Connect with us

Büyükbaş Hayvancılık

Sıcaklık Stresi ve Süt İneklerinin Beslenmesi

Sıcaklık Stresi ve Süt ineklerinin Beslenmesi

Sıcaklık Stresi ve Süt İneklerinin Beslenmesi

Havaların ısındığı bu günlerde sıcaklık stresi ve süt ineklerinin beslenmesi hepimizin ortak konusunu oluşturmaktadır.

Ülkemizin batı ve güney kesimleri yüksek yaz sıcaklıklarının görüldüğü ve yoğun olarak süt sığırcılığı işletmelerinin bulunduğu bölgelerdir. Hayvansal üretimde verimleri belirleyen çevresel etmenlerden birisi de çevre sıcaklığıdır. Yaz aylarında sıcak stresi oluşturan yüksek sıcaklıklar süt ineklerinde yem tüketimini düşürerek verimlerini ve sağlıklarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu olumsuz etkinin olabildiğince giderilmesi ancak doğru besleme programlarının uygulanması ve bir takım fiziki önlemlerin alınmasıyla giderilebilir. Bu yazımızda sıcaklık stresi ve süt ineklerinin beslenmesi üzerinde durulması gereken konular hakkında sizlere bilgiler vermeye çalışacağım.



Metabolik ısı ve Sıcaklık Stresi ve Süt ineklerinin Beslenmesi

Yüksek sıcaklıklarda sıcaklık stresi ve süt ineklerinin beslenmesi verimlilik adına oldukça önemlidir. Yüksek çevre sıcaklığının laktasyondaki ineklerde özellikle de yüksek verimli hayvanlarda süt verimine olan olumsuz etkisi bilinen bir gerçektir. Süt ineklerinde doğumla birlikte başlayan laktasyonun ilk dönemini özel kılan bir çok neden bulunmaktadır. İneklerde süt üretiminin bu dönemde pike ulaşması ve sınırlı yem tüketimi bu dönemin en önemli özelliği ve çözülmesi gereken problemidir. Diğer taraftan, doğum sonrası involüsyon mekanizması çalışmakta, hayvanlar yeni bir kızgınlık için hazırlanmaktadır. Burada geçen süre doğrudan servis periyodu ve buzağılama aralığı gibi süt sığırcılığı işletmelerinde başarının sorgulanmasında kullanılan temel göstergeleri etkilemektedir. Hayvanların yıpranan dokularını onararak yeni gebelik için vücutlarını hazırlamaları, yoğun bir süt üretimine başlamaları onları yeterince stres içine sokmaktadır.

Doğum sonrası dönemde hızlanan metabolizma, hayvanların metabolik ısı üretimlerinde de artışa neden olur. Metabolik ısı üretiminin organizma tarafından dengelenebilmesi, sıcak stresinin oluştuğu koşullarda daha da güç olmaktadır. Dolayısıyla, hayvanların laktasyon süt verimi, döl verimi ve sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bunlara ek olarak yaz aylarında artan çevre sıcaklıkları ile hayvanların yem tüketimleri düşmekte ve yem tercihleri değişmektedir.

Yüksek çevre sıcaklığından kaynaklanan olumsuzlukları gidermek için genel olarak; çevrede bir takım fiziki iyileştirmer (gölgelikler ve serinletici fan uygulamaları) yapılmalıdır.

Sıcaklık Stresi ve Süt ineklerinin Beslenmesi için Rasyon Düzenlerken Dikkat Edilmesi Gerekenler



1. Termonötral Kuşak Kavramı

Hayvanlar, çevresindeki bir dizi fiziksel ve psikolojik faktörlerle iç içe yaşarlar. Fiziksel faktörler içerisinde;

  • sıcak veya soğuk,
  • nemlilik veya kuruluk,
  • dinginlik veya fırtına,
  • açık veya bulutlu hava gibi atmosfer özellikleri
  • iklim koşulları önemli bir yer tutar.
  • Ekstrem iklim koşulları hayvanın verimi ve sağlığı üzerinde büyük değişikliklere yol açabilir.

İklim koşullarından hava sıcaklığı (termal çevre); rüzgâr, yağış, nem ve radyasyon ile etkinliği değişerek, hayvan performansı üzerine doğrudan yansır. Çünkü, hayvanlardaki büyüme, besi, üreme, et ve süt gibi verim performansı, termal çevre ile sıkı sıkıya bağlantılıdır. Aslında, termal çevre etkisi, çeşitli iklimsel olayları birleştiren etkin çevre sıcaklığı (EÇS) olarak tanımlanabilir. Hayvanlar, yem tüketimini, metabolizmasını ve ısı salımını ayarlayarak EÇS içerisindeki iklimsel değişikliklere uyum sağlayabilmektedir.

Vücut sıcaklıkları bakımından poikilotermik ve homeotermik olmak üzere hayvanlar alemi iki ana gruba ayrılabilir.

