Connect with us

Hayvansal Üretim

Koyun Bakım ve Besleme

koyun bakım ve besleme

Koyun Bakım ve Besleme

Koyun bakım ve besleme geleneksel olarak yünü, derisi, sütü ve etinden yararlanılmak amacıyla yapılmaktadır.

Koyun bakım ve besleme koyunların sağlığı, büyümesi ve üremesi ve diğer verim özellikleri üzerinde doğrudan etkilidir. Yem giderleri hayvansal üretim girdilerinin 2/3 ünden fazlasını teşkil eder. Bu nedenle Koyun bakım ve besleme konusuna en üst seviyede önem verilmelidir. Koyunların besin maddesi ihtiyaçları; yaş,vücut ağırlığı ve içinde bulunduğu fizyolojik durumlara (gebelik, laktasyon vb.) göre değişir.



Koyunların temel olarak ihtiyaç duydukları besin maddeleri;

1. Su,

2. Enerji,

3. Protein,

4. Vitaminler,

5. Mineraller`dir.

Kışın meraların karla kaplı olmadığı zamanlarda koyunlar meralardan yararlanabilirler. Kışın doğan kuzulara hızlı büyümelerini sağlamak için yüksek enerji ve proteinli yemler verilmelidir. Büyüme dönemindeki kuzular için en ideal beslenme kaynağı, yoncagil ve baklagillerin karışık yetiştiği meralardır.

Meralama döneminde koyunlar ihtiyaç duydukları besin maddelerini meralardan karşılarlar. Bir kısım mineraller ve tuz ise tüm yıl boyunca ilave olarak verilir. Meralar zayıfladığı zaman ise saman vb. kaba yemlere ilave olarak tahıl vb konsantreler, hayvanların içinde bulunduğu fizyolojik durumun gerektirdiği miktarlarda verilir. Kış süresince alanlar karla kaplı olmadığı zamanlarda bile çıplak görünen meralara çıkarılan koyunlar yiyecek bulur ve gereksinimlerini karşılar. Kışın doğan kuzularda hızlı bir büyüme elde edilmesi isteniyorsa, yüksek enerji ve proteinli kesif yemlere başvurulabilir. Yoncagil ve buğdaygil türevi otların karışık olarak yetiştiği meralar koyunlar için ideal besin maddesi kaynağıdır. Temiz ve taze su, hayvanlara sürekli olarak sağlanmalıdır.

Temel Besin Maddeleri

Koyunların en temel besin maddeleri içerisinde su, enerji, protein, mineraller, vitaminler, büyüme düzenleyiciler ve yem katkı maddeleri yer alır.

Su

Bütün hayvanlar için en önemli besin maddesi sudur. Su, besin maddeleri arasında verim ve yaşamı devamını en çabuk ve doğrudan etkileyen maddedir. Bu yüzden yeterli miktarda temiz suyun temini büyük önem taşır.
Koyunların içinde bulunduğu fizyolojik durum (gebelik, süt verimi), tüketilen yemlerin çeşidi, yemlerin içerdiği su oranı ve çevre sıcaklığı günlük su tüketim miktarını etkiler. Yazın sıcakta konsantre yem tüketen koyunların su gereksinimi baharda taze mera tüketenlerden doğal olarak fazladır.

Fizyolojik durumlarına ve iklime bağlı olarak koyunlar günde 3 litreye kadar su tüketebilirler. Yetişkin koyunlar kış mevsiminde kar yiyerek su ihtiyaçlarını giderirler. Ancak genç koyunlar bu konuda pek başarılı değildirler. Yine de eğer laktasyon ve gebelik kış dönemine rastlıyorsa koyunlara temiz ve taze su temin edilmelidir. Donmuş veya çamurlu sular, sulama için hayvanların uzun mesafeler yürütülmesi gibi durumlarda hayvanlar yeterli miktarda suyu alamazlarsa yem tüketimleri de azalır, verimleri düşer, sindirim ve üreme problemleri devreye girer. Özellikle kuzu ve genç koyunlara yeterli miktarda su temin edilemiyorsa hayvanlar daha sonra telafi edilemeyecek şekilde cüce (Kavruk, kaşektik) kalır, hatta ölebilir.

