Connect with us

Hayvan Hastalıkları

Meme Bakımı ve Mastitis’ten Korunma

Klinik Mastitis

Mastitis Nasıl Oluşur?

Klinik mastitis, süt hayvancılığında en çok rastlanan ve son derece önemli bir meme hastalığıdır. Hayvanlarda çok çeşitli meme hastalıkları vardır. Süt üretimi yapan işletmelerde az veya çok oranda daima karşılaşılan bir problemdir. Klinik Mastitis sadece süt verimini azaltmakla kalmayıp, memenin bir veya birkaç lobunun (bölümünün) körleşmesine neden olur. Hatta tüm memenin süt veremez hale gelmesiyle hayvanın kasaplık olmasına neden olabildiği gibi bazen de ölümüne sebep olabilir.

Klinik Mastitis hastalığı küçümsenmeyecek miktarda süt kayıplarına, tedavi giderlerine ve zaman kaybına sebebiyet verdiğinden işletme sahiplerine yüklü faturalar getirir. Bu nedenle hayvanlardaki meme hastalıkları arasında en önemli yeri klinik mastitis almaktadır.


Klinik Mastitis in temel nedeni mikroplar olmakla birlikte, mikroplar tek başlarına hastalık yapma özelliğine sahip değillerdir. Hastalığın oluşmasına yardımcı olan birçok neden vardır. Bunların başında sağımda yapılan hatalar ve sağım esnasında yapılan temizlik ihmalleri gelmektedir. Aslında süt mikropların üreyebilmeleri için mükemmel bir ortamdır. Ancak mikropların bu ortamı bulmaları için meme içine girebilmeleri gerekmektedir.

Mastitisin bulaşma kaynakları şunlardır:

  1. Sürüde bulunan mastitisli hayvanlar,
  2. Sağımcıların kirli elleri, kirli bezleri ve düzensiz çalışan sağım makinaları,
  3. Meme ve meme başı yaralarıdır.

Klinik Mastitis in Diğer Nedenleri Şunlardır:

  • Hayvanın yaşının ilerlemesiyle meme dokusunun doğal direnci kırılmakta ve hastalığa karşı duyarlılığı artmaktadır.
  • Sağımda görülen güçlükler,
  • Süt veriminin yüksek, memelerin büyük ve sarkık olması,
  • Irk farklılığı,
  • Meme ve meme başlarındaki yapısal bozukluklar,
  • Hava koşulları ve mevsim etkileri ( Yaz aylarında ısı ve nem nedeniyle haşarat artmakta klinik mastitis e neden olmaktadır.)
  • Ahır ve barınakların yapısı, büyüklüğü, havalandırma, ışıklandırma ve temizlik koşulları da hastalık üzerinde etkilidir.
  • Bu hastalıkta beslenmede önemlidir. Yüksek proteinli yemleme sütü artırdığı gibi klinik mastitis e yakalanma şansını da arttırır. Bu nedenle aşırı beslenen, özellikle protein değeri yüksek besinlerle beslenen hayvanlarda risk fazladır.
  • Yanlış sağım da hastalığa ortam hazırlar. Elle sağımda meme başının uygun tarzda tutulup sıkılmaması meme başını zedeler. Makinalı sağımda ise sağım başlıklarının çatlaması mastitise neden olabilir. Makinanın meme başına uyguladığı basıncın artması veya azalması sonucu meme başının yaralanmasına neden olarak mastitis ortaya çıkabilir.
  • Hayvanlardaki hormonal düzensizliklerde klinik mastitis e ortam hazırlar.Subklinik (Gizli) MastitisSürüde hastalık olduğu halde bunu hastalık olarak gözlemleme olanağı yoktur. Süt işletmelerinde sağmal hayvanların büyük bir kısmı bu tip hastalık tehdidi altındadır. Bu hayvanlardan elde edilen süt normal görünümdedir, miktarında bir azalma vardır fakat fark edilmeyebilir. Bu tip mastitisin varlığı ancak bazı maddelerin sütteki miktarlarını saptayan özel testlerle ortaya çıkarılabilir. Bu tür mastitisler alevlenerek klinik (görünebilir) mastitise dönüşebilir. Bu nedenle peryodik olarak sağmal hayvanların sağım öncesi ilk damlalarının siyah bakalit bir kaba alınmalıdır. Kaba alınan sütte bir değişiklik olup olmadığının tespit edilmesi sürü sağlığı açısından önem arzeder. Bunun dışında memelerin peryodik olarak kontrol edilerek her 15 günde bir CMT testinin de uygulanması gereklidir.



