Connect with us

Hayvan Hastalıkları

Meme Bakımı ve Mastitis’ten Korunma

Klinik Mastitis

Mastitis Nasıl Oluşur?

Klinik mastitis, süt hayvancılığında en çok rastlanan ve son derece önemli bir meme hastalığıdır. Hayvanlarda çok çeşitli meme hastalıkları vardır. Süt üretimi yapan işletmelerde az veya çok oranda daima karşılaşılan bir problemdir. Klinik Mastitis sadece süt verimini azaltmakla kalmayıp, memenin bir veya birkaç lobunun (bölümünün) körleşmesine neden olur. Hatta tüm memenin süt veremez hale gelmesiyle hayvanın kasaplık olmasına neden olabildiği gibi bazen de ölümüne sebep olabilir.

Klinik Mastitis hastalığı küçümsenmeyecek miktarda süt kayıplarına, tedavi giderlerine ve zaman kaybına sebebiyet verdiğinden işletme sahiplerine yüklü faturalar getirir. Bu nedenle hayvanlardaki meme hastalıkları arasında en önemli yeri klinik mastitis almaktadır.


Klinik Mastitis in temel nedeni mikroplar olmakla birlikte, mikroplar tek başlarına hastalık yapma özelliğine sahip değillerdir. Hastalığın oluşmasına yardımcı olan birçok neden vardır. Bunların başında sağımda yapılan hatalar ve sağım esnasında yapılan temizlik ihmalleri gelmektedir. Aslında süt mikropların üreyebilmeleri için mükemmel bir ortamdır. Ancak mikropların bu ortamı bulmaları için meme içine girebilmeleri gerekmektedir.

Mastitisin bulaşma kaynakları şunlardır:

  1. Sürüde bulunan mastitisli hayvanlar,
  2. Sağımcıların kirli elleri, kirli bezleri ve düzensiz çalışan sağım makinaları,
  3. Meme ve meme başı yaralarıdır.

Klinik Mastitis in Diğer Nedenleri Şunlardır:

  • Hayvanın yaşının ilerlemesiyle meme dokusunun doğal direnci kırılmakta ve hastalığa karşı duyarlılığı artmaktadır.
  • Sağımda görülen güçlükler,
  • Süt veriminin yüksek, memelerin büyük ve sarkık olması,
  • Irk farklılığı,
  • Meme ve meme başlarındaki yapısal bozukluklar,
  • Hava koşulları ve mevsim etkileri ( Yaz aylarında ısı ve nem nedeniyle haşarat artmakta klinik mastitis e neden olmaktadır.)
  • Ahır ve barınakların yapısı, büyüklüğü, havalandırma, ışıklandırma ve temizlik koşulları da hastalık üzerinde etkilidir.
  • Bu hastalıkta beslenmede önemlidir. Yüksek proteinli yemleme sütü artırdığı gibi klinik mastitis e yakalanma şansını da arttırır. Bu nedenle aşırı beslenen, özellikle protein değeri yüksek besinlerle beslenen hayvanlarda risk fazladır.
  • Yanlış sağım da hastalığa ortam hazırlar. Elle sağımda meme başının uygun tarzda tutulup sıkılmaması meme başını zedeler. Makinalı sağımda ise sağım başlıklarının çatlaması mastitise neden olabilir. Makinanın meme başına uyguladığı basıncın artması veya azalması sonucu meme başının yaralanmasına neden olarak mastitis ortaya çıkabilir.
  • Hayvanlardaki hormonal düzensizliklerde klinik mastitis e ortam hazırlar.Subklinik (Gizli) MastitisSürüde hastalık olduğu halde bunu hastalık olarak gözlemleme olanağı yoktur. Süt işletmelerinde sağmal hayvanların büyük bir kısmı bu tip hastalık tehdidi altındadır. Bu hayvanlardan elde edilen süt normal görünümdedir, miktarında bir azalma vardır fakat fark edilmeyebilir. Bu tip mastitisin varlığı ancak bazı maddelerin sütteki miktarlarını saptayan özel testlerle ortaya çıkarılabilir. Bu tür mastitisler alevlenerek klinik (görünebilir) mastitise dönüşebilir. Bu nedenle peryodik olarak sağmal hayvanların sağım öncesi ilk damlalarının siyah bakalit bir kaba alınmalıdır. Kaba alınan sütte bir değişiklik olup olmadığının tespit edilmesi sürü sağlığı açısından önem arzeder. Bunun dışında memelerin peryodik olarak kontrol edilerek her 15 günde bir CMT testinin de uygulanması gereklidir.



Klinik Mastitis

Hastalık titreme ile başlar. Sonra vücut sıcaklığı yükselir. Nabız hızlı ve dolgundur. Kısa ve hızlı bir soluma vardır ve hayvan huzursuz bir görünüm sergiler. Memede ağrı vardır. Memenin muayenesinde bir veya daha fazla bölümün şiştiği, gergin, kızarmış ve dokununca sıcak ve ağrılı olduğu görülür. Kısa sürede memenin görünümü değişerek rengi koyu mor veya mavimsi renk alır. Şiş ilerler, ilk birkaç saat meme başından sarımsı bir sıvı gelir.

