Connect with us

Büyükbaş Hayvancılık

Sağmal Hayvanların Karbonhidrat ihtiyaçları

rasyon inek besleme

Süt İneklerinin Besin Madde İhtiyaçları

Rasyon: inek besleme de dikkat edilmesi gereken konulardan bir tanesi de laktasyondaki hayvanların enerji ihtiyaçlarıdır. Hazırlanan rasyon ihtiyaçları karşılayacak şekilde olmalıdır. İnek besleme de dikkat edilmesi gereken konular aşağıda kapsamlı olarak belirtilmiştir.

Rasyon NDF ve NFC Nedir?

Laktasyondaki sağmal inekler enerji ihtiyaçlarını genel olarak rasyondaki karbonhidratlardan karşılamaktadırlar. Karbonhidratları kabaca lifli ve lifsiz olan karbonhidratlar olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Lifli karbonhidratlar olarak nitelendirilen kısım genellikle NDF ibaresi ile rasyon kuru maddesinin yüzdesi olarak ifade edilir. Bununla birlikte lifsiz kardonhidrat olarak nitelendirilen kısım NFC olarak ifade edilir. Lifsiz karbonhidratlar genellikle şeker, fruktan, nişasta organik asitler ve pektin’den oluşur. Rumen içerisinde fermantasyon sonucu açığa çıkan asitler de lifsiz karbonhidratların yapısına katkıda bulunurlar.

inek Besleme: Karbonhidrat ihtiyacı

Karbonhidratlar içerisindeki şeker ve nişastanın toplam miktarı rasyonda NSC (yapısal olmayan karbonhidratlar) olarak ifade edilirler. NSC ve NFC birbirlerinden farklı ifadeler olup birbirleriyle karıştırılmaması gerekmektedir.



inek besleme nin en önemli noktalarından biri de hem rumen sağlığını korumak hem de gerekli olan enerji ihtiyacını karşılamaktır. Dolayısyla, rasyonda NDF ve NFC fraksiyonlarının optimum bir şekilde sağlanmasıdır. Ruminant hayvanlar enerji ihtiyaçlarını yukarıda da belirttiğimiz gibi karbonhidratların NFC fraksiyonlarından hızlı bir şekilde karşılamaktadırlar. Ancak, NFC fraksiyonları rumen içerisinde hızlı bir şekilde degrede olduklarından rumen sağlığını (asidoz) sıkıntıya sokmaktadırlar. Dolayısyla, hazırlanan TMR’nin NDF içeriği rumen için çok önemli bir konudur.

Laktasyondaki hayvanlara servis edilen rasyonun NDF içeriği çok önemlidir. NDF hayvanın geviş getirmesini sağlayacaktır. Geviş esnasında da çene altı tükürük bezlerinin çalışması sonu salya üretimini tetiklediği için rumen sağlığı açısından çok önemlidir.

Üretilen salya rumen içeriğini tamponlamakta olup rumen pH sını istenilen seviyelerde (6,0 – 6,2) tutmaktadır. Unutulmamalıdır ki yeterli NDF seviyesine sahip rasyon ile beslenen yüksek verimli sağmal hayvanlar günde ortalama 60 – 70. Litre tükürük üretip rumene göndermektedirler.

Rumene ulaşan bu salya ayrıca rumen içerisindeki sıvı akışını hızlandıracak ve mikrobiyel enerji ve mikrobiyel protein verimliliğini de arttıracaktır. Buradan şu sonucu çıkartabiliriz. Yüksek NDF içeriğine sahip rasyonlar rumen sağlığını destekler. Ancak NFC ye göre enerji ihtiyacını daha az karşılar.



