Connect with us

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı son derece bulaşıcı

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı son derece bulaşıcı, akut ve latent seyirli viral bir hastalıktır. Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı sonucu ağırlık kaybı, süt veriminde azalma, yavru atma, ölü doğum, fertilite bozuklukları görülmektedir. Hastalık; üst solunum yolunda klinik semptomlar (IBR) ile dişilerde infeksiyöz pustüler vulvavaginitis (IPV) ve erkeklerde infeksiyöz pustüler balonopostitise (IPB) sebep olur. Solunum ve genital kanal hastalıkları ayrı olarak meydana gelebildiği gibi, bazen birlikte de görülebilir.

Sığırlarda Görülen IBR ve IPV Hastalığı

INFEKSİYÖZ BOVİNE RHİNOTRACHEİTİS İNFEKSİYÖZ PUSTÜLER VULVAVAGİNİTİS / PUSTULÖZ BALONOPOSTİTİS

ETİYOLOJİ

Herpesviridae ailesinin alfaherpesvirinea alt ailesine dahil olan IBR/IPV virusu Bovine Herpes Virus Tip-1 ( BHV-1 ) olarak da isimlendirilmektedir. Virus -60ºC’da en az 9 ay, – 20ºC’da 2 ay süre ile infektif kalmaktadır.Virus, 60ºC’da 15 dakikada inaktive olur.

Virus serolojik olarak tek tiptir ve sığırlar virusun doğal konakçılarıdır. Çeşitli araştırmacılar tarafından BHV-1’in Equine Herpes Virus–1 (EHV-1). Diğer sığır herpes viruslar (BHV-2, BHV-5) ve domuz virusu (Suis Herpes Virus-1)ile arasında antijenik ilişki olduğu rapor edilmektedir.

Dezenfeksiyon için, çoğunlukla, % 2’lik formol ve % 2’lik sodyum hidroksit tercih edilir.



EPİDEMİYOLOJİ

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı hastalığı konakçı sayısı az olmasına karşın tüm dünyada yaygındır. Yalnızca Norveç, İzlanda ve İsviçre’de hastalığın eradikasyonu gerçekleştirilmiştir.

 

Türkiye’de sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı ile ilgili olarak yapılan farklı çalışmalarda hastalığın yaygın olarak görüldüğü bildirilmektedir.

Hastalığın yayılmasında akut ve latent enfekte hayvanlar ile sperma ve embriyo transferi rol oynar. Akut, subklinik veya latent enfekte boğalara ait spermalar likit nitrojende dondurularak saklandığında. Virus uzun süre stabil kalabilir ve suni tohumlama yolu ile enfeksiyonun kolayca yayılmasına neden olabilir. Bu bakımdan seropozitif olan boğalar epidemiyolojik açıdan virus taşıyıcı ve saçıcı olarak kabul edilmelidir.

Yalnız doğal enfeksiyonlarda değil aynı zamanda bazen attenüasyonu iyi yapılmamış canlı BHV-1 aşılarının uygulandığı durumlarda gebe hayvanlarda abortların görülebileceği bildirilmektedir.

PATOGENEZ

BHV-1’ organizmaya üst solunum yolları, genital kanal mukoz membranları ve konjunktival epitelyum yolu ile girer. Organizmada virusun yayılışı viremi yolu ile olur. Bu nedenle enfeksiyondan sonra virusun tekrar izole edilmesi birinci günden itibaren mümkündür.

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı solunum formu virus içeren sekretlerin nasal yolla alınması ile oluşur. Virus üst solunum sistemi ve tonsillerde üredikten sonra nöyronal aksonlara geçer ve trigeminal ganglionlara ulaşarak burada latent olarak kalır. Aynı şekilde genital enfeksiyonları takiben virus vajina yada prepusyum mukoz membranlarında çoğalarak sakral ganglionlara yerleşir, burada da latent olarak kalır. Latent enfekte hayvanlarda virus doğum, nakil, aşılama gibi doğal stres faktörleri ile. Veya tedavi amacıyla yapılan kortikosteroid enjeksiyonu sonucu yeniden aktive olur ve saçılmaya başlar. Bu nedenle bütün latent enfekte hayvanlar virus taşıyıcısı olarak tanımlanır.

Ayrıca viremi sırasında virus merkezi sinir sistemine ve plesantaya geçer. Plesantaya geçebilen virus gebeliğin 4 ile 7. ayları arasında atıklara neden olabilir. BHV-1’in genital organlar üzerine etkisi ya direkt olarak dış genital organlar aracılığı. Ve/veya sistemik bir enfeksiyona bağlı olarak virusun genital organlara ulaşmasıyla oluşur. Enfekte sperma ile uterusa ulaşabilen virus şiddetli bir nekrotik endometritis oluşturarak 1-2 hafta süren geçici infertiliteye neden olabilir. BHV-1 ile intrauterin enfeksiyondan sonra endometrium ve myometriumda ödem, hemoraji ve nekroz gibi bulgular ile ovaryumda kistler görülür.