Poikilotermik hayvanlar, vücut sıcaklıkları bulunduğu ortama uyan soğuk kanlı hayvanlar olarak bilinmektedirler. Homeotermik hayvanlar ise, değişen çevre koşullarına karşı vücut sıcaklıklarını koruyan sıcak kanlı hayvanlar olarak sınıflandırılmaktadır. Bu gruba giren hayvanlar çevreden aldıkları veya çevreye yaydıkları ısıyı, metabolizmaları tarafından üretilen ısı ile birlikte dengelerler. Bu şekilde vücut sıcaklıklarını sabit tutmaya çalışırlar. Homeotermik hayvanlar için optimum verim ve performansın sağlandığı aralık şöyledir. Vücudun ne serinletilmesi ne de sıcaklığının korunması için herhangi bir ek enerjiye gereksinim duyulmadığı aralık olarak ifade edilebilir. Yeni doğmuş buzağılar dışında süt sığırlarında en yüksek enerji etkinliğinin sağlandığı optimum verim ve performansa ilişkin sıcaklık sınırları 13-18˚C dir. Buna karşın, 5-25˚C arasındaki çevre sıcaklıklarında da yem tüketimi ile çeşitli fizyolojik mekanizmaların fazla etkilenmeyeceği belirtilmektedir.

Sıcaklık stresi ve süt ineklerinin beslenmesi için tahmin edilen sınırlara ilişkin değerler; Berman ve ark., (1985) tarafından üst kritik sıcaklık için 25-26˚C arasında bildirilirken, Johnson (1987)’e atfen West, (2003) tarafından da termonötral kuşak -0.5 (C) ile 20˚C arasında tahmin edilmiştir.

Son zamanlarda çevre sıcaklığı ile oransal nem düzeyinin bir fonksiyonu olarak hesaplanan indeks değeri kullanılır. (Temperature Humidity Index-THI) sıcak stresinin ifade edilmesinde kullanılmaktadır. Buna göre, sıcaklık stresi ve süt ineklerinin beslenmesi için termonötral kuşağın üst sınırı 70. Orta derece sıcak stresi için 70 – 74. Sıcak stresi için 74 – 77 ve ciddi derecedeki sıcak stresi için de THI ≥ 77 olarak bildirilmektedir.

2. Hayvanların Fizyolojik Tepkileri

Homeotermik hayvanların değişen çevre sıcaklıklarına karşı, vücut sıcaklıklarını ayarlama yetenekleri evrimsel bir uyumun göstergesidir. Burada, çevre sıcaklığı vücuttaki fizyolojik işlemlerin kontrol edilmesinde bir sinyal olarak işlev görmektedir. Merkez sinir sisteminde bulunan peripheral termoreseptörler ve termosensitive üniteler bu sinyalleri taşırlar. Isınan hipotalamusun preoptik bölgesi bütün mevcut fizyolojik ve davranışsal ısı kaybı mekanizmalarını aktive eder. Sıcak stresi hipotalamusun ön bölgesindeki soğutma merkezini etkileyerek medial tokluk merkezini uyarır ve lateral iştah merkezini engeller. Bu da yem tüketimini dolayısıyla da süt verimini düşürür.

Genel olarak hayvanların sıcak stresine karşı homeostatik tepkileri, solunum sayısının artması, kalp atış hızının düşmesi, terlemenin artması olarak ifade edilebilir.



3. Süt İneklerinin Sıcak Stresinde Beslenmeleri

Yukarıda açıklanan bilgiler ışığında sıcaklık stresi ve süt ineklerinin beslenmesi için yaz rasyonların titizlikle düzenlenmelidir. Bu düzenleme hem işletmedeki hayvanların sıcaktan daha az zarar görmelerini sağlayacaktır. Bu arada üretimde oluşacak kayıpları önlediği için işletme kârlılığını arttıracaktır.

Bu dönemde beslemeye ilişkin pratik olarak yapılabilecek düzenlemeler aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

Su Gereksinimi

Süt ineklerinin su gereksinimleri hayvanların;

  • ırk,
  • yaş,
  • kuru madde tüketimi,
  • canlı ağırlığı,
  • tükettikleri rasyonun kuru madde düzeyi ve miktarı,
  • çevre faktörleri (sıcaklık, bağıl nem vb),
  • süt verimleri,
  • gebelik durumu gibi bir çok etmene bağlı olarak değişebilmektedir.

Sıcak stresi altındaki süt ineklerinin yoğun terledikleri de bilinmektedir. Ayrıca süt ineklerinin ürettikleri sütün büyük bir bölümünü suyun oluşturduğu düşünülelim. Sıcak stresi altındaki hayvanlarda suyun yaşamsal işlevi daha iyi değerlendirilebilir. Bu nedenle, sıcak yaz aylarında hayvanlara sürekli temiz su sağlanmalı ve suluklar hayvanların her zaman rahatça ulaşabildikleri yerlerde kurulmalıdır. Suluklardaki suyun da ısınmasını engellemek için gölgelik altında yerleştirilmesinde yarar olacaktır. İdeal içme suyu sıcaklığı 13-19˚C olarak önerilmektedir.