RASYONUN Enerjisi

inek besleme de en zor olan hem enerji ihtiyacının karşılanması hem de aynı anda rumen sağlığını bozmayan rasyonların hazırlanmasıdır. Rasyon enerji içeriğini arttırmak için TMR ye genellikle nişasta ve diğer NFC kaynakları ilave edilir. Rasyona ilave edilen enerji kaynakları rumen içerisindeki mikroorganizma faaliyetlerini arttırarak gerekli olan enerjinin elde edilmesini sağlamaktadırlar. Rumen içerisinde artan mikroorganizma faaliyetleri rumen pH’sını düşüren uçucu yağ asitlerinin oluşmasını sağlarlar. Rumen pH’sının 6,0’ın altına düştüğü durumlarda NDF içeriklerinin sindirimi azalmaktadır. PH’nın 5,5’in altına düşmesi bu NDF sindirimini iyice zorlaştırmaktadır. Bu durum kuru madde tüketimini de etkilemekte, rumen sağlığını bozmakta asidoz vakalarının görülmesine neden olmaktadır. Anlaşılıyor ki, rasyon NDF ve NFC oranları arasında bir ilişki vardır. Sağmal hayvanlar için formüle edilen rasyonların aynı anda hem NDF hem de NFC oranlarına çok dikkat etmek gerekmektedir.

Rasyon daki NDF oranı incelenirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta fiziksel olarak etkili NDF dir. Fiziksel etkili NDF geviş almayı sağlayan birincil NDF dir. Hazırlanan rasyonun kıyım büyüklüğü ile alakalıdır. Ruminant hayvanlar için hazırlanan rasyonlarda kaba yemlerin kıyım büyüklükleri çok önemlidir. Kıyım büyüklüğü ne çok küçük ne de hayvanları rasyonu seçebileceği kadar da büyük olmamalıdır. Etkili NDF tayini için yem eleği muhakkak kullanılmalıdır.

NDF Oranı

Yüksek süt verimine sahip hayvanların rasyonlarındaki NDF oranı minimum %30 civarlarında olmalıdır. %30’un altındaki NDF oranları hayvanlarda asidoz riski oluşturabilmektedir. Ayrıca, formüle edilen rasyondaki maksimum NDF oranının da %37 – 40 aralığında olması sağlanmalıdır. Bu belirtiğim oranlar yüksek süt verimine sahip olan hayvanlar için geçerli olup daha detaylı bilgi için NRC‘den yararlanılabilir.

Sağmal hayvanların kuru madde ihtiyaçları başlıklı yazımızı buradan okuyabilirsiniz.

Büyükbaş Hayvancılık

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi büyük öneme sahip. Ruminant hayvanlarda vitamin ve mineral desteği büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok yaşamsal fonksiyona katkı sağlıyor.



Tüm canlılar gibi hayvanlar da normal yaşam fonksiyonlarını sürdürebilmek için vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaktadır. Geviş getiren hayvan olarak bilinen ruminant hayvanlar için de vitaminler; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyri için büyük önem taşıyor.

Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor. Hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin de üreme, tırnak kalitesi, bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi; steroit hormon sentezi, doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli olduğu bilinmektedir.

İnsanlar gibi hayvanlar için de gerekli olan vitamin ve mineraller büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok noktada yaşam fonksiyonlarının işlevi için önem taşıyor. Hayvan vücudunda sentezlenemeyen ve organizmada meydana gelen tüm metabolik faaliyetler içinde; kendine has spesifik görevleri olan vitaminlerin bazı çeşitleri stresle baş etmede de etkin rol oynuyor.



Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliği: Makro ve mikro mineraller

Vitaminler kadar öneme sahip, makro ve mikro olarak ikiye ayrılan minerallerin ise son derece dengeli bir şekilde; hayvanlara verilmesi gerekiyor. Bir başka deyişle, vitaminler ruminant hayvanlarda metabolizmayı destekliyor. Ruminant hayvanlar için de vitamin ve mineral desteğinin hayati önem taşımaktadır.

"<yoastmark

Sığırlarda vitamin ve mineral dengesi; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyrinde kritik rol oynuyor. Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor.

Bazı vitaminler stresle baş etmede de etkili oluyor. Ruminant hayvanlarda B grubu vitaminler rumendeki mikroorganizmalar tarafından sentezlense de bu mikroorganizmaların da vitamine ihtiyaç duyduğu göz ardı edilmemelidir.

Herhangi bir kalorisi olmayan vitaminler bu nedenle bir enerji kaynağı da değil. Ancak bu vitaminler, yemlerle alınan besin maddelerinin metabolize edilmesine yardımcı olarak, metabolizmanın sorunsuz bir şekilde çalışmasına destek oluyor. İlave olarak vitaminler, diğer besin maddelerinin sindirilmesini, emilmesini ve metabolize edilmesini de mümkün kılıyor.



Büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumunda vitamin gereksinimi artmaktadır. Vitaminler yağda ve suda eriyenler olarak sınıflandırılmaktadırlar. Yani, yağda eriyen vitaminler hiçbir şekilde dışarı atılmadan vücutta depolanmaktadırlar. Yağda eriyen A, D, E ve K vitaminleri yağlarla beraber safra tuzları ile oluşturdukları miseller halinde emiliyor.

Gen düzenlenmesi, bağışıklık sistemi ve göz sağlığı için gerekli olan A vitamininin eksikliğinde üreme performansında düşme, mastitis ve bağışıklık sisteminde zayıflama oluşuyor.

D vitamini kalsiyum ve fosfor metabolizması için önem taşıyor. Yani, D vitamini eksikliğinde büyümede gerileme; iştah kaybı, kemik ve eklem problemleri ile üreme problemleri görülüyor.

Antioksidan etkisine sahip E vitamininin eksikliğinde de üreme problemleri ve bağışıklık sisteminde zayıflama meydana geliyor.

K vitamini kanın pıhtılaşmasında etkin rol oynamaktadır. Lakin, K vitamini eksikliği halinde kan pıhtılaşmasında gecikme yaşanıyor. Ruminant hayvanlarda büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumlarında ise vitamin gereksinimi artıyor.

Eksik vitamin alımı üremede yavaşlama ve enfeksiyona neden oluyor

Suda eriyen vitaminler olan Tiamin (B1), Riboflavin (B2), Piridoksin (B6), Niasin, Kolin, Folik asit, Biyotin, Pantotenik asit, Siyanokobalamin (B12) ve C vitaminleri yağda eriyenlerin aksine hiçbir zaman vücutta depolanmıyor ve idrarla dışarı atılıyor. Bu nedenle hayvanların bu vitaminleri günlük olarak almaları gerekiyor. Suda eriyen bu vitaminler arasında sadece B12 vitamini vücutta depolanmaktadır.



Biyotin karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması için önemlidir. Lakin, eksikliğinde kıl ve tırnak yapılarında bozulmalar oluşuyor.

Yağ metabolizması ve yağların taşınması için gerekli olan kolinin eksikliğinde ise; büyümede yavaşlama ve üreme performansında gerileme yaşanıyor.

Folik asit, nükleik ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Dolayısıyla, eksikliğinde üreme performansında düşüş meydana geliyor.

Enerji metabolizması için gerekli olan niasinin eksikliğinde; enerji metabolizmasında yavaşlama ve büyümede gerileme görülüyor.

Pantotenik asit, karbonhidrat ve yağ metabolizması için gereklidir. Bu yüzden, eksikliğinde enfeksiyon oluşarak parazitozlara karşı direnç azalıyor.

Riboflavin (B2), enerji metabolizması için önemlidir. Bu yüzden, eksikliğinde görme bozuklukları, büyümede yavaşlama, deri ve tırnak yapısında bozulma meydana geliyor.

Aminoasit metabolizması için önem taşıyan Piridoksin (B6) eksikliğinde kıl yapısında ve protein metabolizmasında bozulmalar görülebiliyor.

Vitamin B12, nükleik asit ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Bununla birlikte, Vitamin B12 eksikliğinde ise sindirim sistemi mukozasında bozulmalar yaşanıyor.

Tiamin (B1), karbonhidrat ve protein metabolizması için ayrıca önem taşıyor.

Vitamin C ise antioksidan etkisi ile birlikte amino asit metabolizması için gerekiyor.

Mineraller bağışıklık sistemi ve birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli



Ruminant hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin üreme, tırnak kalitesi; bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi, steroit hormon sentezi; doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetlerin işlevi için gereklidir.

Makro (Ca, P, Mg, Na, K) ve mikro (Fe, Zn, Mn, Cu, Se, I, Co Cr) olarak ikiye ayrılan minerallerin; aynen vitaminler gibi son derece dengeli bir şekilde hayvanlara verilmesi gerekiyor.

