Connect with us

Hayvansal Üretim

Koyun Bakım ve Besleme

koyun bakım ve besleme

Koyun Bakım ve Besleme

Koyun bakım ve besleme geleneksel olarak yünü, derisi, sütü ve etinden yararlanılmak amacıyla yapılmaktadır.

Koyun bakım ve besleme koyunların sağlığı, büyümesi ve üremesi ve diğer verim özellikleri üzerinde doğrudan etkilidir. Yem giderleri hayvansal üretim girdilerinin 2/3 ünden fazlasını teşkil eder. Bu nedenle Koyun bakım ve besleme konusuna en üst seviyede önem verilmelidir. Koyunların besin maddesi ihtiyaçları; yaş,vücut ağırlığı ve içinde bulunduğu fizyolojik durumlara (gebelik, laktasyon vb.) göre değişir.



Koyunların temel olarak ihtiyaç duydukları besin maddeleri;

1. Su,

2. Enerji,

3. Protein,

4. Vitaminler,

5. Mineraller`dir.

Kışın meraların karla kaplı olmadığı zamanlarda koyunlar meralardan yararlanabilirler. Kışın doğan kuzulara hızlı büyümelerini sağlamak için yüksek enerji ve proteinli yemler verilmelidir. Büyüme dönemindeki kuzular için en ideal beslenme kaynağı, yoncagil ve baklagillerin karışık yetiştiği meralardır.

Meralama döneminde koyunlar ihtiyaç duydukları besin maddelerini meralardan karşılarlar. Bir kısım mineraller ve tuz ise tüm yıl boyunca ilave olarak verilir. Meralar zayıfladığı zaman ise saman vb. kaba yemlere ilave olarak tahıl vb konsantreler, hayvanların içinde bulunduğu fizyolojik durumun gerektirdiği miktarlarda verilir. Kış süresince alanlar karla kaplı olmadığı zamanlarda bile çıplak görünen meralara çıkarılan koyunlar yiyecek bulur ve gereksinimlerini karşılar. Kışın doğan kuzularda hızlı bir büyüme elde edilmesi isteniyorsa, yüksek enerji ve proteinli kesif yemlere başvurulabilir. Yoncagil ve buğdaygil türevi otların karışık olarak yetiştiği meralar koyunlar için ideal besin maddesi kaynağıdır. Temiz ve taze su, hayvanlara sürekli olarak sağlanmalıdır.

Temel Besin Maddeleri

Koyunların en temel besin maddeleri içerisinde su, enerji, protein, mineraller, vitaminler, büyüme düzenleyiciler ve yem katkı maddeleri yer alır.

Su

Bütün hayvanlar için en önemli besin maddesi sudur. Su, besin maddeleri arasında verim ve yaşamı devamını en çabuk ve doğrudan etkileyen maddedir. Bu yüzden yeterli miktarda temiz suyun temini büyük önem taşır.
Koyunların içinde bulunduğu fizyolojik durum (gebelik, süt verimi), tüketilen yemlerin çeşidi, yemlerin içerdiği su oranı ve çevre sıcaklığı günlük su tüketim miktarını etkiler. Yazın sıcakta konsantre yem tüketen koyunların su gereksinimi baharda taze mera tüketenlerden doğal olarak fazladır.

Fizyolojik durumlarına ve iklime bağlı olarak koyunlar günde 3 litreye kadar su tüketebilirler. Yetişkin koyunlar kış mevsiminde kar yiyerek su ihtiyaçlarını giderirler. Ancak genç koyunlar bu konuda pek başarılı değildirler. Yine de eğer laktasyon ve gebelik kış dönemine rastlıyorsa koyunlara temiz ve taze su temin edilmelidir. Donmuş veya çamurlu sular, sulama için hayvanların uzun mesafeler yürütülmesi gibi durumlarda hayvanlar yeterli miktarda suyu alamazlarsa yem tüketimleri de azalır, verimleri düşer, sindirim ve üreme problemleri devreye girer. Özellikle kuzu ve genç koyunlara yeterli miktarda su temin edilemiyorsa hayvanlar daha sonra telafi edilemeyecek şekilde cüce (Kavruk, kaşektik) kalır, hatta ölebilir.

Koyunlar her zaman temiz ve taze suya ulaşacak şekilde su kaynakları bulundurulmalıdır. Su kaynakları her gün temizlenmeli, kışın donuyorsa, hayvanlara sıcak su temin edilmelidir.