Koyunlar her zaman temiz ve taze suya ulaşacak şekilde su kaynakları bulundurulmalıdır. Su kaynakları her gün temizlenmeli, kışın donuyorsa, hayvanlara sıcak su temin edilmelidir.

Enerji

Koyunların gerek büyümesi gerekse üreme ve verim performanslarında en pahalı ve miktarı en yüksek besin maddesi olarak karşımıza enerji çıkar. Koyunların enerji gereksinimleri, cüsse, fizyolojik dönem, günlük egzersiz (yürünen yol vb.), yapağı uzunluğu, çevre koşulları (soğuk, sıcak, rüzgar, yağmur vb.) tükettikleri yemin miktarı, enerji içeriği ve sindirilebilirliği gibi faktörlere bağlı olarak değişir. İri cüsseli koyunlar diğerlerine oranla daha az enerjiye ihtiyaç duyarlar. Yakın meralarda otlatılan veya içeride bakılan koyunların enerji gereksinimleri de azdır. Kışın ise özelikle kısa yapağılı koyunların enerji ihtiyaçları yüksek olur.

Enerji, şekerler, kolay çözünen karbonhidratlar (nişasta), güç çözünen karbonhidratlar(selüloz), proteinler ve yağların metabolizması sonucu elde edilir. Kaynak olarak ot ve samanlar, tahıllar, tarımsal artık ve gıda endüstrisi yan ürünleri kullanılır. Tahıllar enerji yönünden zengindir. Bunu yağlı tohum küspeleri ve melas, daha sonra da kalitesine göre mera bitkileri ve samanlar izler.

Enerji yetmezliği koyunlara yeterli yem verilememesi ya da yemin enerji içeriğinin düşük olması durumlarında karşımıza çıkar. Bu durumda eğer varsa vücut yağ depoları devreye sokularak kullanılır, yoksa proteinler harcanır, eksiklik devam ederse hayvanlar ölür.

Tüketilen enerji kaynağının hacminin fazla olması hayvanın tüketimini kısıtlayacağından örneğin dilediği kadar koçanıyla öğütülmüş mısır yiyen koyunlarda bile enerji açlığı ortaya çıkabilir. Diğer taraftan mısır veya buğday tahıllarını aynı miktarda tüketen koyunların hızla büyüdükleri görülür.
Bu yüzden yem maddelerinin besin maddesi içeriklerinin ayrı ayrı bilinerek, kombinasyonlarının hesap edilerek hayvanlara verilmesinde yarar vardır.

Protein

Hayvansal dokuların yapı taşı proteindir. Vücut dokuların büyümesi ve yenilenmesi proteinler sayesinde olur. Koyunlar geviş getiren hayvanlar oldukları için tükettikleri proteinin kaynağından ziyade miktarı önem taşır. Eko-sistem, geviş getiren hayvanlara her türlü orijinden azotlu bileşiği rumen fermantasyonu sayesinde proteine dönüştürme yeteneği vermiştir. Koyunların yaşı ilerledikçe protein ihtiyaçları azalır. Bu ihtiyaç yaşamın belli dönemlerinde artar. Protein kaynakları; baklagil tohumları, yağlı tohum küspeleri, et unu, balık unu vb. orijinal kaynakların yanı sıra üredir. Protein temel olarak pahalı bir besin maddesi olmasına karşın orta kalitedeki meralar ve kuru otlar koyunların protein ihtiyacını karşılar. Ancak aşım, gebeliğin son altı haftası ve laktasyon dönemlerinde koyunlar protein takviyesine ihtiyaç duyarlar. Meraların yetersizliğinde de aynı durumla karşılaşılır.

Mineraller

Mineraller, yemlerde 100 ppm’den fazla gerekliyse Makro-Mineraller (Ca, Na, Cl, Mg, P, K, S), 1000 ppm’den az gerekiyorsa Mikro-Mineraller (Co, Cu, Fe, I, Mo, Se, Zn) adını alırlar. Bazı mineraller iskelet yapısında yer alırken bazıları bio-kimyasal reaksiyonlarda ve vücut sıvılarının dengede tutulmasında yer alırlar.