KLİNİK BULGULAR

BHV-1 enfeksiyonunda klinik tablo, virus suşuna, virus dozuna, enfeksiyon yoluna, hayvanların bağışıklık durumuna ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişir. Hastalık %100’e yakın bir morbidite ile %2-20 arasında değişen mortaliteye sahiptir. Enfeksiyona her yaş grubundaki hayvanlar duyarlıdır. BHV-1 enfeksiyonu sığırlarda klinik olarak solunum sistemi enfeksiyonlarına (IBR). Genital sistem enfeksiyonlarına (IPV, IPB), enteritis, encephalitis, mastitis, endometritis, abort ve infertiliteye neden olur.

Solunum yolu formu (IBR) 2 ile 6 günlük bir inkubasyon süresinden sonra. Yüksek bir ateş ve genel durum bozukluklarla kendini gösterir. Hasta hayvanlarda başta krupöz, seröz, daha sonra mukopurulent bir burun akıntısı oluşur. Bunlarda, önce toplu iğne başı büyüklüğünde kesecikler meydana gelir. Daha sonra bu kesecikler büyür ve yayılır. Bu keseciklerin kabuklarının yırtılması sonucu nekrozlar ve bakteriyel kontaminasyona bağlı olarak ülserler oluşur. Morbiditenin yüksek olmasına karşın hastalığın solunum formunda mortalite oranı çoğunlukla düşüktür.

Respiratorik form gebe sığırlarda 4 ile 6 haftalık bir inkubasyon süresinden sonra 3. ve 4. aylarda abortlara neden olabilir.

Ayrıca bu formda konjunktivitislerle gözde bulanmalara da rastlanır. Dört ile altı aylık buzağılarda nonprulent meningoencephalitisler meydana gelir. Bu durum merkezi sinir sistemi bozukluklarına ve birkaç hafta içinde de ölümlere sebep olur. Mortalite %100’e ulaşabilir.

Hastalığın ineklerde görülen genital formu (IPV) vagina ve vulva mukozalarında yangılara neden olur. Buralarda kesecikler oluşur ve daha sonra da mukoprulent bir akıntı şekillendirir.

Gebeliğin son zamanlarında veya doğumdan çok kısa bir süre sonra enfekte olan. Yeni doğan buzağılarda sistemik bir hastalık tablosu dikkati çeker. Plasenta yoluyla meydana gelen enfeksiyonlarda gebeliğin son 1/3’ünde abortlar görülür. Abort olan fötuslar çoğunlukla otolize olmuşlardır. Bu nedenle karakteristik bir makroskopik tablo göstermezler.

Boğalarda hastalık balonopostitits (IPB) şeklindedir. Gerek ineklerde ve gerekse boğalarda genital mukozalarda toplu iğne başı büyüklüğünden bezelye tanesi büyüklüğüne kadar değişen. Beyaz renkli, kese bezleri oluşumlarına rastlanır. Genital mukozalardaki değişikliklerin dışında herhangi bir genel bozukluk oluşmaksızın bakteriyel kontaminasyonların olmadığı durumlarda. 2 ile 4 hafta içinde tamamen iyileşme gözlenir.

BR/IPV hastalığına yakalanan hayvanların etleri ve sütleri normal olarak değerlendirilir.


LABORATUVARA GÖNDERİLECEK NUMUNELER

Klinik olarak hastalıktan şüphe edilirse de kesin teşhis için laboratuvar muayeneleri gereklidir. Laboratuvar muayenelerinin esası virus izolasyonu ve spesifik antikorların tespiti oluşturur. Bu amaç için direkt veya indirekt teşhis yöntemleri kullanılır. Enfeksiyonun erken döneminde (klinik semptomların görüldüğü) izolasyon materyali olarak nasal swaplar ile defibrine kan; Genital sistem etkilenmiş ise genital organlardan swaplar laboratuvara gönderilmelidir. Ölen hayvanlarda; tonsil, akciğer, bronşial lenf yumruları, Atıklarda;fötal buzağı karaciğer, dalak, böbrek, beyin ve plasental kotiledonlar laboratuvara teşhis amacıyla gönderilecek örneklerdir.

LABORATUVAR TEŞHİS YÖNTEMLERİ

Etkenin direkt teşhisinde, laboratuvara steril şartlarda gönderilen örneklerin duyarlı hücre kültürlerine (Primer buzağı böbrek, MDBK, EBTr). İnokulasyonu ile BHV-1 izolasyonu yapılır. İzole edilen virusun identifikasyonunda çapraz virus nötralizasyon testi (VNT) veya biyomoleküler teknikler kullanılmaktadır. Virusun fiziksel ve kimyasal özellikleriyle elektron mikroskobik görünümü direkt teşhis için önemlidir. İndirekt teşhis, immunoperoksidaz (IPX), immunofloresan, enzyme linked immunosorbant assay (ELISA) tersine pasif haemaglutination (RPHA) ve hibridizasyon teknikleri kullanılarak yapılmaktadır.