Enerji

Koyunların gerek büyümesi gerekse üreme ve verim performanslarında en pahalı ve miktarı en yüksek besin maddesi olarak karşımıza enerji çıkar. Koyunların enerji gereksinimleri, cüsse, fizyolojik dönem, günlük egzersiz (yürünen yol vb.), yapağı uzunluğu, çevre koşulları (soğuk, sıcak, rüzgar, yağmur vb.) tükettikleri yemin miktarı, enerji içeriği ve sindirilebilirliği gibi faktörlere bağlı olarak değişir. İri cüsseli koyunlar diğerlerine oranla daha az enerjiye ihtiyaç duyarlar. Yakın meralarda otlatılan veya içeride bakılan koyunların enerji gereksinimleri de azdır. Kışın ise özelikle kısa yapağılı koyunların enerji ihtiyaçları yüksek olur.

Enerji, şekerler, kolay çözünen karbonhidratlar (nişasta), güç çözünen karbonhidratlar(selüloz), proteinler ve yağların metabolizması sonucu elde edilir. Kaynak olarak ot ve samanlar, tahıllar, tarımsal artık ve gıda endüstrisi yan ürünleri kullanılır. Tahıllar enerji yönünden zengindir. Bunu yağlı tohum küspeleri ve melas, daha sonra da kalitesine göre mera bitkileri ve samanlar izler.

Enerji yetmezliği koyunlara yeterli yem verilememesi ya da yemin enerji içeriğinin düşük olması durumlarında karşımıza çıkar. Bu durumda eğer varsa vücut yağ depoları devreye sokularak kullanılır, yoksa proteinler harcanır, eksiklik devam ederse hayvanlar ölür.

Tüketilen enerji kaynağının hacminin fazla olması hayvanın tüketimini kısıtlayacağından örneğin dilediği kadar koçanıyla öğütülmüş mısır yiyen koyunlarda bile enerji açlığı ortaya çıkabilir. Diğer taraftan mısır veya buğday tahıllarını aynı miktarda tüketen koyunların hızla büyüdükleri görülür.
Bu yüzden yem maddelerinin besin maddesi içeriklerinin ayrı ayrı bilinerek, kombinasyonlarının hesap edilerek hayvanlara verilmesinde yarar vardır.

Protein

Hayvansal dokuların yapı taşı proteindir. Vücut dokuların büyümesi ve yenilenmesi proteinler sayesinde olur. Koyunlar geviş getiren hayvanlar oldukları için tükettikleri proteinin kaynağından ziyade miktarı önem taşır. Eko-sistem, geviş getiren hayvanlara her türlü orijinden azotlu bileşiği rumen fermantasyonu sayesinde proteine dönüştürme yeteneği vermiştir. Koyunların yaşı ilerledikçe protein ihtiyaçları azalır. Bu ihtiyaç yaşamın belli dönemlerinde artar. Protein kaynakları; baklagil tohumları, yağlı tohum küspeleri, et unu, balık unu vb. orijinal kaynakların yanı sıra üredir. Protein temel olarak pahalı bir besin maddesi olmasına karşın orta kalitedeki meralar ve kuru otlar koyunların protein ihtiyacını karşılar. Ancak aşım, gebeliğin son altı haftası ve laktasyon dönemlerinde koyunlar protein takviyesine ihtiyaç duyarlar. Meraların yetersizliğinde de aynı durumla karşılaşılır.

Mineraller

Mineraller, yemlerde 100 ppm’den fazla gerekliyse Makro-Mineraller (Ca, Na, Cl, Mg, P, K, S), 1000 ppm’den az gerekiyorsa Mikro-Mineraller (Co, Cu, Fe, I, Mo, Se, Zn) adını alırlar. Bazı mineraller iskelet yapısında yer alırken bazıları bio-kimyasal reaksiyonlarda ve vücut sıvılarının dengede tutulmasında yer alırlar.

Tuz ve mineral maddeler hayvanların serbestçe ulaşabileceği şekilde tüm yıl boyunca sağlanmalıdır. Aksi halde, üremede aksaklıklar, zayıf ve yaşama gücü düşük kuzu doğumları, süt veriminde düşüş, bağışıklık sisteminin bozulması ve sayısız metabolik aksaklıklar ortaya çıkar. Genel olarak koyunculuk yapılan bölgelerde herhangi spesifik bir maddenin yoksunluğu görülmüyorsa ticari olarak yalama taşı şeklinde hazırlanmış bileşimler hayvanlara verilmelidir. Bu preparatlar bir kısım doğal mineral tuzların yanı sıra, selenyum, kobalt gibi çeşitli iz mineralleri de içermesi tavsiye edilir. Ülkemizin bütün bölgelerinde meralarda selenyum eksikliği bildirilmektedir.

