Connect with us

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda Beslenme Hastalıkları

Sığırlarda Beslenme Hastalıkları

Sığırlarda Beslenme Hastalıkları

Sığırlarda Beslenme Hastalıkları. Sığırcılıkta gerek yem ve yemlemeden dolayı, gerekse farklı fizyolojik durumlarda beslenme hastalıkları ortaya çıkmaktadır. Artan besin madde ihtiyacının tam karşılanamaması nedeniyle veya kısa zamanda aşırı tüketimler yüzünden kaynaklanan bir çok besleme hastalıkları görülebilmektedir.



Sığırlarda Beslenme Hastalıkları:

ABOMAZUMUN SAĞA DİLATASYONU VE TORSİYONU

Genellikle laktasyon başlangıcında bazen de kuru dönemde görülmekte, boğalarda, genç hayvanlarda ve besi sığırlarında da rastlanmaktadır. Yem , sıvı ve gaz birikmesi sonucunda oluşan atoni nedeniyle aşırı miktarda gerginlik oluşur. Dilate olan abomazumda çeşitli yönlerde torsiyon şekillenebilir.

Semptomlar:
Dilatasyon başlangıcında;

-İştahsızlık
-Süt veriminin düşmesi
-Ruminasyonun ve rumen kontraksiyonlarının azalması
-Dışkı miktarında azalma ve pis kokulu, kanlı ve ishal tarzında dışkı
– Nabız artmıştır, rektal ısı normaldir.

Torsiyon şekillenmiş ise;

-Vücut ısısı normalin altındadır
-Nabız 160 a yükselmiştir
-Ekstremiteler soğuk ve hissizdir (şok)
-Anoreksi vardır ve rektum boştur.

Sağaltım:

-Şiddetli şok durumunda kesime sevk edilir
-İzotonik sodyum klorit damar içi yolla verilmelidir
-Operasyon.

Sığırlarda Beslenme Hastalıkları:

ABOMAZUM ÜLSERLERİ

Sebepler:

-Mineral yetersizliği (pika)
-Yemlerle alınan kumların abomazuma ulaşması,
-Kaba yemlerin rumende yeterince sindirilememesi
-Buzağıların süt emme döneminde (8 haftalıktan önce) ham selüloz düzeyi % 20’den fazla olan yemlerle beslenmesi
-Theileriosis, sığır vebası, coryza gangrenosa bovum, sığır löykozu.

Semptomlar:

Durgunluk, iştahsızlık, iç kanama, kusma, karın bölgesinde ağrı, koyu katran benzeri dışkı, ölüm
Çoğu zaman da klinik olarak teşhis edilemez.

Korunma:

Buzağılarda kaba yemler, 3 haftalıkken azar azar verilir, sindirilme derecesi düşük kaba yemler uygun değildir.

Sığırlarda Beslenme Hastalıkları:

ABOMAZUM DEPLASMANI

Abomazumun sağ yukarı ya da sol yukarı yönde yer değiştirmesidir. Abomasumun sola deplasmanı deplasman olaylarının %80-90’ını oluşturur. Önemli ekonomik kayıplara yol açmaktadır.

Ekonomik kayıplar:

  • Tedavi masrafları,
  • Süt veriminin azalması,
  • Doğumdan sonra tekrar gebe kalma aralığının uzaması,
  • Canlı ağırlık kaybı
  • Hayvanın sürüden çıkarılma riskinin artmasıdır.

Doğumdan önceki 2 hafta ile doğumdan sonraki 2-4 hafta arasındaki geçiş periyodu en önemli dönemdir. Bu dönem abomasumun sola deplasmanı için en kritik dönem olarak kabul edilmektedir.



Sebepler:

•Doğum olayı veya doğumdan önce gebe uterus
•Abomasumda atoni şekillenmesi ve gaz birikmesi
•Vücut kondüsyon skorunun yüksek olması
•Yemlerin küçük parçalanarak, öğütülerek verilmesi
•Yemlerin hızla abomazuma geçmesi ve hacmini arttırması
•Hayvanların fazla konsantre yem, az miktarda kaba yem ile beslenmesi.
•Öğün sayısının azaltılması
•Rasyonda yapılan ani değişimler
•Yemliklerin yetersiz olması
•Ketozis, metritis ve yem tüketimini etkileyen diğer hastalıklar
•Enerji ve KM tüketiminin düşmesine yol açan süt humması ve retensiyo sekundinarium.
•Rumenin boşalmasına ve abomasumun hareketlenmesine neden olan bozukluklar.

