Connect with us

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda Rumen Asidozu

Sığırlarda rumen asidozu ve nedenleri

Sığırlarda rumen asidozu rumen içeriğinin asidik bir ortam oluşturmasıdır. Rumen (işkembe) ve retikulum (börkenek) içeriğinin normal olan pH’sının 6’dan 4’e, hatta daha aşağılara düşmesiyle karakterizedir. Ön mide sindirim bozukluğuna “Asidozis” denmektedir. Çoğunlukla yüksek süt üretiminden kaynaklanarak günden güne yem alımında büyük farklılık olan ineklerde görülür. Çünkü bu farklılık rumen mikroplarının (mikro organizmalarının) veya böceklerinin (protozoonlarının) süt üretimini etkileyebilecek değişikliklere maruz kalmasına sebep olur.

Sığırlarda Rumen Asidozu

Sığırlarda rumen asidozu; asiditenin derecesine ve süresine göre önem arz eder. Gelip geçici bir iştahsızlıktan genel durum bozukluklarına kadar varan bir klinik tablo meydana getirmektedir. Fakat en belirgin klinik belirtisi topallık ve yem alınımında azalmadır. Hastalığın şiddetli formlarında tedavi zordur fakat hastalıktan korunabilinir.



Akut Rumen Asidozu

Sığırlarda rumen asidozu, genellikle nişastadan ve kolay sindirilebilir karbonhidratlardan zengin gıda maddelerinin yoğun alımı ile olur. Özellikle hububat tanelerinin aniden ve çok miktarda alınmasıyla ve hayvanların alışkın olmadıkları gıdaları yemeleri sonucu ortaya çıkar. Bu maddeler

  • pancar yaprağı,
  • şeker pancarı posası,
  • hayvan pancarı,
  • buğday,
  • arpa,
  • çavdar,
  • filizlenmiş yulaf,
  • ekmek,
  • ekmek mayası,
  • kepek,
  • un,
  • mısır,
  • patates veya patates kabuğu,
  • elma,
  • armut,
  • melas,
  • üzüm,
  • bira mayası,
  • konsantre yem,
  • değirmen artıklarıdır.

Fakat hastalığın çıkışında en fazla buğday ve buğday ürünleri etkili olmaktadır (un ve ekmek, fırın artıkları). Kazayla fazla yem alınımına ek olarak, yönetim hataları da asidozis gelişimine yol açabilir. Hayvanları uzun süre aç bıraktıktan sonra yem verilmesi halinde veya rasyondaki kaba yem oranı aniden azaltıldığında da şekillenebilir. Hatta hububatın tane yerine öğütülmüş olarak verilmesi asidoza neden olabilir. Ayrıca, yetiştiricilerimizin bol miktarda hazır kesif yem kullanmaları bile sığırlarda rumen asidozu görülmesine neden olabilir.

Özellikle yüksek verimli sütçü inekler karbonhidratlarca yüksek yemlere ihtiyaç duyarlar. Mısır ve tahıl taneleri gibi yem maddeleri rumende mayalanırlar. Bu da rumen mikrop veya böcekleri tarafından volatil yağ asitlerinin oluşturulmalarına sebep olur. Bu yağ asitleri ineğin kendi için önemli bir enerji kaynağıdır. Ama eğer bu yağ asitlerinin üretimi çok fazla olursa, o zaman rumen pH’sı düşer. Asit karakter kazanan rumenin duvarı bozulur ve bunun sonucu da bakteri ve zehirli bileşiklerin girmesine izin verir.



Karbonhidrat içeriği yüksek yemlere dikkat

Hayvanın ipleri kopardığı ve adı geçen maddelerden birini bolca yediği durumlar hastalığın karşılaşılmasında sık rastlanılan durumlardır. Toplu halde bir çok olayın ortaya çıkışı ise ani olarak karbonhidrattan zengin yemlemeye geçişten ileri gelmektedir. Örneğin mera besisinden şeker pancarı küspesiyle besiye geçiş veya rasyondaki karbonhidrat miktarının arttırılması. Bu gibi durumlar, toplu haldeki hayvanlarda asidoz olaylarına yol açmaktadır. Bazen hayvanın yeni verilen gıdaya alışmasında veya hayvana normal sınırlar içinde gıda verilmesinden sonra da asidozis meydana gelebilmektedir.

Bu durum, çoğunlukla rasyondaki kaba yem oranının az olmasından ileri gelmektedir. Gıdada kolay sindirilebilir karbonhidratların artışıyla birlikte ön midelerde bir takım değişiklikler olur. Bu değişmeler sindirimin bozulması şeklinde ortaya çıkar. Hastalığın klinik belirtileri tüketilen yemin türüne, miktarına, hayvanın yeme alışık olup olmadığına bağlıdır. Hastalık, yemlemeden sonra geçen süreye ve asidozisin şiddetine bağlı olarak değişir.

Hafif olaylarda;

  • Gelip geçici bir iştahsızlık,
  • Rumen hareketlerinde azalma,
  • Süt veriminin azalması,
  • Dışkının çamurumsu bir kıvam alması,
  • Dışkı renginin daha grimsi olması gibi belirtiler görülür.

