Connect with us

Tarım ve Hayvancılık

Ab ülkelerinde yapılan operasyonda 360 ton tarım ilacı ele geçirildi

Randop (Roundup) Tarım ilacı

Ab ülkelerinde yapılan operasyonda 360 ton tarım ilacı ele geçirildi

Güney Kıbrıs’ın da katıldığı, 28 AB üyesi ülkede Nisan-Mayıs aylarında yapılan “Silver Ax III” adlı operasyon düzenlendi. Bu operasyon ile birlik sınırlarına yasa dışı bir şekilde sokulan 360 ton Randop (Roundup) tarım ilacı ele geçirildiği bildirildi.

Haravgi gazetesi, operasyona AB üyesi ülkelerin gümrük daireleri ile polis müdürlüklerinin katıldığını bildirdi. Operasyon hedefinin, üçüncü ülkelerden gelen ruhsatsız tarım ilaçlarının tespit edilerek dağıtımının durdurulması olduğunu yazdı.

Randop (Roundup) tarım ilacı glifosat içermektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) glifosatın insanlarda muhtemel kanser yapıcı etkileri olduğunu açıkladı.

Randop (Roundup) Tarım ilacı

Monsanto’nun glifosatlı herbisiti (yabani ot öldürücü tarım ilacı) Randop (Roundup) tarım ilacı ile ilgili dünyanın birçok yerindeki protestolar çoğalarak devam ediyor. 2015 yılında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) glifosatın insanlarda muhtemel kanser yapıcı etkileri olduğunu açıkladı. Kaliforniya Çevre Koruma Kurulu (CA EPA) yakın zaman önce WHO’nun açıklamasına göre glifosat içerikli ürünleri etiketleme kararı aldı.



Advertisement

Şaraplarıyla meşhur olan Kuzey Kaliforniya bölgesindeki aktivistler ve çevreci gruplar bu ot ilacının (herbisit) kullanımıyla ilgili moratoryum talep ediyor. Roundup, dünya genelinde en çok kullanılan tarım ilacı ve sağlık açısından etkileri artarak tartışılmaya devam ediliyor.

28 Ocak günü Randop (Roundup) tarım ilacı etken maddesi glifosat hakkında bilgilendirme etkinliği düzenlendi. Bu eylemde Watertrough Çocuklar Birliği (Watertrough Childrens Alliance) tarafından yerel şarap üreticisi Paul Hobbs’a açılan davaya destek amaçlı fon toplandı. Bölgedeki bir okulun hemen yanında eski bir elmalık olan arazi, Paul Hobbs tarafından üzüm bağına dönüştürüldü. Bu arazide kullanılan Randop (Roundup) tarım ilacı okuldaki 500 çocuğu risk altında bırakıyor. Etkinlik Sierra Club tarafından finanse edildi.

Sebastopol belediye başkanı Sarah Glade Gurney’nin başkanlığında düzenlenen bu panele 3 uzman katıldı. Ayrıca, panele Sonoma ve Napa bölgelerinden yaklaşık 60 kişi katıldı.

Roundup Ready ise Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) içeriyor

Monsanto’nun bir başka ürünü Roundup Ready ise Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) içeriyor. Teevan: “ABD’de üretilen soya’nın %93’ü ve mısırın %80’i Monsanto’nun GDO’lu tohumları kullanılarak üretiliyor. Gıda ve Su İzleme Örgütü, GDO kullanımı ve bunların etiketlenmesi konusunda moratoryum istiyoruz.” dedi.

Teevan: “Çevremizle kurduğumuz etkileşim ve gıda sistemimiz oldukça hasarlı. İnsanlara hizmet etmemiz gerekirken daha çok kazanca hizmet ediyoruz ” diye de ekledi.

Evans: “Glifosat dünyanın birçok yerinde yaygın olarak kullanılıyor. Bazı ülkelerde kullanılan suyun %65’inde eser miktarda bulunmaktadır. Bu maddeye maruz kalmak, karaciğer ve böbrek hasarı dahil çeşitli sorunlara yol açabilir” dedi. “Kaliforniya Çevre Koruma Kurulu (CA EPA)’nun Roundup’ı etiketleme kararı üzerine dava açan Monsanto, verilen kararın ifade özgürlüğü kapsamında yasalara aykırı olduğunu iddia etti.”