Tuz ve mineral maddeler hayvanların serbestçe ulaşabileceği şekilde tüm yıl boyunca sağlanmalıdır. Aksi halde, üremede aksaklıklar, zayıf ve yaşama gücü düşük kuzu doğumları, süt veriminde düşüş, bağışıklık sisteminin bozulması ve sayısız metabolik aksaklıklar ortaya çıkar. Genel olarak koyunculuk yapılan bölgelerde herhangi spesifik bir maddenin yoksunluğu görülmüyorsa ticari olarak yalama taşı şeklinde hazırlanmış bileşimler hayvanlara verilmelidir. Bu preparatlar bir kısım doğal mineral tuzların yanı sıra, selenyum, kobalt gibi çeşitli iz mineralleri de içermesi tavsiye edilir. Ülkemizin bütün bölgelerinde meralarda selenyum eksikliği bildirilmektedir.

Deniz veya göl tuzu bir Na ve Cl kaynağıdır. Kaya tuzları ise diğer pek çok minerali de içerdiğinden daha yararlıdır.
Kalsiyum kaynağı olarak kireç taşı veya mermer tozu, fosfor kaynağı olarak di-kalsiyum fosfat, kükürt kaynağı olarak sodyum sülfat kullanılabilir.

Vitaminler

Vitaminler biyokimyasal reaksiyonlarda, enerji metabolizmasında ve vücudun temel yapı taşlarının sentezlenmesinde yer alırlar. Kaliteli meralar koyunlar için gerekli olan bütün vitaminleri veya vücutta sentezlenmelerini sağlayacak ön maddeleri bulundururlar. Çeşitli nedenlerle meralardan yararlanılamıyorsa A, D ve E vitaminlerinin ilave olarak verilmesi gerekli olur. Bu amaçla pratik olarak eksikliğinden kuşku duyulan vitaminler hayvanlara ilave olarak yemlerine katmak veya enjeksiyon şeklinde verilmelidir.

Yüksek enerjili konsantre yemler tiamin gereksinimini artırır ve hayvanlarda sinirsel semptomlarla ortaya çıkan beyin ödemleri oluşur (Encephalomalacia).

Büyüme düzenleyiciler ve yem katkı maddeleri

Bir kısım antibiyotikler ve iyonoforlar, sentetik hormonlar koyun bakım ve besleme de kullanılmaktadır. Hormonal etkiye sahip ajanlar veya rumen fonksiyonu düzenleyiciler de bu grupta anılırlar.
Bazı gizli seyreden hastalıkların önlenmesinde veya yemden yararlanmayı artırmak, büyümeyi düzenlemek amacıyla, klor-tetrasiklinler, lasalosid, büyüme hormonu veya östrojenler kullanılmasına karşılık, yan etkileri günümüzde tam olarak aydınlatılamamış ve ekonomik olmayan bileşimlerin kullanılması önerilmez.

Devamını Oku
Advertisement
1 Yorum

1 Yorum

  1. Pingback: Anaç Koyunların Bakım ve Beslenmesi - Rumico Hayvancılık

You must be logged in to post a comment Login

Yorum Bırakın

Arıcılık

Arı Kolonilerin Beslenmesi

Arı Kolonilerin Beslenmesi

Arı Kolonilerin Beslenmesi

Arı Kolonilerin Beslenmesi koloninin devamlılığı için önemlidir. Her canlı gibi arılar da yaşam sürekliliği için besine ihtiyaç duyarlar. Doğanın bir bağışı olarak arılar temel besin ihtiyaçlarını; nektar (bal özü), salgı (basra) ve polenden karşılarlar. Ancak kimi zaman bu besin kaynaklarının yeterli olmadığı durumlarda teknik arıcılığın gereği olarak arıların beslenmesi gerekir.

Genel olarak, koloniler erken ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde beslemeye ihtiyaç duyarlar. İlkbahar beslemesi 1/1’lik şeker şurubu (1 ölçek su ve 1 ölçek şeker) ile yapılırken sonbahar beslemesi 1/2’lik şeker şurubu (1 ölçek su ve 2 ölçek şeker) ile yapılır. Erken ilkbahar döneminde yapılan beslemedeki amaç; bu dönemde nektar kaynakları sınırlı olduğundan koloni ihtiyacının karşılanması ve ana arının yumurtlamaya teşvik edilmesidir. Bu dönemde yapılan şeker şurubu beslemesi koloninin hızlı gelişmesine büyük katkıda bulunur. Sonbahar beslemesi ise, arıların kış ihtiyacı için kolonide yeterli besinin bulundurulması için yapılır.



