Connect with us

Sağlık

Parathormon nedir? Parathormon yüksekliği nelere sebep olur?

Parathormon Görevi Nedir?

Parathormon görevleriaşağıdaki gibi özetlenebilir:

*Kalsiyumun kemiklerden kana geçmesini sağlayan bir hormondur.

*Kandaki ve vücut sıvısındaki fosfor ve kalsiyum dengesini sağlamakla yükümlüdür.

*Kan kalsiyum seviyesinin ideal düzeyde olması noktasında önem taşır.

Advertisement

*Kalsiyum miktarının düşmesiyle beraber PTH salgılanır. Bu sayede, kalsiyum düzeyi artar.

*Kalsiyum düzeyinin fazla veya normal olduğu hallerde paratiroid bezleri PTH salınımını azaltır.

*Kan kalsiyum seviyesinin normal olması son derece önemlidir. Bu sayede, kalp, sinir sistemi, kemikler ve böbreklerin sağlığı en iyi şekilde korunmuş olunur.

Parathormon; C hücreleri adı verilen hücreler tarafından sentezlenen ve salgılanan bir hormon olarak bilinir.

Parathormon Yükselince Ne Olur?

Advertisement

Parathormon yüksekliği; kandaki kalsiyum düzeyinin yükselmesine sebep olur. Hem kalsiyum hem deparathormon yüksekliği;Kemiklerde erime ve zayıflama gibi farklı bir problemi ortaya çıkarır. Buna ek olarak, artan kalsiyumun böbreklerde birikmesi; kum ve taş oluşumu gibi farklı bir probleme neden olur.

Hasta;parathormon yüksekliğiyüzünden denge ve yürüyüş bozuklukları ile karşılaşır. Sürekli su içme ve buna bağlı olarak idrara çıkma sorunu ile karşı karşıya gelir. Sonuç olarak, kişinin genel vücut sağlığını olumsuz etkileyen bir durumdur.

Parathormon Yüksekliği Nedenleri

Parathormon yüksekliğinedenleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

*Böbrek yetmezliği ve hastalıkları

Advertisement

*Kalsiyum ve magnezyum eksikliği

*Paratiroid bezi problemleri, büyümeleri ve tümörleri

*D vitamini eksikliği ya da vücutta gereğinden fazla D vitamini bulunması

*Fosfor içeren gıdaların tüketilmesi

*Hamilelik

Advertisement

*Vücuttaki kalsiyum seviyesinin yüksek olması

*Düşük kan kalsiyum seviyesi

*Fosfor yükselmesi

*Böbreklerdeki ciddi sağlık problemleri

*Kişinin birtakım şiddetli bulaşıcı hastalıklarının olması

Advertisement

*Kişinin ağır egzersizler yapmasından dolayı vücuttaki kasların hasar görmesi

Parathormon Yüksekliği Belirtileri

Parathormon yüksekliği belirtileriaşağıdaki gibi özetlenebilir:

*Şiddetli kas, eklem, ülser ve sırt ağrısı

*Yorgunluk, halsizlik ve depresyon şikayetleri

Advertisement

*İştahsızlık

*Mide bulantısı

*Böbrek taşı

*Kaşıntı

*Aşırı su içme isteği

Advertisement

*Pankreatit

*Sık sık idrara çıkma

*Uyku hali

*Kemiklerde kist

*EKG’de bozulma

Advertisement

*Yürüyüş ve denge bozuklukları

Parathormon Yüksekliği Tedavisi

Parathormon yüksekliği; hiperparatiroidi olarak bilinir. Paratiroid hormonunun herhangi bir sebepten dolayı daha fazla salgılanması sonucu ortaya parathormon yüksekliği gibi ciddi bir sorun çıkar. Bunun yanı sıra, parathormon yüksekliğinin üç farklı türü vardır. Bu noktada, primer hiperparatiroidinin tek çözümünün cerrahi olduğunu söyleyebiliriz. Sekonder ve tersiyer hiperparatiroidinde ise hem cerrahi hem de medikal tedavi seçeneklerine başvurulur. Birçok hasta; ameliyat olmak istemez. Bu gibi kişilerin etanol ablasyon ile tedavi edilmeleri söz konusudur.

Cerrahi olarak tedavi; etkisini kısa sürede gösterir. Çünkü, hastalıklı bezin en kısa sürede çıkartılması söz konusudur. Boynun hemen yanındaki 2.5 cm’lik bir kesi ile gerçekleştirilen ameliyat son derece başarılıdır. Hastanın ameliyat günü evine gitmesi söz konusu olabilir.

