Connect with us

Serbest Bölge

Meteor yağmuru bu gece başlıyor

Meteor yağmuru bu gece başlıyor

Meteor yağmuru bu gece başlıyor. Gökbilimcilerin yılın en önemli gökyüzü olayları arasında gösterdiği Perseid göktaşı yağmuru, bu gece ve yarın gece çıplak gözle izlenebilecek.

Meteor yağmuru bu gece başlıyor

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Ulusal Gözlemevi Müdürü Prof. Dr. Sacit Özdemir, “Yeryüzünde saatte 60’a yakın meteor yanması izlenebilecek. Göktaşlarını daha iyi görebilmek için ışık kirliliğinin olmadığı karanlık bölgelerde olmak gerekiyor” dedi.


Özdemir, Perseid göktaşı yağmurlarının oluşma nedeninin güneş sisteminde başı boş dolaşan küçük parçaların yeryüzü atmosferine girip yanmasıyla meydana geldiğini söyledi. Özdemir, oluşan yanmanın da Perseid göktaşı yağmuru olarak adlandırıldığını söyledi. Özdemir, yıl içerisinde periyodik olarak bazı zamanlarda bu göktaşı yağmurlarının oluştuğunu belirtti.

Özdemir, göktaşı yağmurunun çıplak gözle izlenme şansının yüksek olduğunu belirtti. “12-13 Ağustos’ta dünya bu akıntının içerisine girecek. Dünya atmosferiyle etkileşen bu küçük parçacıkların bıraktığı yanma izleri gece daha iyi görülebilecek. Gökyüzü meraklıları gece yarısını beklerse daha fazla göktaşı akıntısını izleme fırsatı bulabilecekler” diye konuştu.

DÜŞME İHTİMALİ YOK

Özdemir, “Perseid’i göz ile takip etmek çok daha kolay ve zevklidir” dedi. Özdemir, göktaşı akıntılarını gözlemek için özel bir alete ihtiyaç olmadığına dikkati çekti. Göktaşlarının mikron düzeyinde çok küçük olduğuna işaret eden Prof. Dr. Özdemir, atmosfere hızlı girdikleri için görseli güzel bir parlaklık ortaya çıktığını kaydetti.

Advertisement

Özdemir, güneş sisteminin ilk oluşum yıllarında var olan büyük göktaşlarının günümüzde söz konusu olmadığını söyledi. “Şimdi günümüzde böyle büyük göktaşları olmadığı için bunların yeryüzüne ulaşma imkanı bulunmuyor. O yüzden kimsenin ‘başıma göktaşı düşecek’ korkusuna kapılmasına gerek yok.

Çünkü bunlar son derece küçük meteor parçacıkları ve yere düşme ihtimali yok. Bunlar atmosferde yanıp gaz fazına geçiyorlar. Bazen uzayda başı boş göktaşı ortaya çıkıyor ve dünya atmosferine girdiklerinde yeryüzüne ulaşabiliyor. Bu taşların bilimsel bir değeri var, bundan dolayı yere ulaşan bu küçük parçacıkları bilim insanları satın alıyorlar ve inceliyorlar. Yoksa bu parçaların kuyumcuda alınıp satılacak türden bir değeri veya mücevherat değeri bulunmuyor. Perseid akıntısında böyle bir olay beklenmiyor. Yeryüzünde saatte 60’a yakın meteor yanması izlenebilecek. Göktaşlarını daha iyi görebilmek için ışık kirliliğinin olmadığı karanlık bölgelerde olmak gerekiyor.”


EN İHTİŞAMLISI

TÜBİTAK Gözlemevi Müdürü Özdemir, yılda periyodik olarak 10-12 civarında göktaşı yanmasının meydana geldiğini, bunların en ihtişamlısının ise Perseid olduğunu söyledi.

Serbest Bölge

Yeşilırmak zehir akıyor! Siyanobakteri istilası

Yeşilırmak zehir akıyor! Siyanobakteri istilası

Türkiye’nin en önemli akarsularından biri olan Yeşilırmak’ın su seviyesi ciddi oranda düştü. Bununla birlikte nehirdeki kirlilik de arttı. Uzmanlar, siyanobakteri adı verilen mavi-yeşil alglerdeki artışın zehir etkisi yaptığını belirtiyor.

