehirlenmesinde ise, büyüme çağındaki hayvanlarda süt dişleri dökülür. Kalıcı dişlerde bozukluk, gelişme geriliği, eklemlerde deformasyonlar, uzun kemiklerde eğilmeler gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu nedenle Çiğneme güçlüğü, tutuk yürüyüş ve topallık gibi semptomlara sık rastlanır.

Sağıtım:

Akut flor zehirlenmelerinde, damar içi kalsiyum infuzyonları , kronik zehirlenmelerde ise, parenteral yollarla sık sık kalsiyum verilmelidir. Ayrıca, yemlere hayvan başına her gün 30 gr aluminyum sulfat eklenmesi önerilir. Hastalar, bulaşık meradan veya bölgeden hemen uzaklaştırılarak, başka bölgelerden getirilen yemlerle beslenmelidirler.



GÜBRE ZEHİRLENMELERİ

Nitrat Zehirlenmesi

Sığırlar, tarımda gübre olarak kullanılan nitratları tüketebilmektedirler. Gübrelerin depolandığı yerlere girerek yanlışlıkla gübreyi yiyen sığırlarda akut zehirlenme belirtileri ortaya çıkmaktadır.

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde en önemli olan zehirlenme şekli kronik nitrat zehirlenmeleridir. Bu özellikteki olayların çoğu gizli seyrettiği için fazla dikkate alınmamaktadır.

Kronik nitrat ziherlenmelerinin sebebi, rasyonun içinde bulunan yem maddelerinin yapısında fazla miktarda nitrat bulunmasıdır. Veya içme sularının nitrat ve nitritler bakımından zengin olmasıdır. Nitrat bakımından zengin olan başlıca bitkiler şunlardır.

Yulaf samanı, arpa samanı, buğday samanı, sudan otu, pancar yaprağı, pancar posası. Ayrıca, hardal, geven, sorgum, darı, süpürge otu ve benzeri bitkilerdir.

Tarımda yabani ot mücadelesinde kullanılan herbisit ilaçları da bitkilerin topraktaki nitratlardan daha fazla yararlanmasını sağlar. Herbisit kullanılan tarım arazisinden hasat edilen yem maddelerinde nitrat miktarı daha yüksek olmaktadır.



Yem ham maddelerinin depolanma biciminin de nitrat miktarı üzerine etkisi olabilmektedir. Örneğin silajdaki anaerobik fermentasyon şartlarında, bakteriler nitratların önemli bir bölümünü fermentatif yolla redükte ederek, nitrit haline çevirirler. Yani silaj yemleri kuru yemlere göre daha az risk taşımaktadır.

Belirtileri:

Akut nitrat ve nitrit zehirlenmelerinde ishal, sancı, hızlı solunum, solunum güçlüğü, sallantılı yürüyüş ve en sonunda koma görülmektedir. Kronik nitrat zehirlenmelerinde ise, solunum sistemi ile ilgili belirtiler dikkat çekmez. Bazı dokuların iyi beslenememesinden veya A vitamini noksanlığından ileri gelen belirtiler ön planda yer alır.

Örneğin;

    • sebebi bilinmeyen atipik sinirsel semptomlar
    • gebe ineklerde yavru atma olayları
    • fötüsün iyi gelişememesi
    • buzağıların beklenenden daha küçük cüsseli doğmaları ve yeni doğan buzağılar arasında oldukça yüksek oranda konjenital anomaliler görülmesi gibi.



Tedavi:

Akut nitrat – nitrit zehirlenmelerinde spesifik antidotu metilen mavisidir. Metilen mavisinin %1’lik solusyonundan 100 kg vücut ağırlığı için 20-60 cc miktarında damar içi yolla verilir. İlacın yarı ömrü 2 saattir. İkinci defa uygulama yapıldığında 6 saat kadar beklemek gerekir.

Kronik nitrat zehirlenmelerinde meydana gelen lezyonla çoğunla dönüşümlü bozukluklardır. Rasyonun değiştirilmesi, nitrat bakımından zengin olduğu bilinen yem maddelerinden vazgeçilmesi veya onların rasyondaki oranlarının düşürülmesi gereklidir. Kalsiyum fosfor dengesiyle A vitaminin önemi çok büyüktür.

Üre Zehirlenmesi

Üre, protein olmayan azotlu madde olarak hayvan beslenmesinde fazla kullanılan bir maddedir.

Ürenin hayvana tolere edebileceğinden fazla miktarda yedirilmesi. Veya üre beslemesine yeni başlayan işletmelerde alıştırma devresinde iken hayvana fazla miktarda üre verilmesi zehirlenmeye yol açmaktadır.