Bazen klinik tablo dikkati çekmez, iştahta önemli bir değişiklik olmayabilir. Sadece süt miktarı azalır, hayvan hafif zayıflama gösterir. Gebeler yaşama yeteneği zayıf olan buzağı doğururlar. Arasıra nükseden topallık, boynuzlarda form değişiklikleri gibi komplikasyonlar meydana gelir.



Sindirim Bozuklukları Ortaya çıkar

Orta derecedeki olaylarda; hastalığı meydana getiren gıdanın verilmesinden 10-12 saat sonra, şiddetli sindirim bozukluğu ve zehirlenme belirtileri ortaya çıkar. Önce hayvan yem yemeden ve su içmeden kesilir. Süt verimi ani olarak durur, hayvanın tavır ve hareketleri göze çarpacak derecede değişir. Hayvan durgun ve isteksiz görünür, devamlı yatmak ister, inleme ve diş gıcırdatması dikkati çeker. Bazı hastalarda huzursuzluk, titremeler, bacaklarda ağrı görülür. Olayların %20’sinde kuyruk sallama, arka ayaklarını karnına vurma, terleme ve yere yatma gibi sancı belirtileri görülür.

Kısa bir süre sonra sarı-yeşilimsi renkli, sulu kıvamda, köpüklü ve bazen kanla karışık şiddetli ishal ortaya çıkar. Çok ender olarak da kabızlık görülebilir. İdrar salgısı bariz şekilde azalmıştır. İdrar asidiktir. Nabız frekansı artarken, solunum sayısı artmaz, hatta bazen normalin altına iner.

Beden ısısı genellikle 38.5 – 39.5 C arasındadır. Deri elastikiyeti azalır. Rumen hareketleri durmuştur. Hayvanlar yürümek istemez, yürürken sallantı vardır, bazen topallık görülür. Her iki şiddette de laktasyondaki ineklerde, süt veriminin düşmesi yanında sütteki yağ oranında da azalma ortaya çıkabilir.

Subakut Asidozis

Bu form en sık rastlanan form olmasına rağmen nadiren yetiştiriciler tarafından farkedilmektedir. Normal yem tüketimindeki herhangi bir engelleme dahi asidozise sebep olabilir. Örneğin fırtınalı havalardan önce ve sonra sığırlar fazla miktarda yem tüketirler ve fırtına süresince ise yem alınımı durur. Diğer çevresel faktörleri çamur ve sıcaklık oluşturur. Çamur ve sıcaklık da yem tüketimini azaltır ve değiştirir. Özellikle aşırı sıcaklıklar sığırların yemlerinin büyük bir kısmını, günboyu yerine gece boyunca yemelerine neden olur.

Bu gibi çevresel faktörlerin etkileriyle tüketim alışkanlıklarının dışına çıkan sığırlarda rumen asidozu yaygındır. Akut ve şiddetli form, çok miktarda konsantre yemin yenilmesiyle oluşur ve ölüm genellikle yem alımından 12-36 saat sonra meydana gelir. İlk belirtiler yem alımından 6-8 saat sonra başlar. Bu belirtiler iştahsızlık, süt veriminde ani düşme, hareketsizlik, kas titremeleri, inlemedir. Sindirim bozukluklarının başlamasından hemen sonra dışkı yumuşak, pasta kıvamında, sarı-yeşil renkte, köpüklü ve bazen kanlı bir görünüm alır.

Gözler donuk ve çökmüştür. Rumen hareketleri azalır ve pH’sı 5’ten aşağıya düştüğünde tamamen ortadan kalkar. Eğer sadece bir gün içinde çok kısa bir süreliğine de pH 5’in altına düşse, bu 3-6 aya kadar üretimi etkiler.

Bu aynı zamanda ikincil hastalıklara da yol açar

Rumen hareketlerinin azalması veya durması hastalığın seyrinin ani olarak şiddetlenmesini önlediğinden koruyucu bir mekanizma olarak görev yapar. Rumenin dıştan elle sallanmasıyla duyulan çalkantı sesi, sığırlarda rumen asidozu karakteristik bulgularından biridir.

Ön midelerde oluşan asit içerik barsak bölümlerinde de etki ederek, bu organlarda yangıya yol açabilir.

Hayvanda 24-48 saat içinde su kaybı gelişir. Bu değişiklikler ve topallık nedeniyle huzursuzluk ve sallantılı yürüyüş görülür. Beden ısısı ilk önceleri normal veya biraz yüksek olabilir, ölüme yakın durumda ise normalin altına düşer.

Nabız sayısında da artış görülür. İdrar miktarı yem alımından sonra 8-12 saat içinde artar, fakat daha sonra su kaybından dolayı aniden azalır. Sonuçta, tüm hastalar hızla komaya girer ve yerde yatarlar.

Bakışları sabitleşir ve bazı hayvanlarda tükürük salgısında artış ve burun akıntısı gözlenir.



Kronik Rumen Asidozisi (Düşük Süt Yağı Sendromu)

Kronik rumen asidozisi, uzun süre yüksek konsantre yemle beslenen hayvanlarda görülür. Beslenmeye bağlı olarak da rumen içeriği asitleşir ve pH’sı 5’e düşer. Asitin tamponlanması salya tarafından yeterli yapılamadığından dolayı da hastalık gelişir. İlk dikkati çeken belirtiler performans azalması, iştahsızlık ve kilo kaybıdır.

