Connect with us

Genel Sağlık Bilgileri

İngiltere’de meme kanserine limonlu teşhis: ‘Bu fotoğraf olmasaydı kansere yakalandığımı fark etmeyecektim’

Meme kanserine limonlu teşhis

Meme kanserine limonlu teşhis. İnternette yayılan ve meme kanserinin belirtilerini simgeleyen farklı şekillerdeki limonların yer aldığı fotoğrafın hastalığa karşı farkındalığın artırılmasına katkıda bulunabileceği belirtiliyor.

Meme Kanserine Limonlu Teşhis

Fotoğraf, İngiltere’de “Worldwide Breast Cancer” adlı yardım derneğinin kurucusu Corrine Ellsworth Beaumont tarafından tasarlandı.



“Limonlarınızı tanıyın” adı verilen kampanyayla kadınların memelerindeki değişiklikleri, fotoğraftaki bir düzine limonla kıyaslayarak hastalığı erken fark etmeleri amaçlanıyor.

Fotoğrafta, ele gelen kitle bir düzine limonla gösteriliyor. Fotoğrafta, kızarıklık, girinti, meme ucunda sıvı sızıntısı, çukurlaşma, meme ucunun içeri çekilmesi gibi görüntüler var.

Fotoğraf sadece Facebook’ta 47 binden fazla kişi tarafından paylaşıldı ve 26 bin kişi tarafından beğenildi.

 

In the past few days, I have received quite a few private messages about a "game" going around where you post a heart,…

Erin Smith Chieze paylaştı: 10 Ocak 2017 Salı

 

Uzmanlara göre, birçok kadın, memelerindeki kitleler konusunda duyarlı olmasına karşın, memenin şekli ve büyüklüğündeki değişiklikler çoğu zaman fark edilmiyor.

Facebook’ta paylaşarak fotoğrafın yayılmasını sağlayan Erin Smith Chieze adlı kanser hastası, kendi hastalığının bu fotoğrafla farkına vardığını söyledi.

Memesinin fotoğraftaki limonlardan birine benzemesi üzerine şüphelenen Chieze’in daha sonra dördüncü aşama meme kanseri olduğu tespit edilmiş.

Diğer belirtiler konusunda da çalışma yapmalıyız

Huffington Post sitesine konuşan Chieze, “Aralık 2015’te mememdeki çukurlaşmanın fotoğraftaki limonlardan birine çok benzediğini görünce kanser olduğumu hemen anladım. Meme kanserinin ne olduğunu biliyordum.

Mememi nasıl kontrol etmem gerektiğini de. Ama elime gelen bir kitle yoktu. 5 gün sonra kanser teşhisi konuldu” dedi.

İnternette kanser hastalarının birbirleriyle “şirin kalp sembolleri” paylaştığını söyleyen Chieze, “Bu fotoğrafı görmeseydim, hastalığımın farkına varmayacaktım” diye konuştu.

Eluned Hughes, “Breast Cancer Now” adlı yardım örgütünün kamu sağlığı bölümü başkanı. Eluned Hughes da, kadınların memelerinin şekillerindeki izlemesinin önemine dikkat çekti.

“Kadınlar çoğu zaman kitle içermeyen değişikliklerin ciddi bir şeye işaret edebileceğinin farkına varmıyor. Bu nedenle kadınları bilinçlendirmek için diğer belirtiler konusunda da çalışma yapmamız gerekiyor” dedi.

Devamını Oku
Advertisement
Yorum Yazın

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Sağlık Bilgileri

‘Aspirinin 70 yaş üstündekilere yarardan çok zararı var’ iddiası

Aspirin zararlı mı ?

Aspirin zararlı mı ? Bilim adamları, 70 yaş üstü, kalp rahatsızlığı geçmişi bulunmayanlar için aspirin kullanımını araştırdı. Bilim adamları, her gün bir Aspirin almanın yarardan çok zararı olduğunu iddia etti.

Aspirin Zararlı mı ?

BBC’nin haberine göre, sonuçları “New England Journal of Medicine“da yayımlanan çalışmadan bahsedildi. Haberde, geçmişte kalp rahatsızlığı yada felç geçirmemiş 70 yaşından büyüklerin düzenli olarak Aspirin kullanmasının iç kanama riskini artırdığı öne sürüldü.



ABD ve Avustralya’da geçmişte kalp rahatsızlığı geçirmemiş, sağlıklı ve 70 yaş üstü 19 bin 114 kişinin izlendiği çalışma yapıldı. Çalışmada, katılımcıların yarısına 5 yıl boyunca her gün düşük dozda Aspirin, diğer yarısına ise plasebo verildi.

Aspirin alan ve almayan kişilerin sağlık durumu düzenli olarak yapılan testlerle takip edildi.

Çalışmanın sonuçları, kan sulandırıcı etkisi olan Aspirin’in, katılımcılarda kalp rahatsızlığı riskini azaltmadığını gösterdi. Ayrıca yapılan çalışma aspirinin bir faydası olmadığını ve aksine mide kanaması geçirenlerin sayısının arttığını gösterdi.