Belirtileri:

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde üre zehirlenmesi sonucu şunlar görülür. Titreme, sancı, huzursuzluk, yürümede zorluk, solunum sayısı artışı ve solunum güçlüğü görülür. Rumen sıvısı hafif alkalidir ve belirgin amonyak kokusu hissedilir.

Tedavi:

Üre zehirlenmesinin spesifik antidotu sirke asiti veya sirkedir. 2-4 litre miktarında sirke birkaç misli su ile sulandırılarak içirilir. Rasyonda kolay fermente olabilir. Karbonhidrat miktarı arttırılır. Melas veya pekmez verilmesi yararlı olabilir.



Hayvanlarda Zehirlenmeler :

1.HERBİSİTLERLE ZEHİRLENMELER

Yabancı ot mücadelesinde kullanılan herbisit ilaçların toksisitesi genellikle çok düşüktür. Ancak meraya veya kültür arazisine atılan ilacın miktarının yüsek olması ve zehirlenme riski önemli ölçüde artar.

a. Tarımda Kullanılan Arsenik Herbisitler

Sodyum arsenik ve arsenik trioksit; pamuk tarımında bitkinin yapraklarını dökerek makineyle hasat yapmak amacıyla kullanılır. Akut toksik doz 22-55 kg kadardır. Az miktarlarının uzun süre alınması ile kronik zehirlenme meydana gelir. Sancı, ishal ve dehidrasyon semptomlarıyla seyreder ve öldürücüdür.

b. Dinitro Bileşiği Herbisitler

Dinitrofenoller ve dinitrokrezol deri youl ile emilirler. Yeni ilaçlanmış tarlaya hayvanların girmesi halinde zehirlenme tehlikesi ortaya çıkabilir. Yüksek ateş, solunum güçlüğü, taşikardi(aşırı kalp çarpması) ve konvulzüyonla (kasılmalarla) seyreder. Bilenen bir tedavi şekli yoktur. Hasta serin ve gölgeli bir yere alınır. Parenteral yolla, glikoz infuzyonu ve ayrıca A vitamini takviyesi yapılır. Atropin sülfat ve klorpromazin takviyeleri de yapılabilir.

c. Sodyum Klorat

Herbisit olarak kullanılır. Sığırlar, Sodyum kloratı aynen tuz gibi yerler. Kaza eseri olarak bu ilacın hayvan tarafından yenilmesi veya yüksek dozda herbisit atılan tarlalarda hayvanların otlaması sonucu zehirlenme oluşur. Tedavide metilen mavisi verilir. Metilen mavisinin tuzlu su içerisinde verilmesi gerekmektedir.



2. PESTİSİTLERLE ZEHİRLENMELER

a. Organik Klorlu İnsektisitlerle Zehirlenmeler

Bu grup içinde yer alan insektisitlerin başlıcaları şunlardır:

DDT, Aldrin, Dieldrin, Heptakor, Metksiklor, Klordan, Lindan ve Endrin vb. dir.

Bunlardan bazıları hayvanlarda dış parazitlere karşı insektisit ilaç olarak kullanılmakta idi. Ancak yağ dokularında birikim yaparak besin kirlenmesi ve çevre sorunlarına karşı yol açtıkları için bunların kullanımı yasaklanmıştır.

Belirtileri:

Hayvanlar önce korkak ve ürkektir. Sese, dokunmaya ve ışığa karşı duyarlılık göstererek, irkilme ve sıçrama hareketleri yaparlar. Konvulsiyonlar (Kasılmalar) nöbetler şeklinde devam eder. Eğer aldıkları zehir azsa nöbetler ve belirtiler azalır. Fakat günler geçmiş olsa da hayvanın sese ve dokunmaya karşı tepkileri fazladır.

Tedavi:

Spesifik bir antidotu yoktur. Merkezi sinir sistemi üzerine uyarıcı etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla, hipnotik ve sedatif etkili ilaçların kullanılması tavsiye edilir. Karaciğer hasarının önlenmesi için damar içi yolla kalsiyum glukonok ve kalsiyum boroglikonat veya glikoz tuzlu su çözeltilerinin verilmesi çok yararlıdır.
Biryandan çarpıntıların önlenmesine çalışılırken diğer yandan da insektisitin vücuttan uzaklaştırılmasına yönelik uygulamalar yapılır. Şöyle ki, deri yoluyla meydana gelen bulaşma veya maruziyet halinde ilaçlı kısımlar tazyikli suyla yıkanır. Ağızdan olan zehirlenmelerde tuzlu sürgütlerle (sodyum sulfat, magnezyum sulfat… vb.) sindirim kanalı boşaltılır.



b. Organik Fosforlu İnsektisitler ve Karbamatlarla Zehirlenmeler

Tarımda bitki zararlılarına karşı ve hayvancılıkta dış parazitlere karşı kullanılan birçok organik forsforlu insektisit bileşik vardır.