Kuru Madde Tüketimi

Süt ineklerinde sıcak yaz aylarında uygulanan besleme programları incelenmiştir. Bu proğramlarda çoğunlukla iyi bir gebelik oranının ya da sorunsuz bir döl veriminin sağlanmaya çalışıldığı görülür. Bu durumda, düşük oranda yaz asidoz sendromu (Summer Acidosis Syndrome-SAS) olgularının öngörülür. Sıcak stresinin etkin olduğu dönemde dalgalanmayan sürü süt verimi ve süt bileşimi ile daha düşük laminitis vakalarının hedeflendiği görülmektedir.

Buradaki ortak payda, yüksek çevre sıcaklığı nedeniyle düşen kuru madde alımıdır. Ya da kuru madde tüketimini arttırmak amacıyla alınan önlemlerden kaynaklanan sorunlardır. Çevre sıcaklığı arttıkça kuru madde tüketimi azalmakta ve hayvanlar kendileri için gerekli besin maddelerini alamazlar. Bu durumda süt verimleri ciddi anlamda düşmektedir. Sıcağın derecesine ve rasyonun bileşimine bağlı olarak kuru madde tüketimlerinin %5-25 düzeylerinde düştüğü bildirilmektedir.

Yaz aylarındaki sıcak yalnız hayvanları etkilemekle kalmaz, ruminantların beslenmesinde önemli bir yer sahip kaba yemlerin de kalitesini olumsuz yönde etkiler.

Kaba yem kalitesinin düşmesi hayvanların yem tüketimini de düşürmektedir. Kaba yemlerde sıcaklığın etkisi ile özellikle yapısal karbonhidrat düzeylerindeki artış, hayvanlarda metabolik ısı üretimini arttırmaktadır. Bu şekilde kalitesini yitirmiş kaba yemler hayvanlara verilirken dikkatli olunmalıdır. Stres altındaki hayvana kalitesiz kaba yemleri vermek yerine, yonca gibi yaz aylarında yetişen baklagil otları verilmelidir. Ayrrıca, mısır silajından yararlanmak daha doğru bir yaklaşımdır. Bununla birlikte rasyonun kaba / kesif yem oranının iyi dengelenmesi gerekir. Rasyondaki kaba yem oranı düşürülerek, kesif yemin oransal olarak arttırılması bu dönemde yem tüketimini arttıracaktır. Dolayısıyla, bu durum oluşan enerji açığının giderilmesinde ilk akla gelen düzenlemelerden birisidir.

Protein Gereksinimi

Rasyondaki protein eksikliği süt verimine hemen etki eder ve süt verimini düşürür. Sıcak stresi altında yürütülen bir çalışmada yeterli (%14.3) ve yüksek (%20.8) düzeyde protein içeren rasyonlar verilmiştir. Bu çalışmada, yüksek protein içeren rasyonla beslenen hayvanların süt verimleri %6 düzeyinde artmıştır. Ancak yüksek proteinli besleme programları hayvanların döl veriminde çeşitli sorunlara neden olabilmektedir. Bir diğer çalışmada 28, orta (%17.5) ve yüksek (%23.1) düzeyde protein içeren rasyonlarla beslenen hayvanlarda ilk tohumlamada gebelik oranlarına bakılmıştır. Yüksek protein içeren rasyonlarla beslenen hayvanların daha düşük gebelik oranına sahip olduğu görülmüştür.

Bu nedenle yaz dönemi beslemesinde protein düzeylerinin iyi dengelenmiş olması önemlidir. Diğer yandan rasyondaki yıkılabilir protein düzeyinin ham proteinin % 61’inden az olması önerilmektedir.

Proteinin kalitesi de önemli bir unsurdur ve bunu belirleyen en önemli amino asitlerden birisi de lisindir.

Enerji Gereksinimi

Süt ineklerinin sıcak dönemlerde artan solunum sayıları, terleme gibi fonksiyonlar için harcadıkları enerji miktarı onların yaşama payı enerji gereksinimlerini arttırmaktadır. Çevre sıcaklığının 20˚C’den 35˚C’ye çıkması ile birlikte süt ineklerinde yaşama payı enerji gereksiniminin %20 düzeylerinde arttığı bildirilmektedir. Yaşama payında gereksinim duyulan bu ek enerjiye karşın diğer yandan düşen kuru madde tüketimi ile hayvanların enerji alımları olumsuz etkilenmektedir. Bir çalışmada, sıcak stresiyle hayvanlarda rumen hareketlerinin azaldığı ve rumende üretilen uçucu yağ asitleri miktarlarının düştüğü bildirilmektedir. Bu bilgilerin ışığı altında gelinen nokta, karşılanamayan enerji gereksinimidir. Bu enerji açığı kapatmanın en kolay yollarından biri rasyondaki kaba / kesif yem oranı yukarıda açıklandığı gibi tekrar gözden geçirmektir. Yani, rasyondaki kesif yem oranı yükseltilerek enerji gereksinimi karşılanmasıdır. Diğer önerilen yol ise rasyonlara yağ eklenmesidir.