Sivas’ta doğan ve Samsun Çarşamba’dan denize döklülen Yeşilırmak’ta aşırı kirlilik ve su seviyesindeki ciddi düşüşle mavi-yeşil alglerde (siyanobakteriler) ciddi artış yaşandı.
Uzmanlar siyanobakteriler suda zehir etkisi yaptığını belirtti.
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) 519 kilometre uzunluğa sahip ırmağın Amasya kısmındaki incelemelerde bulundu. İncelemele sonuçlarına ilişkin açıklama yapan bilim danışmanı Dr. Erol Kesici, mavi-yeşil alglerin yoğunluğuna dikkat çekti.
Bir zamanlar toprak rengi akan Yeşilırmak’ın, şimdi ise adı gibi yeşil aktığını belirten Dr. Kesici, bu yemyeşil görüntünün çok tehlikeli olduğunu vurguladı. Dr. Kesici, Yeşilırmak’ın havzadaki tarımsal sulama için aşırı su alımları ve her türlü atığın yıllarca hiçbir arıtmaya tabi tutulmadan nehre verilmesi sonucu yok olma tehlikesi altında olduğunu kaydetti.
Dr. Kesici, “Yeşilırmak, şimdi adeta zehir saçan yemyeşil su şeklinde akıyor. Nehirde kokuya da neden olan bu akış, diğer birçok doğal su kaynaklarımızdaki olduğu gibi mavi-yeşil alg adını verdiğimiz su yosunlarının aşırı artışı sonucu oluşuyor” dedi.
Nehirdeki mikroorganizmaların, kirlilik nedeniyle aşırı arttığına dikkat çeken Dr. Kesici, “Bir zamanlar rahatlıkla içilebildiği suyunun içilemez olmasının yanı sıra, nehirdeki canlıların yaşamasına da olanak tanımıyor. Nehrin belirli bölgelerinde oksijensizlik nedeniyle balık ölümleri yaşanıyor. Kanalda oluşan aşırı koku, görüntü kirliliğinin yanı sıra artan sinekler Amasya’nın güzelliklerine hiç yakışmıyor” diye konuştu.
Nehrin son yıllarda, doğal nehir özelliğini de kaybederek adeta su birikintisine dönüştüğünü belirten Dr. Kesici, “Yaptığımız araştırmalarda, nehir boyunca, nehre atık su bırakan, açık deşarj borularının oldukça fazla olduğu belirlendi. Bu borular vasıtasıyla mahallelerin, kilometrelerce uzunluktaki asfalt yolların trafiğinden kaynaklanan egzoz, balata vb. kimyasal kirlilik yağışlı dönemlerde mazgal-boru sistemleriyle nehre ulaşıyor. Ayrıca başka yapısal atıkların da hala nehre bırakıldığı belirlendi” dedi.
Azalan su seviyesi nedeniyle nehirde giderek artan toprak-bitki adacıklarının suyun akışına da engel olduğunu kaydeden Dr. Kesici, “Nehirdeki suların temizlenmesinde büyük önem taşıyan, nehir kıyılarındaki sazlık bitki topluluklarının bakımsızlığı da kirlilik oluşturuyor. Sazlık alanlarla birlikte, kanalda yaygın olan kedi kuyruğu adını verdiğimiz su kıyı bitkilerinin bakımlarının yapılmaması, bu alanlarda mavi- yeşil alglerin depolanmasına neden oluyor. Ayrıca, katı atıkların da depolanmasına neden olan bu alanların mutlaka temizlenmesi gerekir” diye konuştu.
Dr. Kesici, yerleşim, tarım, sanayi alanlarının, yıllarca hiçbir arıtmaya tabi tutulamadan atık sularının bırakılması sonucu aşırı oranda kirletilen ırmağın, doğal havzası ve kıyılarının da farklı amaçlarla adeta işgal edilmesi nedeniyle korunamadığını da söyledi. Aşırı kirlilik ve su alımlarının, suyun temizleme gücünü ve etkisini yok ettiğini de dile getiren Dr. Kesici, Tokat-Turhal bölgesinde şeker pancarı üretimi ve fabrikasının, yıllarca suyun kaynağından kirlenmesine neden olduğunu kaydetti.
Kirliliğin nehrin suyu ve dip çamurlarında analiz bile yapılmasını gerektirmeyecek şekilde çok yaygın olarak görüldüğünü ifade eden Kesici, “Nehrin çok az olan su seviyesinde görünürlük, aşırı çoğalan siyanobakteriler nedeniyle sıfır. Oksijen seviyesi hem durgunluk hem de bakteri artışı nedeniyle birin altındadır. Azot ve fosfor miktarı 5 üzerindedir” şeklinde konuştu.
Dr. Kesici, çözüm önerilerini ise şöyle sıraladı:”Dip çamuru bilimsel yöntemlerle temizlenmelidir, sazlık alanların bakım ve gençleştirme çalışmaları yapılmalıdır. Irmak boyunca suların modern arıtma yöntemlerinden geçirilmeden nehre deşarj edilmesine izin verilmemelidir. Yağmur sularıyla kirlenen şehir sularının, nehre ulaşmaması için ayrık suyu toplama kanalizasyon sistemi düzenlemeleri yapılmalıdır. Tarımın şekli, dokusu ve alanı mutlak koşulla belirlenmelidir. Siyanobakteri artışını hızlandıran yapay gübre ve tarım kimyasallarıyla üretime son verilerek, damla sulama sistemi zorunlu hale getirilmelidir.”