Monash Üniversitesinden Prof. Dr. John McNeil konu hakkında şunları söyledi. “Sonuçlar, dünya genelinde herhangi bir sağlık nedeni olmaksızın düşük dozda Aspirin kullanılıyor.

Aspirin kullanan yaşı ileri, sağlıklı milyonlarca kişinin bunu gereksiz yere yapıyor olabileceği anlamına geliyor. Zira çalışma, Aspirin’in kanama riskini azaltıcı yönde kapsamlı bir faydası olmadığını gösterdi.” dedi.

Aspirin’in 70 yaş üstü, daha önce kalp krizi ya da felç geçirmemiş kişiler için gözle görülür faydası olmadığına dikkat çekildi. Araştırmacılar, herhangi bir tıbbi neden olmadığı durumlarda Aspirin ile kendi kendine tedavinin tavsiye edilmediğini de dikkati çektiler.

Araştırmacılar, bulguların kalp krizi ya da felç geçiren kişiler için geçerli olmadığını ve bu kişilerin doktor tavsiyesine uyması gerektiğini belirtti.

Devamını Oku

Genel Sağlık Bilgileri

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Tanı ve Tedavisi

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Tanı ve Tedavisi

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi

Kırım kongo kanamalı ateşi ilk olarak II. Dünya Savaşı yıllarında, 1944-1945 yılı yaz aylarında Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden. Sovyet askerleri arasında görülmüş ve 200’den fazla kişiyi etkilemiş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak tanımlanmıştır.

1. GİRİŞ

Ülkemiz çok önemli zoonotik hastalıklarla mücadele ederken zaman zaman ülkemizde az görülen. Ancak insan sağlığı açısından önemli bazı yeni zoonoz hastalıklarla da karşılaşmaktadır.

Viral kanamalı ateşler, fatalitesi çok yüksek olan zoonoz karakterli viral hastalıklardır. Bu hastalıkları önemli kılan hususlardan birisi de hastaların enfekte dokularına. Veya vücut sıvılarına bir temasın olması halinde bulaşabilmenin söz konusu olması nedeniyle, hasta yakınlarının ve hastahane çalışanlarının korunmasıdır. Başta Afrika ülkeleri olmak üzere, dünyanın değişik ülkelerinde görülen viral kanamalı ateşlerde oldukça önemli sayıda hastahane çalışanının hastalandığı bildirilmektedir. Bu nedenledir ki, viral kanamalı ateşler “vaka yönetimi”nin eksiksiz yapılması “izolasyon önlemleri”nin ise hassasiyetle uygulanması gereken hastalık gruplarındandır. Bu grup hastalıklardan ülkemiz için önem arz edeni hiç şüphesiz Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA)’dir.



2002 yılının mayıs, haziran ve temmuz aylarında başta Tokat ili olmak üzere. Amasya ve Sivas illerinde etiyolojisi belli olmayan insanlarda gribal enfeksiyona benzer semptomlar gösteren hastalık. Tokat İl Sağlık Müdürlüğünce Sağlık Bakanlığına bildirimde bulunulmuştur.

Tokat ilinde yapılan 50 civarında hastalık bildirimlerinden 6 adeti ölümle sonuçlanmıştır.

Bu hastalara ait 54 serum ve 23 kan numunesinin Refik Saydam Hıfzısıhha Başkanlığı ve Etlik Merkez Veteriner Araştırma Enstitüsünce incelenmiş. İleri identifikasyon için de Japonya Ulusal İnfeksiyon Enstitüsüne ve Dünya Sağlık Teşkilatının Fransa da bulunan Avrupa Bölge laboratuvarına gönderilmiş. Ve buralardan gelen sonuçların 7’sinin Q-Ateşi, 8’nin ise aynı hastalık için geçirilmiş enfeksiyonu gösterdiği anlaşılmıştır.

2003 yılı bahar aylarında yine Tokat’ta aynı klinik tablo ile seyreden vakaların bildirilmiş. Bunun üzerine ve Türkiye Zoonoz Milli Komitesinin 2003 yılı 1. Olağan toplantısında alınan kararı da dikkate alınarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, RSHMB. Etlik Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünden Uzman Veteriner Hekimler. Ankara Numune ve Eğitim ve Araştırma Hastanesinden uzmanların yer aldığı bir ekiple epidemiyolojik bir inceleme yapılmış. Hastalık bildirimi yapılan yerlerdeki hayvanlardan kan alınmış ve kene toplanarak cins tayini yapılması için Etlik Merkez Veteriner Araştırma Enstitüsüne iletilmiştir.