Örneğin, malathion, triklorfon, ronnel, ruelen ve diğerleri tanınmaktadır.

Karbamatlardan tanınmış pestisit karbaril’dir. Tarımda kullanıldığı gibi, serpme toz halinde hayvanlarda dış parazit mücadelesinde geniş çapta kullanılmaktadır.

Belirtileri:

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde ilk dikkati çeken semptomlar muskarinik semptomlardır. Solunum sayısı artar, şiddetli dispne vardır. Ağızdan köpüklü salya akar, hayvan ağzını açıp dilini öne doğru uzatmak sureti ile nefes almaya çalışır. Akciğer heperemisi ve akciğer ödemi semptomları da görülür. Sonra gelç şekillenmektedir.

Tedavi:

Sığır sürüsü zehirli bölgeden derhal uzaklaştırılır. Zehirlenme semptomları gösteren hayvan, nisbeten serin bir yere alınır . Zehir deri yolu ile alındı ise, vücut ılık sabunlu sularla yıkanır. Aksfeksi için atropin sulhfat uygulamasına geçilmelidir. Kas seyirmeleri, spazm ve sertliği ile felç şekillenmişse oksim bileşekleriyle önlenebilir.

c. Rodendisitlerle Zehirlenmeler

Fare mücadelesi amacıyla tarla ve ambarlara atılan fare zehirleri, bir çeşit yem niteliği de taşımaktadırlar. Bu nedenle, kaza eseri olarak sığırlar tarafından da yenilebilirler. Başlıca fare zehirleri şunlardır: Sodyum Floroasetat, K vitamini antagonisti rodentisitler, Ada soğanı glikozitler vb.



BİTKİSEL ZEHİRLENMELER MANTAR TOKSİNLERİ

  • Yem maddelerinin usulune uygun şekilde depolanmaması,
  • Biçilen ot ve diğer kaba yemlerin yağmur altında kalması,
  • Yaş yemlerin iyi kurutulmadan depolanması (%14’den yukarı rutubet içermesi),
  • Depo ve siloların havalandırılmaması,
  • Yem kitlesinin yığılı vaziyette aylarca bekletilmesi, aktarılmaması, ıslatılarak tavlanan yemlerin ahırda saatlerce bekletilmesi
  • vs

gibi nedenlerle yem maddeleri üzerinde çok miktarda küf mantarı üremektedir.

Sığırlarda aflatoksikozis bunların başlıcaları; A. flavus, A.clavatus, A. parasiticus ve A. puberulum dur. Bu mantarlar, özellikle yer fıstığı ve benzeri kök bitkilerde ve kötü şartlarda depolanan hububatta bol miktarda ürerler.

Akut aflatoksikoziste fazla miktarda Aflatoksinin birden alınması halinde ortaya çıkar(1 kg yemde 100 mikrogramdan yüksek miktarlardaki aflatoksin sığırlar için toksiktir). Akut olaylarda körlük; sallantılı yürüyüş; ataksi; koordinasyon bozuklukları; iştahsızlık; diş gıcırtısı; inleme; ishal gibi belirtiler görülür.

Hastalığın ileri dönemlerinde felç ve koma hali, gebe ineklerde yavru atma olayları görülür. Kronik aflatoksikozis seyreder.Hayvanın hastalıklara karşı direnci düşer.

Klinik semptomlar ve otopsi bulguları spesifik değildir. Mantar toksinleri ile zehirlenmeler birçok hastalık ile karıştırılabilir.



Mikotoksikosis’in tedavisi ve koruyucu önlemler:

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde şüphe edilen yemin yedirilmesine son verilir. Dolayısıyla, Sürüler şüpheli meradan uzaklaştırılır.

Semptomatik tedavide:

Damar içi yolla B1 vitamini, parenteral kalsiyum uygulamaları verilir. Damar içi veya peritonal yolla izotonik glukoz infuzyonu verilir. İshal ve dehidrasyonla seyreden olgularda elektrolit sıvılar verilir.

Korunma:

Sığırları mantar toksinlerinin zararlarından korumak ve yem maddelerinin küflenerek sağlığa zararlı hale gelmesini önlemek için rutubet oranının %14’den fazla olmaması. Rutubet oranının %14’ün altına düşmeden depolanmaması. Kurutma sırasında yere ve sergene ince serilmesi, her gün karıştırılması veya alt üst edilmesi küflenmeyi önemli ölçüde önler.