Bazen kronik topallık şekillenir. Dışkıda sindirilmemiş gıda partiküllerine rastlanır. Süt yağı önemli derecede azalır. Bu nedenle düşük süt yağ sendromu olarak da tanımlanmaktadır. Bu hastalığın komplikasyonu olarak kronik topallık, karaciğer apseleri ve beyin dokusunun ölümü görülür.

Rumen hareketlerinin hafiflemesiyle karakterize seyreden rumen asidozisi, klinik tabloda önemli bir değişiklik olmaksızın haftalarca devam edebilir. Besleme şartları düzeltilirse hayvanlar birkaç günde iyileşir ve süt verimi normal düzeye çıkar.

Orta ve şiddetli derecedeki olaylarda sağaltımın zamanı ve sağaltım şekli hastalığın seyri üzerinde etkili olur. Bazen zamanında ve yeterli bir sağaltımdan sonra bile genel durum ve süt veriminin düzelmesi için uzun bir süre gereklidir.

Asidozisin Komplikasyonları

Asidozisin komplikasyonlarından erken doğum, ölü doğum ve atıklar, tırnak bozuklukları sayılabilir.
Korunmada en önemli faktör, hayvanlara verilen rasyonun dengeli olmasıdır.

Kaba yemle yeterli miktarda hayvanları beslemek hem geviş getirmeyi arttırır hem de asidozisi önlemede yardımcı olur. Geviş getirmeyi arttırarak rumendeki pH değişimlerini tamponlayabilecek tükürük salgısını arttırır.

Özellikle yüksek süt verimli ineklere verilen rasyonda kaba yem oranı %35’in altına düşmemelidir. Etkili selülozun hayvanın ihtiyacını karşılayacak şekilde rasyonda bulunması gerekmektedir. Hayvanlar tane yeme geçilmeden önce, uygun bir alıştırma dönemine tabi tutulmalıdır. Alıştırma için hazırlanan rasyonun %50-60’ı kaba yem, %40-50’si konsantre yem olarak hazırlanır. Hayvanlar 7-10 gün süreyle bu rasyonla beslendikten sonra, rasyondaki kaba yem ve kesif yem oranı normal sınırlara çekilir.

Tam karışık rasyonlar kullanılırken dikkat edilecek hususlar ise mikserle 5 dakikadan fazla karıştırılmamasıdır. Böylece yem partiküllerinin %15-20 kadarının 3-4cm’den büyük olması gerekmektedir. Tam karışık rasyonları düzgün bir şekilde karıştırarak ve dengeleyerek. Silaj nem oranını izlenmeli. Tüm yem maddeleri için özellikle silajda çok kısa yem partikülü olmasını önleyerek özellikle akut asidozis önlenebilir.

Rumen içeriğinin pH’sının yükseltilerek dengelenmesi için, rasyona uygun miktarda sodyum bikarbonat katılır. Ancak bu işlem idrar taşları, vitamin eksiklikleri gibi bazı istenmeyen durumlara neden olabilir. Fakat bazı grup antibiyotiklerin rasyonlara ilavesiyle bu durumların önüne geçilebilmektedir.

Her iki formun da sağaltımı için Veteriner Hekiminize başvurunuz.

Hayvan Hastalıkları

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri

Hayvanlarda Zehirlenmeler, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilinmesi gerekenleri aşağıdaki gibi sıralamaya çalıştık. Ruminantlarda zehirlenme olguları sık gözlenir. Tanıda anamnez, beslenme ve çevre şartları, klinik ve otopsi bulguları ile zehirli madde analizleri birlikte değerlendirilmelidir. Zehir bilindiğinde veya kuvvetli şüphe olduğunda ilk olarak spesifik antidot ve semptomatik tedavi uygulanmalıdır

Hayvanlarda Zehirlenmeler, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Kurşun Zehirlenmesi ve Belirtileri

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde kurşun zehirlenmesi, özellikle endüstri bölgelerinde görülebilmektedir. Ayrıca, yoğun çevre kirlenmesi sorunları ile karşı karşıya bulunan bölgelerde sığırlar için önemli bir problemdir. Özellikle meraların yakınında ağır sanayi tesislerinin bulunması, hayvanların çöplüklerde otlamaları büyük sıkıntılar yaratabilir. Ayrıca, trafik yükü çok fazla olan yolların kenarlarında meraların su baskınına uğraması da problem kaynakları arasındadır. Bununla birlikte çöplerin çeşitli yollarla meralara dağılması veya yer altında gömülü çöplerden kaynaklanan sızıntılar da büyük problem kaynağıdır.

Bir sığırın 1 kg. canlı ağırlık için günde 6-7 mg miktarında kurşun alması veya rasyonun içinde 100-200 ppm. Kurşunun bulunması halinde belirsiz bir zaman sonra kronik kurşun zehirlenmesi ortaya çıkar.

Akut zehirlenme olaylarında, akut toksik dozdaki kurşunun alınmasından 12-24 saat sonra belirtiler ortaya çıkar. Ve hayvan bir iki gün içinde ölür. Daha çok buzağılarda görülür.