Makro mineraller; kas, organ, kan hücreleri ve yumuşak doku oluşumunda görev alır; bununla birlikte, mikro mineraller ve Cl vücutta ozmotik basıncı ayarlar. Makro mineraller ayrıca yumuşak dokularda elektrolit olarak da bulunurlar. Bağışıklık sistemini destekleyen mineraller birbirlerine karşı da etki gösterir. Örnek olarak, Kalsiyum ve P, kemik ve iskelet oluşumunda birlikte etki gösterirken; Fe Cu ve Co hemoglobin sentezinde birlikte etki gösteren minerallerdir.


Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Sürdürülebilir hayvancılık için yem üretmeliyiz!

Sürdürülebilir hayvancılık için yem üretmeliyiz!

Sürdürülebilir hayvancılık için yem üretmeliyiz!

Sürdürülebilir hayvancılık için; yemler ilk dikkat edilmesi gereken konulardan biridir. Yem olmazsa süt olmaz. (Total Mix Ration) yarısını kaba yemler oluşturmaktadır.  Diğer yarısını da kesif yemler oluşturmaktadır. 20 kg ve üstü süt verimi için bir ineğin günde ortalama 7 kg yem tüketmesi gerekir.


Peki, çiftçinin satın aldığı 1 çuval yemin fiyatı nasıl düşer? Süt sanayicisi süt yemini hazırlamak için hammaddeyi nasıl ucuza tedarik eder? Tabii ki üretim yaparak, üreterek! Rasyonun yarısı olan kesif yemin içeriğinde bulunan hammaddelerin üretimi ülke genelinde arttırılarak.

Sürdürülebilir hayvancılık için; öncelikle yağlı tohum bitkileri üretim alanlarını genişletmelidir. Teşviklerle çiftçimizin bu ürünleri üretmelerini sağlamalıyız. Yağlı tohum bitkileri, kesif süt yemlerinin üretiminde oldukça önemlidir. İthal ettiğimiz için bu kaynaklar bize pahalıya mal olmaktadır. Bu sebeple soya, kanola, ayçiçeği, pamuk, susam gibi yağlı bitkilerin üretimini arttırmalıyız.

Örneğin, soya fasulyesinden elde edilen soya yağı, tam yağlı soya rasyona giren bir hammaddedir; ve ülkemizde Adana ve Mersin illerimizde ihtiyacı karşılamayacak miktarda üretilmektedir. Bunun sonucunda da yüzde 95 oranında ithal edilmektedir. Soya ekim alanları genişletilmelidir. Çiftçiyi bu ürünü ekmeye teşvik etmek için verilen destek arttırılmalıdır.

Kanola yağ bitkisi ülkemizde sadece Tekirdağ bölgesinde ekilmektedir. Ancak yapılan üretim ülkenin ihtiyacından çok daha alt seviyelerde kaldığı için; yüzde 95 oranında yurt dışından ithal edilmektedir. Kanola tarımı ülkemizde daha geniş alana yayılmalıdır. Kanola için verilen destek arttırılarak çiftçinin bu ürünü ekmesi teşvik edilmelidir.

Pamuk bitkisinin çekirdeği olan çiğit, çiftlik TMR’ına katılarak sütün yağ oranını arttırmaktadır. Ayçiçeği tohum küspesi (ATK) yine rasyonda kullanılan önemli bir protein kaynağıdır. Bu şekilde süt işletmesi hammaddeyi dışarıdan ithal etmek yerine; kendi çiftçisinden satın alarak maliyetini düşürür, bu da bir torba yemin fiyatına düşüş olarak yansır.



Sürdürülebilir hayvancılık için kaba yem üretimi arttırılmalıdır

Süt inekçiliğinde beslemede kullanılan en önemli protein kaynağı olan yonca, korunga; fiğ, silajlık mısır gibi yem bitkilerinin de üretimi yem maliyetlerini azaltmak için arttırılmalıdır.

Ülkemizde geniş tarım topraklarının, mera alanlarının ve hayvancılığın yoğun olarak Doğu Anadolu Bölgesinde olduğu bilinmektedir. Peki, Doğu Anadolu Bölgesinde toprak ve mera alanlarının durumu nedir? Hayvanlara ucuz yem sağlayabilmek için; kaba yem üretimimizi arttırmak zorundayız. Oysa ki biz toprağımızı ve meralarımızı kaderine terk etmiş durumdayız.