Semptomlar:

-Konsantre yemin reddedilmesi,
-Süt veriminde azalma,
-Dışkılamada azalma ve yumuşak veya sert dışkı,
-Nabız sayısında artma,
-Rumen hareketlerinin durması ve bazı durumlarda sol abdominal duvar ve rumen arasında gazla dolu abomasum bulunduğu için rumenin palpe edilememesi,
-Abomazumda hipotoni,
-İdrarda keton cisimciklerinin tespit edilmesi.

Sağaltım:

• Hayvan yerde yuvarlanarak abomasumun normal pozisyonuna gelmesi sağlanabilir.
• Hayvanlara kaliteli kaba yem verilir.
• Erken dönemde sıvı elektrolitler, sürgüt ilaçlar, taze rumen sıvısı verilebilir.
• Çoğunlukla da operasyon gereklidir.

Korunma:

-Özellikle geçiş periyodunda kaba/konsantre yem oranı iyi ayarlanmalı
-Doğumdan önceki 2-3 haftalık sürede canlı ağırlığın %1-1.5’i düzeyinde konsantre yemle alıştırma dönemi uygulanmalı
-Kaba ve konsantre yem karıştırılarak verilmeli.
– Hipokalsemiyi önlemek için rasyonun anyon-katyon dengesi ayarlanmalı
– Kaba yemler uzun formda verilmeli,Yemliklerin yeterli olmasına dikkat edilmeli.

Sebepler:

-Donmuş bozulmuş yemler
-Protein olmayan azotlu bileşikler
-Protein yönünden zengin yemler.
* Proteinleri parçalayan bakteriler çoğalır, bakteriyel protein sentezi aksar, laktik asit oluşumu geriler ve pH artar. Kanda artan amonyak konsantrasyonu pH’ yı yükseltir (7.5), metabolik alkaloz oluşur.

Semptomlar:

-İştahsızlık,
-Rumen hareketlerinde azalma
-Timpani
-Kanda ve sütte üre miktarının artması
-Verim düşmesi
-Dölveriminde düşme
-Akut ya da kronik metabolik alkaloz.

Sağaltım ve korunma:

1. Rumen içeriği boşaltılır.
2. Rumene sulandırılmış sirke verilir
3. Rasyonun protein/enerji oranı düzenlenir.
4. Melas, posa gibi yemler katılır
5. Kokuşmuş, donmuş, bozuk yemler verilmez
6. NPN bileşikleri dikkatli kullanılmalıdır.

Sığırlarda Beslenme Hastalıkları:

AMONYAK ZEHİRLENMESİ

NPN bileşiklerinin ruminantlarda sebep olduğu bir zehirlenme şeklidir. Bu zehirlenme şeklinde esas etken NPN bileşiklerinin rumende hızla parçalanması sonucu açığa çıkan fazla miktardaki amonyaktır.



Sebepler:

-Rasyondaki HP’in yüksek, enerjinin düşük olması,
-HP’in büyük bölümünü üre gibi kolay hidrolize olabilen NPN bileşiklerinin oluşturması,
-Kolay eriyebilen karbonhidratların yetersizliği,
-Dolgu maddesi yetersizliği,
-Ani rasyon değişiklikleri,
-Üre gibi NPN bileşiklerinin alıştırmadan verilmesi.
-Üre rumende üreaz etkisiyle hızla amonyak ve CO2’e yıkımlanır, rumen amonyak miktarı, buna bağlı olarak pH’sı artar. Aynı zamanda rumenden NH3 emilimi de daha fazla olur. Emilen NH3 karaciğere taşınır ve üreye çevrilerek toksik etkisi giderilmeye çalışılır. Fakat emilen miktar karaciğerin üreye dönüştürme kapasitesinin üzerine çıkar.

1 mg NH3/l 6 mg NH3/l

-NPN bileşikleri yaklaşık 30 dakika içerisinde NH3’a yıkımlanır ve bu süre içinde rumen NH3 konsantrasyonu en yüksek düzeye ulaşır.
-Rumende yeterince enerji ve karbonik asit bulunursa NH3 konsantrasyonundaki artış daha hafif olacaktır.
-Ürenin yıkılma ve NH3’ın emilme hızı rumen pH’sına bağlıdır. Rumen pH’sı 6.5-7.0 arasında olduğunda bu iki olay çok hızlı gerçekleşir.
-pH 6.0’nın altına düştüğünde üreaz aktivitesi ve NH3 emilimi daha düşük düzeyde kalır. Dolayısıyla NH3 konsantrasyonunun yüksek olması zehirlenmeye yol açmaz.
-Rumen sıvısında NH3 konsantrasyonu, pH 6.0’nın üzerinde olduğu zaman, 1000 mg/l üst sınır olarak kabul edilir. 700-800 mg/l rumen fonksiyonları üzerine negatif bir etki gösterir.