Deniz veya göl tuzu bir Na ve Cl kaynağıdır. Kaya tuzları ise diğer pek çok minerali de içerdiğinden daha yararlıdır.
Kalsiyum kaynağı olarak kireç taşı veya mermer tozu, fosfor kaynağı olarak di-kalsiyum fosfat, kükürt kaynağı olarak sodyum sülfat kullanılabilir.

Vitaminler

Vitaminler biyokimyasal reaksiyonlarda, enerji metabolizmasında ve vücudun temel yapı taşlarının sentezlenmesinde yer alırlar. Kaliteli meralar koyunlar için gerekli olan bütün vitaminleri veya vücutta sentezlenmelerini sağlayacak ön maddeleri bulundururlar. Çeşitli nedenlerle meralardan yararlanılamıyorsa A, D ve E vitaminlerinin ilave olarak verilmesi gerekli olur. Bu amaçla pratik olarak eksikliğinden kuşku duyulan vitaminler hayvanlara ilave olarak yemlerine katmak veya enjeksiyon şeklinde verilmelidir.

Yüksek enerjili konsantre yemler tiamin gereksinimini artırır ve hayvanlarda sinirsel semptomlarla ortaya çıkan beyin ödemleri oluşur (Encephalomalacia).

Büyüme düzenleyiciler ve yem katkı maddeleri

Bir kısım antibiyotikler ve iyonoforlar, sentetik hormonlar koyun bakım ve besleme de kullanılmaktadır. Hormonal etkiye sahip ajanlar veya rumen fonksiyonu düzenleyiciler de bu grupta anılırlar.
Bazı gizli seyreden hastalıkların önlenmesinde veya yemden yararlanmayı artırmak, büyümeyi düzenlemek amacıyla, klor-tetrasiklinler, lasalosid, büyüme hormonu veya östrojenler kullanılmasına karşılık, yan etkileri günümüzde tam olarak aydınlatılamamış ve ekonomik olmayan bileşimlerin kullanılması önerilmez.

Devamını Oku
Advertisement
1 Yorum

1 Yorum

  1. Pingback: Anaç Koyunların Bakım ve Beslenmesi - Rumico Hayvancılık

You must be logged in to post a comment Login

Yorum Bırakın

Hayvan Hastalıkları

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

Sağmal ineklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri bakım ve besleme ile doğrudan alakalıdır. Ülkemizde süt sığırcılığı yapan yetiştiricilerin bir çoğu; doğuma hazırlanan ve doğum yapan ineklerinin davranışı ve beslenmesi konusunda yeterli bilgiye sahip değillerdir. Bu bağlamda, laktasyonun son dönemi ve kuru dönemde yapılan hatalı uygulamalar ve beslemeden kaynaklanan olumsuz etkilerin; buzağılama sonrası ortaya çıkması ile yetiştiriciler maddi ve manevi sıkıntıya girmektedirler.

Diğer yandan, çok sayıda ineğin yetersiz veya aşırı vücut kondisyonu nedeniyle doğum sonrası metabolik hastalıklar yakalanarak kesime gittiğini görmek mümkündür. Bu problemin, tedavi, ilaç ve üretimden kaybedilen süt olarak ülke ekonomisine vermiş olduğu zararın boyutu da madalyonun öteki yüzüdür.



Bu açıdan, yetiştiricilerimizin laktasyonun son 100 günlük döneminde ve doğumdan önceki üç haftalık dönemde yapacakları bakım ve besleme büyük önem taşımaktadır. Bu dönemlerden özellikle doğumdan önceki üç haftalık süre içerisinde uygulanacak dengeli ve yeterli besleme, doğum sonrası süt veriminin arttırılmasına ek olarak, ineğin ketozis, süt humması, rumen kayması gibi hastalıklardan korunmasına ve etkin bir üreme performansı sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Amerika’da yapılan bir çalışmada, doğum sonrası çıkabilecek problemlerin, o laktasyonda 800-1000 kg süt kaybına yol açtığını ifade etmektedir.