Hayvan Hastalıkları

Buzağılarda ishal ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır

Buzağılarda ishal ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır

Buzağılarda ishal genç hayvanların en önemli hastalığı olup ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır. Amerikan besi ve süt sığırı yetiştiricilerine yılda 50-120 milyon dolar kayba mal olmaktadır. Sürülerde ise buzağı kayıplarının %10’unu oluşturmaktadır. Eğer sürünüzde ishal varsa ve kontrol edilmezse, bu durum üretim kayıplarına neden olabilir. Buna rağmen, doğru bir sürü idaresi ve sağaltım ile kontrol edilebilen bir hastalıktır.



Buzağılarda ishal oluşumunu etkileyen faktörler

  • çevre,
  • enfeksiyöz etkenler,
  • stres,
  • hatalı besleme.

Buzağı ishalleri viruslar, bakteriler ve protozoonlar dahil çeşitli enfeksiyöz etkenler tarafından meydana gelir. Rotavirus enfeksiyonları genellikle 8 haftalıktan küçük buzağılarda ishal oluşturur. Coronavirus 5-21 günlük buzağılarda şiddetli seyreden ve uzun süreli ishalleri oluşturur.

Buzağılarda ishal etkisini, sindirimi ve besin maddelerinin emilimini azaltarak gösterir. 1 haftaya kadar olan buzağılarda ise E. coli ciddi hastalıklara neden olan bir bakteridir.

İnce barsağa fazla miktarda sıvı sekresyonuna (salgılanmasına) sebep olarak; hızlı bir şekilde dehidrasyon (sıvı kaybı) şekillendirir.

Hatta hasta buzağılar daha ishal görülmeden bile ölebilirler. Aynı belirti, başka bir bakteri, Clostiridium perfringes tip C için de geçerlidir.

Üçüncü bir bakteri, Salmonella genellikle 10 günlükten büyük buzağılarda kanlı ishal şekillendirmektedir.

Yangı ve erozyonlarla, besin maddelerinin emilimini azaltarak sıvı kaybına ve hatta kan hastalıklarına neden olur. Buzağılar genellikle ölür.

Cryptosporidium ve coccidia ishale sebep olan protozoonlardır. Cryptosporidium 1-3 hafta arasındaki buzağılarda; hafif veya şiddetli seyreden ve 6-10 gün içinde geçen ishallere sebep olur. Coccidia birkaç haftalık ile birkaç aylığa kadar olan buzağılarda; kanlı veya muköz (sümüğümsü) ishal meydana getirir. Ölümler de sıvı ve elektrolit kayıplarından dolayı şekillenir.



Klinik olarak hayvanlar hastalığın ilk evrelerinde iştahlarını korurlar ve normaldirler fakat tek belirti dışkı hacminin ve sıvı miktarının artışıdır. Dışkıdaki bu değişiklik kondisyondaki gerilemeyle ters orantılıdır ve giderek daha sulu bir kıvam alır. Bu durum, kuyruk ve arka bacak arkasındaki ıslaklıkla belli olur. Buzağılarda ishaller ilerledikçe dehidrasyon şekillenir. Bu durumun belirtileri – deri, kıllar, ağız, burun ve göz kuru bir görünüme sahip olur, deri yukarı çekildiğinde eski durumunu yavaş alır, hayvan durgundur ve başını aşağıda tutar ve hatta bazen ayakta bile duramaz- gözlenir.

Sürü idaresi

Hiç kuşkusuz buzağı ishallerinin kontrol programında en önemli yeri kaplar. Yeni doğan bir hayvanın içinde bulunduğu çevrenin hijyeni, ısısı, nemi ve padokstaki hayvan sayısı, hayvanın bağışıklık sistemini etkileyen faktörlerdir.

Buzağılama ve buzağı yetiştirilmesi için temiz bir çevre hastalanan hayvanların sayısını ve hastalığın şiddetini azaltmak için gereklidir. Ayrıca ineğin doğumdan önceki beslenmesi de buzağıda hastalığın çıkmasını engellemede rol oynar.

İneklerin ve düvelerin, gebeliklerinin son 3 ayında yeterli enerji ve protein almaları gerekir ve bu sürede günlük canlı ağırlık artışları yaklaşık 500gr olmalıdır.

Beslemenin etkisi iki şekilde kendini gösterir;

1) Buzağının immun (bağışıklık) sisteminin gelişimi

2) Yeterli kolostrum (ağızsütü) oluşumu.