Öncelikle toprağı korumak gerekir ki; Türkiye her yıl toprak erozyonu sebebiyle 750 milyon ton toprak kaybetmektedir (TEMA). Erozyon sonucu kaybedilen toprak; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için gerekli olan organik maddece zengin olan verimli üst topraktır. Bu nedenle erozyonla kapsamlı bir şekilde mücadele edilmelidir.

Sürdürülebilir hayvancılık için ülkemizde geniş toprak ve meralarının bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesinde; kapsamlı ve doğru işleyen toprak ve bitki analiz laboratuvarları kurulmalıdır. Böylece birim alandan daha fazla bitkisel üretim gerçekleştirmek için; kullanılan gübrenin daha doğru ve yeterli oranda atılması söz konusu olur.

Sürdürülebilir hayvancılık için meralarımızın durumu nasıl?

Hayvanların erken otlatılması, otlatma kapasitesine dikkat edilmemesi ve mera tecavüzlerinin uzun yıllardan beri sıkça yapılıyor olması; meralarımızın verimliliğini çok düşürmüştür. Ayrıca süt verimi hayvan başına 3-4 kiloyu geçmeyen çok sayıda yerli ırk hayvanın meralarımızda oluşturduğu yoğun baskı da meralara zarar vermektedir. Az sayıda yüksek verimli hayvan ile hayvancılık yapmak meraları uzun vadede iyi bir şekilde kullanmamıza da olanak sağlayacaktır.

Bu bağlamda çiftçilerin iyi eğitilmeleri, mera tecavüzlerinin kısa sürede önüne geçilmesi ve düzeltilmesi, meralarımızın ıslah edilmesi gerekmektedir. Büyükbaş hayvanlarımız için en iyi kaba yem kaynağı olan meralarımızın en etkili şekilde korunması ve ıslah edilmesi şarttır. Yem bitkileri ekimine önem verilip, çiftçi desteklenerek kaba yem üretimi arttırılmalıdır. Böylece hem toprağın kalitesini arttırmış hem de hayvanlarımız için değerli protein kaynakları üretmiş oluruz.



Sürdürülebilir hayvancılık için düşük maliyetle üretim yapmak gerekir. Bunun için iyi genotipte hayvanlar kullanmamız gerekmektedir. Bu bağlamda ülkemizin batı bölgelerine baktığımızda uzun yıllar boyunca yapılan ıslah çalışmaları sonucunda süt verimi yüksek melez hayvanlar geliştirilmiştir. Bu sayede daha verimli ve kazançlı hayvancılık yapılmaktadır. Diğer taraftan ülkemizin Doğu Anadolu Bölgesine baktığımızda halen yerli ırklar ile hayvancılık yapılmaktadır. Bu da verimi düşük yetiştiricilik yapmak demektir.

Bununla birlikte, bu bölgelerde düzenli bir ıslah çalışması yapılmaya acilen başlanmalıdır. Melez, verimi yüksek, bölgenin iklim şartlarına uyum sağlayan tipler geliştirilmelidir. Çiftçiler bu yönde bilinçlendirilmelidir. Ayrıca, çiftciler yoğun bir eğitime tabi tutulmalıdır. Aynı zamanda çiftçinin de entansif hayvancılık yapması için isteği olmalıdır.

Daha önce yapılan ıslah çalışmalarına baktığımızda (Örn. Romanov & Morkaraman) halk eliyle ıslah sürecinde sorunlar çıktığını, ıslah edilmiş türleri çiftçinin bilinçsizce sattığını ve kesime gönderdiğini biliyoruz. Bu nedenle önce yetiştirici eğitilmelidir. Yetiştirici havyancılığı sadece günübirlik kazançlı bir ticaret olarak görmemeli.

Sonuç olarak, süt üretiminin istenen düzeyde gerçekleşmesi halinde Doğu Anadolu Bölgesine süt fabrikaları ve süt toplama merkezleri kurulmalıdır.

Yemi ucuza tedarik etmek zorundayız.

Ayrıca, yem sanayicisinin hammaddeyi ucuza alması gereklidir. Bununla birlikte üreticinin de yemi ucuza alması gereklidir. Bunun için önce toprak ve meralarımızı koruyup bilinçli ve doğru bitkisel üretim yapmak zorundayız. Bulunduğu bölgenin iklimine uyum sağlamış kültür hayvanları geliştirmeliyiz. Yerli genotip hayvanlarımızı ıslah ederek yemden yararlanma seviyelerini ve verimlerini artırmalıyız.