Semptomlar:

-Yem tüketiminde azalma,
-rumen hareketlerinin yavaşlaması,
-nabız sayısının artması,
-tükürük miktarının artması,
-kas titremeleri,
-kramplar,
-hayvanın yere uzanıp kalması.

Sağaltım:

-Hemen 10-20 litre soğuk su içirilir.
-Soğuk suya asetik asit ilave edilmesi daha etkilidir.Kolay eriyebilir karbonhidrat takviyesi yapılır (pekmez, sirke)

Korunma:

-NPN veya üre yeterli enerji varsa, fakat protein yetersizse katılmalıdır.
-Rasyonun ham protein düzeyi %13’ün üzerinde olduğu zaman rasyona üre katılmalıdır.
-Rasyon kuru maddesindeki üre miktarı % 7’yi aşmamalıdır.
-Üre rasyona homojen karıştırılmalı, hayvanlara yeterli su sağlanmalıdır.
-Ürenin mısır silajına, pelet yemlere katılması en uygun verilme şekilleridir.

Sığırlarda Beslenme Hastalıkları:

ASİDOZ

Rumen asidozu: Rumende laktik asit üretimini arttıran bakterilerin sayısının ve buna bağlı olarak rumende laktik asit miktarının artması
metabolik asidoz: Kanda H iyonu konsantrasyonunun artması ve karbonat iyonunun azalmasına bağlı olarak pH’nın düşmesi



Sebepler:

•Rasyonun tipi: Kaba yem miktarının düşük olması,
•Yemlerin fiziksel formu:Kaba yemlerin partikül büyüklüğünün küçük olması, konsantre yemlerin çok ince öğütülmüş olması, buharla ezme, peletleme
•Yem tüketim düzeyi: Konsantre yem tüketiminin fazla olması
•Rasyonun nem içeriğinin fazla olması: Total rasyonun rutubetinin silaj ve fermente yemler nedeniyle %50’den fazla olması.
•Doymamış yağların rasyona ilave edilmesi: selüloz sindirilebilirliğini azaltması ve rumen pH’sını düşürmesi
•Yemleme metodu: Kaba ve konsantre yemlerin ayrı olarak verilmesi ve konsantre yemin seçilmesi
•Rasyondaki ani değişiklikler: Yüksek düzeyde kaba yemden yüksek düzeyde konsantre yeme ani geçişler
•Mikotoksinler: Laktik asit metabolizmasını değiştirmeleri.
Optimum rumen pH’sı 6.2-6.8 (6-7) arasındadır.
pH 5.5’ da rumen protozoonları ölür, rumen hareketleri yavaşlar. pH 5’de rumen hareketleri tamamen durur.
Kanın pH’sı 7.3-7.5 arasındadır.
Metabolik asidozda pH 7.3 ün altına düşer.

Semptomlar:

•Klinik belirtiler 12-36 saat sonra ortaya çıkar
•İnkoordinasyon ve ataksi görülen ilk belirtilerdir
•Tiamin sentezinin azalması sonucunda bilinçsizce gezinme ve ayakta duramama hali gözlenir
•Rumendeki şişkinlik nedeniyle abdominal ağrı, diş gıcırdatma ve rumen hareketlerinde azalma vardır
•Rumen pH’sı 5’e düşer.
•Dışkı katıdır veya diyare şekillenmiştir
•Dışkıda sindirilmemiş tane yem partikülleri bulunur
•Yemden yararlanma oranı azalır
•Rumen, abomasum ve barsaklarda şiddetli derecede yangı şekillenir.
•Dehidrasyon 24-48 saat içinde ortaya çıkar.
•Solunum sayısı ve kalp atışları artar, rektal ısı 1-2 C azalır.
•Şiddetli vakalarda hipokalsemiyi andıracak şekilde hayvan yere uzanır ve 24-48 saat içinde ölüm şekillenebilir.
• Akut asidozdan 40-60 gün sonra tırnaklarda belirtiler (laminitis) ortaya çıkmaktadır.

Sağaltım:

1. Kaliteli kaba yem arttırılır.
2. Taze rumen içeriği verilir.
3. Vitamin B/Vitamin C kombinasyonları karaciğerdeki laktik asidin detoksifikasyonuna yardımcı olur.
4. Laktik asit bakterilerine karşı antibiyotikler, elektrolit sıvılar uygulanır.
5. Rumen pH’sını düzeltmek için MgO, MgOH verilir.
6. Metabolik asidoz için 0.5 g/kg sodyum bikarbonat verilir.
7. İntoksikasyonlara ve laminitise karşı antihistaminik ve kortikosteroid ilaçlar kullanılır.
8. Primer timpani varsa köpük giderici ilaçlar kullanılır.
9. ishal oluşmayan vakalarda sürgüt ilaçlar verilir.