Bundan dolayı da, buzağı doğumu takiben ilk 12 saat içinde doğum ağırlığın asgari %10’u kadar kolostrum (ağızsütü) alırsa; ishal ve diğer hastalıkların insidensinin azaltılmasında önemli bir adım atılmış olur.

İnekleri doğumdan yaklaşık 1 ay önce E. coli (K88, K99 antijeleri), rota ve coronavirus için aşılamak, eğer yavru yeterli kolostrumu (ağızsütü) alacaksa yardımcı olabilir.



Sütçü sığırlarda, buzağı sütten kesilene kadar buzağıların ayrı tutulmalarıyla ve ortak kullanılan maddelerin dezenfekte edilmesine dikkat edilmelidir.

Ayrıca sürünün bağışıklık sisteminin korunması için özellikle bakır ve selenyum yönünden yemlerin kuvvetlendirilmesi gerekmektedir.
Sağaltım, etkenlerin farkı gözetilmeksizin büyük ölçüde aynıdır. Öncelikle hasta hayvanlar sağlamlardan ayrılmalıdır. Sağaltımın ana amacı kaybedilen vücut sıvılarını ve elektrolitleri yerine koymaktır.

Buzağılara eğer gelişimleri iyiyse, her gün 2 lt elektrolit solüsyonuyla birlikte normal miktarda süt verilmelidir. Gelişimi kötü olan buzağılara ise normal miktarda sütü istedikçe içmesine izin verilmelidir. Ayrıca buzağılara günde iki defa 2 lt elektrolit solüsyonu verilmelidir.

Fakat sütün ve elektrolit solüsyonlarının verilişinde en az 2 saat ara olmasına dikkat edilmelidir çünkü süt ve elektrolit karışmamalıdır. Bu buzağılara antibiyotik desteği de gereklidir fakat bunun seçimi Veteriner Hekiminize aittir.

Eğer buzağılarınız çok hastaysa en kısa zamanda Veteriner Hekiminize başvurmalısınız.



Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Koyunlarda Çiçek Hastalığı (Koyun Çiçeği)

Koyunlarda Çiçek Hastalığı (Koyun Çiçeği)

Koyunlarda Çiçek Hastalığı (Koyun Çiçeği)

Koyunlarda çiçek hastalığı sık görülen viral hastalıklardan birisidir. Yani koyun çiçeği hayvanda; yüksek ateş ve çiçek lezyonları ile seyreden bir hastalıktır. Özellikle derinin kılsız olan bölgelerinde çiçek lezyonları ile karşılaşılmaktadır.



Hastalık; hasta hayvanlardan ortama saçılan etkenler ile bulaşmaktadır. Bu yüzden; çiçek lezyonlarından düşen parçalar ile virüs çevreye yayılır. Yem, su vb. unsurlar ile virüsü alan hayvana hastalık bulaşır. Yine yakın temas ve hastalık ile bulaşık malzemelerde hastalığın yayılmasında önemli unsurlardır.

Koyunlarda Çiçek Hastalığı Belirtileri

Hastalığın belirtilerinden de kısaca bahsedelim. Hastalığın belirtileri arasında;

  • yüksek ateş,
  • burun akıntısı,
  • taşipne yani solunumun hızlanması,
  • titreme,
  • göz kapaklarında şişkinlik sayılabilir.

Tabi ki baş, kuyruk, kuyruk altı, kol ve bacak içi, meme gibi bölgelerdeki deri lezyonları en önemli belirtidir. Başlangıçta kırmızı yuvarlak şekilde olan bu lezyonlar, daha sonra kabarır ve şişer.

Daha sonra ise sararıp kabuklaşır. Bu kabuklarda ortalama 5-7 gün içinde düşer. Yerlerinde iyileşme dokuları kalır.

Hastalık gebe koyunlarda aborta neden olur. Özellikle kuzularda hastalık daha şiddetli seyretmektedir.

Hasta hayvanların bakımına göre ölüm oranları %5 ile %50 arasında değişmektedir.

Hastalık için kesin bir tedavi söz konusu değildir. Dolayısıyla, hasta hayvanlar belirlendiğinde mutlaka diğerlerinden ayrı yerlere alınmalı ve veteriner hekime başvurulmalıdır.

Koyun Çiçeği

Koyunlarda çiçek hastalığı ihbarı mecburi bir hastalıktır. Bir başka deyişle hastalık görüldüğünde; tarım il ve ilçe müdürlüklerine ihbar edilmelidir.