Klinik Mastitis

Hastalık titreme ile başlar. Sonra vücut sıcaklığı yükselir. Nabız hızlı ve dolgundur. Kısa ve hızlı bir soluma vardır ve hayvan huzursuz bir görünüm sergiler. Memede ağrı vardır. Memenin muayenesinde bir veya daha fazla bölümün şiştiği, gergin, kızarmış ve dokununca sıcak ve ağrılı olduğu görülür. Kısa sürede memenin görünümü değişerek rengi koyu mor veya mavimsi renk alır. Şiş ilerler, ilk birkaç saat meme başından sarımsı bir sıvı gelir.

Meme Bakımı ve Mastitisten Korunma

Sağımdan önce memeler mutlaka düzenli olarak yıkanmalıdır. Etkin bir meme temizliği için meme üzerinde ve çevresindeki kıllar düzenli olarak kırkılmalıdır. Yıkama sonrası memeler, her ineğin kendi havlusu veya bir kez kullanıp atılan özel kağıtlarla kurulanmalıdır. Klinik Mastitis ten korunmanın başlıca koşulları,

  • sağım sırasında temizlik kurallarına tam olarak uymak,
  • sağımı tam ve doğru yapmak
  • memeleri dış etkilerden korumaktır.

Ayrıca işletmenin gelir durumu uygunsa meme başını tümüyle örten antibiyotikli (mikrop öldürücü) spreyler kullanılabilir. Sağım sonrasında meme başları uygun bir antiseptik sıvıya (mikrop öldürücü) batırılarak özenle temizlenmelidir.

Sağım başlıklarıda mikrop öldürücü sıvılarla (dezenfektan) özen gösterilerek temizlenmelidir. Klinik Mastitis li ineklerden sağlam ineklere bulaşmayı önlemek için şunlar yapılmalıdır. Önce sağlam sonra hasta hayvanlar sağılmalı, mastitisli memelerden alınan sütler, işletmeden uzak bir yere dökülmeli veya gömülmelidir. Klinik Mastitis e eğilim hazırlayan, kalıtsal meme bozuklukları bulunan inekler sürüden çıkarılmalıdır. Ayrıca inekler yaşlandıkça klinik mastitis e karşı duyarlılıkları arttığından, yaşlı inekler sürüden çıkarılmalıdır. İneklerin klinik mastitis e karşı en duyarlı olduğu dönem, kuruya çıkış süresinin ilk üç haftasıdır. Bu nedenle sağımdan sonra kuruya çıkan hayvanların meme içine antibiyotik (mikrop öldürücü) uygulaması, mastitislere karşı önemli ölçüde etkili olur.

Kısaca özetlemek gerekirse mastitisten korunmak için temel ögeler; TEMİZLİK, İYİ BAKIM, İYİ BESLENME, DENETİM VE TEDAVİYE ERKEN BAŞLAMAK; olarak sayılabilir.

Hayvan Hastalıkları

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

Sağmal ineklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri bakım ve besleme ile doğrudan alakalıdır. Ülkemizde süt sığırcılığı yapan yetiştiricilerin bir çoğu; doğuma hazırlanan ve doğum yapan ineklerinin davranışı ve beslenmesi konusunda yeterli bilgiye sahip değillerdir. Bu bağlamda, laktasyonun son dönemi ve kuru dönemde yapılan hatalı uygulamalar ve beslemeden kaynaklanan olumsuz etkilerin; buzağılama sonrası ortaya çıkması ile yetiştiriciler maddi ve manevi sıkıntıya girmektedirler.

Diğer yandan, çok sayıda ineğin yetersiz veya aşırı vücut kondisyonu nedeniyle doğum sonrası metabolik hastalıklar yakalanarak kesime gittiğini görmek mümkündür. Bu problemin, tedavi, ilaç ve üretimden kaybedilen süt olarak ülke ekonomisine vermiş olduğu zararın boyutu da madalyonun öteki yüzüdür.