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İnek, doğumdan önceki iki haftalık süreç içerisinde üreme sistemini doğuma, meme bezini ise, süt üretimine hazırlayan bir dizi fizyolojik değişime maruz kalmaktadır. Buzağılama sonrası yem tüketime karşı isteksizlik olarak ifade edilebilecek ineklerde doğum sonrası iştahsızlık meydana gelmesi, buna bağlı olarak ineğin vücut ağırlığında bir azalmanın meydana gelmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu durum, yukarıda da bahsedildiği gibi geçiş döneminde ortaya çıkan fizyolojik değişimin doğal bir sonucudur. Ancak, yem alımı ve bununla bağlantılı olarak vücut ağırlığındaki düşüşün şiddetli ve uzun süreli olması yetiştiricinin uygulamalar açısından problemler yaşamasına yol açmaktadır.

Damızlık Sığır Yetiştirici Birliklerinin büyük bir kısmının çalışmakta oldukları Holstein (Siyah Alaca) ırkı, diğer ırklar arasında verim bakımından ilk sırada yer almaktadır. Türkiye’de yapılan genetik çalışmalar sayesinde, her yıl 80 ile 100 kg civarında bir genetik ilerleme sağlanmaktadır. Süt veriminde sağlanan bu ilerlemeye karşın, hayvanın kuru madde tüketiminde, paralel bir iyileşme sağlanamamaktadır. Diğer bir değişle, laktasyonun ilk 60 gününde ineklerde doğum sonrası iştahsızlık konusunda göstermiş olduğu performans, süt verimindeki artış karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu tablo, buzağılama sonrası ineğin net enerji dengesi üzerinde negatif bir eğilimin oluşmasına neden olmaktadır.

Enerji Açığı

Diğer bir deyişle, süt verimini sürdürebilmek için, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık ile kaynaklanan enerji açığını, kuru dönemde depolamış olduğu vücut yağ rezervlerinden sağlamaktadır. Buzağılama dönemine 3 veya 3,5 vücut kondisyon puanı ile giren ineklerde negatif enerji dengesinden kaynaklanan ağırlık kaybı sonucu vücut kondisyon puanı 2,5 puan’a kadar bir gerilemektedir. Bu beklenen bir gelişmedir. Ancak, vücut kondisyon puanı 3’ün altında olan ineklerde, bu dönemde canlı ağırlıkta gerçekleşecek düşüş, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak metabolik hastalıkların oluşumuna ve döl verim performansının gerilemesine yol açmakta, süt verimi konusunda hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan ineklerde de aynı olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Yapılan bir diğer araştırmada ise, yem tüketiminin doğuma üç hafta kala, kuru dönemin daha önceki dönemlerine oranla %30 düştüğü tespit edilmiştir. Bu normal olarak kabul edilir. Ancak metabolik olarak sağlık problemi yaşayan bir ineğin yem tüketimi kuru dönemin daha önceki dönemlerine göre %50, doğum sonrası ise, %70 düşüş göstermektedir. Diğer taraftan genç hayvanlara oranla yaşlı ineklerde doğum sonrası iştahsızlık daha yoğun gerçekleşmektedir. Genç inekler büyüme için ilave bir enerjiye ihtiyaç duymaları nedeniyle, aşırı iştahsızlık problemini yaşamaları beklenmemektedir.



Bu açıdan yetiştiricilerin doğumdan üç hafta öncesi ve sonrası olmak üzere, altı haftalık dönemde ineğin maksimum kuru madde tüketimini temin edecek şekilde besleme uygulamasına gitmeleri gerekmektedir.

Keton Cisimcikleri

Söz konusu altı haftalık dönemde, ineğin kanında yağ asitleri, keton cisimciklerinin (aseton, beta-hydroxy butyrate) miktarındaki artış, progesteron, insülin ve estrojen hormonlarının miktarlarındaki değişimler, doğumdan önceki bir hafta içerisinde ineğin kendini doğuma şartlaması ve ineğin doğum için ayrı bir bölmeye alınmasından kaynaklanan stres, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık içerisinde başlıca nedenleri olarak bilinmektedir.