Şeker şurubu veya bal yanında koloninin diğer önemli besin ihtiyacı polendir. Kolonide yeterli polen yoksa; koloni gelişemez, yavrular beslenemez ve işçi arılar arı sütü salgılayamazlar. Bu nedenle kolonilerde her dönemde yeterli polen stoku bulunmalıdır.

Polen Takviyesi

Tabiatta polen kaynaklarının kıt olduğu dönemlerde (genellikle erken ilkbahar ve sonbaharda) bu ihtiyacın takviye edilmesi ve karşılanması yönüyle, en basit olarak; 3 kısım soya fasulyesi unu (yağsız) + 1 kısım polen + 2 kısım şeker + 1 kısım su ile kek yapılıp 200-300 gramlık miktarlarda yağlı kasap kağıdı arasında 1 cm kalınlığını geçmeyen paketler halinde yavrulu çerçevelerin üstüne konulur.

Paketin çerçevelere bakacak kısmı 10-20 yerinden çivi ucu ile delinmelidir. Ancak, gerek bu iş için gerekse ticari düzeyde polenin bol olduğu dönemlerde polen tuzakları kullanılarak polen toplanması gerekmektedir.



İlkbaharda şeker şurubu yerine balla da besleme yapılabilir. Ancak, balla besleme yapmak ekonomik olmadığı gibi daha hızlı yağmacılığa neden olur. Diğer yandan, özellikle Amerikan yavru çürüklüğü’nün sporları balda yıllarca canlılığını muhafaza edebildiğinden hastalıkların ortaya çıkması yönünden balla besleme yapmak risklidir. Ayrıca kolonilere pekmez ve lokum gibi tatlı maddeler vermek uygun değildir. Besleme amacıyla en emin ve en doğru besin kaynakları şeker ve polendir.

Kaynak: Feeding Honey Bees

Devamını Oku

Hayvansal Üretim

Antalya’da 5 Bin çiftçi tarımı terk etti

Antalya'da 5 Bin çiftçi tarımı terk etti

Antalya’da 5 Bin çiftçi tarımı terk etti. Antalya’da bu yıl 5 bin çiftçi tarımı terk etti. Tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılık kaygılarını dile getiren sektör temsilcileri, başta girdi maliyetleri olmak üzere tarımsal politikaların tekrar gözden geçirilmesine istedi.



Antalya’da 5 Bin çiftçi Tarımı Terk Etti

Antalya’da 5 Bin çiftçi tarımı terk etti. TARIMIN başkenti Antalya’da 2018 yılında yaklaşık 5 bin çiftçi ve yetiştirici üretimi bıraktı.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) İstihdam İzleme Bülteni tarım sektöründen turizm ve kamuya doğru yaşanan büyük göçü ortaya serdi.

Tarımda yaşanan işgücü kaybının aksine, bu yıl Antalya, 48 bin işçiyle sigortalı ücretli çalışan sayısının en çok arttığı il oldu.

Tarım ve hayvancılık sektörü temsilcileri, istihdamda üretimden tüketime ve hizmet sektörüne doğru yaşanan kaymayı değerlendirdi.

ARTAN MALİYETLER TARIMI BİTİRDİ

Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, yaklaşık 25 milyar dolarlık milli gelir üreten Antalya’nın bunun yüzde 10’unu tarımsal üretim, yüzde 20’sini de tarımsal ticaretle başardığını kaydetti.

Türkiye’de 5’te 1 olan tarımsal istihdam payının Antalya’da 3’te 1 olduğunu belirten Çandır, “Ne yazık ki resmi rakamlar üretici kesiminin tarımdan el çektiğini bizlere gösteriyor. Başta üretim maliyetlerinin artması olmak üzere değişik sebeplerden dolayı çiftçi tarımsal üretimden kopuyor.