Meme Bakımı ve Mastitisten Korunma

Sağımdan önce memeler mutlaka düzenli olarak yıkanmalıdır. Etkin bir meme temizliği için meme üzerinde ve çevresindeki kıllar düzenli olarak kırkılmalıdır. Yıkama sonrası memeler, her ineğin kendi havlusu veya bir kez kullanıp atılan özel kağıtlarla kurulanmalıdır. Klinik Mastitis ten korunmanın başlıca koşulları,

  • sağım sırasında temizlik kurallarına tam olarak uymak,
  • sağımı tam ve doğru yapmak
  • memeleri dış etkilerden korumaktır.

Ayrıca işletmenin gelir durumu uygunsa meme başını tümüyle örten antibiyotikli (mikrop öldürücü) spreyler kullanılabilir. Sağım sonrasında meme başları uygun bir antiseptik sıvıya (mikrop öldürücü) batırılarak özenle temizlenmelidir.

Sağım başlıklarıda mikrop öldürücü sıvılarla (dezenfektan) özen gösterilerek temizlenmelidir. Klinik Mastitis li ineklerden sağlam ineklere bulaşmayı önlemek için şunlar yapılmalıdır. Önce sağlam sonra hasta hayvanlar sağılmalı, mastitisli memelerden alınan sütler, işletmeden uzak bir yere dökülmeli veya gömülmelidir. Klinik Mastitis e eğilim hazırlayan, kalıtsal meme bozuklukları bulunan inekler sürüden çıkarılmalıdır. Ayrıca inekler yaşlandıkça klinik mastitis e karşı duyarlılıkları arttığından, yaşlı inekler sürüden çıkarılmalıdır. İneklerin klinik mastitis e karşı en duyarlı olduğu dönem, kuruya çıkış süresinin ilk üç haftasıdır. Bu nedenle sağımdan sonra kuruya çıkan hayvanların meme içine antibiyotik (mikrop öldürücü) uygulaması, mastitislere karşı önemli ölçüde etkili olur.

Kısaca özetlemek gerekirse mastitisten korunmak için temel ögeler; TEMİZLİK, İYİ BAKIM, İYİ BESLENME, DENETİM VE TEDAVİYE ERKEN BAŞLAMAK; olarak sayılabilir.

Devamını Oku
Advertisement
1 Yorum

1 Yorum

  1. Pingback: Rasyon : inek Besleme : Karbonhidrat ihtiyacı - Rumico Hayvancılık

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. Süt humması, doğum humması, doğum zehirlenmesi, kalsiyum noksanlığına bağlı doğum felci gibi isimlerle anılmaktadır.

Sığırlarda Hipokalsemi

Doğumdan önce, doğum sırasında ve özellikle doğumdan sonraki 72 saat içinde ortaya çıkan; yüksek verimli hayvanlarda hipokalsemi ile karekterize akut bir metebolik bozukluktur. Sıklıkla 4 ve daha yaşlı süt ineklerinde görülmekle birlikte ilk doğumunu yapan düvelerde de rastlanabilir. Yaş ve verimin artması, besleme sorunları ve diğer hastalıklara bağlı olarak olgunun sıklığı artmaktadır. İlk defa hipokalsemi görülen hayvanlarda sonraki doğumlarda da şekillenme şansı yüksektir.

Hipokalsemi, klasik belirtilerinin yanı sıra laktasyonun ve gebeliğin herhangi bir döneminde akut ve kronik formlarda görülebilir.

Jersey gibi yağlı ve yüksek süt veren bazı ırklar hipokalsemiye yatkınlık gösterirler. Hipokalsemi denildiğinde, kandaki serbest iyonize kalsiyum(Ca) eksikliği anlaşılmaktadır. İneklerde 100 ml kan serumunda 8-12 mg kalsiyum bulunmaktadır. Kalsiyum, 6 mg’ın altına düşerse klinik semptomlar, 5 mg’ın altına düşerse paresiz ortaya çıkar.



Sığırlarda Hipokalsemi Belirtileri

Hastalığın başlangıcında titremelerle karekterize tetaniler vardır. Diş gıcırdatması, sallantılı yürüyüş, huzursuzluk, ishal ve ıkınma, ayaklarda tutukluk, sık sık ayak değiştirme, hafif ısı artışı görülebilir. Serum Kalsiyum düzeyindeki azalmaya parelel olarak belirtiler şiddetlenir. Daha ileriki dönemlerde hayvan yatar ve kalkamaz. İnek ön ayakları üzerine kalkar fakat arka ayaklarını toplayamaz.

Sterno abdominal yatıştan kısa bir zaman sonra boyun kaslarında şekillenen spazmalardan dolayı inek başını laterale ve geriye kaburgalar üzerine yaslamıştır. Buna kendi kendini dinleme de denir. Düzeltilen boyunun yeniden eski haline dönmesi hipokalsemiye özgü bir durumdur.