Doğumdan üç hafta önce ve üç hafta sonraki dönemde hayvanın yaşama payı enerji ihtiyacına ek olarak rahimdeki buzağı ve süt verimi için gereksinim duyduğu enerji ihtiyacı karşısında, hayvanın yem tüketiminin sınırlı olması nedeniyle, enerji açığı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda inek enerji açığını kendi vücut yağ rezervlerini parçalayarak kullanmak zorunda kalmaktadır. Yağ dokularının parçalanması sonucunda, yağ asitleri konsantrasyonu kan içeriğinde artış göstermektedir. Bu yağ asitleri karaciğerde kas ve meme dokusunda kullanılmak üzere enerjiye dönüştürülmektedir. Karaciğer bu işlem için glukoza (şeker) ihtiyaç duyar. Glukozun üretilebilmesi için, ineğin işkembesinde nişastanın sindirilmesi sonucu sentezlenen propiyonata gerek duyulmaktadır. Propiyonat aynı zamanda sütün önemli bir bileşiği olan laktozun yapımında da önemli rol oynamaktadır.

Ketosiz Oluşumu

Kandaki propiyonat miktarının yetersiz olması halinde, karaciğerde yağ asitleri oluşacak glukoz yetersizliği nedeniyle enerjiye dönüştürülememektedir. Bu durumda keton cisimcikleri oluşmakta ve kana karışmaktadır. Bu hayvanda metabolik bir hastalık olan ketozis’in şekillenmesine neden olmaktadır. Ketozis’in şekillenmesi ile birlikte ineğin yem tüketiminde yarı yarıya bir azalma ve günlük hareketlerinde bariz bir yavaşlamanın olduğu dikkat çekmektedir.
Karaciğerde yağ asitlerinin miktarında artıştan kaynaklanan yağlanma ayrıca, buzağılama güçlüğünü ve doğum sonrası meme dokusunda aşırı ödem oluşumunu beraberinde getirmektedir.

Özellikle vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan yağlı ineklerde ve yaşlı ineklerde bu probleme sıkça rastlanmaktadır.

Yetiştirici bu problemleri yaşamamak için ne yapmalıdır?

  • Tedbir alınmaya öncelikli olarak laktasyonun son 100 günlük kısmında başlanmalıdır. En iyi gösterge hayvanın vücut kondisyonuna bakmaktır. Yetiştirici, son 100 günlük dönemde ineğin uygun vücut kondisyonuna sahip olup olmadığına karar vermelidir. Hayvan çok yağlı ise, yedirilen rasyonda enerji içeriği düşürülmeli, çok zayıf ise, yedirilen rasyonun enerji içeriği arttırılmalıdır. Bunu uygulayabilmek için ekstrem durumdaki (yağlı ve zayıf) ineklere ayrı bir rasyon uygulamasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sayede, ineğin 3 – 3,5 puanlık vücut kondisyonu ile kuruya çıkması ve doğumun gerçekleşmesi sağlanmalıdır.
  • Doğumdan 21 gün önce ve 21 gün sonra verilecek rasyon içeriğinde, rumende yeterli miktarda propiyonat sentezlenebilmesi için nişasta kaynağı dane yemlerin kullanılması büyük önem taşımaktadır.
  • Bu dönemde ineklerde yem seçicilik özelliği üst seviyede olması nedeniyle, ineklere verilecek rasyonların taze ve kötü koku içermemesi gerekmektedir. Bu nedenle, küflü silaj, beklemiş kesif yem gibi kötü koku verecek yemleri kullanmamaya özen gösterilmelidir. Bu konuya özellikle sıcak yaz aylarında çok daha dikkat edilmelidir.



  • Her yemleme sonrası yemliklerin temizlenmesi gerekmektedir. Çünkü yemliklerde kalacak yem artıkları zamanla bozularak kötü koku verecektir.
  • İnek, bu dönemde istediği zaman ve miktarda temiz su tüketme imkanına sahip olmalıdır.