Akut zehirlenmelerde sığır, koyun ve keçilerde aniden beliren sürekli böğürmeler ve şiddetli karın sancıları ilk görülen belirtilerdir. Laktasyondaki hayvan sütten kesilir, geviş getirme azalır. İşeme ağrılı ve sık yapılır. Sığırlar kuduza benzer belirtiler gösterir. Sürekli uyarı halindedir. Kas spazmları ve tetani durumları ilk belirtilerle başlayıp ölüme kadar şiddet ve sıklığını artırarak sürdürür.

Kurşun zehirlenmesi, kuduz, yalancı kuduz, serebrokortikal nekroz, tetanoz, mantar zehirlenmeleri ile karıştırılabilir.



Arsenik Zehirlenmesi ve Belirtileri

Sodyum arsenit, potasyum arsenit, sodyum arsenilat gibi birçok organik ya da anorganik arsenik bileşiği tarımda yabani ot mücadelesinde kullanılmaktadır. Yeni ilaçlanmış tarlaya hayvanların girmesi halinde zehirlenme olayları ortaya çıkabilir.

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde arsenikle zehirlenmelerde şunlar görülür. Sancı, huzursuzluk, inleme, diş gıcırtısı, bitkinlik, salya akıntısı, solunum güçlüğü, ishal. İleri dönemlerde dehidrasyon (su kaybı), depresyon ve koma görülür.

Teşhiste civa zehirlenmesi, kuşun zehirlenmesi, salmonellosis ile karışabilir. Akut zehirlenmelerde idrarda, rumen içeriğinde, kronik zehirlenmelerde, kıllarda arsenik tayini yapılabilirse teşhis kesinleşir.

Tedavi:

Arsenik zehirlenmelerinde tavsiye edilecek antidotlar: Sodyum tiyosülfat 15-30 gr, %15 solusyon halinde ilk doz olarak damar içi olarak verilir. Daha sonra dozlar 30-60 gr’a çıkartılır. Bunlar ağız yoluyla 6 saat aralıklarla verilir. Diğeri de dimerkaprol’dur.

Bakır Zehirlenmesi

Bağ ve bahçelerde fungusit olarak kullanılan maddelere dikkat edilmelidir. “Bordo bulamacı” ve benzeri bakır preparatları ile ilaçlanmış yerlerde sığırların uzun süre otlamaları kronik bakır zehirlenmelerine yol açmaktadır.

Akut zehirlenmelerde sancı, ishal, dehidrasyon, dolaşım şoku ve koma şekillenir. Biraz daha dayanıklı olabilenlerde, sindirim semptomlarına ek olarak, depresyon hali, kaslarda takatsizlik, hemoglobinüri ve sarılık şekillenir.

Kronik bakır zehirlenmelere sığırlarda nadiren rastlanmaktadır. Karaciğerde biriken bakır kritik bir düzeye yükseldiğinde, birdenbire hemolitik kriz şekillenir. Sarılık, hemoglobinüri, nabzın zayıflaması sonucu koma ve ölüm şekillenmektedir.

Tedavi:

Akut bakır zehirlenmelerinde sindirim sistemi hızla boşaltılır. Süt, albumin ve benzeri müsilajlı ve sarıcı maddeler verilerek sindirim kanalı irkiltiye karşı korunur. Ve bakır albüminat oluşturarak zehirin daha fazla emilmesi önlenir. Emilen zehire de 3 mobilizan ve atılmayı hızlandırıcı madde olarak damar içi yolla sodyum tiyosülfat verilir.



Tuz Zehirlenmesi ve Belirtileri

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde Sodyum klorür, hayvanların yaşamı için gerekli olan mineral tuzların en başında yer almaktadır. Sığırların rasyonlarında normal olarak %1 dolayında tuz bulunması gereklidir. Aksi halde hayvanlar duvarları ve birbirlerini yalamak suretiyle tuz ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar. Fazla tuz verilmesi durumunda bol miktarda su içmek suretiyle tuzu atmaya çalışırlar. Dışkı birkaç gün sulu kıvamda olur. Günlük su miktarı artar Fazla miktarda tuz alan hayvanlar su içemedikleri taktirde, zehirlenme belirtileri ortaya çıkmaktadır. Kusmak ister gibi hareketler, sancı, dışkıda mukus miktarında artış görülür. Ayrıca, poliüri ve kanda hematokrit değerin artması yani kanın koyulaşması gibi belirtiler görülmektedir.

Sağıtım:

Hayvana sık sık su içirilmelidir.

Flor Zehirlenmesi

Flor, dişlerin ve kemik dokusunun yapısına giren bir elementtir. Normal olarak, rasyonda 1-2 ppm civarında flor bulunması gereklidir. Sığırlar, rasyondaki floru 50 ppm seviyesine kadar olan kısmını rahatlıkla tolere edebilirler.