Bu inceleme ve değerlendirme gezisinden sonra RSHMB’de bulunan ve daha sonra gönderilen serum örnekleri. Fransa’da bulunan Pasteur Enstitüsü’nün Arbovirus ve Viral Hemorajik Ateşler Ulusal Referans Laboratuarına gönderilmiş. Burada yapılan çalışmalar sonucunda hastalığın, Viral Hemorajik Ateş etkenleri içinde bulunan Kırım-Kongo Hemorajik Ateşi virusu olduğu tespit edilmiştir.

2. TARİHÇE

Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi ilk olarak II. Dünya Savaşı yıllarında, 1944-1945 yılı yaz aylarında Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüş. 200’den fazla kişiyi etkilemiş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak tanımlanmıştır.

İlerleyen yıllarda hastalığın Orta Asya Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere eski SSCB ülkelerinde, Yugoslavya ve Bulgaristan’da da görüldüğü anlaşılmıştır. Daha sonra etken,akut dönemdeki hasta kanından ve Hyalomma marginatum türü kene ve larvalardan izole edilmiştir.

  • Congo virus,1956 da Zaire’de ateşli bir hastadan izole edilmiştir.
  • 1967’de 5’li laboratuar kaynaklı 12 KKHA olgusundan virus yeni doğan farelere enjekte edilerek izole edilmiştir.
  • 1956’da izole edilen virus ile 1967 ‘de izole edilen virusların aynı olduğu belirlenmiştir.
  • 1969’da Congo ve Kırım Hemorajik Ateşi viruslarının aynı virus olduğu belirlenmiş ve Kongo –Kırım kanamalı ateşi olarak adlandırılmıştır.

3. ETKEN

Kırım kongo kanamalı ateşi etken Bunyaviridae ailesine bağlı Nairoviruslardır. Bunyaviruslar küresel yapıda, zarflı, 90-100 nm çapındadır. Nükleoproteinle birleşik tek sarmal RNA’ları vardır.

Yüzeylerinde nötralizasyon ve hemaglütinasyondan sorumlu iki glikoprotein bulunur. Stoplazmada çoğalırlar.

Viriyonunda transkriptazı vardır. Yakın akraba üyeler arasında RNA segment alışverişi olabilir.

Nairoviruslar dayanıksızdır, konakçı dışında yaşayamazlar. Bu viruslar 56ºC’de 30 dakikada inaktive olur. Kanda 40 ºC’de 10 gün yaşayabilir. %1 hipoklorit ve %2 gluteraldehite duyarlıdır ve ultravviyole ile hızla ölürler. Ribavirine invitro duyarlıdırlar. Mevcut sistemlerde yüksek konsantrasyonda üretilememesi nedeniyle biyoterörizm ajanları arasında ilk sıralarda yer almamaktadır.



4. EPİDEMİYOLOJİ VE BULAŞMA

Hastalık sıklıkla Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da endemiktir. Kırım kongo kanamalı ateşi son yıllarda Kosova, Arnavutluk, İran, Pakistan ve Güney Afrika’dan sporadik vakaları ve epidemileri de bildirilmiştir.
Ülkemizde 2003 yılında125 vak’a , 2004’ün ilk 5 ayında ise 40 vak’a bildirilmiştir.

Virüs, bir çok evcil ve yabani hayvanı enfekte etmekte ve hastalık hafif seyretmektedir. Bir çok kuş virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında önemli rol oynarlar. Hayvanlardaki hastalık enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır.

Kırım kongo kanamalı ateşi hastalığının bulaşmasında Hyalomma soyuna ait keneler daha büyük bir yere sahiptir. Bu aileye ait 30 kene türünün bu hastalığı bulaştırabileceği bildirilmektedir. Virüs kenelerde, transovaryal ve transstadial pasajlarla idame olur; keneler arasında venereal olarak bulaşmanın olduğu da bildirilmektedir. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder. Keneler, insan veya hayvanlardan kan emerken virüsleri de bulaştırırlar.

Küçük omurgalılar ve özellikle yerde beslenen kuşlar, keneleri enfekte eden en önemli konak grubunu oluşturmaktadır; keneler, biyolojik evrimlerinin değişik safhalarında bu canlılardan kan emerler.

Hyalomma soyuna ait keneler Ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.

Hastalık daha çok hayvancılıkla uğraşanlarda, mezbaha çalışanlarında ve kırsal alanda yaşayanlarda görülebilmektedir. Enfekte hayvanların kan ve dokuları ile temas sonucu da geçiş olabilmektedir. Ayrıca nozokomiyal enfeksiyon oluşturma riski de bildirilmektedir.

Bugün için etkili bir aşısı bulunmayan Kırım kongo kanamalı ateşi hastalığının geçirilmesinden sonra bağışıklığın ömür boyu sürebileceği belirtilmektedir. Konvalesan dönem plâzmaları ile yapılan pasif immünizasyonların uygulanabilir nitelikte olmadığı da ifade edilmektedir.

Hastalık, çoğunlukla bulaştırıcı kenelerin aktif olduğu bahar ve yaz aylarında ortaya çıkabilmektedir.