Spesifik antikorların tespiti, akut enfeksiyonlarda 14 gün ara ile alınan kan serum örneklerinde çift katlı antikor artışının saptanmasıyla mümkündür. Ancak klinik semptom göstermeyen latent enfekte hayvanların tespitinde, kan serum örneğinin alındığı hayvanın aşılı olup olmadığının bilinmesi zorunludur. Çapraz serum nötralizasyon test ve ELISA bu amaç için kullanılan en yaygın testlerdir.

AYIRICI TEŞHİS

Solunum, sindirim ve sinirsel semptomlar ile seyreden hastalıkların yüksek ateş döneminde mukoz membranlardaki konjesyonlar. Erozyanlar, nasal akıntılar ve meningoensefalitis klinik olarak IBR’ı akla getirebilir. Klinik olarak IBR’ın solunum formundan şüphe edildiği olaylarda. Aynı zamanda Bovine Viral Diyare/Mukozal Disease(BVD/MD), Coryza Gangrenosa Bovum (CGB), Sığır Vebası (RP), Mavi dil (BT) her zaman dikkate alınmalıdır. Merkezi sinir sistemi formunda da kuduz ve yalancı kuduz göz önünde bulundurulmalıdır. Abortlarda ise listeriosis, brusellosis, trikomoniosis ve vibrio abortlar ayırt edilmelidir. Özellikle sığırlarda sığır vebası eradikasyon çalışmalarının klinik izleme dönemlerinde sığırlarda görülen IBR vakalarının sığır vebası olmadığının teyidi zorunludur.

İMMUNOLOJİ

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı enfeksiyonunda devamlı bir immunitenin oluşmasından sorumludur. Hastalığın lokal bir tablo göstermesi veya bütün organizmada genel bir reaksiyon oluşturması rol oynar. Enfeksiyonun solunum şeklinde genellikle yüksek, genital şeklinde ise daha düşük düzeyde immun yanıt gelişir.

Aktif immunite humoral ve sellüler bağışıklık olarak ortaya çıkar. Humoral immuniteden nötralizan antikorlar sorumludur. Bunlar 12 ile 14 gün sonra tespit edilmeye başlar ve yaklaşık 4 yıl kadar vücutta kalır. Fakat bu humoral antikorlar latent enfekte hayvanlarda virusun reaktivasyonundan sonra etkili değildir. Bu nedenle, bu hayvanlar klinik bir belirti göstermeksizin devamlı virusu saçabilirler.

İnfeksiyondan sonra, humoral antikorların yanında respiratorik veya genital organ mukozalarından salgılanan IgA yapısındaki sekretorik antikorlar da şekillenir. Bu antikorlar lokal koruma etkisine sahiptirler.
Nötralizan antikorlar kolostrum yolu ile buzağılara nakledilir. Bu tür pasif bağışıklık nötralizan antikorun titresine ve alınan miktarına bağlı olmak üzere 1 ile 6 ay kadar etkili olur.



KORUNMA VE MÜCADELE

IBR/IPV enfeksiyonlarının tüm dünyada yaygındır. Dolayısıyla hızla yayılışı ve derin dondurulmuş spermalar vasıtası ile de taşınabilirliği yönü de göz önüne alınmalıdır. Bu durumda hastalıkla mücadele ve kontrol zor olmaktadır. Hastalıkla mücadelede en önemli faktör hastalığın sürüye girişinin engellenmesidir. Bu nedenle sürüye alınacak yeni hayvanların enfeksiyondan ari olduğunun teyit edilmesi veya enfeksiyondan ari sürülerden temin edilmesi zorunludur. IBR/IPV hastalığı ile mücadelede önemli bir yöntemde belirli aralıklarla sürülerdeki hayvanları serolojik kontrole tabi tutmak, seropozitif olanları elimine etmektir. Bu şekilde hastalıktan ari sürülerin devamlılığı sağlanabilir.

Hastalık kontrolünde başarılı olmak için, sürülerde hijyenik tedbirlerin alınması, bakım şartlarının iyileştirilmesi, eradikasyon ve izolasyon tedbirlerine başvurulması ve aşılama önemlidir.

IBR/IPV hastalığının ülkemizde yayılmasını önlemek amacıyla özellikle damızlık hayvanlara yönelik aşağıdaki tedbirlerin alınması önemlidir. Şu an ülkemizde konvansiyonel inaktif ve marker inaktif IBR/IPV aşıları bulunmaktadır. Laboratuvar ortamında bulunan seropozitifliğin aşılamadan mı, yoksa hastalıktan mı kaynaklandığı sadece marker aşı yapılan hayvanlarda kesin olarak tespit edilebilmektedir.