Advertisement

Bilinçli Tüketici Olun

Evans: “Bilinçli tüketiciler olmamız ve bu tip ürünleri satın almamamız gerekiyor. Seçilmiş yetkilileri harekete geçirmemiz lazım” dedi. Teevan “Kökten eylemlerle, sonuna kadar zorlayarak adil bir gıda sistemi için mücadele etmeliyiz” dedi. Teevan ayrıca, “Demokrasiye aktif olarak katılın” diye çağrıda bulundu.

Renée: “Kaliforniya’nın Richmond şehri bir yıl önce bütün tarım ilaçlarının kullanımını yasakladı. Biz de Petaluma’da aynı yasağın getirilmesini, ancak kapsamına neonikotinoidlerin de eklenmesini istiyoruz. Bal arılarına zarar verdiği bilinen neonikotinoidlerin kullanımı Portland, Oregon’da yasaklandı. Glifosat, halk sağlığını tehdidi ediyor. Bu maddeleri kullanmanın bedelini insanlar, hayvanlar ve bitkiler ödüyor. Meyvesini ise sadece bir avuç insan yiyor.” dedi.



Evans: “Glifosatın en fazla kullanıldığı yer Sonoma’daki üzüm bağları. Halbuki zehir içermeyen çeşitli alternatifler mevcut. Monsanto, komşuları GDO’lu tohum kullanan çiftçilerin tarlasına karışan tohumlar yüzünden bile birçok çiftçiye dava açan kötü bir oyuncu” dedi.

The Huffıngton Post’un iş sektörü editörü Alexander C. Kaufman ın 26 Ocak tarihli. “Monsanto’yla İşe Girmemek İçin 8 Neden” yazısında da bahsedildiği gibi, biyomühendislik devi Monsanto’nun ‘dünyanın en şeytani şirketi’ şeklinde fişlendiğini belirtiyor.

Advertisement

Kazancının %90’ını Randop (Roundup) Tarım ilacı sağlıyor.

Kaufman, Monsanto’nun “dava açmaya meraklı, ketum ve kavgacı” tavırlarına karşı artan eleştirilerden bahsetti. Bu eleştiriler, şirketi finansal açıdan hassas bir duruma getirdiğini öne sürdü. Kazancının %90’ını Roundup ve Roundup Ready ürünlerinden elde eden Monsanto, toplam iş gücünün %16’sını oluşturan 3,600 çalışanını işten çıkartmayı planlıyor. Kaufman: “Dünya genelinde, birtakım ülkeler, şehirler ve perakende zincirleri glifosat içeren ürünleri tamamen yasakladılar veya sınırlandırdılar” dedi.

Kaufman “Ülke genelinde yüzlerce Moms Across America(Amerika Genelinde Anneler) grubu mevcut” dedi. Kaufman, “52 ülkede 2 milyondan fazla insan Monsanto’ya karşı sokaklara çıkıp yürüyüşlere katıldılar.” diye de ekledi.

GMWatch’ın 25 Ocak tarihli haberine göre, Monsanto çaresizce kendine bir ortak arıyor. Görünen o ki, Monsanto’nun planlarından biri de mimlenmiş ismini terk edip başka bir şirketle birleşme yoluna gitmek.

Vatandaşlar, ses çıkartın!

Belediye başkanı Gurney paneli başlattığında bir düzine insan çabucak söz almaya çalıştı. İlk konuşmacı, Ukiah’taki Biokimyasal Çalışma Grubu’nun yapmış olduğu çalışmadan bahsetti. Bu çalışma, Sonoma, Mendocino ve Lake bölgelerinden yedi farklı şaraptan alınan örnekleri inceleyen bir çalışmadır. Bu örneklerin içindeki glifosat kalıntısı, Çevre Koruma Kurulu (EPA)’nun güvenli olarak nitelendirdiği sınırın üstünde olduğu belgelendi, yani insanlar Roundup da içiyor şaraplarıyla beraber. Glifosatın Avrupa’da kullanımı ise yasak.

Şarap ve Su İzleme Örgütü (Wine and Water Watch)’nden Janus Matthes: “Bebek ve çocuklarımızın Roundup yüzünden her gün zarar görmesinden bıktık. Bir an önce okulların bulunduğu alanları koruma altına almamız gerekiyor. Şu anda yapılan, okullardan ziyade bağların korunmasıdır” diye ifade etti.