5. PATOGENEZ

Nairoviruslar içinde en patojen olan KKHA virusudur. İnsanlarda enfeksiyon sonrası hastalık yaygındır ve ağır tablolara neden olabilir. Virus glikoproteini kene ,vertebralı konakçı seçiminde,virusun hücre tropizminde ve insanlardaki yüksek patojeniteden sorumlu durmaktadır. Viral glikoproteinlerin önemli bir bölümü , hücre içi proteazlarla , küçük bir bölümü de salınan proteazlarla yıkılır. Viral glikoprotein ve hücresel proteazların etkileşiminin, konakçı seçimi ve patojenitede rol aldığı düşünülmektedir.

Virusun primer replikasyon yeri bilinmemektedir. İnsanlarda hastalığın erken safhalarında viremi yüksektir. Viremiye ateş eşlik eder. Virus temel olarak mononukleer fagositleri, endoteli, karaciğeri etkiler, ağır hemorajik ateş tablosuna neden olur. Masif kutaneoz ekimoz, koagülasyon sistemi ve endotel bütünlüğünde bozulmayı göstermektedir.

Histopatolojik incelemelerde;

  • Karaciğerde hemoraji nekroz
  • Hepatoselüler nekroz
  • Eosinofilik nekroz
  • Kupffer hücre hiperplazisi
  • Mononükleer hücre infiltrasyonu
  • Dalakta lenfosit tüketimi
  • Akciğerde hemoraji
  • Ödem
  • Birçok organda hemoraji ve hücresel nekroz olduğu gösterilmiştir

İnfekte ve hasarlı hücrelerde belirgin inflamatuvar yanıt olmaması virusun sitopatik etkisinin olabileceğini düşündürmektedir.

Ölümler genelde hastalığın 5.-14.gününde olmaktadır. Klinik patolojik değişimler hastalığın erken döneminde ortaya çıkar ve hastalığın fatal seyri ile ilgili belirleyicidir. Nötralizan antikorların oluşmasıyla çoğunlukla iyileşme görülür ve viremi geriler.



6. SEMPTOMLAR

Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını müteakip kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir.

Klinik semptomlar; karaciğer ve endotel hasarı ile trombositlerdeki dramatik düşüşün bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kollarda, bacaklarda ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin bir iştahsızlıkla başlar. Bazen kusma, karın ağrısı veya ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste peteşi ve konjonktivalarda kızarıklık dikkati çeker. Gövde ve ekstremitelerde ekimozlar oluşabilir. Epistaksis, hematemez, melena ve hematüri sıktır. Bazen vajinal kanama da olabilir. Genellikle hepatit görülür. Ağır olgularda hastalığın 5. gününden itibaren hepatorenal ve pulmoner yetersizlikler görülebilir. Ateş 5 veya 12. güne kadar çıkar ve lizisle düşer; nekahat dönemi uzun sürer.

Ölüm olayları daha çok hastalığın ikinci haftalarında (5-14 gün) görülebilmekte ve bu oran yaklaşık % 30’ları bulabilmektedir. İyileşme hastalığın dokuzuncu veya onuncu günlerinde olmaktadır.

7. TANI

Laboratuvar bulgusu olarak özellikle lökopeni ve trombositopeni dikkati çekmektedir. Aspartat aminotransferaz (AST). Alanin aminotransferaz (ALT). Kreatin kinaz (CK) ve biluribin değerlerinde yükselmeyi alkalen fosfataz (ALP). Gama glutamiltransferaz (GGT) ve Laktat dehidrogenaz (LDH) değerlerindeki yükselme takip eder. Protrombin zamanı (PT), Aktive parsiyel protrombin zamanı (aPTT) ve diğer pıhtılaşma testlerinde belirgin bozukluk görülmektedir. Bariz kanama olmasa da hemoglobin düzeylerinde düşme gözlenebilir.

8. TEŞHİS

Tanı için biyo güvenlik açısından tam güvenli laboratuvarlara ihtiyaç vardır. Tanıda, virüsün ya da virüs RNA’sının kan ve doku örneklerinden izolâsyonu. Virüs antijeninin ve virüse karşı oluşmuş antikorların serolojik olarak gösterilmesi kullanılmaktadır.

Oluşan antikorlar serolojik yöntemlerden en hızlı ELISA (Enzyme-Linked Immunosorbent Assay) ile saptanabilmektedir; immünglobülinlerden IgG ve IgM antikorları hastalığın yaklaşık 6. gününden itibaren serumda belirlenebilir. IgM’ler 4 ay kadar serumda belirlenebilirken, IgG’ler azalır; ancak, yine de 5 yıla kadar IgG antikorlarına rastlanabilir.

Bazı kişilerde hastalık, özgül antikorlar kanda belirlenene kadar ölümle sonuçlanabileceğinden tanı konulamayabilir. Bu durumlarda tanı özellikle hastalığın ilk 5 gününde kan ve dokulardan alınan örneklerden virüs izolâsyonu ile yapılabilir. Bu amaçla hücre kültürleri, immünfloresans yöntemi ve EIA (Enzyme Immun Assay) kullanılabilmektedir.