Paratiroid ameliyatlarının başarılı olması için birtakım unsurlara ihtiyaç vardır. Her şeyden önce, bu hastalığın laboratuvar yöntemleri ile kesinleştirilmesi gerekir. Ayrıca, görüntüleme yöntemleri ile de hasta bezin yeri net olarak belirlenir. Bu ameliyat; iyi bir cerrah tarafından gerçekleştirilmelidir. Bunun yanı sıra, ameliyat sırasında çıkartılan bezin paratiroid bezi olduğu doğrulanmalıdır. Son olarak, hastaya parathormon ölçümü yapılmalıdır. Bu sayede, başka hastalıklı bezin olup olmadığı kontrol edilmelidir.

Advertisement

Rumico

Sağlık

Varisi olanlar uzun yolculuklarda nelere dikkat etmeli?

Varis sorunu yaşayan kişilerin uzun yolculuklarda ve sıcak havalarda şikayetlerinin artabileceğini söyleyen Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof Dr Semih Barlas, yeni teknoloji tedavi yöntemleri ile kısa sürede, anestezi almadan ve bacakta hasar yaratmadan bu sorunu giderebildiklerini dile getirdi. Barlas, varis problemi olanların uzun yolculuklarda neler yapması gerektiği ile ilgili bilgi verdi.

Su tüketin: Hem sıcak hava hem de sabit oturmak bacaklarınızı huzursuz edecektir. Bu yüzden su veya sıvı tüketerek hem vücudunuzu daha serin tutabilir hem de dolaşımınıza katkıda bulunabilirsiniz. Unutmayın ki, yetersiz sıvı alımı, kanınızı koyulaştıracak ve bacaklarınızda pıhtı oluşma tehlikesini artıracaktır.

Hareketsiz kalmayın: Uzun yolculuklarda molalar vererek hareket edin. Molalarda kısa yürüyüşler yapabilirsiniz. Ayağa kalkıp, parmak uçlarınız üzerinde yükselip alçalma, ayak bileklerinizi hareket ettirme hareketleri de sizi rahatlatacaktır. Otururken, bacaklarınızı hafifçe ileri uzatıp, ayaklarınızı yukarı-aşağı oynatın. Bunları gün içinde düzenli ve sık aralıklarla yaptığınızda, bacaklarınızdaki basıncı azaltacak ve dolaşımınızı hızlandıracaksınız.

Düz ayakkabılar tercih edin: Yolculuk sırasında düz ve ortopedik ayakkabılar giyin. Baldır kaslarının iyi çalışması, bacaklardaki kirli kanın temizlenmek üzere akciğerlere doğru taşınmasını sağlar. Yüksek topuklu ayakkabılar ise, bu kasları hareketsiz kılar.

Basınçlı çoraplar giyin: Günümüzün basınçlı çorapları, eskilerin ‘anneanne çorabı’ diye tanımladıkları varis çoraplarından çok farklıdır. Çok farklı renk ve desenlerde bulabilmek olasıdır. Bacağın havalanmasını engellemezler. Ayak bileği düzeyindeki daha fazla basıncın, yukarı doğru çıktıkça azalacak biçimde üretilmeleri sayesinde ‘kademeli basınç’ özelliği taşımaktadırlar. Bu da bacağımıza, aşağıdan yukarıya doğru bir masaj etkisi yaratmaktadır. Giydiğiniz kıyafete göre, dizaltı, kasığa kadar veya külotlu olanları seçebilirsiniz. Çorapların basınçları doktorunuz tarafından size söylenmeli, bacağınız ölçülerek doğru beden seçimi yapılmalıdır. Kademeli basınçlı bir çorabı asla ezbere almayın.

Advertisement

Bacaklarınızı yüksekte tutun: Yolculuk sırasında, yerçekiminin varisler üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmek için, bacaklarınızın altına bir yükseklik koyun ve mümkünse ayaklarınızı uzatın.

Serin kalın: Aşırı sıcak, bacaklarınızdaki venleri (toplardamarları) genişletir; ağrıya yol açar. Zonklama ve hassasiyeti daha da kötüleştirir. Olabildiğince, gözenekli kumaşlardan yapılmış, bol veya rahat kıyafetler giyerek vücudunuzu serin tutmaya çalışın.

Hafif gıdalar seçin: Yolculuk boyunca hafif yiyecekler yemeniz, tuz tüketimini azaltmanız ve bol sıvı tüketmeniz daha rahat bir yolculuk geçirmenizi sağlayacaktır.