Advertisement

Jeolog Dr. Jane Nielson: “Glifosat kullanmak çok kolay. O aldığınız ekmeklerden organik olanlar hariç hepsinde glifosat kalıntısı var” dedi.

‘GDO’yu Etiketle Napa’ hareketinden Amy Martenson: “Roundup, bağırsağımızdaki bakterileri öldürmeye yarayan bir antibiyotiktir. Bu üzüm bağlarıyla sorunlar yaşıyoruz. Napa, Kaliforniya’nın en yüksek kanser oranlarının olduğu bölge.” dedi.

Sağlıklı Çiftlikler ve Aileler için Vatandaşlar (Citizens for Healthy Farms and Families) hareketinden Pam Gentry şöyle konuştu. “Kaliforniya kıyılarının baştan aşağı GDO’suz alan olmasını istiyoruz. Kuzey kıyılarında çoğu bölgede GDO’lu mahsullerin tarımı yasak” dedi. Şu anda Sonoma bölgesinde GDO’lu mahsulleri yetiştirmeyi yasaklamak adına imza toplanıyor.



Soya cumhuriyeti

Monsanto, Güney Amerika’da, Kaliforniya’nın yüz ölçümünden daha büyük bir alanı kontrol ediyor. Jim Stoops ‘Soya cumhuriyeti’ adını verdiği bu alan hakkında açıklamalarda bulundu. Jim Stoops: “Altmıs kadar doktor, bölgedeki yüksek kanser oranlarına dikkat çekti” dedi.

Advertisement

GM Watch’ın yaptığı açıklamada Monsanto’nun Arjantin’de GDO’lu tohum fabrikası inşa etme planları olduğuna değiniliyor. Ayrıca, azimle ve cesurca mücadele eden bir direniş hareketiyle karşı karşıya kaldı deniyor. Eylemciler hakkında tahliye kararı çıkmasına karşın yerel aktivistlerin mobilize olup protestoları şiddetlendirmesi sonucunda savcının kararı askıya aldığı bildirildi. Eylemcilerin talebi çok netti: ‘Güney Amerika’dan defol Monsanto!’

Bu sırada, ABD’de GM Watch’ın haberine göre: Campbell Çorba Şirketi, GDO’lu ürünlere etiketleme zorunluluğu getirecek federal yasanın geçmesini savunuyor. Şirket: “Bu ürünleri anlaşılması kolay ve görünür bir şekilde etiketlemek, tüketiciler için en doğru çözümdür” dedi. Campbell ayrıca etiketlemenin fiyat artışına sebep olmayacağını söyledi.

“2025’de Çocukların Yarısı Otistik Olacak” adında bir makale, ANH’nin 23 Aralık 2014 tarihli bülteninde yayınlandı. Bu makale, “MIT’den Araştırmacı Bilim İnsanı Uyarıyor” alt başlığıyla yayınlandı.

MIT(Massachusetts Institute of Technology)’den Dr. Stephanıe Seneff, otizm ve glifosat zehirlenmesinin yan etkileri  benzerlikler taşıyor. Otizmli çocuklardaki biyo-göstergeler, aşırı glifosat, çinko ve demir eksikliği, düşük serum sülfatı, krizler, ve mitokondriyal bozukluklara işaret ediyor.

ANH: “Monsanto ve federal devlet arasında dönenleri biliyoruz. Bakanlık yetkililerinin yüksek maaşlı yönetici pozisyonuna gelmeleri veya tam tersi! Para, güç, prestij: hepsi mevcut. Monsanto ve ABD Tarım Bakanlığı (USDA) resmen birbirlerinin sırtını sıvazlıyor” dedi.

Advertisement

Gıda ve Su İzleme Hareketi’nin çıkarttığı ‘Monsanto: Kurumsal Profil’ adlı kitapçık bu konuyu ileriye taşıyor. “Monsanto’nun bazı yönetim kurulu üyeleri eskiden Çevre Koruma Kurulu (EPA) için çalışıyorlardı. Bu kişiler ABD Tarım Bakanlığı (USDA)’na danışmalık yaptılar ve Başkan Obama’nın Ticaret Politikaları ve Müzakere Danışma Kurulu(Advisory Committee for Trade Policy and Negotiations)’nda görev aldılar”

Renee: ‘Aktivizme ihtiyacımız var. Yerel gıda tüketin, mümkünse organik veya biyo-dinamik ve gıda ihtiyacınızın bir kısmını kendiniz üretin’ diyerek konuşmasını tamamladı.