Hastalığı önlemek için aşı önerilmektedir. Koç katımından önce çiçek aşısı sürüye uygulanmalıdır. Gebe hayvanlara aşı uygulanmamalıdır. Aynı zamanda hastalığın görüldüğü sürüye aşı yapılmaz. Aşı yapıldıktan 21 gün sonra bağışıklık başlar ve yaklaşık 8 ay bu bağışıklık devam eder.

Çiçek koyunlarda sık görülen viral hastalıklardan birisidir. Koyun çiçeği hayvanda; yüksek ateş ve çiçek lezyonları ile seyreden bir hastalıktır. Özellikle derinin kılsız olan bölgelerinde çiçek lezyonları ile karşılaşılmaktadır.

Hastalık; hasta hayvanlardan ortama saçılan etkenler ile bulaşmaktadır. Çiçek lezyonlarından düşen parçalar ve öksürük ile ortama dağılan virüs çevreye yayılır. Özellikle yem, su vb. unsurlar ile virüsü alan hayvana hastalık bulaşır. Başka bir deyişle yakın temas ve hastalık ile bulaşık malzemelerde hastalığın yayılmasında önemli unsurlardır.


Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

Sağmal ineklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri bakım ve besleme ile doğrudan alakalıdır. Ülkemizde süt sığırcılığı yapan yetiştiricilerin bir çoğu; doğuma hazırlanan ve doğum yapan ineklerinin davranışı ve beslenmesi konusunda yeterli bilgiye sahip değillerdir. Bu bağlamda, laktasyonun son dönemi ve kuru dönemde yapılan hatalı uygulamalar ve beslemeden kaynaklanan olumsuz etkilerin; buzağılama sonrası ortaya çıkması ile yetiştiriciler maddi ve manevi sıkıntıya girmektedirler.

Diğer yandan, çok sayıda ineğin yetersiz veya aşırı vücut kondisyonu nedeniyle doğum sonrası metabolik hastalıklar yakalanarak kesime gittiğini görmek mümkündür. Bu problemin, tedavi, ilaç ve üretimden kaybedilen süt olarak ülke ekonomisine vermiş olduğu zararın boyutu da madalyonun öteki yüzüdür.



Bu açıdan, yetiştiricilerimizin laktasyonun son 100 günlük döneminde ve doğumdan önceki üç haftalık dönemde yapacakları bakım ve besleme büyük önem taşımaktadır. Bu dönemlerden özellikle doğumdan önceki üç haftalık süre içerisinde uygulanacak dengeli ve yeterli besleme, doğum sonrası süt veriminin arttırılmasına ek olarak, ineğin ketozis, süt humması, rumen kayması gibi hastalıklardan korunmasına ve etkin bir üreme performansı sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Amerika’da yapılan bir çalışmada, doğum sonrası çıkabilecek problemlerin, o laktasyonda 800-1000 kg süt kaybına yol açtığını ifade etmektedir.


İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İnek, doğumdan önceki iki haftalık süreç içerisinde üreme sistemini doğuma, meme bezini ise, süt üretimine hazırlayan bir dizi fizyolojik değişime maruz kalmaktadır. Buzağılama sonrası yem tüketime karşı isteksizlik olarak ifade edilebilecek ineklerde doğum sonrası iştahsızlık meydana gelmesi, buna bağlı olarak ineğin vücut ağırlığında bir azalmanın meydana gelmesi sık karşılaşılan bir durumdur.

Bu durum, yukarıda da bahsedildiği gibi geçiş döneminde ortaya çıkan fizyolojik değişimin doğal bir sonucudur. Ancak, yem alımı ve bununla bağlantılı olarak vücut ağırlığındaki düşüşün şiddetli ve uzun süreli olması yetiştiricinin uygulamalar açısından problemler yaşamasına yol açmaktadır.

Damızlık Sığır Yetiştirici Birliklerinin büyük bir kısmının çalışmakta oldukları Holstein (Siyah Alaca) ırkı, diğer ırklar arasında verim bakımından ilk sırada yer almaktadır.

Türkiye’de yapılan genetik çalışmalar sayesinde, her yıl 80 ile 100 kg civarında bir genetik ilerleme sağlanmaktadır. Süt veriminde sağlanan bu ilerlemeye karşın, hayvanın kuru madde tüketiminde, paralel bir iyileşme sağlanamamaktadır.


Diğer bir değişle, laktasyonun ilk 60 gününde ineklerde doğum sonrası iştahsızlık konusunda göstermiş olduğu performans, süt verimindeki artış karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu tablo, buzağılama sonrası ineğin net enerji dengesi üzerinde negatif bir eğilimin oluşmasına neden olmaktadır.