Bu açıdan, yetiştiricilerimizin laktasyonun son 100 günlük döneminde ve doğumdan önceki üç haftalık dönemde yapacakları bakım ve besleme büyük önem taşımaktadır. Bu dönemlerden özellikle doğumdan önceki üç haftalık süre içerisinde uygulanacak dengeli ve yeterli besleme, doğum sonrası süt veriminin arttırılmasına ek olarak, ineğin ketozis, süt humması, rumen kayması gibi hastalıklardan korunmasına ve etkin bir üreme performansı sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Amerika’da yapılan bir çalışmada, doğum sonrası çıkabilecek problemlerin, o laktasyonda 800-1000 kg süt kaybına yol açtığını ifade etmektedir.

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İnek, doğumdan önceki iki haftalık süreç içerisinde üreme sistemini doğuma, meme bezini ise, süt üretimine hazırlayan bir dizi fizyolojik değişime maruz kalmaktadır. Buzağılama sonrası yem tüketime karşı isteksizlik olarak ifade edilebilecek ineklerde doğum sonrası iştahsızlık meydana gelmesi, buna bağlı olarak ineğin vücut ağırlığında bir azalmanın meydana gelmesi sık karşılaşılan bir durumdur.

Bu durum, yukarıda da bahsedildiği gibi geçiş döneminde ortaya çıkan fizyolojik değişimin doğal bir sonucudur. Ancak, yem alımı ve bununla bağlantılı olarak vücut ağırlığındaki düşüşün şiddetli ve uzun süreli olması yetiştiricinin uygulamalar açısından problemler yaşamasına yol açmaktadır.

Damızlık Sığır Yetiştirici Birliklerinin büyük bir kısmının çalışmakta oldukları Holstein (Siyah Alaca) ırkı, diğer ırklar arasında verim bakımından ilk sırada yer almaktadır.

Türkiye’de yapılan genetik çalışmalar sayesinde, her yıl 80 ile 100 kg civarında bir genetik ilerleme sağlanmaktadır. Süt veriminde sağlanan bu ilerlemeye karşın, hayvanın kuru madde tüketiminde, paralel bir iyileşme sağlanamamaktadır.

Diğer bir değişle, laktasyonun ilk 60 gününde ineklerde doğum sonrası iştahsızlık konusunda göstermiş olduğu performans, süt verimindeki artış karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu tablo, buzağılama sonrası ineğin net enerji dengesi üzerinde negatif bir eğilimin oluşmasına neden olmaktadır.

Enerji Açığı

Diğer bir deyişle, süt verimini sürdürebilmek için, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık ile kaynaklanan enerji açığını, kuru dönemde depolamış olduğu vücut yağ rezervlerinden sağlamaktadır. Buzağılama dönemine 3 veya 3,5 vücut kondisyon puanı ile giren ineklerde negatif enerji dengesinden kaynaklanan ağırlık kaybı sonucu vücut kondisyon puanı 2,5 puan’a kadar bir gerilemektedir.

Bu beklenen bir gelişmedir. Ancak, vücut kondisyon puanı 3’ün altında olan ineklerde, bu dönemde canlı ağırlıkta gerçekleşecek düşüş, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak metabolik hastalıkların oluşumuna ve döl verim performansının gerilemesine yol açmakta, süt verimi konusunda hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan ineklerde de aynı olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Yapılan bir diğer araştırmada ise, yem tüketiminin doğuma üç hafta kala, kuru dönemin daha önceki dönemlerine oranla %30 düştüğü tespit edilmiştir. Bu normal olarak kabul edilir. Ancak metabolik olarak sağlık problemi yaşayan bir ineğin yem tüketimi kuru dönemin daha önceki dönemlerine göre %50, doğum sonrası ise, %70 düşüş göstermektedir.

Diğer taraftan genç hayvanlara oranla yaşlı ineklerde doğum sonrası iştahsızlık daha yoğun gerçekleşmektedir. Genç inekler büyüme için ilave bir enerjiye ihtiyaç duymaları nedeniyle, aşırı iştahsızlık problemini yaşamaları beklenmemektedir.



Bu açıdan yetiştiricilerin doğumdan üç hafta öncesi ve sonrası olmak üzere, altı haftalık dönemde ineğin maksimum kuru madde tüketimini temin edecek şekilde besleme uygulamasına gitmeleri gerekmektedir.