Polimeraz zincir reaksiyonu viral genomun gösterilmesi maksadıyla kullanılabilir. RT-PZR ile vakalara ilk 9-12 gün içinde tanı konması olanağı mevcuttur. Son zamanlarda, PCR (Polymerase Chain Reaction) gibi moleküler tanı yöntemleri başarı ile uygulanmaktadır.


9. TEDAVİ

Destek tedavisi yapılmalıdır. Tam kan veya kan komponentlerinin replasmanı yapılabilir. Hastalığın spesifik bir tedavisi bulunmamakla birlikte, antiviral ilâçlardan ribavirinin, oral veya parenteral olarak kullanılabileceği bildirilmektedir.

Ribavirinin hemolitik anemi gibi önemli bir yan etkisi olabileceğinden hastalar bu açıdan da takip edilmelidir.

10. KORUNMA VE KONTROL

Tüm enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi Kırım kongo kanamalı ateşi hastalığında da korunma ve kontrol önlemlerinin alınması çok önemli ve gereklidir.

  1. Hasta ve hastanın sekresyonları ile temas sırasında mutlaka üniversal önlemler (eldiven, önlük, gözlük, maske vb.) alınmalıdır. Genellikle hava yolu ile bulaşmadan bahsedilmemektedir. Ancak, kan ve vücut sıvıları ile temastan kaçınılmalıdır. Bu şekilde bir temasın söz konusu olabilir. Bu durumda, en az 14 gün kadar ateş ve diğer belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir.
  2. Hayvan kanı, dokusu veya hayvana ait diğer vücut sıvıları ile temas sırasında da gerekli korunma önlemleri alınmalıdır.
  3. Kene mücadelesi çok önemli olmakla birlikte oldukça zor görülmektedir. Keneler yumurta dönemleri hariç diğer biyolojik evrelerinde insanlara hücum ederek kan emebilir. Hem mera keneleri hem de mesken keneleri gelişmelerini sürdürebilmek ve nesillerini devam ettirebilmek için konakçılarından kan emmek zorundadırlar; genel olarak da konakçı spesifitesi göstermezler. Coğrafik bölgelere ve türlere göre değişmekle beraber. Kırım kongo kanamalı ateşi hastalığını bulaştıran Hyalomma soyuna ait keneler genel olarak nisan ve ekim aylarında aktiftirler. Bu dönemlerdeki salgınların sebebi de budur. Bu nedenle öncelikle konakçılar kenelerden uzak tutulmalı ve kenelerin kan emmeleri engellenmelidir.
  4. Mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınılması gerekmektedir. Hayvan barınakları veya kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunulması durumunda, vücut belirli aralıklarla kene yönünden muayene edilmeli; vücuda yapışmamış olanlar dikkatlice toplanıp öldürülmeli. Yapışan keneler ise kesinlikle ezilmeden ve kenenin ağız kısmı koparılmadan (bir pensle sağa sola oynatarak, çivi çıkarır gibi) alınmalıdır.
  5. Diğer önemli hususlardan birisi de şudur. Piknik amaçlı olarak su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde bulunanlar döndüklerinde, mutlaka üzerlerini kene bakımından kontrol etmeli. Kene varsa usulüne uygun olarak vücuttan uzaklaştırmalıdır. Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerden uzak durulmalı, bu gibi yerlere çıplak ayakla veya kısa giysilerle girilmemelidir.
  6. Ormanlarda çalışan işçilerin ve ava çıkanların lastik çizme giymeleri veya pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları kenelerden koruyucu olabilmektedir.

  7. Hayvan sahipleri hayvanlarını kenelere karşı uygun akarisitlerle ilâçlamalı. Hayvan barınakları kenelerin yaşamasına imkân vermeyecek şekilde yapılmalı. Çatlaklar ve yarıklar tamir edilerek badana yapılmalıdır. Kene bulunan hayvan barınakları uygun akarisitlerle usulüne göre ilâçlanmalıdır.
  8. Gerek insanları gerekse hayvanları kene enfestasyonlarından korumak için repellent olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. Repellentler sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir. Aynı maddeler hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca, bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.
  9. Kenelerin çevrede çok olması halinde mera, çayır, çalı, çırpı ve gür otların bulunduğu yerler gibi kenelerin yaşamasına müsait alanlar ilaçlanmalıdır. Diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, insektisit uygulamaları yapılabilir. Açık alanlara insektisit uygulamalarının uygun görüldüğü durumlarda uçak, helikopter, püskürtme cihazı monte edilmiş araç veya sırtta taşınan pompalar kullanılmalıdır. Ancak kene mücadelesinde çevreye zarar vermeden ekolojik dengeyi bozmadan meradaki kenelere karşı insektisit uygulamaları gerçekçi görülmemektedir. Bu nedenle ancak ev, barınak ve hayvanlar üzerindeki kenelere karşı mücadele daha uygulanabilir bir yöntem olarak görülmektedir.
  10. Açık alanlarda yapılabilecek kene mücadelesi amacıyla, her bir hektara aktif madde olarak carbaryl ve propoxur hektara 2 kg. Deltamethrin ve lambda-cyhalothrin 0,003-0,3 kg, permethrin 0,03-0,3 kg, pirimiphos-methyl ise 0,1-1 kg olarak uygulanabilmektedir.
  11. Son yıllarda, kene popülâsyonunun kontrolünde biyolojik yöntemlerin kullanılmasına ilişkin çalışmalar da yürütülmektedir.