Türkiye’nin turfanda ihtiyacının yüzde 60’ından fazlasını karşılayan, ekonomisi tarımla canlanan Antalya’da 5 bin çiftçinin tarımı terk etmesi bizlere şapkayı önümüze koyup bir kere düşünmemiz gerektiğini gösteriyor” diye konuştu.

TARIMDAN KOPAN GERİ DÖNMÜYOR

Tarımsal üretimin 12 ay yapıldığı Antalya’da çiftçi sayısının azalmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiren Çandır, üretimden çekilen insanların hizmet sektörü ya da kamu gibi alanlara kaydığına dikkat çekti.

Antalya’da tarımın yarattığı istihdamın önemini belirten Çandır, tarımdan kopan kesimin tekrar tarım sektörüne dönmek istemediğini vurguladı. Çandır, “Başta girdi maliyetleri olmak üzere tarımsal politikaların tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor. Üreticiyi üretimde tutacak politikalar bir an önce hayata geçirilmeli” diye konuştu.

Çandır, Türkiye genelinde işsizlik oranını yüzde 2’nin üzerinde aşağı çeken tarım sektörünün itibarına tekrar kavuşturulması gerektiğini vurguladı.



FİNANSMAN VE MERA DESTEĞİ ŞART

Üretim yapanların azalmasına yem ve diğer maliyetlerinin başa çıkılamaz hale gelmesinin sebep olduğunu söyleyen Antalya Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeliha Öztürk, hayvan yetiştiricilerinin kilosu 80 liraya ulaşan yemi almaya gücü kalmadığını belirtti.

Yetiştiricilerin finansman desteğine ihtiyacı olduğunu dile getiren Öztürk, özellikle küçükbaş yetiştiricisinin tarımsal kredileri kullanmada dezavantaj yaşadığını vurguladı.

Meraların doğal üretim yapmak isteyenlere tamamen açılmasının sektörün devamlılığı için büyük önem taşıdığının altını çizen Öztürk; “Eskiden ithalatla çözülebilen kırmızı et krizi dövizdeki kur artışlarıyla artık çözüm olmamaya başladı.

Üretimden başka çıkış yolumuzun olmadığını görerek sektörün finansman ihtiyacının çözülmesi gerekiyor.

Tarım il müdürlüklerine, mera komisyonlarına ve devlet bankalarına büyük iş düşüyor. ‘Ben hayvan yetiştirmek istiyorum’ diyen her üreticiye finansman sağlanarak mera tahsis edilmeli” çağrısı yaptı.

YAŞAM ŞARTLARI KORUNMALI

Kent genelinde tarım üretimine dahil olan 170 bin çiftçinin bulunduğunu belirten Antalya Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, bölgede ekonomiyi ayakta tutan temel sektörlerden biri olan tarımın büyümesi için çiftçiyi yaşatmanın şart olduğunu söyledi.

Çiftçilerin ve yılın 9 ayı göçebe hayatı yaşayan tarım işçilerinin yaşam şartların korunmasının üretimin sürmesi için büyük önem taşıdığını belirten Alp, “Girdi fiyatlarının çok yükseldiği bu dönemde tarımda üreticiden tüketiciye doğrudan bağ kuracak sistemler oluşturulmalı.

Yaylalarda domatesten marula, salatalıktan bibere çok geniş yelpazede üretim yapılıyor. Çiftçiler, yevmiyeli işçiler ve aileleri buradan ekmek yiyor.

Diğer sektörlere kayma olmaması için bunun sürmesini sağlamalıyız” açıklamasında bulundu.



SİGORTALI ARTIŞINDA BİRİNCİ

Çiftçi sayısının 61 ilde azaldığını saptayan TEPAV, tarımdan en büyük kaçışın Antalya’da yaşandığını belirledi. Tarımı terk edenlerin sayısının 5 bine ulaştığı Antalya; yüzde 11.6 ile çiftçi sayısı en hızlı azalan şehirler arasında sekizinci sıraya yerleşti.

Tarım sektöründe yaşanan bu büyük kaçışa rağmen Antalya, sigortalı ücretli çalışan sayısının en çok arttığı il oldu. Antalya’da 2017’nin Temmuz ayından 2018’in aynı ayına kadar istihdama eklenen 48 bin yeni çalışanın 2 bin 739’u kamuda görevlendirildi.