Korunma:

1. Kaba ve konsantre yem karıştırılarak verilmelidir.
2. Yeterli kaba yem sağlanmalıdır.
3. Asidoz oluşturan yemler aşırı kullanılmamalıdır.
4. Konsantre yeme ani geçişler engellenmelidir.
5. Tampon etkili maddeler (NaHCO3, MgO) ilave edilebilir.
6. Sığırların başıboş kalması önlenmelidir.
7. Yüksek verimli ineklerin kuru dönem ve laktasyonun başlangıcındaki beslemesine özen gösterilmelidir.

Hayvan Hastalıkları

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

Sağmal ineklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri bakım ve besleme ile doğrudan alakalıdır. Ülkemizde süt sığırcılığı yapan yetiştiricilerin bir çoğu; doğuma hazırlanan ve doğum yapan ineklerinin davranışı ve beslenmesi konusunda yeterli bilgiye sahip değillerdir. Bu bağlamda, laktasyonun son dönemi ve kuru dönemde yapılan hatalı uygulamalar ve beslemeden kaynaklanan olumsuz etkilerin; buzağılama sonrası ortaya çıkması ile yetiştiriciler maddi ve manevi sıkıntıya girmektedirler.

Diğer yandan, çok sayıda ineğin yetersiz veya aşırı vücut kondisyonu nedeniyle doğum sonrası metabolik hastalıklar yakalanarak kesime gittiğini görmek mümkündür. Bu problemin, tedavi, ilaç ve üretimden kaybedilen süt olarak ülke ekonomisine vermiş olduğu zararın boyutu da madalyonun öteki yüzüdür.



Bu açıdan, yetiştiricilerimizin laktasyonun son 100 günlük döneminde ve doğumdan önceki üç haftalık dönemde yapacakları bakım ve besleme büyük önem taşımaktadır. Bu dönemlerden özellikle doğumdan önceki üç haftalık süre içerisinde uygulanacak dengeli ve yeterli besleme, doğum sonrası süt veriminin arttırılmasına ek olarak, ineğin ketozis, süt humması, rumen kayması gibi hastalıklardan korunmasına ve etkin bir üreme performansı sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Amerika’da yapılan bir çalışmada, doğum sonrası çıkabilecek problemlerin, o laktasyonda 800-1000 kg süt kaybına yol açtığını ifade etmektedir.

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İnek, doğumdan önceki iki haftalık süreç içerisinde üreme sistemini doğuma, meme bezini ise, süt üretimine hazırlayan bir dizi fizyolojik değişime maruz kalmaktadır. Buzağılama sonrası yem tüketime karşı isteksizlik olarak ifade edilebilecek ineklerde doğum sonrası iştahsızlık meydana gelmesi, buna bağlı olarak ineğin vücut ağırlığında bir azalmanın meydana gelmesi sık karşılaşılan bir durumdur.

Bu durum, yukarıda da bahsedildiği gibi geçiş döneminde ortaya çıkan fizyolojik değişimin doğal bir sonucudur. Ancak, yem alımı ve bununla bağlantılı olarak vücut ağırlığındaki düşüşün şiddetli ve uzun süreli olması yetiştiricinin uygulamalar açısından problemler yaşamasına yol açmaktadır.

Damızlık Sığır Yetiştirici Birliklerinin büyük bir kısmının çalışmakta oldukları Holstein (Siyah Alaca) ırkı, diğer ırklar arasında verim bakımından ilk sırada yer almaktadır.

Türkiye’de yapılan genetik çalışmalar sayesinde, her yıl 80 ile 100 kg civarında bir genetik ilerleme sağlanmaktadır. Süt veriminde sağlanan bu ilerlemeye karşın, hayvanın kuru madde tüketiminde, paralel bir iyileşme sağlanamamaktadır.

Diğer bir değişle, laktasyonun ilk 60 gününde ineklerde doğum sonrası iştahsızlık konusunda göstermiş olduğu performans, süt verimindeki artış karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu tablo, buzağılama sonrası ineğin net enerji dengesi üzerinde negatif bir eğilimin oluşmasına neden olmaktadır.

Enerji Açığı

Diğer bir deyişle, süt verimini sürdürebilmek için, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık ile kaynaklanan enerji açığını, kuru dönemde depolamış olduğu vücut yağ rezervlerinden sağlamaktadır. Buzağılama dönemine 3 veya 3,5 vücut kondisyon puanı ile giren ineklerde negatif enerji dengesinden kaynaklanan ağırlık kaybı sonucu vücut kondisyon puanı 2,5 puan’a kadar bir gerilemektedir.