Buna göre;

  • Tabii tohumlama boğalarının, hastalıktan korunması için mutlaka inaktif marker IBR/IPV aşısı ile aşılanması. Yapılacak inaktif marker aşıların seronegatif hayvanlara yapılması. Aşılı hayvanlara az da olsa hastalık bulaşma ihtimali bulunmasından dolayı ve diğer hayvanlara hastalığın bulaşmasını engellemek amacıyla. Tabii tohumlama boğalarının 6 ayda bir rutin olarak IBR/IPV hastalığı yönünden kontrol edilmesi. Ve hastalıktan dolayı seropozitif olan tabii tohumlama boğalarının kesinlikle damızlıkta kullanılmaması gerekir.
  • Özel ve kamuya ait damızlık sığırlarda inaktif marker IBR/IPV aşısının uygulanması gerekir.
  • Hastalıktan ari işletme oluşturmak amacıyla gönüllü yetiştiricilerin taleplerine ilişkin projelerin desteklenmesi önemlidir.
  • Besi işletmelerinde ise inaktif konvansiyonel veya inaktif marker IBR/IPV aşı uygulamasının kontrollü olarak yapılması. Kontrol için besicilerin teşvik edilmesi önem arz etmektedir.
  • Sun’i tohumlama boğalarına, IBR/IPV aşısı uygulanmaması. Stok spermalarda virus izolasyonu yapılması ve sonucun negatif çıkması halinde spermaların piyasaya sunulması. Ayrıca seropozitif boğaların damızlıktan çıkarılarak kesime sevk edilmesi gerekmektedir.

Önemli ekonomik kayıplara neden olan sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı korunmak veya mücadele edebilmek için yetiştiricilerin mutlaka bir veteriner hekime müracaat etmesi ve veteriner hekimlerin de laboratuarlarla işbirliği yaparak hastalıkla ilgili gerekli tedbirleri alması önem arz etmektedir.

Hayvan Hastalıkları

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

Sağmal ineklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri bakım ve besleme ile doğrudan alakalıdır. Ülkemizde süt sığırcılığı yapan yetiştiricilerin bir çoğu; doğuma hazırlanan ve doğum yapan ineklerinin davranışı ve beslenmesi konusunda yeterli bilgiye sahip değillerdir. Bu bağlamda, laktasyonun son dönemi ve kuru dönemde yapılan hatalı uygulamalar ve beslemeden kaynaklanan olumsuz etkilerin; buzağılama sonrası ortaya çıkması ile yetiştiriciler maddi ve manevi sıkıntıya girmektedirler.

Diğer yandan, çok sayıda ineğin yetersiz veya aşırı vücut kondisyonu nedeniyle doğum sonrası metabolik hastalıklar yakalanarak kesime gittiğini görmek mümkündür. Bu problemin, tedavi, ilaç ve üretimden kaybedilen süt olarak ülke ekonomisine vermiş olduğu zararın boyutu da madalyonun öteki yüzüdür.



Bu açıdan, yetiştiricilerimizin laktasyonun son 100 günlük döneminde ve doğumdan önceki üç haftalık dönemde yapacakları bakım ve besleme büyük önem taşımaktadır. Bu dönemlerden özellikle doğumdan önceki üç haftalık süre içerisinde uygulanacak dengeli ve yeterli besleme, doğum sonrası süt veriminin arttırılmasına ek olarak, ineğin ketozis, süt humması, rumen kayması gibi hastalıklardan korunmasına ve etkin bir üreme performansı sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Amerika’da yapılan bir çalışmada, doğum sonrası çıkabilecek problemlerin, o laktasyonda 800-1000 kg süt kaybına yol açtığını ifade etmektedir.

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İnek, doğumdan önceki iki haftalık süreç içerisinde üreme sistemini doğuma, meme bezini ise, süt üretimine hazırlayan bir dizi fizyolojik değişime maruz kalmaktadır. Buzağılama sonrası yem tüketime karşı isteksizlik olarak ifade edilebilecek ineklerde doğum sonrası iştahsızlık meydana gelmesi, buna bağlı olarak ineğin vücut ağırlığında bir azalmanın meydana gelmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu durum, yukarıda da bahsedildiği gibi geçiş döneminde ortaya çıkan fizyolojik değişimin doğal bir sonucudur. Ancak, yem alımı ve bununla bağlantılı olarak vücut ağırlığındaki düşüşün şiddetli ve uzun süreli olması yetiştiricinin uygulamalar açısından problemler yaşamasına yol açmaktadır.