Deri, kulak ve ekstremitelerde soğuma vardır. Vücut ısısı normalin altındadır. Işığa duyarlılık kaybolmuştur. Rumen barsak hareketleri durduğu içinde şişme ve kabızlık vardır. Spazmlardan dolayı solunum hırıltılıdır.

Lateral yatış ve koma döneminde bacaklardaki spazm çözülmüştür. Ayaklar kolayca bükülür. İnek boylu boyunca laterale yatar. Nabız hızlanmış ancak hissedilmesi güçleşmiştir. Kalp atımları güçlükle duyulur.

Ölüm, solunum durması veya konvülziyonlar sonrası oluşur. Doğum esnasında hipokalsemi şekillenmiş ise, doğum durur.

Sığırlarda Hipokalsemiden Korunma

Gebelikte düşük kalsiyum içeren rasyonların hazırlanması, Kalsiyum/Fosfor oranının 1:1’den 1:7’ye kadar oranlarda fosfor lehine düzenlenmesi uygundur. Gebeliğin son 15 gününde 10 milyon IU Vit-D3 enjekte edilerek kalsiyum emilimi uyarılabilir.

Süt veriminin en yüksek olduğu dönemde barsaktan kalsiyum emilimini artırmak amacı ile; yemlere amonyum klorit ilave edilerek asit barsak ortamı oluşturulabilir. Mineral maddelerce zengin yemlerle besleme ile hipokalsemilerin ortaya çıkışının da bir ölçüde engellenebileceği veya azaltılabileceği bir çok yazar tarafından bildirilmektedir.



Sığırlarda Hipokalsemi ve Tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. En sık kullanılan kalsiyum boroglukonattır. Önce solunum ve dolaşımı uyarmak amacı ile kafein uygulaması yapılır. Kalsiyum tuzları kalbe toksik etkilidir. Bu nedenle kullanılacak olan kalsiyum tuzu vücut ısısında damla damla, vena jigularis yolu ile ve perfüzyon cihazıyla verilmelidir.

Vena jigularisin belirgin olmadığı durumlarda uygulama vena subcutanea abdomonisten de yapılabilir. Kalsiyum tuzlarının damar içine enjeksiyonu esnasında kalp atımları önce yavaşlar, sonra süratlenir. Kalsiyum toksikasyonlarında %10’luk magnezyum sülfat’tan 300 ml verilmelidir.

Bu amaçla atropin sulfat ve Verapamil’den yararlanılabilir. Kalsiyum enjeksiyonunundan 5 dakika önce atropin sülfat 0.02mg/kg damariçi; Verapamil ise, 0.05mg/kg deri altı uygulanarak hiperkalsemiye bağlı muhtemel kalp aritmilerinin önüne geçilebilir.

Hipokalsemi olgularında yeterli, ancak en düşük doz ile tedavi edilmeye çalışılmalıdır. Yüksek dozda kalsiyumun damar içi uygulamaları parathormon salınımını engelleyerek nükslerin ortaya çıkmasına neden olur.
Sağıtımı takiben kalsiyum atılımını engellemek amacı ile 24 saat süre ile sağım yapılmamalıdır. Kalsiyum tuzları uygulanırken bir taraftan kalp atımları kontrol edilmelidir.

Bozukluk durumlarında kalsiyum perfüzyonlarına bir süre ara verilmelidir, yada çok yavaş olarak devam edilmelidir. Sağıtımdan sonra duyarlılık devam ettiğinden hayvanı ayağa kalkması için zorlamamalı, kendiliğinden kalkması için bırakılmalıdır.

Tedaviye cevap alınamadığı durumlarda hipofosfotemi düşünülmelidir. Hipofosfatemili inekler genel durumları düzelmesine rağmen ayağa kalkamazlar. Böyle olgularda %15’lik Sodyumbifosfat’tan damar içi yolla 200ml enjekte edilebilir.

Septik metritis, mastitis, poliartritis gibi septisemili durumlarda kalsiyum tuzları damariçi olarak uygulanamaz. Hipokalsemili hayvanlarda oral (ağız yoluyla) ilaç kullanımı uygun değildir.

Kaynak: https://extension.psu.edu/trouble-shooting-milk-fever-and-downer-cow-problems

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır. Bazı süt sığırlarında gebeliğin ileri dönemlerinde yada doğumun hemen sonrasında hayvanın yatıp kaldığı veya ayağa kalkmakta güçlük çektiği gözlenebilmektedir.

Bunun birçok sebebi bulunmasına rağmen başlıca nedeni kandaki kalsiyum-fosfor dengesizliğidir. Bu yazımızda kalsiyum(Ca), fosfor (P) dengesizliğinin nedenleri ile alınması gereken tedbirlere değineceğiz.



Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi

Ca/P’un vücutta depo yerleri kemiklerdir. Bu mineral maddeler yemle yeterince alınmadığı takdirde ortaya çıkan açık paratroid hormonunun etkisiyle kemiklerden karşılanmaktadır.