Rumico

Devamını Oku

Serbest Bölge

Cumhuriyet Bayramı coşkusu Şanlıurfa turizmine yarayacak

Cumhuriyet Bayramı coşkusu Şanlıurfa turizmine yarayacak

Neolitik döneme ait önemli eserlerin çıkarıldığı “Göbeklitepe” ve “Karahantepe” ile Hazreti İbrahim’in doğduğu ve ateşe atıldığı yer olarak rivayet edilen Balıklıgöl’ü bünyesinde barındıran Şanlıurfa’da oteller, Cumhuriyet Bayramı tatili rezervasyonlarıyla doldu.

Kültür ve inanç turizminin önemli merkezlerinden Şanlıurfa’da 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın hafta sonuyla birleşmesiyle kentteki oteller doldu.

Turizmin parlayan yıldızlarından Şanlıurfa, sonbahar döneminde de ziyaretçilerden yoğun ilgi görüyor. Üç günlük tatili fırsata çevirmek isteyenler, müzik ve gastronomi alanında öne çıkan Şanlıurfa’ya ilgi gösteriyor. Bu nedenle yüzde 100 dolulukla hizmet veren kentteki otellerde, kasım sonuna kadar rezervasyonlar bulunuyor.

Hazreti İbrahim’in doğduğu ve ateşe atıldığı yer olarak rivayet edilen Balıklıgöl, “tarihin sıfır noktası” diye nitelendirilen, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Göbeklitepe, neolitik döneme ait önemli eserlerin yakın zamanda bulunduğu Karahantepe, konik kubbeli evleriyle bilinen tarihi Harran ilçesi ve doğal güzellikleriyle öne çıkan Halfeti gibi noktalar, kenti ziyaret eden yerli ve yabancı turistlere güzel bir gezi imkanı sunuyor.
Ziyaretçiler, Şanlıurfa’nın kadim tarihine tanık olmanın yanı sıra ünlü sıra gecelerine katılıp, lahmacun, ciğer ve çiğ köfte gibi yöresel lezzetleri tadıyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül, Şanlıurfa’nın bir turizm cenneti ve açık hava müzesi olduğunu, medeniyetlerin kesiştiği noktada yer aldığını söyledi.

Advertisement

Tarih, müzik ve gastronomi kenti Şanlıurfa’nın keşfedilecek birçok güzelliği bünyesinde barındırdığını anlatan Beyazgül, “Şanlıurfa’da şu anda turizm yoğunluğu yaşanıyor, Şanlıurfa hak ettiği noktaya doğru gidiyor.” dedi.

Kentin 7 bin 309 yatak kapasitesi bulunduğunu dile getiren Beyazgül, hafta içleri yüzde 90, hafta sonları ise yüzde 100 doluluk yaşandığını belirtti. Beyazgül, “Turistlerle görüştüğümüzde soruyorum ‘En çok neyimizi sevdiniz?’ diye, ‘İnsanınızı sevdik.’ diyorlar. Yani insanımız seviliyor, bunun yanında her bir güzelliğimiz ayrı ayrı onların gönüllerine hitap ediyor.” ifadelerini kullandı.

Otellerdeki doluluğun kasım sonuna kadar devam edeceğini umduklarını kaydeden Beyazgül, hem iç hem de dış turizmde büyük ziyaretçi sayısına ulaşmayı beklediklerini söyledi.

Beyazgül, “Kentte bazı otellerin yapımı devam ediyor. Yatırımcılara buradan sesleniyoruz ‘Geç kalmayın’. Yatırımcıların geç kalmaması için bir an önce Şanlıurfa’ya gelmesi gerekir.” diye konuştu.