Keton Cisimcikleri

Söz konusu altı haftalık dönemde, ineğin kanında yağ asitleri, keton cisimciklerinin (aseton, beta-hydroxy butyrate) miktarındaki artış, progesteron, insülin ve estrojen hormonlarının miktarlarındaki değişimler, doğumdan önceki bir hafta içerisinde ineğin kendini doğuma şartlaması ve ineğin doğum için ayrı bir bölmeye alınmasından kaynaklanan stres, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık içerisinde başlıca nedenleri olarak bilinmektedir.

Doğumdan üç hafta önce ve üç hafta sonraki dönemde hayvanın yaşama payı enerji ihtiyacına ek olarak rahimdeki buzağı ve süt verimi için gereksinim duyduğu enerji ihtiyacı karşısında, hayvanın yem tüketiminin sınırlı olması nedeniyle, enerji açığı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda inek enerji açığını kendi vücut yağ rezervlerini parçalayarak kullanmak zorunda kalmaktadır.

Yağ dokularının parçalanması sonucunda, yağ asitleri konsantrasyonu kan içeriğinde artış göstermektedir. Bu yağ asitleri karaciğerde kas ve meme dokusunda kullanılmak üzere enerjiye dönüştürülmektedir.

Karaciğer bu işlem için glukoza (şeker) ihtiyaç duyar. Glukozun üretilebilmesi için, ineğin işkembesinde nişastanın sindirilmesi sonucu sentezlenen propiyonata gerek duyulmaktadır.

Propiyonat aynı zamanda sütün önemli bir bileşiği olan laktozun yapımında da önemli rol oynamaktadır.

Ketosiz Oluşumu

Kandaki propiyonat miktarının yetersiz olması halinde, karaciğerde yağ asitleri oluşacak glukoz yetersizliği nedeniyle enerjiye dönüştürülememektedir. Bu durumda keton cisimcikleri oluşmakta ve kana karışmaktadır.

Bu hayvanda metabolik bir hastalık olan ketozis’in şekillenmesine neden olmaktadır. Ketozis’in şekillenmesi ile birlikte ineğin yem tüketiminde yarı yarıya bir azalma ve günlük hareketlerinde bariz bir yavaşlamanın olduğu dikkat çekmektedir.

Karaciğerde yağ asitlerinin miktarında artıştan kaynaklanan yağlanma ayrıca, buzağılama güçlüğünü ve doğum sonrası meme dokusunda aşırı ödem oluşumunu beraberinde getirmektedir.

Özellikle vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan yağlı ineklerde ve yaşlı ineklerde bu probleme sıkça rastlanmaktadır.

Yetiştirici bu problemleri yaşamamak için ne yapmalıdır?

  • Tedbir alınmaya öncelikli olarak laktasyonun son 100 günlük kısmında başlanmalıdır. En iyi gösterge hayvanın vücut kondisyonuna bakmaktır. Yetiştirici, son 100 günlük dönemde ineğin uygun vücut kondisyonuna sahip olup olmadığına karar vermelidir. Hayvan çok yağlı ise, yedirilen rasyonda enerji içeriği düşürülmeli, çok zayıf ise, yedirilen rasyonun enerji içeriği arttırılmalıdır. Bunu uygulayabilmek için ekstrem durumdaki (yağlı ve zayıf) ineklere ayrı bir rasyon uygulamasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sayede, ineğin 3 – 3,5 puanlık vücut kondisyonu ile kuruya çıkması ve doğumun gerçekleşmesi sağlanmalıdır.
  • Doğumdan 21 gün önce ve 21 gün sonra verilecek rasyon içeriğinde, rumende yeterli miktarda propiyonat sentezlenebilmesi için nişasta kaynağı dane yemlerin kullanılması büyük önem taşımaktadır.
  • Bu dönemde ineklerde yem seçicilik özelliği üst seviyede olması nedeniyle, ineklere verilecek rasyonların taze ve kötü koku içermemesi gerekmektedir. Bu nedenle, küflü silaj, beklemiş kesif yem gibi kötü koku verecek yemleri kullanmamaya özen gösterilmelidir. Bu konuya özellikle sıcak yaz aylarında çok daha dikkat edilmelidir.