Kamu istihdamında Antalya 5’inci sıraya yerleşirken, birinciliği ise 8 bin 380 yeni kamu çalışanıyla Isparta elde etti. Isparta yüzde 32.4’lik oranla kamu çalışan sayısının en hızlı arttığı kent olurken, Antalya yüzde 3.8’le 11’inci sırada yer aldı.

Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Başarılı bir süt sığırı yetiştiricisi her bir ineğinden yılda 1 buzağı almaya gayret eder. Bir inekten bir buzağı elde etmek ise birbiri ile bağlantılı pek çok işin sonucunda gerçekleşir. Bu iş her şeyden önce kızgınlığın tespit edilmesindeki başarıya bağlıdır.



Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırı yetiştiriciliğinde, kızgınlığın belirlenmesi çok önemli ve buna karşın kolaylıkla üstesinden gelinebilecek bir iştir. Kızgınlık, ergin bir ineğin gebe kalıncaya kadar düzenli aralıklarla çiftleşme isteği gösterdiği ya da erkeği kabul ettiği fizyolojik ve içgüdü kaynaklı eşeysel davranışları sergilediği dönemlerdir.

Kızgınlığın belirlenmesinde başarı, ineklerin gözlenme sıklığı ve gözlem için ayrılan zamana bağlıdır. 21 günlük üreme döngüsü içerisinde, kızgınlığın (sıcak mevsimlerde 12 saate kadar düşse de) ortalama 15 – 18 saat sürmesi, gözlenme sıklığı ve gözlem için ayrılan zamanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Daha da önemlisi, en yüksek döllenme oranı sağlanabilecek (optimal) süre, sadece 12 saat kadardır. Bu nedenlerden dolayı, bir ineğin kızgınlığı sırasında oluşan (fizyolojik ve davranışsal) değişimlerin iyi bilinmesi gerekir.

Üreme döngüsünün birinci günü, inekte kızgınlığın başladığı gün olarak kabul edilirse, bundan birkaç gün öncesinde o ineğin yumurtalıklarında bir folükül olgunlaşmaya başlamış demektir. Bu folükül, içerisinde, yumurta hücresini barındırır ve salgıladığı bir hormon (östrojen) ile inek farklı davranış göstermeye başlar.

İnek, başlangıçta huzursuz bir duruma gelir ve diğer ineklerin üzerine sıçramaya çalışır. Bu hormonun salgılanması en üst seviyeye ulaştığında, kızgınlık meydana gelir.

Kızgınlığın başladığı, gün kızgınlığın ilk günüdür. İnek , 15 – 18 saat devam edecek olan kızgınlık süresince diğer ineklerin kendi üzerine sıçrama hareketi göstermesine izin vermekte ve bu esnada yerinde hareketsiz durmaktadır.
Olgunlaşan folükülün patlayarak içindeki yumurta hücresini serbest bırakması (ovulasyon), kızgınlığın ikinci gününe veya ineğin kızgınlıktan çıktıktan sonraki zamanına rastlar.

Metaöstrüs Dönem

Bu döneme, kızgınlık arkası (metaöstrus) dönem adı verilir. Kızgınlık arkası dönemin ikinci ve üçüncü günlerinde, düvelerin % 90’ı ile ineklerin % 50’inde ferçten hafif kanlı akıntı (kanama) olur. Bu durum, normal bir durum olup gebe kalma oranı ile ilişkili değildir.

İneğin yumurtalıklarında, patlayan folükül’ün yerine oluşan yapıya sarı cisim adı verilir ve sarı cisim dördüncü günden itibaren bir hormon (progesteron) salgılamaya başlar. Artık bu günden itibaren kızgınlık arkası dönem bitmiş ve bunun yerine kızgınlık sonrası (diöstrus) adı verilen başka bir dönem başlamıştır.



En yüksek döllenme oranı için uygun tohumlama zamanını bilmek gerekir

İnekler, kızgınlığın başlangıcı olan ilk saatlerde boğalar tarafından sıçrama hareketine, içgüdüsel olarak, müsaade etmezken, diğer ineklerin sıçrama hareketine müsaade etmektedirler. Boğaların sıçrama hareketine veya çiftleşmeye ise, döllenme için daha doğru zaman olan, kızgınlığın daha ileriki saatlerde müsaade ederler.