Tarım ve Hayvancılık Haberleri

Bakan Pakdemirli, Çiftçimizin ‘Biz Zarar Ediyoruz’ Dediği Bir Ürün Yok

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Bayındır’da düzenlenen Küçük Menderes Havzası Tarım ve Orman Sektör Buluşması’na katıldı.

Burada çiftçilerle bir araya gelen Bakan Pakdemirli, toplantıda çiftçilerin beklentilerini dinleyerek sorularını cevapladı.

Yaptığı konuşmada dünyada genel fiyatlama ile ilgili kriz olduğunu, bu konuda çalışmalar yaptıklarını belirten Bakan Pakdemirli, üreticinin de tüketicinin de bu konuda bedel ödediğini vurguladı. Bakan Pakdemirli, çözüm için sözleşmeli üretimi işaret etti.

GENEL FİYATLAMA YAPISI İLE ALAKALI GENEL BİR KRİZ VAR

“Dünyada ister istemez gıda fiyatlarında bir artış var” diyen Bakan Pakdemirli şöyle devam etti:

Advertisement

“Gerek yemde, gerek gübrede, gerek tarımsal hammaddede, gerekse petrol malzemelerinden tutun da çeliğe kadar birçok fiyatta artış var. Dünyanın gıda üretimi ile alakalı bir sıkıntısı yok. Buradaki ana sıkıntı şu; pandemi ile ilgili endişeler, fiyatları artırıyor. Bunlar da bizim tarımsal girdilerimizin fiyatlarını artırıyor. Gübrenin ana hammaddesi doğalgaz. Doğalgazın fiyatı arttıkça ister istemez gübrenin fiyatı da artıyor. Ancak artışlar olması gerekenin çok üstünde ama endişeler henüz dünyadan çekilmemiş olmasının vermiş olduğu bir genel fiyatlama yapısı ile alakalı genel bir kriz var. Biz de burada başta üretici olmak üzere tüketiciyi koruma gayesiyle Toprak Mahsulleri Ofisi, yem hammaddeleri satışına temmuzda başladı. 3 senedir besicimize, üreticimize vadeli şekilde bunları vermeyi sağlama konusunda adım atmıştık. Şimdi bunu daha da genişlettik. Bugünkü toplantının neticesinde burada da atılması gereken ekstra adımlar varsa hep birlikte atıyor oluruz.”

HIZLI BİR ŞEKİLDE ÇALIŞIYORUZ

Küresel belirsizlik, ihracat yapılan ülkelerdeki iklim kaynaklı üretim azalışı, girdi maliyetlerinin de stok endişeleri ile birleşince maliyet konusunda artış olduğunu kaydeden Bakan Pakdemirli, “Bu, üreticiyi etkilediği gibi tüketiciyi de etkiliyor. Gıda fiyatlarındaki artış için çözüm çalışmaları Gıda Komitemiz başta olmak üzere, Ekonomik Koordinasyon Kurulumuz başta olmak üzere hepsine hızlı bir şekilde çalışıyoruz. Bugün itibariyle konulan, konuşulan ve yapılan teşhislerin hepsinde doğruluk payı vardır ama bazıları biraz yüzeysel. Artık bizim yapısal bir şey yapmamız lazım. Yeni bir sayfa üzerinden bu işi götürmemiz lazım” ifadelerini kullandı.

G20 ÜLKELERİNİN ANA MESELELERİNDEN BİR TANESİ BU

Üreticinin, “En çok alın terini ben döküyorum, ancak istediğim kadar alamıyorum. Pazarda 20 lira” dediğini, tüketicinin de “Ben istediğim kalitedeki ürünü haklı bir fiyat seviyesinden alamıyorum. Üreticideki fiyatla bana geldiği fiyat arasında büyük fark var” dediğini ifade eden Bakan Pakdemirli, “Bu mesele sadece Türkiye’nin meselesi değil. Geçen hafta G20 toplantıları için İtalya’ya gittim ve inanın bütün G20 ülkelerinin ana meselelerinden bir tanesi bu. Tohumdan çatala kadar olan zincirdeki meseleyi çözmek, aradaki seviyeleri daha iyi noktaya getirebilmek. Çiftçimiz haklı olarak ‘En çok alın terini ben döküyorum. Ben yeterince kazanamıyorum’ diyor. Aradakilere sorsanız belki onlar da benzer şeyler söyler ama en nihayetinde burada bir bedel ödeniyor. Bana sorarsanız tüketici tarafından da bir bedel ödeniyor, üretici tarafından da ödeniyor” diye konuştu.