  • Her yemleme sonrası yemliklerin temizlenmesi gerekmektedir. Çünkü yemliklerde kalacak yem artıkları zamanla bozularak kötü koku verecektir.
  • İnek, bu dönemde istediği zaman ve miktarda temiz su tüketme imkanına sahip olmalıdır.

  • Geçiş dönemindeki ineklere ayrı bir rasyon gerekmektedir.
  • Bu dönemdeki ineklere verilecek rasyonun enerji içeriğinin yüksek tutulması kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu dönemde verilecek rasyonun 1 kg kuru maddesi 6,5 – 6,7 Mega joul enerji, %12-14 ham protein içermelidir. Rasyonun %25-45’ini nişasta kaynağı hububat dane yemleri oluşturmalıdır. Rasyon içeriğindeki kaba yem oranının asgari %30 olması ve bu kaba yemin %75’inin kaliteli kuru ottan oluşmasına dikkat edilmelidir. İnek başına verilecek kaliteli kuru otun günlük asgari 2 kg olması gerekir. Bu sayede ineğin yeterli geviş getirmesi de sağlanmış olacaktır.
  • İneklerin enerji içeriği zengin rasyonlara uyum sağlaması amacıyla doğuma 21 gün kala alıştırma uygulamasına ihtiyaç vardır. Bu amaçla, enerji içeriği zengin yemden başlangıçta inek başına 1 kg verilmeli, 2-3 günde bir yarım kg veya haftada 1 kg arttırarak, buzağılama öncesi inek başına asgari 3 kg üzerinde tüketilebilmesi sağlanmalıdır.
  • Doğuma üç hafta kala kurudaki ineklerin ayrı bir grup veya bölmeye alınarak, bakım ve beslemesine özen gösterilmelidir.
  • Kurudaki ineklerin gerekirse müdahale ederek gezinmeleri suretiyle egzersiz yapmaları sağlanmalıdır. Bu egzersizler, ineğin kanında artış gösteren yağ asitlerinin kaslarda enerji olarak kullanılmalarını temin ederek, karaciğerdeki yağ asitleri ve propiyonat miktarları arasındaki dengeyi kuracaktır. Bu durum karaciğeri rahatlatacaktır. Ayrıca bu egzersizlerin özellikle yağlanmış ineklerde rumen dönmesi olarak bilinen abomasum deplasmanının oluşumunu engellemektedir.
  • İneklerin kuruya ayrılması ve tekrar sağmal gruba dahil edilmeleri sırasında grup değişimlerinin bir düzen ve uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Bu açıdan serbest sistemde sağmal dönemini geçiren ineklerin tek başına ayrı bir bölmede tecrit edilmemesine veya sabit sistemle bağlanmamasına dikkat edilmelidir.
  • Ayrıca, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık için diğer faktörlere (ayak ve tırnak problemleri, süt humması ve üreme sistem hastalıkları vs.) karşı önlemler alınmalıdır.

Kaynak : Denizli DSYB

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. Süt humması, doğum humması, doğum zehirlenmesi, kalsiyum noksanlığına bağlı doğum felci gibi isimlerle anılmaktadır.

Sığırlarda Hipokalsemi

Doğumdan önce, doğum sırasında ve özellikle doğumdan sonraki 72 saat içinde ortaya çıkan; yüksek verimli hayvanlarda hipokalsemi ile karekterize akut bir metebolik bozukluktur. Sıklıkla 4 ve daha yaşlı süt ineklerinde görülmekle birlikte ilk doğumunu yapan düvelerde de rastlanabilir. Yaş ve verimin artması, besleme sorunları ve diğer hastalıklara bağlı olarak olgunun sıklığı artmaktadır. İlk defa hipokalsemi görülen hayvanlarda sonraki doğumlarda da şekillenme şansı yüksektir.

Hipokalsemi, klasik belirtilerinin yanı sıra laktasyonun ve gebeliğin herhangi bir döneminde akut ve kronik formlarda görülebilir.

Jersey gibi yağlı ve yüksek süt veren bazı ırklar hipokalsemiye yatkınlık gösterirler. Hipokalsemi denildiğinde, kandaki serbest iyonize kalsiyum(Ca) eksikliği anlaşılmaktadır. İneklerde 100 ml kan serumunda 8-12 mg kalsiyum bulunmaktadır. Kalsiyum, 6 mg’ın altına düşerse klinik semptomlar, 5 mg’ın altına düşerse paresiz ortaya çıkar.