Damızlık Sığır Yetiştirici Birliklerinin büyük bir kısmının çalışmakta oldukları Holstein (Siyah Alaca) ırkı, diğer ırklar arasında verim bakımından ilk sırada yer almaktadır. Türkiye’de yapılan genetik çalışmalar sayesinde, her yıl 80 ile 100 kg civarında bir genetik ilerleme sağlanmaktadır. Süt veriminde sağlanan bu ilerlemeye karşın, hayvanın kuru madde tüketiminde, paralel bir iyileşme sağlanamamaktadır. Diğer bir değişle, laktasyonun ilk 60 gününde ineklerde doğum sonrası iştahsızlık konusunda göstermiş olduğu performans, süt verimindeki artış karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu tablo, buzağılama sonrası ineğin net enerji dengesi üzerinde negatif bir eğilimin oluşmasına neden olmaktadır.

Enerji Açığı

Diğer bir deyişle, süt verimini sürdürebilmek için, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık ile kaynaklanan enerji açığını, kuru dönemde depolamış olduğu vücut yağ rezervlerinden sağlamaktadır. Buzağılama dönemine 3 veya 3,5 vücut kondisyon puanı ile giren ineklerde negatif enerji dengesinden kaynaklanan ağırlık kaybı sonucu vücut kondisyon puanı 2,5 puan’a kadar bir gerilemektedir. Bu beklenen bir gelişmedir. Ancak, vücut kondisyon puanı 3’ün altında olan ineklerde, bu dönemde canlı ağırlıkta gerçekleşecek düşüş, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak metabolik hastalıkların oluşumuna ve döl verim performansının gerilemesine yol açmakta, süt verimi konusunda hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan ineklerde de aynı olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Yapılan bir diğer araştırmada ise, yem tüketiminin doğuma üç hafta kala, kuru dönemin daha önceki dönemlerine oranla %30 düştüğü tespit edilmiştir. Bu normal olarak kabul edilir. Ancak metabolik olarak sağlık problemi yaşayan bir ineğin yem tüketimi kuru dönemin daha önceki dönemlerine göre %50, doğum sonrası ise, %70 düşüş göstermektedir. Diğer taraftan genç hayvanlara oranla yaşlı ineklerde doğum sonrası iştahsızlık daha yoğun gerçekleşmektedir. Genç inekler büyüme için ilave bir enerjiye ihtiyaç duymaları nedeniyle, aşırı iştahsızlık problemini yaşamaları beklenmemektedir.



Bu açıdan yetiştiricilerin doğumdan üç hafta öncesi ve sonrası olmak üzere, altı haftalık dönemde ineğin maksimum kuru madde tüketimini temin edecek şekilde besleme uygulamasına gitmeleri gerekmektedir.

Keton Cisimcikleri

Söz konusu altı haftalık dönemde, ineğin kanında yağ asitleri, keton cisimciklerinin (aseton, beta-hydroxy butyrate) miktarındaki artış, progesteron, insülin ve estrojen hormonlarının miktarlarındaki değişimler, doğumdan önceki bir hafta içerisinde ineğin kendini doğuma şartlaması ve ineğin doğum için ayrı bir bölmeye alınmasından kaynaklanan stres, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık içerisinde başlıca nedenleri olarak bilinmektedir.

Doğumdan üç hafta önce ve üç hafta sonraki dönemde hayvanın yaşama payı enerji ihtiyacına ek olarak rahimdeki buzağı ve süt verimi için gereksinim duyduğu enerji ihtiyacı karşısında, hayvanın yem tüketiminin sınırlı olması nedeniyle, enerji açığı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda inek enerji açığını kendi vücut yağ rezervlerini parçalayarak kullanmak zorunda kalmaktadır. Yağ dokularının parçalanması sonucunda, yağ asitleri konsantrasyonu kan içeriğinde artış göstermektedir. Bu yağ asitleri karaciğerde kas ve meme dokusunda kullanılmak üzere enerjiye dönüştürülmektedir. Karaciğer bu işlem için glukoza (şeker) ihtiyaç duyar. Glukozun üretilebilmesi için, ineğin işkembesinde nişastanın sindirilmesi sonucu sentezlenen propiyonata gerek duyulmaktadır. Propiyonat aynı zamanda sütün önemli bir bileşiği olan laktozun yapımında da önemli rol oynamaktadır.

Ketosiz Oluşumu

Kandaki propiyonat miktarının yetersiz olması halinde, karaciğerde yağ asitleri oluşacak glukoz yetersizliği nedeniyle enerjiye dönüştürülememektedir. Bu durumda keton cisimcikleri oluşmakta ve kana karışmaktadır. Bu hayvanda metabolik bir hastalık olan ketozis’in şekillenmesine neden olmaktadır. Ketozis’in şekillenmesi ile birlikte ineğin yem tüketiminde yarı yarıya bir azalma ve günlük hareketlerinde bariz bir yavaşlamanın olduğu dikkat çekmektedir.
Karaciğerde yağ asitlerinin miktarında artıştan kaynaklanan yağlanma ayrıca, buzağılama güçlüğünü ve doğum sonrası meme dokusunda aşırı ödem oluşumunu beraberinde getirmektedir.