Besin maddeleri ile alınan Ca/P miktarı ihtiyacın altına indiğinde; gerekli olan miktar kemiklerden karşılanmakta, hayvan güçsüzleşmekte, ayağa kalkamamaktadır.

P vücutta asit-baz dengesini ve enerji metabolizmasını etkilemektedir. Ca ise kanın pıhtılaşmasında, sinir sisteminde,damarların geçirgenliğinin azaltılmasında rol oynamaktadır.

Kısacası hayvanın yaşamı ve verimliliği için bu her iki element de hayati önem taşımaktadırlar. Ca / P dengesizliğini önlemede en önemli faktör; hayvanın dengeli ve yeterli beslenmesinin sağlanmasıdır. Hayvanın tüm hayatı boyunca süt verdiği, kuruda kaldığı; gebe olduğu ve doğum yaptığı dönemlerin tamamında kesintisiz olarak yeterli ve dengeli beslenmesinin sağlanması gerekmektedir.

Ca/P dengesini sağlamak için yapılması gerekenler

Besleme rasyonunda ki Ca/P oranı 2:1 veya 1:1 (100cc serumda; 8-12 mg Ca/4-8 mg P. Yemde; kuru maddeye göre %0.25-0.35 Ca,%0.20-0.30 P olması günlük ihtiyacı karşılarken; P %0.2 nin altına düşmemelidir) olarak korunmalı, hayvanın fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde olmalıdır.

Birinin fazlalığı yada azlığı kandaki dengeyi bozmaktadır. Rasyonlarda Ca’u bağlayıcı ve emilimini önleyici maddeler bulunmamalıdır. Sindirim sisteminde herhangi bir hastalık, sıvı-elektrolit kayıpları ve düzensiz beslenmeye bağlı olumsuzluklar olmamalıdır.

Böbrek hastalıkları mineral madde kayıplarına yol açacağı için önlenmelidir. Hormonal mekanizmada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemeli ve bu sistemi olumsuz etkileyen stres; şok, ağır hastalık, yaşlılık, hareketsizlik, aşırı sıcak, nem, olumsuz çevre faktörleri vb. koşullar olmamalıdır.

Rasyonlarda enerji-protein dengesi sağlanamadığı takdirde mineral maddelerin emilimi ve değerlendirilmesi aksamaktadır.

Kaynak: https://extension.psu.edu/dietary-minerals-for-dairy-cows-on-pasture

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri

Hayvanlarda Zehirlenmeler, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilinmesi gerekenleri aşağıdaki gibi sıralamaya çalıştık. Ruminantlarda zehirlenme olguları sık gözlenir. Tanıda anamnez, beslenme ve çevre şartları, klinik ve otopsi bulguları ile zehirli madde analizleri birlikte değerlendirilmelidir. Zehir bilindiğinde veya kuvvetli şüphe olduğunda ilk olarak spesifik antidot ve semptomatik tedavi uygulanmalıdır

Hayvanlarda Zehirlenmeler, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Kurşun Zehirlenmesi ve Belirtileri

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde kurşun zehirlenmesi, özellikle endüstri bölgelerinde görülebilmektedir. Ayrıca, yoğun çevre kirlenmesi sorunları ile karşı karşıya bulunan bölgelerde sığırlar için önemli bir problemdir. Özellikle meraların yakınında ağır sanayi tesislerinin bulunması, hayvanların çöplüklerde otlamaları büyük sıkıntılar yaratabilir. Ayrıca, trafik yükü çok fazla olan yolların kenarlarında meraların su baskınına uğraması da problem kaynakları arasındadır. Bununla birlikte çöplerin çeşitli yollarla meralara dağılması veya yer altında gömülü çöplerden kaynaklanan sızıntılar da büyük problem kaynağıdır.

Bir sığırın 1 kg. canlı ağırlık için günde 6-7 mg miktarında kurşun alması veya rasyonun içinde 100-200 ppm. Kurşunun bulunması halinde belirsiz bir zaman sonra kronik kurşun zehirlenmesi ortaya çıkar.

Akut zehirlenme olaylarında, akut toksik dozdaki kurşunun alınmasından 12-24 saat sonra belirtiler ortaya çıkar. Ve hayvan bir iki gün içinde ölür. Daha çok buzağılarda görülür.

Akut zehirlenmelerde sığır, koyun ve keçilerde aniden beliren sürekli böğürmeler ve şiddetli karın sancıları ilk görülen belirtilerdir. Laktasyondaki hayvan sütten kesilir, geviş getirme azalır. İşeme ağrılı ve sık yapılır. Sığırlar kuduza benzer belirtiler gösterir. Sürekli uyarı halindedir. Kas spazmları ve tetani durumları ilk belirtilerle başlayıp ölüme kadar şiddet ve sıklığını artırarak sürdürür.

Kurşun zehirlenmesi, kuduz, yalancı kuduz, serebrokortikal nekroz, tetanoz, mantar zehirlenmeleri ile karıştırılabilir.