Vitamin ve Mineral Gereksinimi

Sıcak koşullarda süt sığırlarının verimlerini sürdürebilmeleri için bir takım vitamin ve minerallere olan gereksinimleri değişebilmektedir. Yapılan bir çalışmada, sıcak dönemlerde özellikle niasince rasyonun zenginleştirilmesi sonucu şunlar gözlemlenmiştir. Süt miktarı ve bileşimini etkilememesine rağmen hayvanın solunum sayısını ve vücut sıcaklığını düşürdüğü bildirilmiştir.

Sıcak stresi altındaki hayvanların diğer bir sorunu da, terleme ile vücut sıcaklıklarını sabit bir düzeyde tutmaya çalışırlar. Bu esnadaki en büyük sorun, vücutlarından attıkları mineral madde miktarlarında görülen artışlardır. Bu nedenle sıcak stresi altındaki hayvanların Na, K, Mg, Cl gibi mineral madde gereksinimleri de dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte azalan kuru madde tüketimi ve düşen kaba yem tüketimi, ruminasyonu azaltacaktır. Ruminasyon azalınca tükrük yolu ile rumene gelen HCO3 miktarında da düşmeler görülmektedir. Bu nedenle hazırlanan rasyonlarda sodyum bikarbonat gibi tampon etkili maddeler önem kazanır.

Rasyondaki anyon katyon dengesi ve dolaylı olarak kandaki asit baz dengesinin sağlanması sıcak dönemdeki verimleri olumlu yönde etkilemektedir. Uygun olarak hazırlanmış rasyonlarla beslenen hayvanların daha az strese girdiği ve verimlerin çevre sıcaklığından daha az etkilendiği bilinmektedir.

Öneri ve Tavsiyeler

  • Hayvanların kuru madde tüketimlerini sürekli izlemek, hayvanların verimliliklerini değerlendirmede en etkili yollardan biri gibi görünmektedir. Özellikle sıcak yaz aylarında kuru madde tüketimlerinde düşme gözleniyorsa rasyonlar gözden geçirilip yeniden düzenlenmelidir. Düşen kuru madde tüketimini teşvik etmek için iştah arttırıcı maddeler kullanılabilir.
  • Yemleme zamanları ise hayvanların rahat yem tüketebilecekleri serin saatlere alınabilir.
  • Hayvanlar için yaşamsal önemi olan su, temiz ve elverdiğince serin olmalı ve hayvanların her istediklerinde ulaşabilecekleri bir yerde sürekli bulundurulmalıdır.
  • Sodyum, potasyum, klor, magnezyum gibi mineral maddeler ile tampon etkili maddeler rasyonlara eklenmelidir.
  • Düşen rumen faaliyetlerini güçlendirmek için bu dönemde maya kullanılabilir.
  • Hayvanlardaki enerji açığını gidermek için by-pass etkili enerji kaynaklarından yararlanılabilir. Bu durum hem rumendeki sindirim dengesini bozmaz hem de gerekli olan enerjiyi karşılayabilir.

Kaynak: Dr. Hulusi AKÇAY – Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi

Büyükbaş Hayvancılık

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Başarılı bir süt sığırı yetiştiricisi her bir ineğinden yılda 1 buzağı almaya gayret eder. Bir inekten bir buzağı elde etmek ise birbiri ile bağlantılı pek çok işin sonucunda gerçekleşir. Bu iş her şeyden önce kızgınlığın tespit edilmesindeki başarıya bağlıdır.



Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırı yetiştiriciliğinde, kızgınlığın belirlenmesi çok önemli ve buna karşın kolaylıkla üstesinden gelinebilecek bir iştir. Kızgınlık, ergin bir ineğin gebe kalıncaya kadar düzenli aralıklarla çiftleşme isteği gösterdiği ya da erkeği kabul ettiği fizyolojik ve içgüdü kaynaklı eşeysel davranışları sergilediği dönemlerdir.