Sığırlarda Hipokalsemi Belirtileri

Hastalığın başlangıcında titremelerle karekterize tetaniler vardır. Diş gıcırdatması, sallantılı yürüyüş, huzursuzluk, ishal ve ıkınma, ayaklarda tutukluk, sık sık ayak değiştirme, hafif ısı artışı görülebilir. Serum Kalsiyum düzeyindeki azalmaya parelel olarak belirtiler şiddetlenir. Daha ileriki dönemlerde hayvan yatar ve kalkamaz. İnek ön ayakları üzerine kalkar fakat arka ayaklarını toplayamaz.

Sterno abdominal yatıştan kısa bir zaman sonra boyun kaslarında şekillenen spazmalardan dolayı inek başını laterale ve geriye kaburgalar üzerine yaslamıştır. Buna kendi kendini dinleme de denir. Düzeltilen boyunun yeniden eski haline dönmesi hipokalsemiye özgü bir durumdur.

Deri, kulak ve ekstremitelerde soğuma vardır. Vücut ısısı normalin altındadır. Işığa duyarlılık kaybolmuştur. Rumen barsak hareketleri durduğu içinde şişme ve kabızlık vardır. Spazmlardan dolayı solunum hırıltılıdır.

Lateral yatış ve koma döneminde bacaklardaki spazm çözülmüştür. Ayaklar kolayca bükülür. İnek boylu boyunca laterale yatar. Nabız hızlanmış ancak hissedilmesi güçleşmiştir. Kalp atımları güçlükle duyulur.

Ölüm, solunum durması veya konvülziyonlar sonrası oluşur. Doğum esnasında hipokalsemi şekillenmiş ise, doğum durur.

Sığırlarda Hipokalsemiden Korunma

Gebelikte düşük kalsiyum içeren rasyonların hazırlanması, Kalsiyum/Fosfor oranının 1:1’den 1:7’ye kadar oranlarda fosfor lehine düzenlenmesi uygundur. Gebeliğin son 15 gününde 10 milyon IU Vit-D3 enjekte edilerek kalsiyum emilimi uyarılabilir.

Süt veriminin en yüksek olduğu dönemde barsaktan kalsiyum emilimini artırmak amacı ile; yemlere amonyum klorit ilave edilerek asit barsak ortamı oluşturulabilir. Mineral maddelerce zengin yemlerle besleme ile hipokalsemilerin ortaya çıkışının da bir ölçüde engellenebileceği veya azaltılabileceği bir çok yazar tarafından bildirilmektedir.



Sığırlarda Hipokalsemi ve Tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. En sık kullanılan kalsiyum boroglukonattır. Önce solunum ve dolaşımı uyarmak amacı ile kafein uygulaması yapılır. Kalsiyum tuzları kalbe toksik etkilidir. Bu nedenle kullanılacak olan kalsiyum tuzu vücut ısısında damla damla, vena jigularis yolu ile ve perfüzyon cihazıyla verilmelidir.

Vena jigularisin belirgin olmadığı durumlarda uygulama vena subcutanea abdomonisten de yapılabilir. Kalsiyum tuzlarının damar içine enjeksiyonu esnasında kalp atımları önce yavaşlar, sonra süratlenir. Kalsiyum toksikasyonlarında %10’luk magnezyum sülfat’tan 300 ml verilmelidir.

Bu amaçla atropin sulfat ve Verapamil’den yararlanılabilir. Kalsiyum enjeksiyonunundan 5 dakika önce atropin sülfat 0.02mg/kg damariçi; Verapamil ise, 0.05mg/kg deri altı uygulanarak hiperkalsemiye bağlı muhtemel kalp aritmilerinin önüne geçilebilir.

Hipokalsemi olgularında yeterli, ancak en düşük doz ile tedavi edilmeye çalışılmalıdır. Yüksek dozda kalsiyumun damar içi uygulamaları parathormon salınımını engelleyerek nükslerin ortaya çıkmasına neden olur.
Sağıtımı takiben kalsiyum atılımını engellemek amacı ile 24 saat süre ile sağım yapılmamalıdır. Kalsiyum tuzları uygulanırken bir taraftan kalp atımları kontrol edilmelidir.