11. KKKA’DA İZOLASYON ÖNLEMLERİ VE DEZENFEKSİYON

Viral kanamalı ateşlerde mümkün olduğu kadar tek kullanımlık malzemelerin bulundurulmasına ve kullanılmasına önem verilmeli. Enfekte atıklar ve tekrar kullanılmayacak olan malzemeler yakılarak imha edilmelidir. Viral kanamalı ateşlerde ve bu meyanda da Kırım kongo kanamalı ateşi hastalığındaki izolasyon önlemlerinin başlıcalarını ellerin yıkanması. Hastaların ayrılması, koruyucu elbiselerin giyilmesi, iğne ve şırıngalar ile hastaya ait kan, dışkı, idrar vb. Materyallerin güvenli bir şekilde definlerinin sağlanması oluşturmaktadır.

Kırım kongo kanamalı ateşi hastalığı dezenfeksiyon işlemlerinde günlük olarak hazırlanan çamaşır suyu çözeltileri, sabun, deterjanlar ve su kullanılabilmektedir. Bunlar hem ucuz ve kolay bulunabilir hem de Kırım kongo kanamalı ateşi etkeni virüsler için etkili maddelerdir. Ayrıca, klorhekzidin veya iyot bileşikleri de antiseptik amaçlı olarak uygulanabilir. Bunun yanı sıra, ellerin dekontaminasyonunda, klorhekzidinli %70’lik izopropil alkol de kullanılabilmektedir.

Çamaşır Suyundan Dezenfeksiyon

Çamaşır suyundan dezenfeksiyon amacıyla çözelti hazırlamak için, piyasada bulunabilen ve %5 klor içeren hazır ürünler kullanılabilir. Bu ürünlerden 1/10 (1 birim %5’lik çamaşır suyu, 9 birim su). Ve 1/100 (1 birim %5’lik çamaşır suyu, 99 birim su yada 1 birim 1/10’luk hazırlanan çözeltiden alınıp. 9 birim suya ilave edilerek hazırlanabilir) hesabıyla iki ayrı çözelti hazırlanır. Çözeltiler günlük olarak hazırlanıp kullanılmalıdır.

İlk çözelti daha yoğun (%0.5 klor içerir) olup, hasta nakli yapılan araçların dezenfeksiyonunda. Hastaya ait vücut sıvılarının, idrarın ve gaitanın bertaraf edilmesinde. Bu materyaller çamaşır suyu çözeltisiyle 5 dakika muamele edildikten sonra tuvalete dökülmelidir. Ve cesetlerin yıkanmasından sonra ceset dezenfeksiyonu amacıyla kullanılır. Hazırlanan çözelti tahriş edici olduğundan gözlere ve deriye teması önlenmelidir.

İkinci hazırlanan çözeltinin yoğunluğu ise daha düşüktür (%0.05). Bu nedenle, dezenfeksiyon gereken yüzeylerin, tıbbi malzemelerin, hastaya ait malzemelerin (yatak gibi), tekrar kullanılabilir. Korunma malzemelerinin (elbise, eldiven, çizme, termometre, steteskop vb.) dezenfeksiyonunda kullanılabilmektedir.

Uygun ortam mevcutsa sterilizasyon da yapılabilir. Bu amaçla otoklav kullanılabilirken, uygun malzemelerin kaynayan suda 20 dakika muamele edilmesi de virüslerin ölmesi için yeterli olmaktadır.

Yüzeylerin veya hastaya müdahale sırasında kullanılan malzemelerin temizliklerinde sabunlu veya diğer temizlik deterjanları ile hazırlanmış sular kullanılabilmektedir.

Verilen bilgiler çerçevesinde, gerekli birtakım dezenfeksiyon işlemleri aşağıda verilmiştir.

Eldivenlerin dezenfeksiyonu:

Kırım kongo kanalı ateşi hastalarına müdahale sırasında kullanılan eldivenlerin tekrar kullanımı uygun görülmemektedir. Ancak, eldiven bulmanın zor olduğu durumlarda, eldivenler iyice temizlendikten sonra kullanılabilmektedir.