Tarım ve hayvancılıktaki sorunların bugün oluşmadığı ortada. Ancak -ne yapılması gerektiği bilinmesine rağmen- sorunların çözümüne dönük bir tarım politikasının uygulanamadığı da bilinen bir gerçektir. Bu nedenle öncelikle uzun vadeli, planlı ve üretime dönük politikaların oluşturulması gerekmektedir. Bunun için de başlangıç noktası yem bitkileri üretimini artırmak ve meraları ıslah etmek olmalıdır.

Kaynak: https://sutdunyasi.com/

Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Başarılı bir süt sığırı yetiştiricisi her bir ineğinden yılda 1 buzağı almaya gayret eder. Bir inekten bir buzağı elde etmek ise birbiri ile bağlantılı pek çok işin sonucunda gerçekleşir. Bu iş her şeyden önce kızgınlığın tespit edilmesindeki başarıya bağlıdır.



Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırı yetiştiriciliğinde, kızgınlığın belirlenmesi çok önemli ve buna karşın kolaylıkla üstesinden gelinebilecek bir iştir. Kızgınlık, ergin bir ineğin gebe kalıncaya kadar düzenli aralıklarla çiftleşme isteği gösterdiği ya da erkeği kabul ettiği fizyolojik ve içgüdü kaynaklı eşeysel davranışları sergilediği dönemlerdir.

Kızgınlığın belirlenmesinde başarı, ineklerin gözlenme sıklığı ve gözlem için ayrılan zamana bağlıdır. 21 günlük üreme döngüsü içerisinde, kızgınlığın (sıcak mevsimlerde 12 saate kadar düşse de) ortalama 15 – 18 saat sürmesi, gözlenme sıklığı ve gözlem için ayrılan zamanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Daha da önemlisi, en yüksek döllenme oranı sağlanabilecek (optimal) süre, sadece 12 saat kadardır. Bu nedenlerden dolayı, bir ineğin kızgınlığı sırasında oluşan (fizyolojik ve davranışsal) değişimlerin iyi bilinmesi gerekir.

Üreme döngüsünün birinci günü, inekte kızgınlığın başladığı gün olarak kabul edilirse, bundan birkaç gün öncesinde o ineğin yumurtalıklarında bir folükül olgunlaşmaya başlamış demektir. Bu folükül, içerisinde, yumurta hücresini barındırır ve salgıladığı bir hormon (östrojen) ile inek farklı davranış göstermeye başlar.

İnek, başlangıçta huzursuz bir duruma gelir ve diğer ineklerin üzerine sıçramaya çalışır. Bu hormonun salgılanması en üst seviyeye ulaştığında, kızgınlık meydana gelir.

Kızgınlığın başladığı, gün kızgınlığın ilk günüdür. İnek , 15 – 18 saat devam edecek olan kızgınlık süresince diğer ineklerin kendi üzerine sıçrama hareketi göstermesine izin vermekte ve bu esnada yerinde hareketsiz durmaktadır.
Olgunlaşan folükülün patlayarak içindeki yumurta hücresini serbest bırakması (ovulasyon), kızgınlığın ikinci gününe veya ineğin kızgınlıktan çıktıktan sonraki zamanına rastlar.

Metaöstrüs Dönem

Bu döneme, kızgınlık arkası (metaöstrus) dönem adı verilir. Kızgınlık arkası dönemin ikinci ve üçüncü günlerinde, düvelerin % 90’ı ile ineklerin % 50’inde ferçten hafif kanlı akıntı (kanama) olur. Bu durum, normal bir durum olup gebe kalma oranı ile ilişkili değildir.

İneğin yumurtalıklarında, patlayan folükül’ün yerine oluşan yapıya sarı cisim adı verilir ve sarı cisim dördüncü günden itibaren bir hormon (progesteron) salgılamaya başlar. Artık bu günden itibaren kızgınlık arkası dönem bitmiş ve bunun yerine kızgınlık sonrası (diöstrus) adı verilen başka bir dönem başlamıştır.