Bu beklenen bir gelişmedir. Ancak, vücut kondisyon puanı 3’ün altında olan ineklerde, bu dönemde canlı ağırlıkta gerçekleşecek düşüş, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak metabolik hastalıkların oluşumuna ve döl verim performansının gerilemesine yol açmakta, süt verimi konusunda hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan ineklerde de aynı olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Yapılan bir diğer araştırmada ise, yem tüketiminin doğuma üç hafta kala, kuru dönemin daha önceki dönemlerine oranla %30 düştüğü tespit edilmiştir. Bu normal olarak kabul edilir. Ancak metabolik olarak sağlık problemi yaşayan bir ineğin yem tüketimi kuru dönemin daha önceki dönemlerine göre %50, doğum sonrası ise, %70 düşüş göstermektedir.

Diğer taraftan genç hayvanlara oranla yaşlı ineklerde doğum sonrası iştahsızlık daha yoğun gerçekleşmektedir. Genç inekler büyüme için ilave bir enerjiye ihtiyaç duymaları nedeniyle, aşırı iştahsızlık problemini yaşamaları beklenmemektedir.



Bu açıdan yetiştiricilerin doğumdan üç hafta öncesi ve sonrası olmak üzere, altı haftalık dönemde ineğin maksimum kuru madde tüketimini temin edecek şekilde besleme uygulamasına gitmeleri gerekmektedir.

Keton Cisimcikleri

Söz konusu altı haftalık dönemde, ineğin kanında yağ asitleri, keton cisimciklerinin (aseton, beta-hydroxy butyrate) miktarındaki artış, progesteron, insülin ve estrojen hormonlarının miktarlarındaki değişimler, doğumdan önceki bir hafta içerisinde ineğin kendini doğuma şartlaması ve ineğin doğum için ayrı bir bölmeye alınmasından kaynaklanan stres, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık içerisinde başlıca nedenleri olarak bilinmektedir.

Doğumdan üç hafta önce ve üç hafta sonraki dönemde hayvanın yaşama payı enerji ihtiyacına ek olarak rahimdeki buzağı ve süt verimi için gereksinim duyduğu enerji ihtiyacı karşısında, hayvanın yem tüketiminin sınırlı olması nedeniyle, enerji açığı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda inek enerji açığını kendi vücut yağ rezervlerini parçalayarak kullanmak zorunda kalmaktadır.

Yağ dokularının parçalanması sonucunda, yağ asitleri konsantrasyonu kan içeriğinde artış göstermektedir. Bu yağ asitleri karaciğerde kas ve meme dokusunda kullanılmak üzere enerjiye dönüştürülmektedir.

Karaciğer bu işlem için glukoza (şeker) ihtiyaç duyar. Glukozun üretilebilmesi için, ineğin işkembesinde nişastanın sindirilmesi sonucu sentezlenen propiyonata gerek duyulmaktadır.

Propiyonat aynı zamanda sütün önemli bir bileşiği olan laktozun yapımında da önemli rol oynamaktadır.

Ketosiz Oluşumu

Kandaki propiyonat miktarının yetersiz olması halinde, karaciğerde yağ asitleri oluşacak glukoz yetersizliği nedeniyle enerjiye dönüştürülememektedir. Bu durumda keton cisimcikleri oluşmakta ve kana karışmaktadır.

Bu hayvanda metabolik bir hastalık olan ketozis’in şekillenmesine neden olmaktadır. Ketozis’in şekillenmesi ile birlikte ineğin yem tüketiminde yarı yarıya bir azalma ve günlük hareketlerinde bariz bir yavaşlamanın olduğu dikkat çekmektedir.

Karaciğerde yağ asitlerinin miktarında artıştan kaynaklanan yağlanma ayrıca, buzağılama güçlüğünü ve doğum sonrası meme dokusunda aşırı ödem oluşumunu beraberinde getirmektedir.

Özellikle vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan yağlı ineklerde ve yaşlı ineklerde bu probleme sıkça rastlanmaktadır.

Yetiştirici bu problemleri yaşamamak için ne yapmalıdır?