Arsenik Zehirlenmesi ve Belirtileri

Sodyum arsenit, potasyum arsenit, sodyum arsenilat gibi birçok organik ya da anorganik arsenik bileşiği tarımda yabani ot mücadelesinde kullanılmaktadır. Yeni ilaçlanmış tarlaya hayvanların girmesi halinde zehirlenme olayları ortaya çıkabilir.

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde arsenikle zehirlenmelerde şunlar görülür. Sancı, huzursuzluk, inleme, diş gıcırtısı, bitkinlik, salya akıntısı, solunum güçlüğü, ishal. İleri dönemlerde dehidrasyon (su kaybı), depresyon ve koma görülür.

Teşhiste civa zehirlenmesi, kuşun zehirlenmesi, salmonellosis ile karışabilir. Akut zehirlenmelerde idrarda, rumen içeriğinde, kronik zehirlenmelerde, kıllarda arsenik tayini yapılabilirse teşhis kesinleşir.

Tedavi:

Arsenik zehirlenmelerinde tavsiye edilecek antidotlar: Sodyum tiyosülfat 15-30 gr, %15 solusyon halinde ilk doz olarak damar içi olarak verilir. Daha sonra dozlar 30-60 gr’a çıkartılır. Bunlar ağız yoluyla 6 saat aralıklarla verilir. Diğeri de dimerkaprol’dur.

Bakır Zehirlenmesi

Bağ ve bahçelerde fungusit olarak kullanılan maddelere dikkat edilmelidir. “Bordo bulamacı” ve benzeri bakır preparatları ile ilaçlanmış yerlerde sığırların uzun süre otlamaları kronik bakır zehirlenmelerine yol açmaktadır.

Akut zehirlenmelerde sancı, ishal, dehidrasyon, dolaşım şoku ve koma şekillenir. Biraz daha dayanıklı olabilenlerde, sindirim semptomlarına ek olarak, depresyon hali, kaslarda takatsizlik, hemoglobinüri ve sarılık şekillenir.

Kronik bakır zehirlenmelere sığırlarda nadiren rastlanmaktadır. Karaciğerde biriken bakır kritik bir düzeye yükseldiğinde, birdenbire hemolitik kriz şekillenir. Sarılık, hemoglobinüri, nabzın zayıflaması sonucu koma ve ölüm şekillenmektedir.

Tedavi:

Akut bakır zehirlenmelerinde sindirim sistemi hızla boşaltılır. Süt, albumin ve benzeri müsilajlı ve sarıcı maddeler verilerek sindirim kanalı irkiltiye karşı korunur. Ve bakır albüminat oluşturarak zehirin daha fazla emilmesi önlenir. Emilen zehire de 3 mobilizan ve atılmayı hızlandırıcı madde olarak damar içi yolla sodyum tiyosülfat verilir.



Tuz Zehirlenmesi ve Belirtileri

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde Sodyum klorür, hayvanların yaşamı için gerekli olan mineral tuzların en başında yer almaktadır. Sığırların rasyonlarında normal olarak %1 dolayında tuz bulunması gereklidir. Aksi halde hayvanlar duvarları ve birbirlerini yalamak suretiyle tuz ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar. Fazla tuz verilmesi durumunda bol miktarda su içmek suretiyle tuzu atmaya çalışırlar. Dışkı birkaç gün sulu kıvamda olur. Günlük su miktarı artar Fazla miktarda tuz alan hayvanlar su içemedikleri taktirde, zehirlenme belirtileri ortaya çıkmaktadır. Kusmak ister gibi hareketler, sancı, dışkıda mukus miktarında artış görülür. Ayrıca, poliüri ve kanda hematokrit değerin artması yani kanın koyulaşması gibi belirtiler görülmektedir.

Sağıtım:

Hayvana sık sık su içirilmelidir.

Flor Zehirlenmesi

Flor, dişlerin ve kemik dokusunun yapısına giren bir elementtir. Normal olarak, rasyonda 1-2 ppm civarında flor bulunması gereklidir. Sığırlar, rasyondaki floru 50 ppm seviyesine kadar olan kısmını rahatlıkla tolere edebilirler.

Yemlerde ve içme sularındaki florun toksik olup olmaması flor bileşiğinin suda erirliği ile yakından ilgilidir. İçme sularında 10 ppm miktarına kadar flor nisbeten iyi tolere edilmektedir. Sularda 30 ppm, yemlerde 100 ppm civarında flor bulunması halinde birkaç ay içerisinde kronik flor zehirlenme belirtileri ortaya çıkmaya başlamaktadır. Hayvanın 1 kg canlı ağırlığı başına 1 mg miktarda flor alması, kronik flor zehirlenmesi için yeterli olmaktadır.

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde Akut flor zehirlenmesi ender rastlanılan bir olaydır. Pratikte asıl önemli olan, kronik flor zehirlenmesidir. Volkanik patlamalar ve volkanik küller çevredeki meraları bulaştırırlar. Tarlalara gübre olarak atılan yada hayvan yemlerinde fosfor kaynağı olarak kullanılan yem katkı maddelerine dikkat edilmelidir. Özellikle de doğal fosfat kayalarından elde edilen süperfosfat gübreleri hayvanlarda flor zehirlenmesinin sebebi olabilir. Çünkü, fosfat kayalarının içinde %2-4 oranında flor bulunabilmektedir. Floru yeterince arındırılmadan yemlere katılan fosfatlar tehlike yaratabilmektedir.