En yüksek döllenme oranı için uygun tohumlama zamanını bilmek gerekir

İnekler, kızgınlığın başlangıcı olan ilk saatlerde boğalar tarafından sıçrama hareketine, içgüdüsel olarak, müsaade etmezken, diğer ineklerin sıçrama hareketine müsaade etmektedirler. Boğaların sıçrama hareketine veya çiftleşmeye ise, döllenme için daha doğru zaman olan, kızgınlığın daha ileriki saatlerde müsaade ederler.

Tohumlama zamanı ile ineğin kızgınlık gösterdiği saatler birbiri ile eş zamanlı değildir. En yüksek döllenme oranı için uygun tohumlama zamanını bilmek gerekir.

En uygun tohumlama zamanı, kızgınlık sürecinin sonları ile bitiminden sonraki birkaç saatlik zamandır.
Boğa ile elde çiftleştirme (doğal aşım) yapılıyorsa, bu çiftleştirme suni tohumlamanın zamanından daha önce olabilir. Bunun nedeni ise, doğal aşımda ejekülatın vagina içine, yapay tohumlamada ise, dölyatağı içine bırakılmasıdır.

Yapay tohumlamanın yapılacağı en uygun zaman aralığı, ortalama 18 saat süren kızgınlık sürecinin son 6 saati ile, ineğin kızgınlıktan çıktıktan sonraki 6 saatlik zaman aralığıdır. Bu zaman aralığı böylece toplam 12 saat kadardır.
Yetiştiriciler, sabah kızgın olduğunu gördükleri ineklerini öğleden sonra, öğleden sonra kızgın olarak belirledikleri ineklerini ise ertesi gün sabah tohumlatma yoluna gitmelidirler. Bu yöntemin başarısı, kızgınlığın başlama zamanının doğru olarak belirlenmesine bağlıdır. Kızgınlığın başlangıcı iyi saptanamazsa bu metot iyi sonuç vermeyebilir.

Spermler dölyatağına konulduklarında döllenme yeteneğine sahip değillerdir. Spermlerin, dölleme yeteneğini kazanabilmesi için dölyatağına konulduktan sonra belirli bir sürenin geçmesi gerekir ki sperm ancak bu süre sonunda dölleme yeteneğini (kapasitasyon) kazanır.



Kızgınlık Belirtileri;

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. En uygun tohumlama zamanının belirlenmesi için kızgınlık başlangıcının tam olarak belirlenmesi, bunun için de kızgınlık belirtilerinin çok iyi bilinmesi gerekir.

• Kızgın olan inekler geceleri ayakta olmayı tercih ederken, gündüzleri de nadiren yatarlar ve ürkütüldüklerinde sürü içinde ilk tepkiyi veren hayvanlardır.

• Kızgınlığın henüz başlama aşamasında olan inekler, kendilerinin üzerine sıçranmasına müsaade etmezken, kızgınlık gösteren diğer ineklere sıçrama hareketinde bulunurlar. sıçrama hareketi sırasında yerinde durmayan ineklerde kızgınlık başlamış sayılmamalıdır. Sıçrama hareketine müsaade etme kızgınlığın en önemli belirtisidir. Yeterince gözlem yapıldığında ineklerin sırt ve sağrılarında diğer ineklerin sıçraması sonucu oluşan kirlenme ve hafif deri deformasyonları rahatlıkla gözlemlenebilir.

• Kızgınlık başlangıcına yakın olan inekler, bir araya toplanma eğilimi gösterirler. Boğa olması durumunda, boğaya mümkün olduğunca yakın olma eğilimindedirler.

• Kızgın ineklerin, hareketlilikleri artar, yem yeme istekleri azalır, o günkü süt verimlerinde bir miktar düşme gözlenir.

• Diğer ineklerin ferçlerini koklarlar, kızgın olan veya kızgınlığı yaklaşan ineklerin arka kısımlarına çenesini sürterler.

• Yakından gözlemlenmediği sürece fark edilmesi zor olmakla birlikte kızgın ineklerin, ferç’i, pembe, ıslak ve şişkin görülür. Ferçten, halk arasında Çara adı da verilen şeffaf, yapışkan bir

• Akıntı görülür. Çara, kızgınlığın başlangıcından önce başlayarak, bitiminden sonraki günlere kadar görülebilir.