  • Tedbir alınmaya öncelikli olarak laktasyonun son 100 günlük kısmında başlanmalıdır. En iyi gösterge hayvanın vücut kondisyonuna bakmaktır. Yetiştirici, son 100 günlük dönemde ineğin uygun vücut kondisyonuna sahip olup olmadığına karar vermelidir. Hayvan çok yağlı ise, yedirilen rasyonda enerji içeriği düşürülmeli, çok zayıf ise, yedirilen rasyonun enerji içeriği arttırılmalıdır. Bunu uygulayabilmek için ekstrem durumdaki (yağlı ve zayıf) ineklere ayrı bir rasyon uygulamasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sayede, ineğin 3 – 3,5 puanlık vücut kondisyonu ile kuruya çıkması ve doğumun gerçekleşmesi sağlanmalıdır.
  • Doğumdan 21 gün önce ve 21 gün sonra verilecek rasyon içeriğinde, rumende yeterli miktarda propiyonat sentezlenebilmesi için nişasta kaynağı dane yemlerin kullanılması büyük önem taşımaktadır.
  • Bu dönemde ineklerde yem seçicilik özelliği üst seviyede olması nedeniyle, ineklere verilecek rasyonların taze ve kötü koku içermemesi gerekmektedir. Bu nedenle, küflü silaj, beklemiş kesif yem gibi kötü koku verecek yemleri kullanmamaya özen gösterilmelidir. Bu konuya özellikle sıcak yaz aylarında çok daha dikkat edilmelidir.



  • Her yemleme sonrası yemliklerin temizlenmesi gerekmektedir. Çünkü yemliklerde kalacak yem artıkları zamanla bozularak kötü koku verecektir.
  • İnek, bu dönemde istediği zaman ve miktarda temiz su tüketme imkanına sahip olmalıdır.

  • Geçiş dönemindeki ineklere ayrı bir rasyon gerekmektedir.
  • Bu dönemdeki ineklere verilecek rasyonun enerji içeriğinin yüksek tutulması kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu dönemde verilecek rasyonun 1 kg kuru maddesi 6,5 – 6,7 Mega joul enerji, %12-14 ham protein içermelidir. Rasyonun %25-45’ini nişasta kaynağı hububat dane yemleri oluşturmalıdır. Rasyon içeriğindeki kaba yem oranının asgari %30 olması ve bu kaba yemin %75’inin kaliteli kuru ottan oluşmasına dikkat edilmelidir. İnek başına verilecek kaliteli kuru otun günlük asgari 2 kg olması gerekir. Bu sayede ineğin yeterli geviş getirmesi de sağlanmış olacaktır.
  • İneklerin enerji içeriği zengin rasyonlara uyum sağlaması amacıyla doğuma 21 gün kala alıştırma uygulamasına ihtiyaç vardır. Bu amaçla, enerji içeriği zengin yemden başlangıçta inek başına 1 kg verilmeli, 2-3 günde bir yarım kg veya haftada 1 kg arttırarak, buzağılama öncesi inek başına asgari 3 kg üzerinde tüketilebilmesi sağlanmalıdır.
  • Doğuma üç hafta kala kurudaki ineklerin ayrı bir grup veya bölmeye alınarak, bakım ve beslemesine özen gösterilmelidir.
  • Kurudaki ineklerin gerekirse müdahale ederek gezinmeleri suretiyle egzersiz yapmaları sağlanmalıdır. Bu egzersizler, ineğin kanında artış gösteren yağ asitlerinin kaslarda enerji olarak kullanılmalarını temin ederek, karaciğerdeki yağ asitleri ve propiyonat miktarları arasındaki dengeyi kuracaktır. Bu durum karaciğeri rahatlatacaktır. Ayrıca bu egzersizlerin özellikle yağlanmış ineklerde rumen dönmesi olarak bilinen abomasum deplasmanının oluşumunu engellemektedir.
  • İneklerin kuruya ayrılması ve tekrar sağmal gruba dahil edilmeleri sırasında grup değişimlerinin bir düzen ve uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Bu açıdan serbest sistemde sağmal dönemini geçiren ineklerin tek başına ayrı bir bölmede tecrit edilmemesine veya sabit sistemle bağlanmamasına dikkat edilmelidir.
  • Ayrıca, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık için diğer faktörlere (ayak ve tırnak problemleri, süt humması ve üreme sistem hastalıkları vs.) karşı önlemler alınmalıdır.

Kaynak : Denizli DSYB

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. Süt humması, doğum humması, doğum zehirlenmesi, kalsiyum noksanlığına bağlı doğum felci gibi isimlerle anılmaktadır.

Sığırlarda Hipokalsemi

Doğumdan önce, doğum sırasında ve özellikle doğumdan sonraki 72 saat içinde ortaya çıkan; yüksek verimli hayvanlarda hipokalsemi ile karekterize akut bir metebolik bozukluktur. Sıklıkla 4 ve daha yaşlı süt ineklerinde görülmekle birlikte ilk doğumunu yapan düvelerde de rastlanabilir. Yaş ve verimin artması, besleme sorunları ve diğer hastalıklara bağlı olarak olgunun sıklığı artmaktadır. İlk defa hipokalsemi görülen hayvanlarda sonraki doğumlarda da şekillenme şansı yüksektir.