Enerji Açığı

Diğer bir deyişle, süt verimini sürdürebilmek için, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık ile kaynaklanan enerji açığını, kuru dönemde depolamış olduğu vücut yağ rezervlerinden sağlamaktadır. Buzağılama dönemine 3 veya 3,5 vücut kondisyon puanı ile giren ineklerde negatif enerji dengesinden kaynaklanan ağırlık kaybı sonucu vücut kondisyon puanı 2,5 puan’a kadar bir gerilemektedir.

Bu beklenen bir gelişmedir. Ancak, vücut kondisyon puanı 3’ün altında olan ineklerde, bu dönemde canlı ağırlıkta gerçekleşecek düşüş, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak metabolik hastalıkların oluşumuna ve döl verim performansının gerilemesine yol açmakta, süt verimi konusunda hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan ineklerde de aynı olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Yapılan bir diğer araştırmada ise, yem tüketiminin doğuma üç hafta kala, kuru dönemin daha önceki dönemlerine oranla %30 düştüğü tespit edilmiştir. Bu normal olarak kabul edilir. Ancak metabolik olarak sağlık problemi yaşayan bir ineğin yem tüketimi kuru dönemin daha önceki dönemlerine göre %50, doğum sonrası ise, %70 düşüş göstermektedir.

Diğer taraftan genç hayvanlara oranla yaşlı ineklerde doğum sonrası iştahsızlık daha yoğun gerçekleşmektedir. Genç inekler büyüme için ilave bir enerjiye ihtiyaç duymaları nedeniyle, aşırı iştahsızlık problemini yaşamaları beklenmemektedir.



Bu açıdan yetiştiricilerin doğumdan üç hafta öncesi ve sonrası olmak üzere, altı haftalık dönemde ineğin maksimum kuru madde tüketimini temin edecek şekilde besleme uygulamasına gitmeleri gerekmektedir.

Keton Cisimcikleri

Söz konusu altı haftalık dönemde, ineğin kanında yağ asitleri, keton cisimciklerinin (aseton, beta-hydroxy butyrate) miktarındaki artış, progesteron, insülin ve estrojen hormonlarının miktarlarındaki değişimler, doğumdan önceki bir hafta içerisinde ineğin kendini doğuma şartlaması ve ineğin doğum için ayrı bir bölmeye alınmasından kaynaklanan stres, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık içerisinde başlıca nedenleri olarak bilinmektedir.

Doğumdan üç hafta önce ve üç hafta sonraki dönemde hayvanın yaşama payı enerji ihtiyacına ek olarak rahimdeki buzağı ve süt verimi için gereksinim duyduğu enerji ihtiyacı karşısında, hayvanın yem tüketiminin sınırlı olması nedeniyle, enerji açığı ortaya çıkmaktadır.

Bu durumda inek enerji açığını kendi vücut yağ rezervlerini parçalayarak kullanmak zorunda kalmaktadır.

Yağ dokularının parçalanması sonucunda, yağ asitleri konsantrasyonu kan içeriğinde artış göstermektedir. Bu yağ asitleri karaciğerde kas ve meme dokusunda kullanılmak üzere enerjiye dönüştürülmektedir.

Karaciğer bu işlem için glukoza (şeker) ihtiyaç duyar. Glukozun üretilebilmesi için, ineğin işkembesinde nişastanın sindirilmesi sonucu sentezlenen propiyonata gerek duyulmaktadır.



Propiyonat aynı zamanda sütün önemli bir bileşiği olan laktozun yapımında da önemli rol oynamaktadır.

Ketosiz Oluşumu

Kandaki propiyonat miktarının yetersiz olması halinde, karaciğerde yağ asitleri oluşacak glukoz yetersizliği nedeniyle enerjiye dönüştürülememektedir. Bu durumda keton cisimcikleri oluşmakta ve kana karışmaktadır.

Bu hayvanda metabolik bir hastalık olan ketozis’in şekillenmesine neden olmaktadır. Ketozis’in şekillenmesi ile birlikte ineğin yem tüketiminde yarı yarıya bir azalma ve günlük hareketlerinde bariz bir yavaşlamanın olduğu dikkat çekmektedir.

Karaciğerde yağ asitlerinin miktarında artıştan kaynaklanan yağlanma ayrıca, buzağılama güçlüğünü ve doğum sonrası meme dokusunda aşırı ödem oluşumunu beraberinde getirmektedir.



Özellikle vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan yağlı ineklerde ve yaşlı ineklerde bu probleme sıkça rastlanmaktadır.