Patognez:

Flor bir doku zehiridir. Yem ve sularla alınan flor, midedeki asit ortamda hidroflorik asite dönüşerek sindirim mukozasını irkiltir. Florun en önemli zararı, kemik ve diş dokuları üzerinde gerçekleşmektedir. Vücut barsaklardan emdiği floru kemik ve dişlerde biriktirir, idrar ile yavaş yavaş atar. Bu birikim sırasında ekzostozlar, eklem deformasyonları ve diş dökülmeleri ortaya çıkar.

Belirtileri:

Akut flor zehirlenmelerinde hastalık birden başlar. Muhtelif sinirsel bozukluklar ortaya çıkar ve hayvan birkaç saat içinde ölür.

Kronik flor zehirlenmesinde ise, büyüme çağındaki hayvanlarda süt dişleri dökülür. Kalıcı dişlerde bozukluk, gelişme geriliği, eklemlerde deformasyonlar, uzun kemiklerde eğilmeler gibi belirtiler ortaya çıkar. Çiğneme güçlüğü, tutuk yürüyüş ve topallık gibi semptomlara sık rastlanır.

Sağıtım:

Akut flor zehirlenmelerinde, damar içi kalsiyum infuzyonları , kronik zehirlenmelerde ise, parenteral yollarla sık sık kalsiyum verilmelidir. Ayrıca, yemlere hayvan başına her gün 30 gr aluminyum sulfat eklenmesi önerilir. Hastalar, bulaşık meradan veya bölgeden hemen uzaklaştırılarak, başka bölgelerden getirilen yemlerle beslenmelidirler.



GÜBRE ZEHİRLENMELERİ

Nitrat Zehirlenmesi

Sığırlar, tarımda gübre olarak kullanılan nitratları tüketebilmektedirler. Gübrelerin depolandığı yerlere girerek yanlışlıkla gübreyi yiyen sığırlarda akut zehirlenme belirtileri ortaya çıkmaktadır.

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde en önemli olan zehirlenme şekli kronik nitrat zehirlenmeleridir. Bu özellikteki olayların çoğu gizli seyrettiği için fazla dikkate alınmamaktadır.

Kronik nitrat ziherlenmelerinin sebebi, rasyonun içinde bulunan yem maddelerinin yapısında fazla miktarda nitrat bulunmasıdır. Veya içme sularının nitrat ve nitritler bakımından zengin olmasıdır. Nitrat bakımından zengin olan başlıca bitkiler şunlardır. Yulaf samanı, arpa samanı, buğday samanı, sudan otu, pancar yaprağı, pancar posası. Ayrıca, hardal, geven, sorgum, darı, süpürge otu ve benzeri bitkilerdir.

Tarımda yabani ot mücadelesinde kullanılan herbisit ilaçları da bitkilerin topraktaki nitratlardan daha fazla yararlanmasını sağlar. Herbisit kullanılan tarım arazisinden hasat edilen yem maddelerinde nitrat miktarı daha yüksek olmaktadır.

Yem ham maddelerinin depolanma biciminin de nitrat miktarı üzerine etkisi olabilmektedir. Örneğin silajdaki anaerobik fermentasyon şartlarında, bakteriler nitratların önemli bir bölümünü fermentatif yolla redükte ederek, nitrit haline çevirirler. Yani silaj yemleri kuru yemlere göre daha az risk taşımaktadır.

Belirtileri:

Akut nitrat ve nitrit zehirlenmelerinde ishal, sancı, hızlı solunum, solunum güçlüğü, sallantılı yürüyüş ve en sonunda koma görülmektedir. Kronik nitrat zehirlenmelerinde ise, solunum sistemi ile ilgili belirtiler dikkat çekmez. Bazı dokuların iyi beslenememesinden veya A vitamini noksanlığından ileri gelen belirtiler ön planda yer alır.

Örneğin;

  • sebebi bilinmeyen atipik sinirsel semptomlar
  • gebe ineklerde yavru atma olayları
  • fötüsün iyi gelişememesi
  • buzağıların beklenenden daha küçük cüsseli doğmaları ve yeni doğan buzağılar arasında oldukça yüksek oranda konjenital anomaliler görülmesi gibi.

Tedavi:

Akut nitrat – nitrit zehirlenmelerinde spesifik antidotu metilen mavisidir. Metilen mavisinin %1’lik solusyonundan 100 kg vücut ağırlığı için 20-60 cc miktarında damar içi yolla verilir. İlacın yarı ömrü 2 saattir. İkinci defa uygulama yapıldığında 6 saat kadar beklemek gerekir.