Advertisement

SÖZLEŞMELİ ÜRETİMİ TÜRKİYE’DE, ÇOK DAHA YAYGIN HALE GETİRMELİYİZ

“Biz birkaç yüzyıllık metotlarla buradaki zinciri kurmaya çalışıyoruz” diyen Bakan Pakdemirli, sözlerine şöyle devam etti:

“Halbuki sözleşmeli üretim diye bir kavram var. Sözleşmeli üretimi Türkiye’de, çok daha yaygın, çok daha iyi bir hale getirmemiz lazım. Türkiye’de sözleşmeli üretim, kayıtlı olarak yüzde 5 ama mesela Amerika’da bitkisel üretimde yüzde 80’lerde. Biz bununla ilgili bir dijital tarım pazarı ve bir platform kurduk. Platforumu yeniliyoruz. Sözleşmeli üretimde bu işin kayıtlı hale getirilmesi gerek. Sözleşmeli üretim bugün şu veya bu şekilde var. Sebze-meyve tacirleri borçlandırma usulü ile üreticileri bir sözleşmeli üretim içerisine alıyor ama tek taraflı bir dikte ile tek taraflı bir dayatma ile bu iş yürüyor. ‘Domates, piyasada sözleşmeli üretimdeki fiyattan daha ucuz olduğu için almak istemiyorlar’ gibi bir duruma giriyor mesele. Yani burada sözleşmeli üretimi mutlaka çok daha iyi bir noktaya getirmemiz gerekiyor. Bunun üreticiye, tüketiciye, devlete faydası var. Uzun zaman içerisinde enflasyonun düşmesine faydası olacak sözleşmeli üretimi, mutlaka bu işin içerisine dahil etmemiz lazım. Hemen bir günde tüm sistem değişecek diye bir şey yok ama gönüllülük esası ile çalışacak bir meseledir. Çiftçimiz eğer razı olursa o şartlara baştan girecek ama aynı zamanda finansman da sağlayacak. Gübresini alacak, tohumunu alacak, ilacını alacak ve bir şekilde yoluna devam edecek. Hasat günü satacağı ürününü fiyatını baştan bilecek.”

“En iyi örnek şeker pancarında”

Sözleşmeli üretimin önemine değinmeye devam eden Bakan Pakdemirli, “Bu salondakilerin çoğu maalesef üretim yaptığı ürünlerin fiyatını bilmeden bu işin üretimini yapıyor. Halbuki ürünlerin fiyatlarını bilsek buna katlanıp katlanmayacağımıza o an karar vermek bizlerin elinde diye düşünüyorum. Türkiye’de bunun en iyi örneğini şeker pancarında görüyoruz ve sonuç itibariyle hem üreticiye hem tüketiciye fayda sağlayacak bir mevzudur. Gıda Fiyatları İzleme Kurulumuz, Ekonomi Koordinasyon Kurulumuz ve Gıda Komitemiz özellikle gıda fiyatlarının bu değişen ortamda ve defakto oluşmuş, hem dünya fiyatları olsun hem de zincirdeki verimsizlikler olsun; bunların üzerine gidiyor ve gitmeye de kararlı” dedi.

Advertisement

ÇİFTÇİMİZİN ‘BİZ ZARAR EDİYORUZ’ DEDİĞİ BİR ÜRÜN YOK

Bakan Pakdemirli, “Desteklerin ne kadar verimli olduğu tartışılır ama destekleri ne kadar artırırsak bugün üretim de o kadar artıyor. Daha verimlisi olabilir ama bugün itibariyle desteklerin artışı ile beraber Türkiye’nin verimi artıyor. ‘Destek bizden, üretmek sizden, bereket de Allah’tan’ diyoruz. Son 3 senede, Türkiye tarımsal üretimde büyüyor ve büyümeye de devam ediyor. Allah’a şükürler olsun bugün itibariyle piyasada çiftçimizin ‘Biz zarar ediyoruz’ dediği bir ürün yoktur. Besicilik ve yetiştiricilerimizin zaman zaman maliyetlerin altına düştüğü dönemler olabiliyor ama bunlarla ilgili tedbirleri alıyoruz, almaya da devam edeceğiz. 2021’de 24 milyar lira desteğimizi verdik. Bu sene bu destek daha da fazla olacak. Birçok destek kaleminde artış oldu. Bu desteklerin 10 mislini vermek isterim ama elbette sınırlarımız var ama bugün itibariyle çok rahatlıkla şunu söyleyebilirim; toplumda eğer kayrılan bir kesim varsa çiftçi kesimidir. Bunu yapmamız gerekiyor. İmkanlar çerçevesinde daha da yapmamız gerekiyor” dedi.