  • Geçiş dönemindeki ineklere ayrı bir rasyon gerekmektedir.
  • Bu dönemdeki ineklere verilecek rasyonun enerji içeriğinin yüksek tutulması kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu dönemde verilecek rasyonun 1 kg kuru maddesi 6,5 – 6,7 Mega joul enerji, %12-14 ham protein içermelidir. Rasyonun %25-45’ini nişasta kaynağı hububat dane yemleri oluşturmalıdır. Rasyon içeriğindeki kaba yem oranının asgari %30 olması ve bu kaba yemin %75’inin kaliteli kuru ottan oluşmasına dikkat edilmelidir. İnek başına verilecek kaliteli kuru otun günlük asgari 2 kg olması gerekir. Bu sayede ineğin yeterli geviş getirmesi de sağlanmış olacaktır.
  • İneklerin enerji içeriği zengin rasyonlara uyum sağlaması amacıyla doğuma 21 gün kala alıştırma uygulamasına ihtiyaç vardır. Bu amaçla, enerji içeriği zengin yemden başlangıçta inek başına 1 kg verilmeli, 2-3 günde bir yarım kg veya haftada 1 kg arttırarak, buzağılama öncesi inek başına asgari 3 kg üzerinde tüketilebilmesi sağlanmalıdır.
  • Doğuma üç hafta kala kurudaki ineklerin ayrı bir grup veya bölmeye alınarak, bakım ve beslemesine özen gösterilmelidir.
  • Kurudaki ineklerin gerekirse müdahale ederek gezinmeleri suretiyle egzersiz yapmaları sağlanmalıdır. Bu egzersizler, ineğin kanında artış gösteren yağ asitlerinin kaslarda enerji olarak kullanılmalarını temin ederek, karaciğerdeki yağ asitleri ve propiyonat miktarları arasındaki dengeyi kuracaktır. Bu durum karaciğeri rahatlatacaktır. Ayrıca bu egzersizlerin özellikle yağlanmış ineklerde rumen dönmesi olarak bilinen abomasum deplasmanının oluşumunu engellemektedir.
  • İneklerin kuruya ayrılması ve tekrar sağmal gruba dahil edilmeleri sırasında grup değişimlerinin bir düzen ve uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Bu açıdan serbest sistemde sağmal dönemini geçiren ineklerin tek başına ayrı bir bölmede tecrit edilmemesine veya sabit sistemle bağlanmamasına dikkat edilmelidir.
  • Ayrıca, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık için diğer faktörlere (ayak ve tırnak problemleri, süt humması ve üreme sistem hastalıkları vs.) karşı önlemler alınmalıdır.

Kaynak : Denizli DSYB

Devamını Oku

Arıcılık

Kabartılmış Petek Kullanımının önemi

Kolonilerin Kabartılmış Petek ile Desteklenmesi

Kabartılmış Petek Kullanımının önemi

Kabartılmış petek kullanımının arıcılıkta ayrı bir önemi bulunmaktadır. Koloni gelişimini sınırlayıcı pek çok faktörün var olduğu dönemde; koloni gelişimini sağlamak ve hızlandırmak üzere bu peteklerin kullanmanın ayrı bir önemi vardır.

Bal mumu, iç hizmette görevli 13-18 günlük yaşlı genç işçi arılar tarafından üretilip koloni içinde petek yapımında kullanılır. Ancak, mum salgılayan arılar bu iş için önemli miktarda bal tüketmek ve zaman harcamak zorundadırlar. Değişik araştırıcılarca değişik miktarlar bildirilmesine karşın ortalama 1 gr. kabartılmış petek üretimi için 10 gr bala ihtiyaç duyulur.



Bu noktadan hareketle, bal hasadından sonra, kabartılmış petek, kullanılacağı zamana kadar uygun şartlarda saklanarak tekrar kullanılması; bu yolla daha kısa zamanda daha fazla balın üretilmesi teknik arıcılığın önemli bir kuralıdır.

Bu gerçeği bilen arıcılar, ballarını “petekli bal” olarak pazarlamak yerine “süzme bal” olarak pazarlamakta ve balı süzülen petekleri yeniden kullanarak bal üretimlerini artırmaktadırlar.

Bununla birlikte, özellikle erken ilkbaharda kış çıkışı sonrası, kolonide stok olarak yeterli bal bulunmamakta ve aynı zamanda doğal bitki örtüsünde de yeteri kadar çiçeklenme ve nektar (bal özü) salgılama olmamaktadır.

Koloni gelişimini sınırlayıcı pek çok faktörün var olduğu bu dönemde, koloni gelişimini sağlamak ve hızlandırmak üzere kabarmış petek kullanmanın ayrı bir önemi vardır.

Bee Culture

Devamını Oku

Arıcılık

Polen Önemli Bir Besin Kaynağıdır

Polen Önemli Bir Besin Kaynağıdır. Polen arıların gelişmelerinde ve görevlerini yapabilmelerinde hayati öneme sahip bir maddedir. Şayet kolonide polen yoksa yavru gelişimi durur, kolonide büyük bir panik başlar.