Rumico

Advertisement
Devamını Oku

Sağlık

‘Pandemide adeta antibiyotikle yıkandık, direnç çok ciddi boyutlarda arttı’

Türkiye antibiyotik direncinde dünyada ilk sırada yer alıyor. Gereksiz antibiyotik kullanımıyla tetiklenen antibiyotik direnci, basit enfeksiyonlarda bile etkili ilaç seçeneğini kısıtlıyor. Pandemiden önce Sağlık Bakanlığı’nın etkili kampanyalarıyla gereksiz kullanımının önüne geçilse de, ilk dönem Kovid tedavisinde yaygın olarak antibiyotikler kullanıldı. Bu nedenle, özellikle yoğun bakım hastalarında sık rastlanan bazı bakterilerde, ilaçlara yüzde 90’lara varan direnç gelişti. KUISCID Direktörü Prof. Dr. Önder Ergönül, antibiyotik direncine bağlı hasta kayıplarında artış yaşandığına dikkat çekerek, acilen yeniden kampanyalar yapılması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Ergönül, KUISCID Direktör Yardımcısı Prof. Dr. Füsun Can ile birlikte pandemi döneminde 20’ye yakın merkezle ortak yürüttükleri antibiyotik direnci araştırmasının ilk verilerini paylaşarak, “Gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçilmesi gerekiyor. Artık basit idrar yolu enfeksiyonuna yol açan ‘klebsiella’ veya pnömoniye neden olabilen ‘acinetobacter’ gibi bazı bakterilerin dahi ilaçlara karşı direnç geliştirmesi nedeniyle tedavide çaresiz kalınıyor” dedi.

“SAĞLIK BAKANLIĞININ KAMPANYASI ÇOK ETKİLİ OLMUŞTU”

Türkiye’de antibiyotik direncinin pandemiden önce de önemli bir problem olduğuna değinen Prof. Dr. Ergönül, “Antibiyotik direncinin gelişmesindeki en büyük problem, üst solunum yolu enfeksiyonlarında, aslında etken yüzde 90 virüs olmasına rağmen, hastaların neredeyse yüzde 90’ına antibiyotik yazılmasıydı. Burada hem hasta, hem hekim kaynaklı problemler vardı. Hastalar, hekimi antibiyotik vermeye zorluyor, hekimler de ilk başta iyi niyetli olarak karşı çıksa da, hakarete, küfre, şiddete maruz kalabildiği için, direnci kırılıp antibiyotik yazma yoluna gidebiliyor. Antibiyotik direnci konusunda Sağlık Bakanlığı gerçekten çok etkili kampanyalar gerçekleştirdi. Aile hekimliklerinde, birinci ya da ikinci basamak hastanelerde çalışan meslektaşlarımıza antibiyotik konusunda ciddi eğitimler verildi. Bu kampanyalar rakamlara da yansıdı. Bir dönem antibiyotik direnci oranları ülkemizde düşüş de gösterdi. Ama pandemi araya girince, neredeyse 2 yıl boyunca bu tür önemli faaliyetlerin hepsi askıya alınmak zorunda kalındı” diye konuştu.

“BAZI ENFEKSİYONLARDA ELİMİZDE İLAÇ SEÇENEĞİ KALMADI”

Artık yoğun bakımlarda, çok basit idrar yolu enfeksiyonlarında bile elde ‘mikroba etkili’ ilaç seçeneği kalmadığı için hastaların kaybedilebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergönül, “Çok daha basit yoğun bakım enfeksiyonunda bile başımıza gelen şey, antibiyotik direnci nedeniyle hastalar kaybedilebiliyor” diye konuştu. Pandeminin devreye girmesiyle ilk başlarda Kovid tedavisinde de geniş çaplı antibiyotik kullanımları olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Ergönül, daha sonra bilim dünyasının Kovid’de her hastada kullanımının doğru olmadığına dair uyarılar yaptığını ifade etti.

Advertisement

Prof. Dr. Ergönül, Türkiye’de 15 milyon kişinin hastalığı geçirdiği düşünülürse, çok fazla antibiyotik kullanımı olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Ülke adeta antibiyotikle yıkandı. Çok geniş antibiyotikler verildi. Bakanlık da bu konuda uyarılar yayılmadı. Sesi duyulmadı. Biz uzmanlık dernekleri olarak da uyarılarımızı yaptık. Örneğin KLİMİK Derneği olarak çok uyarıda bulunduk, her seferinde sosyal medyadan da tepki aldık. Ona rağmen bu konuyu hep gündemde tutmaya çalıştık.”