Hipokalsemi, klasik belirtilerinin yanı sıra laktasyonun ve gebeliğin herhangi bir döneminde akut ve kronik formlarda görülebilir.

Jersey gibi yağlı ve yüksek süt veren bazı ırklar hipokalsemiye yatkınlık gösterirler. Hipokalsemi denildiğinde, kandaki serbest iyonize kalsiyum(Ca) eksikliği anlaşılmaktadır. İneklerde 100 ml kan serumunda 8-12 mg kalsiyum bulunmaktadır. Kalsiyum, 6 mg’ın altına düşerse klinik semptomlar, 5 mg’ın altına düşerse paresiz ortaya çıkar.



Sığırlarda Hipokalsemi Belirtileri

Hastalığın başlangıcında titremelerle karekterize tetaniler vardır. Diş gıcırdatması, sallantılı yürüyüş, huzursuzluk, ishal ve ıkınma, ayaklarda tutukluk, sık sık ayak değiştirme, hafif ısı artışı görülebilir. Serum Kalsiyum düzeyindeki azalmaya parelel olarak belirtiler şiddetlenir. Daha ileriki dönemlerde hayvan yatar ve kalkamaz. İnek ön ayakları üzerine kalkar fakat arka ayaklarını toplayamaz.

Sterno abdominal yatıştan kısa bir zaman sonra boyun kaslarında şekillenen spazmalardan dolayı inek başını laterale ve geriye kaburgalar üzerine yaslamıştır. Buna kendi kendini dinleme de denir. Düzeltilen boyunun yeniden eski haline dönmesi hipokalsemiye özgü bir durumdur.

Deri, kulak ve ekstremitelerde soğuma vardır. Vücut ısısı normalin altındadır. Işığa duyarlılık kaybolmuştur. Rumen barsak hareketleri durduğu içinde şişme ve kabızlık vardır. Spazmlardan dolayı solunum hırıltılıdır.

Lateral yatış ve koma döneminde bacaklardaki spazm çözülmüştür. Ayaklar kolayca bükülür. İnek boylu boyunca laterale yatar. Nabız hızlanmış ancak hissedilmesi güçleşmiştir. Kalp atımları güçlükle duyulur.

Ölüm, solunum durması veya konvülziyonlar sonrası oluşur. Doğum esnasında hipokalsemi şekillenmiş ise, doğum durur.

Sığırlarda Hipokalsemiden Korunma

Gebelikte düşük kalsiyum içeren rasyonların hazırlanması, Kalsiyum/Fosfor oranının 1:1’den 1:7’ye kadar oranlarda fosfor lehine düzenlenmesi uygundur. Gebeliğin son 15 gününde 10 milyon IU Vit-D3 enjekte edilerek kalsiyum emilimi uyarılabilir.

Süt veriminin en yüksek olduğu dönemde barsaktan kalsiyum emilimini artırmak amacı ile; yemlere amonyum klorit ilave edilerek asit barsak ortamı oluşturulabilir. Mineral maddelerce zengin yemlerle besleme ile hipokalsemilerin ortaya çıkışının da bir ölçüde engellenebileceği veya azaltılabileceği bir çok yazar tarafından bildirilmektedir.



Sığırlarda Hipokalsemi ve Tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. En sık kullanılan kalsiyum boroglukonattır. Önce solunum ve dolaşımı uyarmak amacı ile kafein uygulaması yapılır. Kalsiyum tuzları kalbe toksik etkilidir. Bu nedenle kullanılacak olan kalsiyum tuzu vücut ısısında damla damla, vena jigularis yolu ile ve perfüzyon cihazıyla verilmelidir.

Vena jigularisin belirgin olmadığı durumlarda uygulama vena subcutanea abdomonisten de yapılabilir. Kalsiyum tuzlarının damar içine enjeksiyonu esnasında kalp atımları önce yavaşlar, sonra süratlenir. Kalsiyum toksikasyonlarında %10’luk magnezyum sülfat’tan 300 ml verilmelidir.

Bu amaçla atropin sulfat ve Verapamil’den yararlanılabilir. Kalsiyum enjeksiyonunundan 5 dakika önce atropin sülfat 0.02mg/kg damariçi; Verapamil ise, 0.05mg/kg deri altı uygulanarak hiperkalsemiye bağlı muhtemel kalp aritmilerinin önüne geçilebilir.