Kızgınlığın belirlenmesinde başarı, ineklerin gözlenme sıklığı ve gözlem için ayrılan zamana bağlıdır. 21 günlük üreme döngüsü içerisinde, kızgınlığın (sıcak mevsimlerde 12 saate kadar düşse de) ortalama 15 – 18 saat sürmesi, gözlenme sıklığı ve gözlem için ayrılan zamanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Daha da önemlisi, en yüksek döllenme oranı sağlanabilecek (optimal) süre, sadece 12 saat kadardır. Bu nedenlerden dolayı, bir ineğin kızgınlığı sırasında oluşan (fizyolojik ve davranışsal) değişimlerin iyi bilinmesi gerekir.

Üreme döngüsünün birinci günü, inekte kızgınlığın başladığı gün olarak kabul edilirse, bundan birkaç gün öncesinde o ineğin yumurtalıklarında bir folükül olgunlaşmaya başlamış demektir. Bu folükül, içerisinde, yumurta hücresini barındırır ve salgıladığı bir hormon (östrojen) ile inek farklı davranış göstermeye başlar.

İnek, başlangıçta huzursuz bir duruma gelir ve diğer ineklerin üzerine sıçramaya çalışır. Bu hormonun salgılanması en üst seviyeye ulaştığında, kızgınlık meydana gelir.

Kızgınlığın başladığı, gün kızgınlığın ilk günüdür. İnek , 15 – 18 saat devam edecek olan kızgınlık süresince diğer ineklerin kendi üzerine sıçrama hareketi göstermesine izin vermekte ve bu esnada yerinde hareketsiz durmaktadır.
Olgunlaşan folükülün patlayarak içindeki yumurta hücresini serbest bırakması (ovulasyon), kızgınlığın ikinci gününe veya ineğin kızgınlıktan çıktıktan sonraki zamanına rastlar.

Metaöstrüs Dönem

Bu döneme, kızgınlık arkası (metaöstrus) dönem adı verilir. Kızgınlık arkası dönemin ikinci ve üçüncü günlerinde, düvelerin % 90’ı ile ineklerin % 50’inde ferçten hafif kanlı akıntı (kanama) olur. Bu durum, normal bir durum olup gebe kalma oranı ile ilişkili değildir.

İneğin yumurtalıklarında, patlayan folükül’ün yerine oluşan yapıya sarı cisim adı verilir ve sarı cisim dördüncü günden itibaren bir hormon (progesteron) salgılamaya başlar. Artık bu günden itibaren kızgınlık arkası dönem bitmiş ve bunun yerine kızgınlık sonrası (diöstrus) adı verilen başka bir dönem başlamıştır.



En yüksek döllenme oranı için uygun tohumlama zamanını bilmek gerekir

İnekler, kızgınlığın başlangıcı olan ilk saatlerde boğalar tarafından sıçrama hareketine, içgüdüsel olarak, müsaade etmezken, diğer ineklerin sıçrama hareketine müsaade etmektedirler. Boğaların sıçrama hareketine veya çiftleşmeye ise, döllenme için daha doğru zaman olan, kızgınlığın daha ileriki saatlerde müsaade ederler.

Tohumlama zamanı ile ineğin kızgınlık gösterdiği saatler birbiri ile eş zamanlı değildir. En yüksek döllenme oranı için uygun tohumlama zamanını bilmek gerekir.

En uygun tohumlama zamanı, kızgınlık sürecinin sonları ile bitiminden sonraki birkaç saatlik zamandır.
Boğa ile elde çiftleştirme (doğal aşım) yapılıyorsa, bu çiftleştirme suni tohumlamanın zamanından daha önce olabilir. Bunun nedeni ise, doğal aşımda ejekülatın vagina içine, yapay tohumlamada ise, dölyatağı içine bırakılmasıdır.

Yapay tohumlamanın yapılacağı en uygun zaman aralığı, ortalama 18 saat süren kızgınlık sürecinin son 6 saati ile, ineğin kızgınlıktan çıktıktan sonraki 6 saatlik zaman aralığıdır. Bu zaman aralığı böylece toplam 12 saat kadardır.
Yetiştiriciler, sabah kızgın olduğunu gördükleri ineklerini öğleden sonra, öğleden sonra kızgın olarak belirledikleri ineklerini ise ertesi gün sabah tohumlatma yoluna gitmelidirler. Bu yöntemin başarısı, kızgınlığın başlama zamanının doğru olarak belirlenmesine bağlıdır. Kızgınlığın başlangıcı iyi saptanamazsa bu metot iyi sonuç vermeyebilir.

Spermler dölyatağına konulduklarında döllenme yeteneğine sahip değillerdir. Spermlerin, dölleme yeteneğini kazanabilmesi için dölyatağına konulduktan sonra belirli bir sürenin geçmesi gerekir ki sperm ancak bu süre sonunda dölleme yeteneğini (kapasitasyon) kazanır.



Kızgınlık Belirtileri;

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. En uygun tohumlama zamanının belirlenmesi için kızgınlık başlangıcının tam olarak belirlenmesi, bunun için de kızgınlık belirtilerinin çok iyi bilinmesi gerekir.