Yemlerde ve içme sularındaki florun toksik olup olmaması flor bileşiğinin suda erirliği ile yakından ilgilidir. İçme sularında 10 ppm miktarına kadar flor nisbeten iyi tolere edilmektedir. Sularda 30 ppm, yemlerde 100 ppm civarında flor bulunması halinde birkaç ay içerisinde kronik flor zehirlenme belirtileri ortaya çıkmaya başlamaktadır. Hayvanın 1 kg canlı ağırlığı başına 1 mg miktarda flor alması, kronik flor zehirlenmesi için yeterli olmaktadır.

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde Akut flor zehirlenmesi ender rastlanılan bir olaydır. Pratikte asıl önemli olan, kronik flor zehirlenmesidir. Volkanik patlamalar ve volkanik küller çevredeki meraları bulaştırırlar. Tarlalara gübre olarak atılan yada hayvan yemlerinde fosfor kaynağı olarak kullanılan yem katkı maddelerine dikkat edilmelidir. Özellikle de doğal fosfat kayalarından elde edilen süperfosfat gübreleri hayvanlarda flor zehirlenmesinin sebebi olabilir. Çünkü, fosfat kayalarının içinde %2-4 oranında flor bulunabilmektedir. Floru yeterince arındırılmadan yemlere katılan fosfatlar tehlike yaratabilmektedir.

Patognez:

Flor bir doku zehiridir. Yem ve sularla alınan flor, midedeki asit ortamda hidroflorik asite dönüşerek sindirim mukozasını irkiltir. Florun en önemli zararı, kemik ve diş dokuları üzerinde gerçekleşmektedir. Vücut barsaklardan emdiği floru kemik ve dişlerde biriktirir, idrar ile yavaş yavaş atar. Bu birikim sırasında ekzostozlar, eklem deformasyonları ve diş dökülmeleri ortaya çıkar.

Belirtileri:

Akut flor zehirlenmelerinde hastalık birden başlar. Muhtelif sinirsel bozukluklar ortaya çıkar ve hayvan birkaç saat içinde ölür.

Kronik flor zehirlenmesinde ise, büyüme çağındaki hayvanlarda süt dişleri dökülür. Kalıcı dişlerde bozukluk, gelişme geriliği, eklemlerde deformasyonlar, uzun kemiklerde eğilmeler gibi belirtiler ortaya çıkar. Çiğneme güçlüğü, tutuk yürüyüş ve topallık gibi semptomlara sık rastlanır.

Sağıtım:

Akut flor zehirlenmelerinde, damar içi kalsiyum infuzyonları , kronik zehirlenmelerde ise, parenteral yollarla sık sık kalsiyum verilmelidir. Ayrıca, yemlere hayvan başına her gün 30 gr aluminyum sulfat eklenmesi önerilir. Hastalar, bulaşık meradan veya bölgeden hemen uzaklaştırılarak, başka bölgelerden getirilen yemlerle beslenmelidirler.



GÜBRE ZEHİRLENMELERİ

Nitrat Zehirlenmesi

Sığırlar, tarımda gübre olarak kullanılan nitratları tüketebilmektedirler. Gübrelerin depolandığı yerlere girerek yanlışlıkla gübreyi yiyen sığırlarda akut zehirlenme belirtileri ortaya çıkmaktadır.

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde en önemli olan zehirlenme şekli kronik nitrat zehirlenmeleridir. Bu özellikteki olayların çoğu gizli seyrettiği için fazla dikkate alınmamaktadır.

Kronik nitrat ziherlenmelerinin sebebi, rasyonun içinde bulunan yem maddelerinin yapısında fazla miktarda nitrat bulunmasıdır. Veya içme sularının nitrat ve nitritler bakımından zengin olmasıdır. Nitrat bakımından zengin olan başlıca bitkiler şunlardır. Yulaf samanı, arpa samanı, buğday samanı, sudan otu, pancar yaprağı, pancar posası. Ayrıca, hardal, geven, sorgum, darı, süpürge otu ve benzeri bitkilerdir.

Tarımda yabani ot mücadelesinde kullanılan herbisit ilaçları da bitkilerin topraktaki nitratlardan daha fazla yararlanmasını sağlar. Herbisit kullanılan tarım arazisinden hasat edilen yem maddelerinde nitrat miktarı daha yüksek olmaktadır.

Yem ham maddelerinin depolanma biciminin de nitrat miktarı üzerine etkisi olabilmektedir. Örneğin silajdaki anaerobik fermentasyon şartlarında, bakteriler nitratların önemli bir bölümünü fermentatif yolla redükte ederek, nitrit haline çevirirler. Yani silaj yemleri kuru yemlere göre daha az risk taşımaktadır.

Belirtileri:

Akut nitrat ve nitrit zehirlenmelerinde ishal, sancı, hızlı solunum, solunum güçlüğü, sallantılı yürüyüş ve en sonunda koma görülmektedir. Kronik nitrat zehirlenmelerinde ise, solunum sistemi ile ilgili belirtiler dikkat çekmez. Bazı dokuların iyi beslenememesinden veya A vitamini noksanlığından ileri gelen belirtiler ön planda yer alır.

Örneğin;

  • sebebi bilinmeyen atipik sinirsel semptomlar
  • gebe ineklerde yavru atma olayları
  • fötüsün iyi gelişememesi
  • buzağıların beklenenden daha küçük cüsseli doğmaları ve yeni doğan buzağılar arasında oldukça yüksek oranda konjenital anomaliler görülmesi gibi.