Şanlıurfa Bölgesel Turist Rehberleri Odası Başkanı Müslüm Çoban ise bölgede Göbeklitepe ile başlayan ve Karahantepe ile devam eden önemli bir sinerji olduğunu ifade etti.

Advertisement

Bölgeyi daha önce ziyaret edenlerin de yeniden kente gelmeyi arzuladığını anlatan Çoban, “Şu anda Türkiye’nin tamamında seyahat ve gezme planı yapan misafirler, büyük çoğunlukla Şanlıurfa ve Güneydoğu’yu tercih ediyor. O nedenle otel doluluk oranlarımız 29 Ekim haftasında yüzde 100’e ulaştı. Bu nedenle gelmeden önce muhakkak otel rezervasyonlarının yapılması gerekiyor ama hafta içi yine boş yerler bulunabiliyor.” dedi.

Çoban, geçmiş yıllarda kentin turizm döneminin ekimde tamamlandığını ancak bu yıl kasım sonuna kadar uzadığını dile getirdi.
Kentte turizm alanında yapılan denetimler sayesinde misafirlerden gelen şikayetlerin de büyük ölçüde azaldığını belirten Çoban, bunun da kent turizmine olumlu yansıdığını kaydetti.

Halil Karataş ise Şanlıurfa’nın sonbahar sezonunu misafir yoğunluğuyla geçirdiğini söyledi. Şanlıurfa’nın kültür turizmi açısından herkesin ziyaret etmeyi istediği bir noktaya geldiğini anlatan Karataş, “29 Ekim’in bu yıl hafta sonu tatiliyle birleşmesi nedeniyle ciddi bir yoğunluk var ve Şanlıurfa’daki hiçbir otelde şu an yer yok. Şanlıurfa’ya gelmek isteyen misafirlerimize tavsiyemiz, gelmeden önce mutlaka otellerle iletişime geçin, rezervasyon yaptırın. Yoksa yer bulmakta zorluk yaşayabilirler.” ifadelerini kullandı.

Karataş, kentin yatak kapasitesinin artırılması gerektiğini, açılacak yeni otellerin de misafir bulmakta sıkıntı çekmeyeceğini sözlerine ekledi.

Rumico

Advertisement
Devamını Oku

Serbest Bölge

Yeşilırmak’ta tehlikeli yeşillik

Yeşilırmak'ta tehlikeli yeşillik

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) bilim danışmanı Dr. Erol Kesici, Yeşilırmak’ta aşırı kirlilik ve su seviyesindeki ciddi düşüşle birlikte zehir etkili mavi-yeşil alglerde de (siyanobakteriler) ciddi artış olduğunu belirtti. Bir zamanlar toprak rengi akan Yeşilırmak’ın şimdi yeşil aktığını söyleyen Kesici, bu görüntünün tehlikeli olduğuna vurgu yaptı.

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) bilim danışmanı Dr. Erol Kesici, Türkiye’nin en önemli akarsularından biri olan Yeşilırmak‘ta incelemelerde bulundu.

Dr. Kesici, Sivas’tan doğup Tokat, Amasya ve Samsun illerinden geçerek Karadeniz’e dökülen 519 kilometre uzunluğa sahip ırmağın Amasya kısmındaki incelemelerde, birçok gölde de tespit edilen zehirli etkisi de bulunan siyanobakteriler, diğer adıyla mavi-yeşil alglerin yoğunluğuna dikkat çekti.

ADI GİBİ YEŞİL AKIYOR

Bir zamanlar toprak rengi akan Yeşilırmak’ın, şimdi ise adı gibi yeşil aktığını belirten Dr. Kesici, bu yemyeşil görüntünün çok tehlikeli olduğunu vurguladı.

Advertisement

Dr. Kesici, Yeşilırmak’ın havzadaki tarımsal sulama için aşırı su alımları ve her türlü atığın yıllarca hiçbir arıtmaya tabi tutulmadan nehre verilmesi sonucu yok olma tehlikesi altında olduğunu kaydetti.

ZEHİR SAÇAN YEŞİLLİK

Dr. Kesici, “Adı gibi yeşil akması beklenen Yeşilırmak, şimdi adeta zehir saçan yemyeşil su şeklinde akıyor. Nehirde kokuya da neden olan bu akış, diğer birçok doğal su kaynaklarımızdaki olduğu gibi mavi-yeşil alg adını verdiğimiz su yosunlarının aşırı artışı sonucu oluşmaktadır” dedi.