SİZİN BİR DERDİNİZ VARSA BİZİM DE DERDİMİZ VAR

“İster istemez bakanlık ile çiftçi arasında zaman zaman mesafe hissedilebiliyor” diyen Bakan Pakdemirli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz de dedik ki, ‘Sizin bir derdiniz varsa bizim de derdimiz var. Siz gece uyumuyorsanız biz de gece uyumuyoruz.’ Bugün itibariyle ‘Türkiye en iyi günlerini yaşıyor’ diyemeyiz. Hepimizin ağzında maskeler var. Zor bir dönemde birlikte icra ediyoruz. ‘Pandemi ha bugün gidecek, ha yarın gidecek’ derken, pandemi henüz ne ülkemizi ne de dünyayı terk etmiş değil. Belli bir süre buna alışmak ve bununla yaşamak durumundayız. Allah’a şükürler olsun hem Türk milleti hem de Türk çiftçisi kendini bu konuya çok hızlı bir şekilde adapte etti. Geçen yıl, cumhuriyet tarihinde pandemi döneminde üretim rekorlarını kırdık. Çiftçimizin eline birer diplomatik pasaport verdik. Herkes evindeyken çiftçimiz çıktı ve ahırına, serasına, tarlasına girdi. Hasadını veya dikimini yaptı.”

Advertisement

BASINÇLI SULAMA SİSTEMLERİNE MUTLAKA BAŞVURUN

Türkiye çapında çok önemli bir kuraklıkla karşı karşıya olunduğunu ifade eden Bakan Pakdemirli, “Yangınlarla da sellerle de mücadele ettik. Kayıplarımız, şehitlerimiz oldu. Mücadeleye devam ediyoruz. Biz ülkemizin çiftçisine, üretimine, bereketine her zaman güven duyuyoruz. 2050 yılına kadar iklim değişikliği sebebiyle üretimde yüzde 10 ile yüzde 25 verim kaybı yaşayacağız. Bunların hepsinin üstesinden nasıl geleceğimize birlikte oturup karar vermemiz lazım. Artık teknolojiyi kullanıyor olmamız lazım. Konuyu bilen ehil çiftçilerimizle beraber üretimi artırmamız lazım. Basınçlı sulama sistemlerine mutlaka başvurun. Bunun yüzde 50’si hibe. Kuraklıkla alakalı borç ertelemelerini yaptık. Sigortalardaki hasar paylarını yüzde 80’e çıkardık. Su sıkıntısı olan havzalarda ilave destekler verildi” sözlerine yer verdi.

Rumico

Devamını Oku

Tarım ve Hayvancılık Haberleri

Tıbbi ve Aromatik Bitki Sektörü Değerlendirildi

Antalya Ticaret Borsası (ATB), tarım sektörünün gelişimini sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor. ATB, “Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Sektörü” Sektörel Analiz Toplantısı düzenledi. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Turgut moderatörlüğünde online düzenlenen toplantıya, ATB Meclis Başkan Yardımcısı Abdullah İnan, ATB 7. Meslek Komitesi üyeleri, BAKA, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Tarım ve Orman Müdürlüğü, BATEM, Orman Müdürlüğü, Ziraat Odası ve sektör temsilcileri katıldı.

200 MİLYAR DOLARLIK TİCARET HACMİ

Prof. Dr. Kenan Turgut, tıbbi aromatik bitkilere pandemiden sonra talebin arttığını belirterek, katmadeğeri yüksek ürünler üretilmesi gerektiğini söyledi. Dünyada 200 milyar dolarlık hacme sahip tıbbi aromatik bitki ticaretinden ülkemizin yeterince pay alamadığını kaydeden Turgut, “200 milyar dolarlık pastadan ülkemiz sadece 1 milyar dolarlık bir pay alabiliyor. Potansiyelimiz göz önüne alındığında bu rakamın üzerinde para kazanabiliriz” diye konuştu. Turgut, tıbbi aromatik bitkilerin tarladan işlenmesine kadar sürdürülebilir bir yaklaşımla değerlendirmesi gerektiğini vurguladı.