Tedavi:

Akut nitrat – nitrit zehirlenmelerinde spesifik antidotu metilen mavisidir. Metilen mavisinin %1’lik solusyonundan 100 kg vücut ağırlığı için 20-60 cc miktarında damar içi yolla verilir. İlacın yarı ömrü 2 saattir. İkinci defa uygulama yapıldığında 6 saat kadar beklemek gerekir.

Kronik nitrat zehirlenmelerinde meydana gelen lezyonla çoğunla dönüşümlü bozukluklardır. Rasyonun değiştirilmesi, nitrat bakımından zengin olduğu bilinen yem maddelerinden vazgeçilmesi veya onların rasyondaki oranlarının düşürülmesi gereklidir. Kalsiyum fosfor dengesiyle A vitaminin önemi çok büyüktür.

Üre Zehirlenmesi

Üre, protein olmayan azotlu madde olarak hayvan beslenmesinde fazla kullanılan bir maddedir.

Ürenin hayvana tolere edebileceğinden fazla miktarda yedirilmesi. Veya üre beslemesine yeni başlayan işletmelerde alıştırma devresinde iken hayvana fazla miktarda üre verilmesi zehirlenmeye yol açmaktadır.

Belirtileri:

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde üre zehirlenmesi sonucu şunlar görülür. Titreme, sancı, huzursuzluk, yürümede zorluk, solunum sayısı artışı ve solunum güçlüğü görülür. Rumen sıvısı hafif alkalidir ve belirgin amonyak kokusu hissedilir.

Tedavi:

Üre zehirlenmesinin spesifik antidotu sirke asiti veya sirkedir. 2-4 litre miktarında sirke birkaç misli su ile sulandırılarak içirilir. Rasyonda kolay fermente olabilir. Karbonhidrat miktarı arttırılır. Melas veya pekmez verilmesi yararlı olabilir.



1.HERBİSİTLERLE ZEHİRLENMELER

Yabancı ot mücadelesinde kullanılan herbisit ilaçların toksisitesi genellikle çok düşüktür. Ancak meraya veya kültür arazisine atılan ilacın miktarının yüsek olması ve zehirlenme riski önemli ölçüde artar

a. Tarımda Kullanılan Arsenik Herbisitler

Sodyum arsenik ve arsenik trioksit, pamuk tarımında bitkinin yapraklarını dökerek makineyle hasat yapmak amacıyla kullanılır. Akut toksik doz 22-55 kg kadardır. Az miktarlarının uzun süre alınması ile kronik zehirlenme meydana gelir. Sancı, ishal ve dehidrasyon semptomlarıyla seyreder ve öldürücüdür.

b. Dinitro Bileşiği Herbisitler

Dinitrofenoller ve dinitrokrezol deri youl ile emilirler. Yeni ilaçlanmış tarlaya hayvanların girmesi halinde zehirlenme tehlikesi ortaya çıkabilir. Yüksek ateş, solunum güçlüğü, taşikardi(aşırı kalp çarpması) ve konvulzüyonla (kasılmalarla) seyreder. Bilenen bir tedavi şekli yoktur. Hasta serin ve gölgeli bir yere alınır. Parenteral yolla, glikoz infuzyonu ve ayrıca A vitamini takviyesi yapılır. Atropin sülfat ve klorpromazin takviyeleri de yapılabilir.

c. Sodyum Klorat

Herbisit olarak kullanılır. Sığırlar, Sodyum kloratı aynen tuz gibi yerler. Kaza eseri olarak bu ilacın hayvan tarafından yenilmesi veya yüksek dozda herbisit atılan tarlalarda hayvanların otlaması sonucu zehirlenme oluşur. Tedavide metilen mavisi verilir. Metilen mavisinin tuzlu su içerisinde verilmesi gerekmektedir.

2. PESTİSİTLERLE ZEHİRLENMELER

a. Organik Klorlu İnsektisitlerle Zehirlenmeler

Bu grup içinde yer alan insektisitlerin başlıcaları şunlardır:

DDT, Aldrin, Dieldrin, Heptakor, Metksiklor, Klordan, Lindan ve Endrin vb. dir.

Bunlardan bazıları hayvanlarda dış parazitlere karşı insektisit ilaç olarak kullanılmakta idi. Ancak yağ dokularında birikim yaparak besin kirlenmesi ve çevre sorunlarına karşı yol açtıkları için bunların kullanımı yasaklanmıştır.

Belirtileri:

Hayvanlar önce korkak ve ürkektir. Sese, dokunmaya ve ışığa karşı duyarlılık göstererek, irkilme ve sıçrama hareketleri yaparlar. Konvulsiyonlar (Kasılmalar) nöbetler şeklinde devam eder. Eğer aldıkları zehir azsa nöbetler ve belirtiler azalır. Fakat günler geçmiş olsa da hayvanın sese ve dokunmaya karşı tepkileri fazladır.