AŞIRI KOKU VE SİNEK SORUNU

Nehirdeki mikroorganizmaların, kirlilik nedeniyle aşırı arttığına dikkat çeken Dr. Kesici, “Bir zamanlar rahatlıkla içilebildiği suyunun içilemez olmasının yanı sıra, nehirdeki canlıların yaşamasına da olanak tanımıyor. Nehrin belirli bölgelerinde oksijensizlik nedeniyle balık ölümleri yaşanıyor. Kanalda oluşan aşırı koku, görüntü kirliliğinin yanı sıra artan sinekler Amasya’nın güzelliklerine hiç yakışmıyor” diye konuştu.

Advertisement

SU BİRİKİNTİSİNE DÖNÜŞMÜŞ

Tokat’tan Samsun’a kadar 519 kilometrelik alanda zengin su debisiyle coşan nehrin son yıllarda, doğal nehir özelliğini de kaybederek adeta su birikintisine dönüştüğünü belirten Dr. Kesici, “Yaptığımız araştırmalarda, nehir boyunca, nehre atık su bırakan, açık deşarj borularının oldukça fazla olduğu belirlendi. Bu borular vasıtasıyla mahallelerin, kilometrelerce uzunluktaki asfalt yolların trafiğinden kaynaklanan egzoz, balata vb. kimyasal kirlilik yağışlı dönemlerde mazgal-boru sistemleriyle nehre ulaşıyor. Ayrıca başka yapısal atıkların da hala nehre bırakıldığı belirlendi” dedi.

TOPRAK-BİTKİ ADACIKLARI OLUŞUYOR

Azalan su seviyesi nedeniyle nehirde giderek artan toprak-bitki adacıklarının suyun akışına da engel olduğunu kaydeden Dr. Kesici, “Nehirdeki suların temizlenmesinde büyük önem taşıyan, nehir kıyılarındaki sazlık bitki topluluklarının bakımsızlığı da kirlilik oluşturuyor. Sazlık alanlarla birlikte, kanalda yaygın olan kedi kuyruğu adını verdiğimiz su kıyı bitkilerinin bakımlarının yapılmaması, bu alanlarda mavi- yeşil alglerin depolanmasına neden oluyor. Ayrıca, katı atıkların da depolanmasına neden olan bu alanların mutlaka temizlenmesi gerekir” diye konuştu.

AŞIRI KİRLİLİK

Advertisement

Dr. Kesici, yerleşim, tarım, sanayi alanlarının, yıllarca hiçbir arıtmaya tabi tutulamadan atık sularının bırakılması sonucu aşırı oranda kirletilen ırmağın, doğal havzası ve kıyılarının da farklı amaçlarla adeta işgal edilmesi nedeniyle korunamadığını da söyledi. Aşırı kirlilik ve su alımlarının, suyun temizleme gücünü ve etkisini yok ettiğini de dile getiren Dr. Kesici, Tokat-Turhal bölgesinde şeker pancarı üretimi ve fabrikasının, yıllarca suyun kaynağından kirlenmesine neden olduğunu kaydetti.

SU SEVİYESİNDE GÖRÜNÜRLÜK SIFIR

Yeşilırmak’ın ırmak özelliğini kaybettiğini, kurumakta olan dere görünümünde olduğunu ifade eden Dr. Kesici, “Kirlilik nehrin suyu ve dip çamurlarında analiz bile yapılmasını gerektirmeyecek şekilde çok yaygın olarak görülmektedir. Nehrin çok az olan su seviyesinde görünürlük, aşırı çoğalan siyanobakteriler nedeniyle sıfır. Oksijen seviyesi hem durgunluk hem de bakteri artışı nedeniyle birin altındadır. Azot ve fosfor miktarı 5 üzerindedir” diye konuştu.

NEHİR İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Dr. Kesici, çözüm önerilerini ise şöyle sıraladı:

Advertisement

“Dip çamuru bilimsel yöntemlerle temizlenmelidir, sazlık alanların bakım ve gençleştirme çalışmaları yapılmalıdır. Irmak boyunca suların modern arıtma yöntemlerinden geçirilmeden nehre deşarj edilmesine izin verilmemelidir. Yağmur sularıyla kirlenen şehir sularının, nehre ulaşmaması için ayrık suyu toplama kanalizasyon sistemi düzenlemeleri yapılmalıdır. Tarımın şekli, dokusu ve alanı mutlak koşulla belirlenmelidir. Siyanobakteri artışını hızlandıran yapay gübre ve tarım kimyasallarıyla üretime son verilerek, damla sulama sistemi zorunlu hale getirilmelidir.”Rumico

Devamını Oku

Trendler