LAVANTA EKİMİ MODA OLDU

ATB Meclis Başkan Yardımcısı Abdullah İnan, tıbbi aromatik bitkilerin kırsal ekonomide önemli bir yere sahip olduğunu vurgularken, kırsalın boşalmasıyla tıbbi aromatik bitkileri toplama konusunda sıkıntı yaşandığına dikkat çekti. Sektörde planlama sıkıntısını da belirten İnan, “Son dönemde lavanta ekimi moda oldu, her yere lavanta dikildi. Şimdi tüccarlara Ege’den Güneydoğu’ya kadar bir çok ilden lavanta teklifi geliyor. Üretim fazlalığı olunca da ürünün fiyatı ve değerlendirilmesi noktasında sıkıntılar başlıyor. Şu an lavanta yağına 400-500 TL’ye alıcı yok. Gelişi güzel destekler sektöre zarar veriyor. Karar vericilerin piyasa analizi yapıp, planlama yapması şart” diye konuştu.

Advertisement

YANGIN YERİNE KEÇİBOYNUZU

ATB 7. Meslek Komitesi Üyesi Ergin Civan, dünyanın en büyük kekik ihracatçısı olan Türkiye’de en büyük üretimin Denizli’de olduğunu belirtti. İhracatın sürdürülebilir olması için çalışmalar yapılması gerektiğini söyleyen Civan, kekikte rakip ülke sayısının arttığına dikkat çekti.

AİLE İŞLETMESİ ÖNEMLİ

Tıbbi aromatik bitkilerde doğru ekonomik modelin aile işletmesi olduğunu vurgulayan Ergin Civan, “Bu sektörde en büyük girdi işçilik maliyeti. Aile olarak tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliğiyle ilgilenenler diğer ürünlere göre daha fazla para kazanıyor” dedi. Civan, Manavgat’ta yanan alanlara özellikle keçiboynuzu dikimini önerirken, “Zaten keçiboynuzu, defne, kekik bölgenin doğal bitki örtüsü. Keçiboynuzu fiyatı dünyada görülmediği kadar arttı. Mutlaka yanan sahalara dikimi yapılmalı” dedi.

MANAVGAT’A TIBBİ AROMATİK BİTKİ BANDI TALEBİ

Advertisement

Manavgat Ziraat Odası Başkanı Rasim Metin, Manavgat’ın keçiboynuzu ve defne konusunda önemli bir yer olduğunu belirtirken, yangında tıbbi aromatik bitki varlığını kaybettiğini belirtti. Manavgat’ta yanan bölgedeki 7 köyde halkın geçiminin defneden sağladığını söyleyen Metin, bölgede köyle orman alanı arasına 500-600 metre bandında keçiboynuzu, defne, kekik ekimi ve dikimini önerdi. Metin, ücretsiz fidan desteği talebinde bulundu.

ERKEN HASAT UYARISI

Toplantıya katılanlar, tıbbi aromatik bitkilerde tarla üretimine geçilmesini önerirken, erken hasadın tıbbi aromatik bitkilerde kalite ve verim kaybına neden olduğuna dikkat çekti. Toplantıya katılan kurum temsilcileri de tıbbi aromatik bitkilerle ilgili yaptıkları çalışmaları anlatırken, Manavgat yangınından etkilerin alanların tekrar üretime kazandırılması konusundaki çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Rumico

Advertisement
Devamını Oku

Tarım ve Hayvancılık Haberleri

Pakdemirli: Polen alerjisine karşı saatlik uyarılar devreye giriyor

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi, polen tahminleri ile Ar-Ge iş birliklerini kapsayan önemli bir protokole imza attı. Tarım ve Orman Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen “Atmosferik Alerjik Polen Gözlem, Tahmin ve Uyarılar” ile Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen “Akademik ve AR-GE İnovasyon İş Birliği Protokolü” imza töreninde konuşan Bakan Pakdemirli, özellikle son 3 yılda meteoroloji alanında etkili uygulamaları hayata geçirdiklerini belirtti.