Tedavi:

Spesifik bir antidotu yoktur. Merkezi sinir sistemi üzerine uyarıcı etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla, hipnotik ve sedatif etkili ilaçların kullanılması tavsiye edilir. Karaciğer hasarının önlenmesi için damar içi yolla kalsiyum glukonok ve kalsiyum boroglikonat veya glikoz tuzlu su çözeltilerinin verilmesi çok yararlıdır.
Biryandan çarpıntıların önlenmesine çalışılırken diğer yandan da insektisitin vücuttan uzaklaştırılmasına yönelik uygulamalar yapılır. Şöyle ki, deri yoluyla meydana gelen bulaşma veya maruziyet halinde ilaçlı kısımlar tazyikli suyla yıkanır. Ağızdan olan zehirlenmelerde tuzlu sürgütlerle (sodyum sulfat, magnezyum sulfat… vb.) sindirim kanalı boşaltılır.

b. Organik Fosforlu İnsektisitler ve Karbamatlarla Zehirlenmeler

Tarımda bitki zararlılarına karşı ve hayvancılıkta dış parazitlere karşı kullanılan birçok organik forsforlu insektisit bileşik vardır.

Örneğin, malathion, triklorfon, ronnel, ruelen ve diğerleri tanınmaktadır.

Karbamatlardan tanınmış pestisit karbaril’dir. Tarımda kullanıldığı gibi, serpme toz halinde hayvanlarda dış parazit mücadelesinde geniş çapta kullanılmaktadır.

Belirtileri:

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde ilk dikkati çeken semptomlar muskarinik semptomlardır. Solunum sayısı artar, şiddetli dispne vardır. Ağızdan köpüklü salya akar, hayvan ağzını açıp dilini öne doğru uzatmak sureti ile nefes almaya çalışır. Akciğer heperemisi ve akciğer ödemi semptomları da görülür. Sonra gelç şekillenmektedir.

Tedavi:

Sığır sürüsü zehirli bölgeden derhal uzaklaştırılır. Zehirlenme semptomları gösteren hayvan, nisbeten serin bir yere alınır . Zehir deri yolu ile alındı ise, vücut ılık sabunlu sularla yıkanır. Aksfeksi için atropin sulhfat uygulamasına geçilmelidir. Kas seyirmeleri, spazm ve sertliği ile felç şekillenmişse oksim bileşekleriyle önlenebilir.

c. Rodendisitlerle Zehirlenmeler

Fare mücadelesi amacıyla tarla ve ambarlara atılan fare zehirleri, bir çeşit yem niteliği de taşımaktadırlar. Bu nedenle, kaza eseri olarak sığırlar tarafından da yenilebilirler. Başlıca fare zehirleri şunlardır: Sodyum Floroasetat, K vitamini antagonisti rodentisitler, Ada soğanı glikozitler vb.



BİTKİSEL ZEHİRLENMELER MANTAR TOKSİNLERİ

  • Yem maddelerinin usulune uygun şekilde depolanmaması,
  • Biçilen ot ve diğer kaba yemlerin yağmur altında kalması,
  • Yaş yemlerin iyi kurutulmadan depolanması (%14’den yukarı rutubet içermesi),
  • Depo ve siloların havalandırılmaması,
  • Yem kitlesinin yığılı vaziyette aylarca bekletilmesi, aktarılmaması, ıslatılarak tavlanan yemlerin ahırda saatlerce bekletilmesi
  • vs

gibi nedenlerle yem maddeleri üzerinde çok miktarda küf mantarı üremektedir.

Sığırlarda aflatoksikozis bunların başlıcaları; A. flavus, A.clavatus, A. parasiticus ve A. puberulum dur. Bu mantarlar, özellikle yer fıstığı ve benzeri kök bitkilerde ve kötü şartlarda depolanan hububatta bol miktarda ürerler.

Akut aflatoksikoziste fazla miktarda Aflatoksinin birden alınması halinde ortaya çıkar(1 kg yemde 100 mikrogramdan yüksek miktarlardaki aflatoksin sığırlar için toksiktir). Akut olaylarda körlük, sallantılı yürüyüş, ataksi, koordinasyon bozuklukları, iştahsızlık, diş gıcırtısı, inleme, ishal gibi belirtiler görülür.

Hastalığın ileri dönemlerinde felç ve koma hali, gebe ineklerde yavru atma olayları görülür. Kronik aflatoksikozis seyreder.Hayvanın hastalıklara karşı direnci düşer.

Klinik semptomlar ve otopsi bulguları spesifik değildir. Mantar toksinleri ile zehirlenmeler birçok hastalık ile karışabilir.

Mikotoksikosis’in tedavisi ve koruyucu önlemler:

Hayvanlarda zehirlenmeler, belirtileri ve tedavi yöntemleri içerisinde şüphe edilen yemin yedirilmesine son verilir. Sürüler şüpheli meradan uzaklaştırılır.

Semptomatik tedavide:

Damar içi yolla B1 vitamini, parenteral kalsiyum uygulamaları verilir. Damar içi veya peritonal yolla izotonik glukoz infuzyonu, ishal ve dehidrasyonla seyreden olgularda elektrolit sıvılar verilir.