Bozukluk durumlarında kalsiyum perfüzyonlarına bir süre ara verilmelidir, yada çok yavaş olarak devam edilmelidir. Sağıtımdan sonra duyarlılık devam ettiğinden hayvanı ayağa kalkması için zorlamamalı, kendiliğinden kalkması için bırakılmalıdır.

Tedaviye cevap alınamadığı durumlarda hipofosfotemi düşünülmelidir. Hipofosfatemili inekler genel durumları düzelmesine rağmen ayağa kalkamazlar. Böyle olgularda %15’lik Sodyumbifosfat’tan damar içi yolla 200ml enjekte edilebilir.

Septik metritis, mastitis, poliartritis gibi septisemili durumlarda kalsiyum tuzları damariçi olarak uygulanamaz. Hipokalsemili hayvanlarda oral (ağız yoluyla) ilaç kullanımı uygun değildir.

Kaynak: https://extension.psu.edu/trouble-shooting-milk-fever-and-downer-cow-problems

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır. Bazı süt sığırlarında gebeliğin ileri dönemlerinde yada doğumun hemen sonrasında hayvanın yatıp kaldığı veya ayağa kalkmakta güçlük çektiği gözlenebilmektedir.

Bunun birçok sebebi bulunmasına rağmen başlıca nedeni kandaki kalsiyum-fosfor dengesizliğidir. Bu yazımızda kalsiyum(Ca), fosfor (P) dengesizliğinin nedenleri ile alınması gereken tedbirlere değineceğiz.



Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi

Ca/P’un vücutta depo yerleri kemiklerdir. Bu mineral maddeler yemle yeterince alınmadığı takdirde ortaya çıkan açık paratroid hormonunun etkisiyle kemiklerden karşılanmaktadır.

Besin maddeleri ile alınan Ca/P miktarı ihtiyacın altına indiğinde; gerekli olan miktar kemiklerden karşılanmakta, hayvan güçsüzleşmekte, ayağa kalkamamaktadır.

P vücutta asit-baz dengesini ve enerji metabolizmasını etkilemektedir. Ca ise kanın pıhtılaşmasında, sinir sisteminde,damarların geçirgenliğinin azaltılmasında rol oynamaktadır.

Kısacası hayvanın yaşamı ve verimliliği için bu her iki element de hayati önem taşımaktadırlar. Ca / P dengesizliğini önlemede en önemli faktör; hayvanın dengeli ve yeterli beslenmesinin sağlanmasıdır. Hayvanın tüm hayatı boyunca süt verdiği, kuruda kaldığı; gebe olduğu ve doğum yaptığı dönemlerin tamamında kesintisiz olarak yeterli ve dengeli beslenmesinin sağlanması gerekmektedir.

Ca/P dengesini sağlamak için yapılması gerekenler

Besleme rasyonunda ki Ca/P oranı 2:1 veya 1:1 (100cc serumda; 8-12 mg Ca/4-8 mg P. Yemde; kuru maddeye göre %0.25-0.35 Ca,%0.20-0.30 P olması günlük ihtiyacı karşılarken; P %0.2 nin altına düşmemelidir) olarak korunmalı, hayvanın fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde olmalıdır.

Birinin fazlalığı yada azlığı kandaki dengeyi bozmaktadır. Rasyonlarda Ca’u bağlayıcı ve emilimini önleyici maddeler bulunmamalıdır. Sindirim sisteminde herhangi bir hastalık, sıvı-elektrolit kayıpları ve düzensiz beslenmeye bağlı olumsuzluklar olmamalıdır.

Böbrek hastalıkları mineral madde kayıplarına yol açacağı için önlenmelidir. Hormonal mekanizmada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemeli ve bu sistemi olumsuz etkileyen stres; şok, ağır hastalık, yaşlılık, hareketsizlik, aşırı sıcak, nem, olumsuz çevre faktörleri vb. koşullar olmamalıdır.

Rasyonlarda enerji-protein dengesi sağlanamadığı takdirde mineral maddelerin emilimi ve değerlendirilmesi aksamaktadır.

Kaynak: https://extension.psu.edu/dietary-minerals-for-dairy-cows-on-pasture

Devamını Oku

Trendler