Kızgınlık Gözlemede Etkinlik

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Kızgınlık gözlemlerinin, bazı kaynaklara göre, gün boyu, sürekli yapılmasının, % 98-100 başarılı sonuç verdiği, buna karşın günde iki defa sürü içinde dolaşılması ile % 80 – 90 başarılı sonuç alınabildiği bildirilmektedir. Ancak, günlük yemleme, sağım gibi işler sırasında gözlem yapılırsa, kızgınlığa gelen ineklerin sadece % 50’nin saptanabildiği bildirilmektedir.

Günde yapılan gözlem sayısı Kızgınlığın belirlenmesinde başarı

Günde 1 kez %60
Günde 2 kez %80
Günde 3 kez %90
Günde 4 kez %100

Kızgınlık Saati

Kızgınlığın, ineklerin % 60’nda sabah, % 45’nde ise öğleden sonra gözlendiği bildirilmekte ve sadece sabah ve akşam gözlem yapılması durumunda sürüdeki kızgın ineklerin % 85 ‘nin saptanabileceği belirtilmektedir. Ayrıca, sabah ve akşam iki defa gözlem yapmaya ek olarak öğle vakti de gözlem yapılması sonucu sürüde kızgınlık gösteren % 6-7 kadar diğer bazı ineklerin de belirlenebileceği sonuçlara eklenmektedir.

Ayrıca gözlem yapılma saati de etkili bir faktör olup , sabah saat 6 da gözlem yapılması, saat 7 de gözlem yapılmasına göre kızgınlığın belirlenmesinde % 14 kadar daha etkin olmaktadır.

Çeşitli faktörler bir sürüdeki kızgınlığın saptanmasındaki başarıyı düşürebilir. Beslenme, olumsuz hava koşulları, hastalıklar gibi nedenler bunlar arasında olmakla beraber en önemli neden, gözlem sırasında yapılan hatalardan kaynaklanmaktadır.

Bir kişi, etkin çalışabilirse 300 kadar ineğin kızgınlık belirlenmesinde yeterli sonuç alabilir. Ancak, 10 inekten büyük sürülerde kızgınlığın belirlenmesinde,

• Hayvanların numaralanması
• Kayıtlarının tutulması,
• Hayvanların gruplara ayrılması, başarıda çok önemli bir rol oynamaktadır.

Çünkü, kızgınlık nedeniyle hareketlenen inek sayısı ne kadar fazla olursa kızgınlığın saptanması da o kadar kolay olacak demektir.



Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı gözlemi nasıl yapılmalı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Kızgınlık gözlemi bir işletmede yılda elde edilecek buzağı sayısı üzerinde etkili çok önemli bir yetiştiricilik işi olup bunun deneyimli kişiler tarafından ve sürekli yapılması gerekir. Tüm kızgınlık belirtilerini iyi bilen bir yetiştirici ahır içinde belirli bir düzen içinde vakit ayırarak işletmesinde üreme etkenliğini dolayısıyla karlılığı ve başarıyı artırabilir. Bir ahır içinde bulunan ineklerde kızgınlık gözlemi yaparken dikkat edilecek noktalar aşağıda sıralanmıştır.

a. Uygun zamanda gözlem yapılmalıdır. En iyi gözlem zamanı yemleme sonrası veya ineklerin sağıma alınma öncesi zamandır.

b. Gözlem yapacak kişi bu iş için rahat kıyafetleri ile ahır içinde dolaşacak şekilde hazırlanmış olmalıdır.

c. Kızgınlık gözlemi sırasında yem kontrolü veya herhangi bir diğer işe bakılmamalıdır.

d. Gezinti alanları rahatlıkla yürünecek ve dikkati bozmayacak çalışmaya olanak verecek şekilde olmalıdır.

e. Gezinti alanında çalışanlar varsa bu iş bittikten sonra gözlem yapılmalıdır.

f. İneklerin arasında yavaş ve rahat bir şekilde gezinilmelidir.

g.50 ineklik bir bölmede bir gözlem süresi en az 25 dakika sürmelidir.

Ayrıca, kızgınlık gösteren ineklerin kapalı bir yerde, rahat bir ortamda, bir sundurma altında tutulması ve çiftleştirilmesi önerilmektedir. Özellikle yaz aylarında, serin ve rahat bir yer temini döllenmedeki başarı için çok büyük önem teşkil etmektedir.

Kaynak: PSU



Devamını Oku

Trendler