Hipokalsemi olgularında yeterli, ancak en düşük doz ile tedavi edilmeye çalışılmalıdır. Yüksek dozda kalsiyumun damar içi uygulamaları parathormon salınımını engelleyerek nükslerin ortaya çıkmasına neden olur.
Sağıtımı takiben kalsiyum atılımını engellemek amacı ile 24 saat süre ile sağım yapılmamalıdır. Kalsiyum tuzları uygulanırken bir taraftan kalp atımları kontrol edilmelidir.

Bozukluk durumlarında kalsiyum perfüzyonlarına bir süre ara verilmelidir, yada çok yavaş olarak devam edilmelidir. Sağıtımdan sonra duyarlılık devam ettiğinden hayvanı ayağa kalkması için zorlamamalı, kendiliğinden kalkması için bırakılmalıdır.

Tedaviye cevap alınamadığı durumlarda hipofosfotemi düşünülmelidir. Hipofosfatemili inekler genel durumları düzelmesine rağmen ayağa kalkamazlar. Böyle olgularda %15’lik Sodyumbifosfat’tan damar içi yolla 200ml enjekte edilebilir.

Septik metritis, mastitis, poliartritis gibi septisemili durumlarda kalsiyum tuzları damariçi olarak uygulanamaz. Hipokalsemili hayvanlarda oral (ağız yoluyla) ilaç kullanımı uygun değildir.

Kaynak: https://extension.psu.edu/trouble-shooting-milk-fever-and-downer-cow-problems

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır. Bazı süt sığırlarında gebeliğin ileri dönemlerinde yada doğumun hemen sonrasında hayvanın yatıp kaldığı veya ayağa kalkmakta güçlük çektiği gözlenebilmektedir.

Bunun birçok sebebi bulunmasına rağmen başlıca nedeni kandaki kalsiyum-fosfor dengesizliğidir. Bu yazımızda kalsiyum(Ca), fosfor (P) dengesizliğinin nedenleri ile alınması gereken tedbirlere değineceğiz.



Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi

Ca/P’un vücutta depo yerleri kemiklerdir. Bu mineral maddeler yemle yeterince alınmadığı takdirde ortaya çıkan açık paratroid hormonunun etkisiyle kemiklerden karşılanmaktadır.

Besin maddeleri ile alınan Ca/P miktarı ihtiyacın altına indiğinde; gerekli olan miktar kemiklerden karşılanmakta, hayvan güçsüzleşmekte, ayağa kalkamamaktadır.

P vücutta asit-baz dengesini ve enerji metabolizmasını etkilemektedir. Ca ise kanın pıhtılaşmasında, sinir sisteminde,damarların geçirgenliğinin azaltılmasında rol oynamaktadır.

Kısacası hayvanın yaşamı ve verimliliği için bu her iki element de hayati önem taşımaktadırlar. Ca / P dengesizliğini önlemede en önemli faktör; hayvanın dengeli ve yeterli beslenmesinin sağlanmasıdır. Hayvanın tüm hayatı boyunca süt verdiği, kuruda kaldığı; gebe olduğu ve doğum yaptığı dönemlerin tamamında kesintisiz olarak yeterli ve dengeli beslenmesinin sağlanması gerekmektedir.

Ca/P dengesini sağlamak için yapılması gerekenler

Besleme rasyonunda ki Ca/P oranı 2:1 veya 1:1 (100cc serumda; 8-12 mg Ca/4-8 mg P. Yemde; kuru maddeye göre %0.25-0.35 Ca,%0.20-0.30 P olması günlük ihtiyacı karşılarken; P %0.2 nin altına düşmemelidir) olarak korunmalı, hayvanın fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde olmalıdır.

Birinin fazlalığı yada azlığı kandaki dengeyi bozmaktadır. Rasyonlarda Ca’u bağlayıcı ve emilimini önleyici maddeler bulunmamalıdır. Sindirim sisteminde herhangi bir hastalık, sıvı-elektrolit kayıpları ve düzensiz beslenmeye bağlı olumsuzluklar olmamalıdır.

Böbrek hastalıkları mineral madde kayıplarına yol açacağı için önlenmelidir. Hormonal mekanizmada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemeli ve bu sistemi olumsuz etkileyen stres; şok, ağır hastalık, yaşlılık, hareketsizlik, aşırı sıcak, nem, olumsuz çevre faktörleri vb. koşullar olmamalıdır.

Rasyonlarda enerji-protein dengesi sağlanamadığı takdirde mineral maddelerin emilimi ve değerlendirilmesi aksamaktadır.

Kaynak: https://extension.psu.edu/dietary-minerals-for-dairy-cows-on-pasture

Devamını Oku

Trendler