Özellikle vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan yağlı ineklerde ve yaşlı ineklerde bu probleme sıkça rastlanmaktadır.

Yetiştirici bu problemleri yaşamamak için ne yapmalıdır?

  • Tedbir alınmaya öncelikli olarak laktasyonun son 100 günlük kısmında başlanmalıdır. En iyi gösterge hayvanın vücut kondisyonuna bakmaktır. Yetiştirici, son 100 günlük dönemde ineğin uygun vücut kondisyonuna sahip olup olmadığına karar vermelidir. Hayvan çok yağlı ise, yedirilen rasyonda enerji içeriği düşürülmeli, çok zayıf ise, yedirilen rasyonun enerji içeriği arttırılmalıdır. Bunu uygulayabilmek için ekstrem durumdaki (yağlı ve zayıf) ineklere ayrı bir rasyon uygulamasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sayede, ineğin 3 – 3,5 puanlık vücut kondisyonu ile kuruya çıkması ve doğumun gerçekleşmesi sağlanmalıdır.
  • Doğumdan 21 gün önce ve 21 gün sonra verilecek rasyon içeriğinde, rumende yeterli miktarda propiyonat sentezlenebilmesi için nişasta kaynağı dane yemlerin kullanılması büyük önem taşımaktadır.
  • Bu dönemde ineklerde yem seçicilik özelliği üst seviyede olması nedeniyle, ineklere verilecek rasyonların taze ve kötü koku içermemesi gerekmektedir. Bu nedenle, küflü silaj, beklemiş kesif yem gibi kötü koku verecek yemleri kullanmamaya özen gösterilmelidir. Bu konuya özellikle sıcak yaz aylarında çok daha dikkat edilmelidir.



  • Her yemleme sonrası yemliklerin temizlenmesi gerekmektedir. Çünkü yemliklerde kalacak yem artıkları zamanla bozularak kötü koku verecektir.
  • İnek, bu dönemde istediği zaman ve miktarda temiz su tüketme imkanına sahip olmalıdır.

  • Geçiş dönemindeki ineklere ayrı bir rasyon gerekmektedir.
  • Bu dönemdeki ineklere verilecek rasyonun enerji içeriğinin yüksek tutulması kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu dönemde verilecek rasyonun 1 kg kuru maddesi 6,5 – 6,7 Mega joul enerji, %12-14 ham protein içermelidir. Rasyonun %25-45’ini nişasta kaynağı hububat dane yemleri oluşturmalıdır. Rasyon içeriğindeki kaba yem oranının asgari %30 olması ve bu kaba yemin %75’inin kaliteli kuru ottan oluşmasına dikkat edilmelidir. İnek başına verilecek kaliteli kuru otun günlük asgari 2 kg olması gerekir. Bu sayede ineğin yeterli geviş getirmesi de sağlanmış olacaktır.
  • İneklerin enerji içeriği zengin rasyonlara uyum sağlaması amacıyla doğuma 21 gün kala alıştırma uygulamasına ihtiyaç vardır. Bu amaçla, enerji içeriği zengin yemden başlangıçta inek başına 1 kg verilmeli, 2-3 günde bir yarım kg veya haftada 1 kg arttırarak, buzağılama öncesi inek başına asgari 3 kg üzerinde tüketilebilmesi sağlanmalıdır.
  • Doğuma üç hafta kala kurudaki ineklerin ayrı bir grup veya bölmeye alınarak, bakım ve beslemesine özen gösterilmelidir.
  • Kurudaki ineklerin gerekirse müdahale ederek gezinmeleri suretiyle egzersiz yapmaları sağlanmalıdır. Bu egzersizler, ineğin kanında artış gösteren yağ asitlerinin kaslarda enerji olarak kullanılmalarını temin ederek, karaciğerdeki yağ asitleri ve propiyonat miktarları arasındaki dengeyi kuracaktır. Bu durum karaciğeri rahatlatacaktır. Ayrıca bu egzersizlerin özellikle yağlanmış ineklerde rumen dönmesi olarak bilinen abomasum deplasmanının oluşumunu engellemektedir.
  • İneklerin kuruya ayrılması ve tekrar sağmal gruba dahil edilmeleri sırasında grup değişimlerinin bir düzen ve uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Bu açıdan serbest sistemde sağmal dönemini geçiren ineklerin tek başına ayrı bir bölmede tecrit edilmemesine veya sabit sistemle bağlanmamasına dikkat edilmelidir.
  • Ayrıca, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık için diğer faktörlere (ayak ve tırnak problemleri, süt humması ve üreme sistem hastalıkları vs.) karşı önlemler alınmalıdır.

Kaynak : Denizli DSYB

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. Süt humması, doğum humması, doğum zehirlenmesi, kalsiyum noksanlığına bağlı doğum felci gibi isimlerle anılmaktadır.