Tohumlama zamanı ile ineğin kızgınlık gösterdiği saatler birbiri ile eş zamanlı değildir. En yüksek döllenme oranı için uygun tohumlama zamanını bilmek gerekir.

En uygun tohumlama zamanı, kızgınlık sürecinin sonları ile bitiminden sonraki birkaç saatlik zamandır.
Boğa ile elde çiftleştirme (doğal aşım) yapılıyorsa, bu çiftleştirme suni tohumlamanın zamanından daha önce olabilir. Bunun nedeni ise, doğal aşımda ejekülatın vagina içine, yapay tohumlamada ise, dölyatağı içine bırakılmasıdır.

Yapay tohumlamanın yapılacağı en uygun zaman aralığı, ortalama 18 saat süren kızgınlık sürecinin son 6 saati ile, ineğin kızgınlıktan çıktıktan sonraki 6 saatlik zaman aralığıdır. Bu zaman aralığı böylece toplam 12 saat kadardır.
Yetiştiriciler, sabah kızgın olduğunu gördükleri ineklerini öğleden sonra, öğleden sonra kızgın olarak belirledikleri ineklerini ise ertesi gün sabah tohumlatma yoluna gitmelidirler. Bu yöntemin başarısı, kızgınlığın başlama zamanının doğru olarak belirlenmesine bağlıdır. Kızgınlığın başlangıcı iyi saptanamazsa bu metot iyi sonuç vermeyebilir.

Spermler dölyatağına konulduklarında döllenme yeteneğine sahip değillerdir. Spermlerin, dölleme yeteneğini kazanabilmesi için dölyatağına konulduktan sonra belirli bir sürenin geçmesi gerekir ki sperm ancak bu süre sonunda dölleme yeteneğini (kapasitasyon) kazanır.



Kızgınlık Belirtileri;

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. En uygun tohumlama zamanının belirlenmesi için kızgınlık başlangıcının tam olarak belirlenmesi, bunun için de kızgınlık belirtilerinin çok iyi bilinmesi gerekir.

• Kızgın olan inekler geceleri ayakta olmayı tercih ederken, gündüzleri de nadiren yatarlar ve ürkütüldüklerinde sürü içinde ilk tepkiyi veren hayvanlardır.

• Kızgınlığın henüz başlama aşamasında olan inekler, kendilerinin üzerine sıçranmasına müsaade etmezken, kızgınlık gösteren diğer ineklere sıçrama hareketinde bulunurlar. sıçrama hareketi sırasında yerinde durmayan ineklerde kızgınlık başlamış sayılmamalıdır. Sıçrama hareketine müsaade etme kızgınlığın en önemli belirtisidir. Yeterince gözlem yapıldığında ineklerin sırt ve sağrılarında diğer ineklerin sıçraması sonucu oluşan kirlenme ve hafif deri deformasyonları rahatlıkla gözlemlenebilir.

• Kızgınlık başlangıcına yakın olan inekler, bir araya toplanma eğilimi gösterirler. Boğa olması durumunda, boğaya mümkün olduğunca yakın olma eğilimindedirler.

• Kızgın ineklerin, hareketlilikleri artar, yem yeme istekleri azalır, o günkü süt verimlerinde bir miktar düşme gözlenir.

• Diğer ineklerin ferçlerini koklarlar, kızgın olan veya kızgınlığı yaklaşan ineklerin arka kısımlarına çenesini sürterler.

• Yakından gözlemlenmediği sürece fark edilmesi zor olmakla birlikte kızgın ineklerin, ferç’i, pembe, ıslak ve şişkin görülür. Ferçten, halk arasında Çara adı da verilen şeffaf, yapışkan bir

• Akıntı görülür. Çara, kızgınlığın başlangıcından önce başlayarak, bitiminden sonraki günlere kadar görülebilir.

Kızgınlık Gözlemede Etkinlik

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Kızgınlık gözlemlerinin, bazı kaynaklara göre, gün boyu, sürekli yapılmasının, % 98-100 başarılı sonuç verdiği, buna karşın günde iki defa sürü içinde dolaşılması ile % 80 – 90 başarılı sonuç alınabildiği bildirilmektedir. Ancak, günlük yemleme, sağım gibi işler sırasında gözlem yapılırsa, kızgınlığa gelen ineklerin sadece % 50’nin saptanabildiği bildirilmektedir.