• Kızgın olan inekler geceleri ayakta olmayı tercih ederken, gündüzleri de nadiren yatarlar ve ürkütüldüklerinde sürü içinde ilk tepkiyi veren hayvanlardır.

• Kızgınlığın henüz başlama aşamasında olan inekler, kendilerinin üzerine sıçranmasına müsaade etmezken, kızgınlık gösteren diğer ineklere sıçrama hareketinde bulunurlar. sıçrama hareketi sırasında yerinde durmayan ineklerde kızgınlık başlamış sayılmamalıdır. Sıçrama hareketine müsaade etme kızgınlığın en önemli belirtisidir. Yeterince gözlem yapıldığında ineklerin sırt ve sağrılarında diğer ineklerin sıçraması sonucu oluşan kirlenme ve hafif deri deformasyonları rahatlıkla gözlemlenebilir.

• Kızgınlık başlangıcına yakın olan inekler, bir araya toplanma eğilimi gösterirler. Boğa olması durumunda, boğaya mümkün olduğunca yakın olma eğilimindedirler.

• Kızgın ineklerin, hareketlilikleri artar, yem yeme istekleri azalır, o günkü süt verimlerinde bir miktar düşme gözlenir.

• Diğer ineklerin ferçlerini koklarlar, kızgın olan veya kızgınlığı yaklaşan ineklerin arka kısımlarına çenesini sürterler.

• Yakından gözlemlenmediği sürece fark edilmesi zor olmakla birlikte kızgın ineklerin, ferç’i, pembe, ıslak ve şişkin görülür. Ferçten, halk arasında Çara adı da verilen şeffaf, yapışkan bir

• Akıntı görülür. Çara, kızgınlığın başlangıcından önce başlayarak, bitiminden sonraki günlere kadar görülebilir.

Kızgınlık Gözlemede Etkinlik

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Kızgınlık gözlemlerinin, bazı kaynaklara göre, gün boyu, sürekli yapılmasının, % 98-100 başarılı sonuç verdiği, buna karşın günde iki defa sürü içinde dolaşılması ile % 80 – 90 başarılı sonuç alınabildiği bildirilmektedir. Ancak, günlük yemleme, sağım gibi işler sırasında gözlem yapılırsa, kızgınlığa gelen ineklerin sadece % 50’nin saptanabildiği bildirilmektedir.

Günde yapılan gözlem sayısı Kızgınlığın belirlenmesinde başarı

Günde 1 kez %60
Günde 2 kez %80
Günde 3 kez %90
Günde 4 kez %100

Kızgınlık Saati

Kızgınlığın, ineklerin % 60’nda sabah, % 45’nde ise öğleden sonra gözlendiği bildirilmekte ve sadece sabah ve akşam gözlem yapılması durumunda sürüdeki kızgın ineklerin % 85 ‘nin saptanabileceği belirtilmektedir. Ayrıca, sabah ve akşam iki defa gözlem yapmaya ek olarak öğle vakti de gözlem yapılması sonucu sürüde kızgınlık gösteren % 6-7 kadar diğer bazı ineklerin de belirlenebileceği sonuçlara eklenmektedir.

Ayrıca gözlem yapılma saati de etkili bir faktör olup , sabah saat 6 da gözlem yapılması, saat 7 de gözlem yapılmasına göre kızgınlığın belirlenmesinde % 14 kadar daha etkin olmaktadır.

Çeşitli faktörler bir sürüdeki kızgınlığın saptanmasındaki başarıyı düşürebilir. Beslenme, olumsuz hava koşulları, hastalıklar gibi nedenler bunlar arasında olmakla beraber en önemli neden, gözlem sırasında yapılan hatalardan kaynaklanmaktadır.

Bir kişi, etkin çalışabilirse 300 kadar ineğin kızgınlık belirlenmesinde yeterli sonuç alabilir. Ancak, 10 inekten büyük sürülerde kızgınlığın belirlenmesinde,

• Hayvanların numaralanması
• Kayıtlarının tutulması,
• Hayvanların gruplara ayrılması, başarıda çok önemli bir rol oynamaktadır.

Çünkü, kızgınlık nedeniyle hareketlenen inek sayısı ne kadar fazla olursa kızgınlığın saptanması da o kadar kolay olacak demektir.



Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı gözlemi nasıl yapılmalı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Kızgınlık gözlemi bir işletmede yılda elde edilecek buzağı sayısı üzerinde etkili çok önemli bir yetiştiricilik işi olup bunun deneyimli kişiler tarafından ve sürekli yapılması gerekir. Tüm kızgınlık belirtilerini iyi bilen bir yetiştirici ahır içinde belirli bir düzen içinde vakit ayırarak işletmesinde üreme etkenliğini dolayısıyla karlılığı ve başarıyı artırabilir. Bir ahır içinde bulunan ineklerde kızgınlık gözlemi yaparken dikkat edilecek noktalar aşağıda sıralanmıştır.

a. Uygun zamanda gözlem yapılmalıdır. En iyi gözlem zamanı yemleme sonrası veya ineklerin sağıma alınma öncesi zamandır.

b. Gözlem yapacak kişi bu iş için rahat kıyafetleri ile ahır içinde dolaşacak şekilde hazırlanmış olmalıdır.

c. Kızgınlık gözlemi sırasında yem kontrolü veya herhangi bir diğer işe bakılmamalıdır.

d. Gezinti alanları rahatlıkla yürünecek ve dikkati bozmayacak çalışmaya olanak verecek şekilde olmalıdır.

e. Gezinti alanında çalışanlar varsa bu iş bittikten sonra gözlem yapılmalıdır.

f. İneklerin arasında yavaş ve rahat bir şekilde gezinilmelidir.

g.50 ineklik bir bölmede bir gözlem süresi en az 25 dakika sürmelidir.

Ayrıca, kızgınlık gösteren ineklerin kapalı bir yerde, rahat bir ortamda, bir sundurma altında tutulması ve çiftleştirilmesi önerilmektedir. Özellikle yaz aylarında, serin ve rahat bir yer temini döllenmedeki başarı için çok büyük önem teşkil etmektedir.

Kaynak: PSU

Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Süt sığırcılığı yetiştiriciliğinde suni tohumlamanın önemi

Süt sığırcılığı yetiştiriciliğinde suni tohumlamanın önemi

Süt sığırcılığı yetiştiriciliğinde suni tohumlamanın önemi hakkında bu yazımızda sizlere bilgi vermek istedik. Suni tohumlamanın; işletmenin geleceği açısından önemine ve gerekliliğine inanmayan çiftlik sahipleri varsa umarım bu yazıyı okuduktan sonra fikirlerini değiştirirler.

Süt sığırcılığı yetiştiriciliğinde suni tohumlamanın önemi

Çoğu çiftlik sahibi ile yapılan görüşmelerde; suni tohumlamanın maliyeti fazla olmasından; ineğin gebe kalmasının daha zor olmasından yakındıkları için boğa kullanmayı tercih ettikleri görülmektedir. Çiftçiler kendilerine göre haklılar. Suni tohumlama ile en azından X TL tohum parası veriyorlar; ve tutmaz da tekrar ederse her tohumlamada masraf biraz daha artıyor. Oysa boğaya çekmek çok daha masrafsız. Oysa ki üreticiler bu uygulama ile neler kaybettiklerinin farkında değiller.



İlk olarak verim kayıtları belli olan boğaları kullanmayıp hiçbir verim kaydı olmayan bir boğayı kullanarak gelecek nesli tehlikeye atmış oluyorlar. Sonra tohumlatacakları ineğin kusurlarını yavrusuna geçirmeyerek annesinden daha verimli bir yavruya sahip olma imkanından yoksun kalıyorlar.

Bilinçli yetiştiriciler ise suni tohumlama yaptırıyorlar ve bunu yaptırırken bir çok tohum arasından ineğine en uygun olanı; yani inekteki kusurlarının yavrusunda en aza inecek bir tohum ile tohumlatarak; nesli her zaman daha ileriye götürmeyi başarıyor ve her zaman bunun karşılığını alıyor.

Ayrıca kendi boğasını kullanmakta ısrar eden çiftçilerimizin bazı metabolik bozukluklara hazır olmalarını tavsiye edilmektedir. Akrabalık sizin çiftliğinizde de olabilir ve hem yavruyu hem de ineğinizi kaybedebilirsiniz.

Hayvancılıkta bir krizin yaşandığı; masrafların çok gelirin az olduğu şu sıralar tohum parası vermek belki bazılarına ağır gelebilir; ama bu işten gerçekten kar etmek isteyenler; işletmesini ileriye götürmek isteyenler ve doğan yavruyu gördüğünde yüzlerinde gülümseme olmasını isteyenler suni tohumlamadan vazgeçmeyeceklerdir.

Kaynak: ADSYB

Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Suni Tohumlama Nedir ?

Suni tohumlama nedir

Suni tohumlama nedir ? Uygun metod ve tekniklerle erkekten alınan spermanın dişi dölerme organlarınn verilmesidir. Hayvan yetiştiriciliği ve ıslahında sun’i tohumlama büyük bir önem taşır. Hayvanlardan yavru alınmaması halinde değil bir hayvan ıslahı ve yetiştiriciliğinden söz etmek, hayvanların varlıklarını sürdürebilmeleri düşünülemez.



Suni Tohumlama Nedir ?

Suni tohumlama nedir ? uygun metod ve tekniklerle erkekten alınan spermanın dişi dölerme organlarına  verilmesidir. Tarihte bilimsel anlamda ilk sun’i tohumlamayı Veteriner Hekim E. I. Ivanoff Rus çarlığına ait çiftliklerde 1912 yılında sığır ve koyunlara uygulamıştır.