Sığırlarda Hipokalsemi

Doğumdan önce, doğum sırasında ve özellikle doğumdan sonraki 72 saat içinde ortaya çıkan; yüksek verimli hayvanlarda hipokalsemi ile karekterize akut bir metebolik bozukluktur. Sıklıkla 4 ve daha yaşlı süt ineklerinde görülmekle birlikte ilk doğumunu yapan düvelerde de rastlanabilir. Yaş ve verimin artması, besleme sorunları ve diğer hastalıklara bağlı olarak olgunun sıklığı artmaktadır. İlk defa hipokalsemi görülen hayvanlarda sonraki doğumlarda da şekillenme şansı yüksektir.

Hipokalsemi, klasik belirtilerinin yanı sıra laktasyonun ve gebeliğin herhangi bir döneminde akut ve kronik formlarda görülebilir.

Jersey gibi yağlı ve yüksek süt veren bazı ırklar hipokalsemiye yatkınlık gösterirler. Hipokalsemi denildiğinde, kandaki serbest iyonize kalsiyum(Ca) eksikliği anlaşılmaktadır. İneklerde 100 ml kan serumunda 8-12 mg kalsiyum bulunmaktadır. Kalsiyum, 6 mg’ın altına düşerse klinik semptomlar, 5 mg’ın altına düşerse paresiz ortaya çıkar.



Sığırlarda Hipokalsemi Belirtileri

Hastalığın başlangıcında titremelerle karekterize tetaniler vardır. Diş gıcırdatması, sallantılı yürüyüş, huzursuzluk, ishal ve ıkınma, ayaklarda tutukluk, sık sık ayak değiştirme, hafif ısı artışı görülebilir. Serum Kalsiyum düzeyindeki azalmaya parelel olarak belirtiler şiddetlenir. Daha ileriki dönemlerde hayvan yatar ve kalkamaz. İnek ön ayakları üzerine kalkar fakat arka ayaklarını toplayamaz.

Sterno abdominal yatıştan kısa bir zaman sonra boyun kaslarında şekillenen spazmalardan dolayı inek başını laterale ve geriye kaburgalar üzerine yaslamıştır. Buna kendi kendini dinleme de denir. Düzeltilen boyunun yeniden eski haline dönmesi hipokalsemiye özgü bir durumdur.

Deri, kulak ve ekstremitelerde soğuma vardır. Vücut ısısı normalin altındadır. Işığa duyarlılık kaybolmuştur. Rumen barsak hareketleri durduğu içinde şişme ve kabızlık vardır. Spazmlardan dolayı solunum hırıltılıdır.

Lateral yatış ve koma döneminde bacaklardaki spazm çözülmüştür. Ayaklar kolayca bükülür. İnek boylu boyunca laterale yatar. Nabız hızlanmış ancak hissedilmesi güçleşmiştir. Kalp atımları güçlükle duyulur.

Ölüm, solunum durması veya konvülziyonlar sonrası oluşur. Doğum esnasında hipokalsemi şekillenmiş ise, doğum durur.

Sığırlarda Hipokalsemiden Korunma

Gebelikte düşük kalsiyum içeren rasyonların hazırlanması, Kalsiyum/Fosfor oranının 1:1’den 1:7’ye kadar oranlarda fosfor lehine düzenlenmesi uygundur. Gebeliğin son 15 gününde 10 milyon IU Vit-D3 enjekte edilerek kalsiyum emilimi uyarılabilir.

Süt veriminin en yüksek olduğu dönemde barsaktan kalsiyum emilimini artırmak amacı ile; yemlere amonyum klorit ilave edilerek asit barsak ortamı oluşturulabilir. Mineral maddelerce zengin yemlerle besleme ile hipokalsemilerin ortaya çıkışının da bir ölçüde engellenebileceği veya azaltılabileceği bir çok yazar tarafından bildirilmektedir.



Sığırlarda Hipokalsemi ve Tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. En sık kullanılan kalsiyum boroglukonattır. Önce solunum ve dolaşımı uyarmak amacı ile kafein uygulaması yapılır. Kalsiyum tuzları kalbe toksik etkilidir. Bu nedenle kullanılacak olan kalsiyum tuzu vücut ısısında damla damla, vena jigularis yolu ile ve perfüzyon cihazıyla verilmelidir.

Vena jigularisin belirgin olmadığı durumlarda uygulama vena subcutanea abdomonisten de yapılabilir. Kalsiyum tuzlarının damar içine enjeksiyonu esnasında kalp atımları önce yavaşlar, sonra süratlenir. Kalsiyum toksikasyonlarında %10’luk magnezyum sülfat’tan 300 ml verilmelidir.

Bu amaçla atropin sulfat ve Verapamil’den yararlanılabilir. Kalsiyum enjeksiyonunundan 5 dakika önce atropin sülfat 0.02mg/kg damariçi; Verapamil ise, 0.05mg/kg deri altı uygulanarak hiperkalsemiye bağlı muhtemel kalp aritmilerinin önüne geçilebilir.