Günde yapılan gözlem sayısı Kızgınlığın belirlenmesinde başarı

Günde 1 kez %60
Günde 2 kez %80
Günde 3 kez %90
Günde 4 kez %100

Kızgınlık Saati

Kızgınlığın, ineklerin % 60’nda sabah, % 45’nde ise öğleden sonra gözlendiği bildirilmekte ve sadece sabah ve akşam gözlem yapılması durumunda sürüdeki kızgın ineklerin % 85 ‘nin saptanabileceği belirtilmektedir. Ayrıca, sabah ve akşam iki defa gözlem yapmaya ek olarak öğle vakti de gözlem yapılması sonucu sürüde kızgınlık gösteren % 6-7 kadar diğer bazı ineklerin de belirlenebileceği sonuçlara eklenmektedir.

Ayrıca gözlem yapılma saati de etkili bir faktör olup , sabah saat 6 da gözlem yapılması, saat 7 de gözlem yapılmasına göre kızgınlığın belirlenmesinde % 14 kadar daha etkin olmaktadır.

Çeşitli faktörler bir sürüdeki kızgınlığın saptanmasındaki başarıyı düşürebilir. Beslenme, olumsuz hava koşulları, hastalıklar gibi nedenler bunlar arasında olmakla beraber en önemli neden, gözlem sırasında yapılan hatalardan kaynaklanmaktadır.

Bir kişi, etkin çalışabilirse 300 kadar ineğin kızgınlık belirlenmesinde yeterli sonuç alabilir. Ancak, 10 inekten büyük sürülerde kızgınlığın belirlenmesinde,

• Hayvanların numaralanması
• Kayıtlarının tutulması,
• Hayvanların gruplara ayrılması, başarıda çok önemli bir rol oynamaktadır.

Çünkü, kızgınlık nedeniyle hareketlenen inek sayısı ne kadar fazla olursa kızgınlığın saptanması da o kadar kolay olacak demektir.



Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı gözlemi nasıl yapılmalı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Kızgınlık gözlemi bir işletmede yılda elde edilecek buzağı sayısı üzerinde etkili çok önemli bir yetiştiricilik işi olup bunun deneyimli kişiler tarafından ve sürekli yapılması gerekir. Tüm kızgınlık belirtilerini iyi bilen bir yetiştirici ahır içinde belirli bir düzen içinde vakit ayırarak işletmesinde üreme etkenliğini dolayısıyla karlılığı ve başarıyı artırabilir. Bir ahır içinde bulunan ineklerde kızgınlık gözlemi yaparken dikkat edilecek noktalar aşağıda sıralanmıştır.

a. Uygun zamanda gözlem yapılmalıdır. En iyi gözlem zamanı yemleme sonrası veya ineklerin sağıma alınma öncesi zamandır.

b. Gözlem yapacak kişi bu iş için rahat kıyafetleri ile ahır içinde dolaşacak şekilde hazırlanmış olmalıdır.

c. Kızgınlık gözlemi sırasında yem kontrolü veya herhangi bir diğer işe bakılmamalıdır.

d. Gezinti alanları rahatlıkla yürünecek ve dikkati bozmayacak çalışmaya olanak verecek şekilde olmalıdır.

e. Gezinti alanında çalışanlar varsa bu iş bittikten sonra gözlem yapılmalıdır.

f. İneklerin arasında yavaş ve rahat bir şekilde gezinilmelidir.

g.50 ineklik bir bölmede bir gözlem süresi en az 25 dakika sürmelidir.

Ayrıca, kızgınlık gösteren ineklerin kapalı bir yerde, rahat bir ortamda, bir sundurma altında tutulması ve çiftleştirilmesi önerilmektedir. Özellikle yaz aylarında, serin ve rahat bir yer temini döllenmedeki başarı için çok büyük önem teşkil etmektedir.

Kaynak: PSU

Devamını Oku

Trendler

error: İzinsiz Olarak Kopyalama yapamazsınız. !!