Eldivenlerin temizlenmesi gerektiğinde, yıkayacak olan kişi, ellerine kalın bir eldiven takmalı ve plastik materyalden yapılı koruyucu bir elbise giymelidir. Kirli eldivenler, yeni hazırlanmış deterjanlı su bulunan kovaya atılarak iyice yıkanmalı ve sonra temiz su ile durulanmalıdır. Eldivenlerin içine su doldurularak delik olup olmadığı kontrol edilmelidir. Delik olan eldivenler atılmalı ve yıkanan eldivenler havada kurumaya bırakılmalıdır.

Eldivenlerin elde takılı iken temizlenmesi gerektiğinde, kirli eldivenler sabunlu su ile iyice yıkanır. 1/100 oranında hazırlanan çamaşır suyu çözeltisine bir dakika daldırılır. Sonra havada yada kağıt havlu ile kurutularak kullanılabilir.

Tıbbi malzemelerin dezenfeksiyonu:

Kırım kongo kanamalı ateşi hastalarında kullanılan termometreler. 1/100’lük hazırlanan çözelti ile ıslatılmış kağıt havlu veya temiz bezle silinir. Ya da termometre yine aynı çözeltide 10 dakika bekletilerek dezenfekte edilebilir. Daha sonra havada kurumaya bırakılır.

Ayrıca, termometreler %70’lik izopropil alkolle ıslatılmış temiz bez veya kağıt havlu ile silinir. Ve 30 saniye ıslak beze sarılı olarak tutulur. Sonra havada kurumaya bırakılır.

Steteskopların metal parçaları da yine %70’lik izopropil alkolle ıslatılmış temiz bez veya kağıt havlu ile silinir. Ve 30 saniye ıslak beze sarılı bir şekilde tutularak. Ya da 1/100’lük çamaşır suyu çözeltisi ile ıslatılmış kağıt havlu veya temiz bir bez ile silinmek suretiyle dezenfekte edilebilmektedir.

Hastanın kullandığı malzemelerin dezenfeksiyonu:

Hastanın kullandığı yemek kapları, kaşık ve çatal gibi malzemeler öncelikle deterjanlı sularla yıkandıktan sonra. 1/100’lük olarak hazırlanan çamaşır suyu çözeltilerinden geçirilerek dezenfekte edilirler.

Hastanın kullandığı lazımlık (sürgü, ördek) gibi malzemeler var ise, bunun içine 1/10’luk çözelti eklendikten sonra içerik tuvalete dökülür. Tuvaletlerin dezenfeksiyonları da sürekli olarak yapılmalıdır.



Yere dökülen enfekte materyallerin uzaklaştırılması ve dökülen yerin dezenfeksiyonu:

Yerlere dökülen enfekte kan veya vücut sıvılarının üzerlerine. Enfekte materyalin miktarı fazla ise 1/10’luk, fazla değil ise 1/100’lük çamaşır suyu çözeltilerinden dökülür. En az 15 dakika beklenip, 1/100’lük çamaşır suyu çözeltisi ile ıslatılmış bir bez yardımıyla enfekte materyal alınır. Ve tek kullanımlık çöp kutularına atılır. Sonra, enfekte materyalin alındığı yüzey sabunlu veya deterjanlı sularla yıkanır.

Enfekte duvar ve yüzeylerin temizliği:

Enfekte yüzeyler, çamaşır suyunun 1/100 oranıyla hazırlanmış çözeltileri ile silinir. Daha sonra bütün yüzeyler sabunlu veya deterjanlı sularla yıkanır.

Koruyucu elbiselerin ve hasta yataklarının dezenfeksiyonu:

Kırım kongo kanalı ateşi hastalarına yapılan uygulamalar sırasında kullanılan koruyucu elbiseler. Ve hasta yatakları çamaşır suyunun 1/100’lük çözeltisinde 30 dakika iyice yıkanır. Sonra sabunlu sularla temizlenir. Ancak, hastanın kullandığı şilte veya döşeklerin 1/10’luk çözelti ile iyice ıslatılması. Sonra sabunlu su ile yıkanması ve güneşte birkaç gün kurutulması gerekmektedir.

Konvalesan dönemde dezenfeksiyon ve izolasyon:

Viral kanamalı ateşlerde, konvalesan dönemin altıncı haftasına kadar, idrarla virüsün atılmaya devam edebileceği bildirilmektedir. Bu nedenle, idrarın 1/10’luk çamaşır sulu çözeltilerle 5 dakika muameleye tabi tutulduktan sonra tuvalete dökülmesi. Ve tuvaletlerin iyice dezenfekte edilmesi gerekmektedir.

ENFEKTE MATERYALE TEMAS DURUMUNDA YAKLAŞIM

Kırım kongo kanamalı ateşi olan hastalara yapılan uygulamalar sırasında kazara iğne batması söz konusu olursa. İğnenin battığı yere %70’lik alkol 20-30 saniye uygulanır, sonra sabunlu su ile yıkanır. Hızlı akan su altında 20-30 saniye kadar tutulur.

Hastanın kan veya vücut sıvılarına yine kazara bir temas olması halinde. Enfekte materyale maruz kalan bölge sabunlu su ile iyice yıkanır. Şayet göze enfekte materyal sıçraması söz konusu olursa, bu durumda göz temiz su ile iyice yıkanmalıdır.