Kronik nitrat zehirlenmelerinde meydana gelen lezyonla çoğunla dönüşümlü bozukluklardır. Rasyonun değiştirilmesi, nitrat bakımından zengin olduğu bilinen yem maddelerinden vazgeçilmesi veya onların rasyondaki oranlarının düşürülmesi gereklidir. Kalsiyum fosfor dengesiyle A vitaminin önemi çok büyüktür.

Üre Zehirlenmesi

Üre, protein olmayan azotlu madde olarak hayvan beslenmesinde fazla kullanılan bir maddedir.

Ürenin hayvana tolere edebileceğinden fazla miktarda yedirilmesi. Veya üre beslemesine yeni başlayan işletmelerde alıştırma devresinde iken hayvana fazla miktarda üre verilmesi zehirlenmeye yol açmaktadır.

Belirtileri:

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde üre zehirlenmesi sonucu şunlar görülür. Titreme, sancı, huzursuzluk, yürümede zorluk, solunum sayısı artışı ve solunum güçlüğü görülür. Rumen sıvısı hafif alkalidir ve belirgin amonyak kokusu hissedilir.

Tedavi:

Üre zehirlenmesinin spesifik antidotu sirke asiti veya sirkedir. 2-4 litre miktarında sirke birkaç misli su ile sulandırılarak içirilir. Rasyonda kolay fermente olabilir. Karbonhidrat miktarı arttırılır. Melas veya pekmez verilmesi yararlı olabilir.



1.HERBİSİTLERLE ZEHİRLENMELER

Yabancı ot mücadelesinde kullanılan herbisit ilaçların toksisitesi genellikle çok düşüktür. Ancak meraya veya kültür arazisine atılan ilacın miktarının yüsek olması ve zehirlenme riski önemli ölçüde artar

a. Tarımda Kullanılan Arsenik Herbisitler

Sodyum arsenik ve arsenik trioksit, pamuk tarımında bitkinin yapraklarını dökerek makineyle hasat yapmak amacıyla kullanılır. Akut toksik doz 22-55 kg kadardır. Az miktarlarının uzun süre alınması ile kronik zehirlenme meydana gelir. Sancı, ishal ve dehidrasyon semptomlarıyla seyreder ve öldürücüdür.

b. Dinitro Bileşiği Herbisitler

Dinitrofenoller ve dinitrokrezol deri youl ile emilirler. Yeni ilaçlanmış tarlaya hayvanların girmesi halinde zehirlenme tehlikesi ortaya çıkabilir. Yüksek ateş, solunum güçlüğü, taşikardi(aşırı kalp çarpması) ve konvulzüyonla (kasılmalarla) seyreder. Bilenen bir tedavi şekli yoktur. Hasta serin ve gölgeli bir yere alınır. Parenteral yolla, glikoz infuzyonu ve ayrıca A vitamini takviyesi yapılır. Atropin sülfat ve klorpromazin takviyeleri de yapılabilir.

c. Sodyum Klorat

Herbisit olarak kullanılır. Sığırlar, Sodyum kloratı aynen tuz gibi yerler. Kaza eseri olarak bu ilacın hayvan tarafından yenilmesi veya yüksek dozda herbisit atılan tarlalarda hayvanların otlaması sonucu zehirlenme oluşur. Tedavide metilen mavisi verilir. Metilen mavisinin tuzlu su içerisinde verilmesi gerekmektedir.

2. PESTİSİTLERLE ZEHİRLENMELER

a. Organik Klorlu İnsektisitlerle Zehirlenmeler

Bu grup içinde yer alan insektisitlerin başlıcaları şunlardır:

DDT, Aldrin, Dieldrin, Heptakor, Metksiklor, Klordan, Lindan ve Endrin vb. dir.

Bunlardan bazıları hayvanlarda dış parazitlere karşı insektisit ilaç olarak kullanılmakta idi. Ancak yağ dokularında birikim yaparak besin kirlenmesi ve çevre sorunlarına karşı yol açtıkları için bunların kullanımı yasaklanmıştır.

Belirtileri:

Hayvanlar önce korkak ve ürkektir. Sese, dokunmaya ve ışığa karşı duyarlılık göstererek, irkilme ve sıçrama hareketleri yaparlar. Konvulsiyonlar (Kasılmalar) nöbetler şeklinde devam eder. Eğer aldıkları zehir azsa nöbetler ve belirtiler azalır. Fakat günler geçmiş olsa da hayvanın sese ve dokunmaya karşı tepkileri fazladır.

Tedavi:

Spesifik bir antidotu yoktur. Merkezi sinir sistemi üzerine uyarıcı etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla, hipnotik ve sedatif etkili ilaçların kullanılması tavsiye edilir. Karaciğer hasarının önlenmesi için damar içi yolla kalsiyum glukonok ve kalsiyum boroglikonat veya glikoz tuzlu su çözeltilerinin verilmesi çok yararlıdır.
Biryandan çarpıntıların önlenmesine çalışılırken diğer yandan da insektisitin vücuttan uzaklaştırılmasına yönelik uygulamalar yapılır. Şöyle ki, deri yoluyla meydana gelen bulaşma veya maruziyet halinde ilaçlı kısımlar tazyikli suyla yıkanır. Ağızdan olan zehirlenmelerde tuzlu sürgütlerle (sodyum sulfat, magnezyum sulfat… vb.) sindirim kanalı boşaltılır.

b. Organik Fosforlu İnsektisitler ve Karbamatlarla Zehirlenmeler

Tarımda bitki zararlılarına karşı ve hayvancılıkta dış parazitlere karşı kullanılan birçok organik forsforlu insektisit bileşik vardır.