“PANDEMİ SONRASI DİRENÇ DAHA DA ARTTI, ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK YAŞIYORUZ”

Prof. Dr. Ergönül antibiyotik direncinin çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek “Yaptığımız çalışmalarda, pandemi öncesine göre antibiyotik direncinin daha da arttığını görüyoruz. Türkiye’de 20’ye yakın merkezde, yoğun bakımlarda yatan hastaların verilerini değerlendirdik. Daha önce örneğin ‘klebsiella’ denilen, basit bir idrar yolu enfeksiyonuna da neden olabilen ama daha çok yoğun bakımlarda gördüğümüz bakteride ciddi oranda dirençle karşı karşıyayız. Bilinen antibiyotikler hakikaten çok dirençli seyrediyor tedavide. Bu dirence bağlı ölüm oranları da oldukça yüksek. Bunlardan özellikle bir iki tanesi var ki çok kritik. Bazılarında da yeni direnç gelişmesi söz konusu. Yine ‘Acinetobacter’ dediğimiz bir başka bakteride ise artık direnç oranı yüzde 90’ları geçtiği için, neredeyse öğrenilmiş çaresizlik yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

“ACİLEN BU KAMPANYALARA YENİDEN DÖNMEMİZ GEREKİYOR”

Pandemi döneminde Kovid ile mücadele sırasında hastane enfeksiyonlarında da artış yaşandığının bazı yayınlarla ortaya konduğunu anlatan Prof. Dr. Ergönül, sözlerine şöyle son verdi: “Hastanelerde enfeksiyon kontrolü de aksamalara uğradı. Çünkü Kovid’le uğraşırken, çok tehlikeli, sağlık çalışanlarına da bulaşabilecek bir enfeksiyon varken bu önlemler aksamış olabilir elbette. Ama şimdi yeniden tüm bunları hatırlamak ve yeniden antibiyotik direncine karşı birinci basamakta, ikinci basamakta ciddi kampanyalar yürütülmesi lazım. Eminiz ki Sağlık Bakanlığı da bu tür çalışmalar yapacaktır. Biz seve seve her türlü desteği vererek, bilgilerimizi paylaşarak bu konudaki mücadelede de yer alırız.”

Advertisement

Rumico

Devamını Oku

Sağlık

Uzmanı uyardı: Küçük çocuklara oyuncak alırken dikkat

İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğr. Gör. Özlem Karagöl, travmaların 18 yaş altında genç ve çocuklarda en sık rastlanan ölüm nedeni olduğunu söyleyerek, 5 yaş altındaki çocuklarda ölme nedenleri ya da travmaya maruz kalma nedenleri motor kas sinir sisteminin yeteri kadar gelişmemiş olması olduğuna dikkat çekti. Karagöl, evde travmaya neden olacak kazaların başında ailelerin küçük oyuncak almasının, çocukların meraklı olmasının ve her şeyi ağzına götürmesinin, yedikleri yiyecekleri çiğnemeden yutmaları gibi nedenlerin tıkanmaya neden olabileceğini belirtti.

Öğr. Gör. Özlem Karagöl, yaşanan travmada tıkanmanın tam ya da kısmi travma olduğunun ayırt edilmesi gerektiğini belirterek, “Solunum yollarının tıkanmasını öncelikle tanımamız gerekiyor. Bütün ailelerin ve toplumun bunu tanıması lazım” diyerek önemli uyarılarda bulundu.

YAPILMASI GEREKENLER

İkisinin birbirinden farklı tedavi yöntemleri olduğunu belirten Öğr. Gör. Özlem Karagöl, ilk yardımda kısmi tıkanma olan bir çocuğa kesinlikle tam tıkanma müdahalesi yapılmaması gerektiğini vurguladı. Her iki duruma da açıklık getiren Karagöl, yapılması gerekenler konusunda açıklamalarda bulundu.

“ÇOCUK, ÖKSÜRÜYOR VEYA AĞLAYABİLİYORSA KISMİ TIKANMADIR”

Advertisement

Karagöl, “Çocuk, ağzına yabancı bir cisim aldı. Solunum yolu tıkandı ve çocuk nefes almakta zorluk çekiyor ve öksürmeye başlıyor. Ama öksürürken çocukla iletişim halindeyseniz, çocuğun öksürme ve ağlama sesini duyuyorsanız bu kısmi tıkanmadır. Bu durumda çocuğu alıp omzunuzun üstüne koyup gazını çıkarır gibi sadece çocuğun öksürmesine yardımcı olmanız lazım. Çocuk öksürüp ağlamaya devam ettikten sonra çocuğun boğazına bakmamız gerekiyor. Çocuğun boğazındaki yabancı cismin çıkıp çıkmadığına bakılmalı ve çıkıncaya kadar işleme devam etmemiz lazım” diye konuştu.

Rumico

Devamını Oku

Trendler