Ayrıca, enfekte materyale maruz kalan kişi, ateş ve diğer belirtiler yönünden iki hafta süreyle takip edilmeli. Ve ateş günde iki defa ölçülmelidir. Ateşin 38,5 C veya üzerinde olması halinde gerekli müdahaleler yapılmalıdır.

CENAZELERİN HAZIRLANMASI VE GÖMÜLMESİNDE YAKLAŞIM

Kırım kongo kanamalı ateşi hastalığına bağlı ölümlerde de birtakım önlemlerin alınması icap etmektedir. Gerekli işlemlerin hastanelerde yapılması daha akılcı olarak görülmektedir.

Cenazeyi hazırlayacak olan kişi öncelikle kendisi için koruyucu önlemleri (plastik önlük, kalın eldiven, maske, gözlük vb.) almalıdır.

Ceset yıkandıktan sonra 1/10’luk çamaşır suyu çözeltisi ile spreylenmelidir. Varsa ceset torbasına konarak kapatılmalı ve 1/10’luk çamaşır suyu çözeltisi ile tekrar spreylenmelidir.

Ceset torbası mevcut değilse, ceset yıkandıktan sonra yine 1/10’luk çamaşır suyu çözeltisi ile spreylenmeli. İki katlı pamuklu bir bez ile sarılmalı ve 1/10’luk çamaşır suyu çözeltisi ile tekrar muamele edilmelidir. Daha sonra plastik bir malzeme ile sarılan ceset, tekrar aynı çözeltinin sprey şeklinde uygulanmasından sonra, tabutlanmalı ve mühürlenmelidir. Cesedin yıkanmasından sonra, yıkamanın yapıldığı bütün yüzeylerin 1/10’luk çamaşır suyu çözeltisi ile dezenfeksiyonu yapılmalıdır.

Cenazelerin taşınması sırasında, taşıma işlemini yapanlara da gerekli koruyucu önlemlerin aldırılması sağlanmalıdır. Tabutun açılmasına müsaade edilmemeli. Gerekirse bir görevli eşliğinde defin işlemlerinin gerçekleşmesi sağlanmalı. Yapılanların gerekçesi vefat eden kişinin yakınlarına anlatılmalıdır. Mezarı derinliği en az 2 metre olmalı ve cenazeler tabutla gömülmelidir.

Defin işlemleri sonrasında cenaze naklinde kullanılan araç da 1/10’luk çamaşır suyu çözeltisi ile yıkanmalı. Ve bu çözeltiye 10 dakika maruz bırakılmalıdır. Sonra araba, çözeltinin koroziv etkisi nedeniyle, iyice durulanmalı ve havada kurumaya bırakılmalıdır.

Devamını Oku

Genel Sağlık Bilgileri

Kanser hücrelerini durdurmaya yarayan yeni madde geliştirildi

Kanser hücrelerini durdurmaya yarayan yeni madde geliştirildi

Kanser hücrelerini durdurmaya yarayan yeni madde geliştirildi. Avusturalyalı bir grup biliminsanı, kanser hücrelerinin diğer sağlıklı hücrelerle bir araya gelip çoğalmasını durdurdu. Kanser hücrelerini ‘sonsuz bir uykuya yatıran’ bir madde geliştirdi.


Kanser hücrelerini durdurmaya yarayan yeni madde geliştirildi

Avusturalya’lı bilim insanları, kanser hücrelerini durdurmaya yarayan yeni bir madde geliştirdi. Nature dergisinde yayınlanan makalede uzmanlar, geliştirdikleri maddenin kanser hücrelerinin gelişiminde önemli rol oynayan KAT6A ve KAT6B proteinlerini etkilediğini belirtti.

Laboratuvarda madde ile kanserli fareler üzerinde yapılan testlerde söz konusu madde ile bu proteinler etkisiz hale getirildi. Farelerin ömürlerinin 4 kata kadar uzadığı gözlendi. Madde sağlıklı DNA’ya zarar vermeden ayrıca kanser hücrelerinin üretimi ve yayılmasını önledi.

Bilim insanlarına göre, günümüzde kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan kemoterapi ve radyasyon tehlikeli. Bu uygulamalar ile tedavi gibi yöntemler kanser hücrelerini ortadan kaldırırken, sağlığa ciddi zarar veriyor. Nitekim hastaların saçları dökülüyor, bağışıklıkları düşüyor ve doğurganlıkları zarar görüyor. Ancak yeni madde kanser hücrelerinin diğer hücreler arasına girmesini önlüyor. Hücreler ölmese de diğer hücrelerle bir araya gelemediğinden çoğalamıyor. Diğer bir deyişle kanserli hücre ‘sonsuz bir uykuya yatırılıyor.’

Devamını Oku

Trendler

error: İzinsiz Olarak Kopyalama yapamazsınız. !!