Hipokalsemi olgularında yeterli, ancak en düşük doz ile tedavi edilmeye çalışılmalıdır. Yüksek dozda kalsiyumun damar içi uygulamaları parathormon salınımını engelleyerek nükslerin ortaya çıkmasına neden olur.
Sağıtımı takiben kalsiyum atılımını engellemek amacı ile 24 saat süre ile sağım yapılmamalıdır. Kalsiyum tuzları uygulanırken bir taraftan kalp atımları kontrol edilmelidir.

Bozukluk durumlarında kalsiyum perfüzyonlarına bir süre ara verilmelidir, yada çok yavaş olarak devam edilmelidir. Sağıtımdan sonra duyarlılık devam ettiğinden hayvanı ayağa kalkması için zorlamamalı, kendiliğinden kalkması için bırakılmalıdır.

Tedaviye cevap alınamadığı durumlarda hipofosfotemi düşünülmelidir. Hipofosfatemili inekler genel durumları düzelmesine rağmen ayağa kalkamazlar. Böyle olgularda %15’lik Sodyumbifosfat’tan damar içi yolla 200ml enjekte edilebilir.

Septik metritis, mastitis, poliartritis gibi septisemili durumlarda kalsiyum tuzları damariçi olarak uygulanamaz. Hipokalsemili hayvanlarda oral (ağız yoluyla) ilaç kullanımı uygun değildir.

Kaynak: https://extension.psu.edu/trouble-shooting-milk-fever-and-downer-cow-problems

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır. Bazı süt sığırlarında gebeliğin ileri dönemlerinde yada doğumun hemen sonrasında hayvanın yatıp kaldığı veya ayağa kalkmakta güçlük çektiği gözlenebilmektedir.

Bunun birçok sebebi bulunmasına rağmen başlıca nedeni kandaki kalsiyum-fosfor dengesizliğidir. Bu yazımızda kalsiyum(Ca), fosfor (P) dengesizliğinin nedenleri ile alınması gereken tedbirlere değineceğiz.



Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi

Ca/P’un vücutta depo yerleri kemiklerdir. Bu mineral maddeler yemle yeterince alınmadığı takdirde ortaya çıkan açık paratroid hormonunun etkisiyle kemiklerden karşılanmaktadır.

Besin maddeleri ile alınan Ca/P miktarı ihtiyacın altına indiğinde; gerekli olan miktar kemiklerden karşılanmakta, hayvan güçsüzleşmekte, ayağa kalkamamaktadır.

P vücutta asit-baz dengesini ve enerji metabolizmasını etkilemektedir. Ca ise kanın pıhtılaşmasında, sinir sisteminde,damarların geçirgenliğinin azaltılmasında rol oynamaktadır.

Kısacası hayvanın yaşamı ve verimliliği için bu her iki element de hayati önem taşımaktadırlar. Ca / P dengesizliğini önlemede en önemli faktör; hayvanın dengeli ve yeterli beslenmesinin sağlanmasıdır. Hayvanın tüm hayatı boyunca süt verdiği, kuruda kaldığı; gebe olduğu ve doğum yaptığı dönemlerin tamamında kesintisiz olarak yeterli ve dengeli beslenmesinin sağlanması gerekmektedir.

Ca/P dengesini sağlamak için yapılması gerekenler

Besleme rasyonunda ki Ca/P oranı 2:1 veya 1:1 (100cc serumda; 8-12 mg Ca/4-8 mg P. Yemde; kuru maddeye göre %0.25-0.35 Ca,%0.20-0.30 P olması günlük ihtiyacı karşılarken; P %0.2 nin altına düşmemelidir) olarak korunmalı, hayvanın fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde olmalıdır.

Birinin fazlalığı yada azlığı kandaki dengeyi bozmaktadır. Rasyonlarda Ca’u bağlayıcı ve emilimini önleyici maddeler bulunmamalıdır. Sindirim sisteminde herhangi bir hastalık, sıvı-elektrolit kayıpları ve düzensiz beslenmeye bağlı olumsuzluklar olmamalıdır.

Böbrek hastalıkları mineral madde kayıplarına yol açacağı için önlenmelidir. Hormonal mekanizmada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemeli ve bu sistemi olumsuz etkileyen stres; şok, ağır hastalık, yaşlılık, hareketsizlik, aşırı sıcak, nem, olumsuz çevre faktörleri vb. koşullar olmamalıdır.

Rasyonlarda enerji-protein dengesi sağlanamadığı takdirde mineral maddelerin emilimi ve değerlendirilmesi aksamaktadır.

Kaynak: https://extension.psu.edu/dietary-minerals-for-dairy-cows-on-pasture

Devamını Oku

Trendler

error: İzinsiz Olarak Kopyalama yapamazsınız. !!