HAVA TAHMİN TUTARLILIĞINDA İLK 10 ÜLKE ARASINDAYIZ

Bakan Pakdemirli, “Bugün 4,8 milyon çiftçimize SMS ile meteorolojik uyarıları iletiyoruz. Zirai don uyarı sistemimizi tüm ilçelerimizi kapsayacak şekilde geliştirdik. Avrupa’da yaygın olarak kullanılan meteo-alarm sistemini yerli ve milli imkânlarla geliştirerek, METEOUYARI sistemini devreye aldık. Yerli ve milli imkânlarla üretilen insansız hava araçlarımız ve mühimmatları özelinde meteorolojik destek verdik. Türkiye’nin otomobili TOGG’un meteorolojik verilere anlık ulaşması için gerekli altyapıyı oluşturduk. Meteorolojide artık şampiyonlar ligindeyiz. Hava tahmin tutarlılığında ilk 10 ülke arasındayız. 7/24 hizmet veren Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz yakın zamanda 15 günlük hava tahminlerini de yayınlamaya başlayacak. Meteorolojide gelişen teknolojimizin yanında, insan kaynağımızın güçlendirilmesine de büyük önem veriyoruz. Bu vesileyle Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzün 100 personel daha alacağının müjdesini de vermek isterim” dedi.

TOPLUM SAĞLIĞINI KORUMAYA YÖNELİK ADIMLARIMIZI ATIYORUZ

Ankara Üniversitesi ile polen tahmin ve uyarılarını kapsayan iş birliğinin önemine dikkat çeken Bakan Pakdemirli, şöyle devam etti:

Advertisement

“Her 10 kişiden birinde sağlık sorunlarına yol açan polenler konusunda 2020 yılında Ege Üniversitesi’yle başlattığımız iş birliğini Ankara Üniversitesi’yle devam ettirmenin mutluluğu içindeyiz. Polenlere bağlı hastalıklarda, polenler ortaya çıkmadan ya da çıkar çıkmaz hastaların uyarılması, basit korunma önlemlerinin ve uygun tedavilerin düzenlenmesi hem hastalarımızın sağlığı hem de toplumun sosyal ve ekonomik gelişimi açısından önem taşıyor. İzmir Meteoroloji Bölge Müdürlüğümüzde polen ölçümleri yapan cihazın bir eşini, Ankara Meteoroloji Genel Müdürlüğü yerleşkemize de kurduk. Böylece polen gözlemleri iki kurumumuzca birlikte yapılmaya başlandı. Ayrıca Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz ve Ankara Üniversitesi teknik ekiplerinin birlikte çalıştıkları polen tahminleriyle ilgili algoritma geliştirme konusunda da önemli mesafe kat edildi. Ankara’da yaşayan ve polen alerjisi olan vatandaşlarımız günlük ve saatlik olarak yapacağımız uyarılarla önceden tedbirini alacak. Toplum sağlığını korumaya yönelik bu adımımızı Türkiye geneline yaymayı hedefliyoruz.”

ÇİFTÇİMİZİN REKABET ŞARTLARINI DAHA DA GÜÇLENDİRİYORUZ

Ankara Üniversitesi’yle yapılan ikinci iş birliğinin Ar-Ge konusunda olduğunu belirten Bakan Pakdemirli, Türkiye’nin, bulunduğu coğrafyanın en büyük ve en güçlü tarımsal Ar-Ge altyapısına sahip ülkesi olduğunu vurguladı.

Ar-Ge çalışmaları sonucu son 3 yılda yüzlerce yeniliği hayata geçirdiklerini, Ankara Üniversitesi ile TAGEM arasında da son 5 yılda 110 adet ortak proje yürütüldüğünü ve halen 16 projenin devam ettiğini ifade eden Bakan Pakdemirli, “Bugün imzalayacağımız yeni iş birliği ile karşılıklı olarak tarımsal araştırma ve uygulama konularında öğretim elemanları ile TAGEM araştırmacıları arasında doğrudan temas ve iş birliğini teşvik edeceğiz. Dünyada ve ülkemizde de büyük bir sorun olan antibiyotik direncini yönetmek için bitki sağlığı ve hayvan sağlığında kimyasal ilaçların yerine, bakteriyofaj, yani faydalı mikroorganizmaların kullanımı için birlikte çalışacağız. Değişen dünya koşullarına karşı çiftçilerimizin, üreticilerimizin rekabet şartlarını daha da güçlendireceğiz” diye konuştu.

Rumico

Advertisement
Devamını Oku

Trendler