Bilindiği üzere arılar enerji ihtiyaçlarının baldan karşılarken, ihtiyaç duydukları diğer tüm maddeleri (amino asit, vitamin, mineral madde gibi) polenden karşılarlar.

Polen Önemli Bir Besin Kaynağıdır

Kısaca polen, arıların ihtiyaç duydukları tüm maddeleri içermekle birlikte, insanlar için de önemli bir besin kaynağıdır. Bazı profesyonel arıcılar bal yanında polen ya da öncelikli olarak polen üreterek daha kazançlı arıcılık yapmaktadırlar.

Yapılan çalışmalarda bal üretimine ek olarak yapılan polen üretiminin arıcının gelirinde %30 artışa neden olduğu bulunmuştur. Bu bakımdan, daha kazançlı bir arıcılık için arıcılarımızın polen üretimine geçmeleri teşvik ve tavsiye edilmelidir.



Polen, kovan giriş deliği önüne veya tabanına monte edilebilen polen tuzaklarının kullanılması ile üretilir. Polen tuzağı çekmecelerinde toplanan polen, her gün veya her iki günde bir alınarak; teknik olarak, sıcaklığı 40 C’ı geçmeyen havalandırmalı kurutma dolaplarında veya basitçe, havalandırmalı, doğrudan güneş almayan sıcak bir yerde, kalınlığı 1 cm’yi geçmeyecek şekilde serilerek ve zaman zaman karıştırılarak kurutulabilir. Kurutma ile polende bulunan yüksek nemin %7’ye düşürülmesi ve güvenle saklanması sağlanır.

Polen önemli bir besin olduğu için kurutma işlemine maksimum özen gösterilmelidir. Kurutulan polen ince eleklerden geçirilerek ve basit bir üfleme sistemi ile temizlenir. Kurutulan ve temizlenen polen hava almayan cam kavanozlarda veya polietilen torbalarda saklanır. 1-4 hafta gibi kısa süreli saklamalarda normal oda sıcaklığının yeterli olmasına karşın uzun süreli ve ideal saklama ortamı 4-5 C’dır.

Basit olarak günlük kullanılan bir buzdolabı bu ortamı sağlar. Polenin kurutulması ve temizlenmesine müteakip karbondioksit (CO2) uygulanmasına tabi tutulması polenin daha güvenli saklanmasına katkıda bulunur.

Ekonomik Polen Üretimi

Çoğu arıcı polen toplamanın koloni gelişimine ve sonuçta bal üretimine olumsuz etkide bulunduğunu düşünür. Oysa yapılan araştırmalar, polen toplanılan kolonilerdeki arıların bu açığı kapatmak için daha fazla çalıştıklarını ve sonuçta polen toplamaya rağmen koloninin gelişiminde ve de bal üretiminde ciddi bir olumsuzluğun olmadığını göstermiştir.

Ancak, ekonomik bir polen üretimi için kolonilerin, bol polen üreten bitkilerin mevcut olduğu yerlerde bulundurulmaları, kolonilerin güçlü olması, yavru içermesi ve gerektiğinde şeker şurubu ile beslenmesi gereklidir. Uygun bir yerde bulunsalar bile zayıf ve yavru içermeyen koloniler yeterli polen toplayamazlar.



Polen Önemli Bir Besin Kaynağıdır. Polen, insan sağlığı ve beslenmesi yönünden gerekli tüm amino asitleri, vitaminleri, mineral ve diğer maddeleri bir denge içinde bulunduran doğadaki tek ve en zengin besindir. Bu yönüyle polen hem dünyada hem de ülkemizde; vücut direncinin arttırılması ve korunmasında, gelişme bozukluklarının düzenlemesinde, özellikle prostat ve karaciğer problemlerinin giderilmesinde sporcular, yetişkinler ve çocuklar tarafından kullanılmaktadır.

Polen Önemli Bir Besin Kaynağıdır. Polenin sabahları kahvaltıdan önce aç karnına alınması tavsiye edilmektedir. Günlük doz kişiye ve vakaya göre değişmekle birlikte genel olarak; yetişkinler için 15-20 gr, 3-5 yaş arası çocuklar için 5-10 gr ve 6-12 yaş arası çocuklar için 10-15 gr olabilir. Nadiren de görülse polenin bazı kişilerde alerjiye neden olabileceği göz önünde bulundurulmalı ve bu durumda polen alımından vazgeçilmelidir.

Devamını Oku

Trendler

error: İzinsiz Olarak Kopyalama yapamazsınız. !!