Örneğin, malathion, triklorfon, ronnel, ruelen ve diğerleri tanınmaktadır.

Karbamatlardan tanınmış pestisit karbaril’dir. Tarımda kullanıldığı gibi, serpme toz halinde hayvanlarda dış parazit mücadelesinde geniş çapta kullanılmaktadır.

Belirtileri:

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde ilk dikkati çeken semptomlar muskarinik semptomlardır. Solunum sayısı artar, şiddetli dispne vardır. Ağızdan köpüklü salya akar, hayvan ağzını açıp dilini öne doğru uzatmak sureti ile nefes almaya çalışır. Akciğer heperemisi ve akciğer ödemi semptomları da görülür. Sonra gelç şekillenmektedir.

Tedavi:

Sığır sürüsü zehirli bölgeden derhal uzaklaştırılır. Zehirlenme semptomları gösteren hayvan, nisbeten serin bir yere alınır . Zehir deri yolu ile alındı ise, vücut ılık sabunlu sularla yıkanır. Aksfeksi için atropin sulhfat uygulamasına geçilmelidir. Kas seyirmeleri, spazm ve sertliği ile felç şekillenmişse oksim bileşekleriyle önlenebilir.

c. Rodendisitlerle Zehirlenmeler

Fare mücadelesi amacıyla tarla ve ambarlara atılan fare zehirleri, bir çeşit yem niteliği de taşımaktadırlar. Bu nedenle, kaza eseri olarak sığırlar tarafından da yenilebilirler. Başlıca fare zehirleri şunlardır: Sodyum Floroasetat, K vitamini antagonisti rodentisitler, Ada soğanı glikozitler vb.



BİTKİSEL ZEHİRLENMELER MANTAR TOKSİNLERİ

  • Yem maddelerinin usulune uygun şekilde depolanmaması,
  • Biçilen ot ve diğer kaba yemlerin yağmur altında kalması,
  • Yaş yemlerin iyi kurutulmadan depolanması (%14’den yukarı rutubet içermesi),
  • Depo ve siloların havalandırılmaması,
  • Yem kitlesinin yığılı vaziyette aylarca bekletilmesi, aktarılmaması, ıslatılarak tavlanan yemlerin ahırda saatlerce bekletilmesi
  • vs

gibi nedenlerle yem maddeleri üzerinde çok miktarda küf mantarı üremektedir.

Sığırlarda aflatoksikozis bunların başlıcaları; A. flavus, A.clavatus, A. parasiticus ve A. puberulum dur. Bu mantarlar, özellikle yer fıstığı ve benzeri kök bitkilerde ve kötü şartlarda depolanan hububatta bol miktarda ürerler.

Akut aflatoksikoziste fazla miktarda Aflatoksinin birden alınması halinde ortaya çıkar(1 kg yemde 100 mikrogramdan yüksek miktarlardaki aflatoksin sığırlar için toksiktir). Akut olaylarda körlük, sallantılı yürüyüş, ataksi, koordinasyon bozuklukları, iştahsızlık, diş gıcırtısı, inleme, ishal gibi belirtiler görülür.

Hastalığın ileri dönemlerinde felç ve koma hali, gebe ineklerde yavru atma olayları görülür. Kronik aflatoksikozis seyreder.Hayvanın hastalıklara karşı direnci düşer.

Klinik semptomlar ve otopsi bulguları spesifik değildir. Mantar toksinleri ile zehirlenmeler birçok hastalık ile karışabilir.

Mikotoksikosis’in tedavisi ve koruyucu önlemler:

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde şüphe edilen yemin yedirilmesine son verilir. Sürüler şüpheli meradan uzaklaştırılır.

Semptomatik tedavide:

Damar içi yolla B1 vitamini, parenteral kalsiyum uygulamaları verilir. Damar içi veya peritonal yolla izotonik glukoz infuzyonu, ishal ve dehidrasyonla seyreden olgularda elektrolit sıvılar verilir.

Korunma:

Sığırları mantar toksinlerinin zararlarından korumak ve yem maddelerinin küflenerek sağlığa zararlı hale gelmesini önlemek için rutubet oranının %14’den fazla olmaması. Rutubet oranının %14’ün altına düşmeden depolanmaması. Kurutma sırasında yere ve sergene ince serilmesi, her gün karıştırılması veya alt üst edilmesi küflenmeyi önemli ölçüde önler.

Devamını Oku

Trendler

error: İzinsiz Olarak Kopyalama yapamazsınız. !!