İlk sun’i tohumlama Kooperatifi 1936 da 220 üye ve 1070 inekle Danimarka’da kuruldu. Spermanın dondurulabilmesi, taşıma kolaylığı, sun’i tohumlama uygulama pratikliği sayesinde bu yöntem bütün ülkelerce benimsenmiştir.

Ülkemizde de halk elindeki yerli ırk sığırları ıslah etmek ve verimlerini artırmak amacıyla 1949 yılında Bursa bölgesinde 2; ve Aydın bölgesinde 2 olmak üzere açılan 4 sığır sun’i tohumlama istasyonunda; Montofon ırkı sperma kullanılmış. Daha sonraları diğer ırk spermalardan kullanılarak yaygınlaştırılmış, 1985 yıllarında da serbest Veteriner Hekimler bu hizmete dahil olmuşlardır.

Kalıtsal verim gücünü arttırmak için, kısa bir zamanda, daha az emek ve masraf harcayarak; ancak Sun’i tohumlama metodunu etkili bir biçimde uygulamakla mümkün olur.

Sun’i Tohumlamanın Yararları

  1. Kalıtsal yapısı üstün erkek damızlıktan, tabii çiftleşmeye göre daha geniş ölçüde yaralanılır. Örneğin, tabii tohumlamada bir boğa yılda 60-100 inek tohumlayabilirken, aynı boğanın spermasıyla yılda 6-10 Bin inek Sun’i tohumlanabilir.
  2. Donmuş spermanın taşınması, çözülüp uygulanması pratiktir. Bugün pahalı damızlık alma yerine, onun spermasını ucuza elde edebiliriz.
  3. Damızlık boğayı almak, beslemek, aşım sırasında kontrolü zordur.
  4. Sun’i tohumlama dölerme hastalıklarının yayılmasını önler. Sürüdeki bir dölerme hastalığı boğa aracılığı ile diğer ineklere bulaşabilir.
  5. Erkek damızlıkların (Progeny Testing) gerçek denenmesi için gerekli dişi yavru sayısı tabii çiftleşmeye göre çok daha kısa sürede elde edilebilir.
  6. Sun’i tohumlamada ineklerin ne zaman kızgınlık gösterdikleri ve ne zaman gebe kaldıkları kontrolü ve denetimi kolay olur.
  7. Sun’i tohumlama sürüde homojeniteyi kısa sürede sağlar.



Tohumlamada Pratik Bilgiler

Sun’i tohumlama için veteriner hekiminizi çağırdığınızda; mutlaka tohumlanacak hayvanın kızgınlığının başlangıç zamanını ve niteliğini (Düve, İnek); veya dikkatinizi çeken diğer özelliklerini bildiriniz.

Tohumlama işlemi hayvan durağa alınarak, temiz (Aseptic) ortamda yapılmalı; daha sonra tohumlanan hayvan atlamalar sırasındaki sakatlanmaları önlemek için ayrı bölmeyi alınmalıdır.

Kızgın hayvanın arkasından çara akıntısı renksiz, şeffaf ve yapışkan olmalıdır. Akıntıda beyaz lekelerin olması veya akıntının çay renginde olması döl yatağının hasta olması şüphesiyle veteriner hekime bildirilmelidir. Gene hayvanların kızgınlık periyodu haricinde sık sık kızgınlık göstermeleri dölerme organlarının muayenesini gerektirir.

Birçok dölerme hastalığında erken yavru ölümleri olduğundan tohumlanan hayvanlar; 4-5 hafta sonra tekrar kızgınlık gösterebilirler veya gebe gibi hiçbir belirti göstermezler.

Tohumlanan hayvanı 80-90 günlerde gebelik muayenesi yapılmalıdır. Unutmayalım ki; Sun’i tohumlama destekleme priminden yararlanabilmemiz için evrakların tam olması gerekir. Veteriner hekiminden alınacak faturanın yanında aynı tarihli tohumlama belgesinde;

  • hayvan sahibinin adı- soyadı, adresi,
  • tohumlanan hayvanın kulak no’su, adı, ırkı
  • tohumlayan boğanın adı, kulak no’su,
  • tohumlama tarihi,
  • tohumlamacının Tarım Bakanlığı izin no’su, imzası
  • tohumlama payeti (Çubuğu) olması gerekir.

Tohumlanan hayvanın soy kütük kartına tohumlama bilgilerini yazmayı unutmamalıyız.

Sun’i tohumlamanın başarısı büyük oranda siz yetiştiricilerin sığırlarınıza olan ilgi, alaka ve takibine bağlıdır.

Kaynak: ADSYB

Devamını Oku

Trendler

error: İzinsiz Olarak Kopyalama yapamazsınız. !!