Yetiştirici bu problemleri yaşamamak için ne yapmalıdır?

  • Tedbir alınmaya öncelikli olarak laktasyonun son 100 günlük kısmında başlanmalıdır. En iyi gösterge hayvanın vücut kondisyonuna bakmaktır. Yetiştirici, son 100 günlük dönemde ineğin uygun vücut kondisyonuna sahip olup olmadığına karar vermelidir. Hayvan çok yağlı ise, yedirilen rasyonda enerji içeriği düşürülmeli, çok zayıf ise, yedirilen rasyonun enerji içeriği arttırılmalıdır. Bunu uygulayabilmek için ekstrem durumdaki (yağlı ve zayıf) ineklere ayrı bir rasyon uygulamasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sayede, ineğin 3 – 3,5 puanlık vücut kondisyonu ile kuruya çıkması ve doğumun gerçekleşmesi sağlanmalıdır.
  • Doğumdan 21 gün önce ve 21 gün sonra verilecek rasyon içeriğinde, rumende yeterli miktarda propiyonat sentezlenebilmesi için nişasta kaynağı dane yemlerin kullanılması büyük önem taşımaktadır.
  • Bu dönemde ineklerde yem seçicilik özelliği üst seviyede olması nedeniyle, ineklere verilecek rasyonların taze ve kötü koku içermemesi gerekmektedir. Bu nedenle, küflü silaj, beklemiş kesif yem gibi kötü koku verecek yemleri kullanmamaya özen gösterilmelidir. Bu konuya özellikle sıcak yaz aylarında çok daha dikkat edilmelidir.



  • Her yemleme sonrası yemliklerin temizlenmesi gerekmektedir. Çünkü yemliklerde kalacak yem artıkları zamanla bozularak kötü koku verecektir.
  • İnek, bu dönemde istediği zaman ve miktarda temiz su tüketme imkanına sahip olmalıdır.

  • Geçiş dönemindeki ineklere ayrı bir rasyon gerekmektedir.
  • Bu dönemdeki ineklere verilecek rasyonun enerji içeriğinin yüksek tutulması kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu dönemde verilecek rasyonun 1 kg kuru maddesi 6,5 – 6,7 Mega joul enerji, %12-14 ham protein içermelidir. Rasyonun %25-45’ini nişasta kaynağı hububat dane yemleri oluşturmalıdır. Rasyon içeriğindeki kaba yem oranının asgari %30 olması ve bu kaba yemin %75’inin kaliteli kuru ottan oluşmasına dikkat edilmelidir. İnek başına verilecek kaliteli kuru otun günlük asgari 2 kg olması gerekir. Bu sayede ineğin yeterli geviş getirmesi de sağlanmış olacaktır.



  • İneklerin enerji içeriği zengin rasyonlara uyum sağlaması amacıyla doğuma 21 gün kala alıştırma uygulamasına ihtiyaç vardır. Bu amaçla, enerji içeriği zengin yemden başlangıçta inek başına 1 kg verilmeli, 2-3 günde bir yarım kg veya haftada 1 kg arttırarak, buzağılama öncesi inek başına asgari 3 kg üzerinde tüketilebilmesi sağlanmalıdır.
  • Doğuma üç hafta kala kurudaki ineklerin ayrı bir grup veya bölmeye alınarak, bakım ve beslemesine özen gösterilmelidir.
  • Kurudaki ineklerin gerekirse müdahale ederek gezinmeleri suretiyle egzersiz yapmaları sağlanmalıdır. Bu egzersizler, ineğin kanında artış gösteren yağ asitlerinin kaslarda enerji olarak kullanılmalarını temin ederek, karaciğerdeki yağ asitleri ve propiyonat miktarları arasındaki dengeyi kuracaktır. Bu durum karaciğeri rahatlatacaktır. Ayrıca bu egzersizlerin özellikle yağlanmış ineklerde rumen dönmesi olarak bilinen abomasum deplasmanının oluşumunu engellemektedir.
  • İneklerin kuruya ayrılması ve tekrar sağmal gruba dahil edilmeleri sırasında grup değişimlerinin bir düzen ve uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Bu açıdan serbest sistemde sağmal dönemini geçiren ineklerin tek başına ayrı bir bölmede tecrit edilmemesine veya sabit sistemle bağlanmamasına dikkat edilmelidir.
  • Ayrıca, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık için diğer faktörlere (ayak ve tırnak problemleri, süt humması ve üreme sistem hastalıkları vs.) karşı önlemler alınmalıdır.

Kaynak : Denizli DSYB



Devamını Oku

Trendler