Korunma:

Sığırları mantar toksinlerinin zararlarından korumak ve yem maddelerinin küflenerek sağlığa zararlı hale gelmesini önlemek için rutubet oranının %14’den fazla olmaması. Rutubet oranının %14’ün altına düşmeden depolanmaması. Kurutma sırasında yere ve sergene ince serilmesi, her gün karıştırılması veya alt üst edilmesi küflenmeyi önemli ölçüde önler.

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı son derece bulaşıcı

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı son derece bulaşıcı, akut ve latent seyirli viral bir hastalıktır. Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı sonucu ağırlık kaybı, süt veriminde azalma, yavru atma, ölü doğum, fertilite bozuklukları görülmektedir. Hastalık; üst solunum yolunda klinik semptomlar (IBR) ile dişilerde infeksiyöz pustüler vulvavaginitis (IPV) ve erkeklerde infeksiyöz pustüler balonopostitise (IPB) sebep olur. Solunum ve genital kanal hastalıkları ayrı olarak meydana gelebildiği gibi, bazen birlikte de görülebilir.

Sığırlarda Görülen IBR ve IPV Hastalığı

INFEKSİYÖZ BOVİNE RHİNOTRACHEİTİS İNFEKSİYÖZ PUSTÜLER VULVAVAGİNİTİS / PUSTULÖZ BALONOPOSTİTİS

ETİYOLOJİ

Herpesviridae ailesinin alfaherpesvirinea alt ailesine dahil olan IBR/IPV virusu Bovine Herpes Virus Tip-1 ( BHV-1 ) olarak da isimlendirilmektedir. Virus -60ºC’da en az 9 ay, – 20ºC’da 2 ay süre ile infektif kalmaktadır.Virus, 60ºC’da 15 dakikada inaktive olur.

Virus serolojik olarak tek tiptir ve sığırlar virusun doğal konakçılarıdır. Çeşitli araştırmacılar tarafından BHV-1’in Equine Herpes Virus–1 (EHV-1). Diğer sığır herpes viruslar (BHV-2, BHV-5) ve domuz virusu (Suis Herpes Virus-1)ile arasında antijenik ilişki olduğu rapor edilmektedir.

Dezenfeksiyon için, çoğunlukla, % 2’lik formol ve % 2’lik sodyum hidroksit tercih edilir.



EPİDEMİYOLOJİ

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı hastalığı konakçı sayısı az olmasına karşın tüm dünyada yaygındır. Yalnızca Norveç, İzlanda ve İsviçre’de hastalığın eradikasyonu gerçekleştirilmiştir.

 

Türkiye’de sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı ile ilgili olarak yapılan farklı çalışmalarda hastalığın yaygın olarak görüldüğü bildirilmektedir.

Hastalığın yayılmasında akut ve latent enfekte hayvanlar ile sperma ve embriyo transferi rol oynar. Akut, subklinik veya latent enfekte boğalara ait spermalar likit nitrojende dondurularak saklandığında. Virus uzun süre stabil kalabilir ve suni tohumlama yolu ile enfeksiyonun kolayca yayılmasına neden olabilir. Bu bakımdan seropozitif olan boğalar epidemiyolojik açıdan virus taşıyıcı ve saçıcı olarak kabul edilmelidir.

Yalnız doğal enfeksiyonlarda değil aynı zamanda bazen attenüasyonu iyi yapılmamış canlı BHV-1 aşılarının uygulandığı durumlarda gebe hayvanlarda abortların görülebileceği bildirilmektedir.

PATOGENEZ

BHV-1’ organizmaya üst solunum yolları, genital kanal mukoz membranları ve konjunktival epitelyum yolu ile girer. Organizmada virusun yayılışı viremi yolu ile olur. Bu nedenle enfeksiyondan sonra virusun tekrar izole edilmesi birinci günden itibaren mümkündür.

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı solunum formu virus içeren sekretlerin nasal yolla alınması ile oluşur. Virus üst solunum sistemi ve tonsillerde üredikten sonra nöyronal aksonlara geçer ve trigeminal ganglionlara ulaşarak burada latent olarak kalır. Aynı şekilde genital enfeksiyonları takiben virus vajina yada prepusyum mukoz membranlarında çoğalarak sakral ganglionlara yerleşir, burada da latent olarak kalır. Latent enfekte hayvanlarda virus doğum, nakil, aşılama gibi doğal stres faktörleri ile. Veya tedavi amacıyla yapılan kortikosteroid enjeksiyonu sonucu yeniden aktive olur ve saçılmaya başlar. Bu nedenle bütün latent enfekte hayvanlar virus taşıyıcısı olarak tanımlanır.

Ayrıca viremi sırasında virus merkezi sinir sistemine ve plesantaya geçer. Plesantaya geçebilen virus gebeliğin 4 ile 7. ayları arasında atıklara neden olabilir. BHV-1’in genital organlar üzerine etkisi ya direkt olarak dış genital organlar aracılığı. Ve/veya sistemik bir enfeksiyona bağlı olarak virusun genital organlara ulaşmasıyla oluşur. Enfekte sperma ile uterusa ulaşabilen virus şiddetli bir nekrotik endometritis oluşturarak 1-2 hafta süren geçici infertiliteye neden olabilir. BHV-1 ile intrauterin enfeksiyondan sonra endometrium ve myometriumda ödem, hemoraji ve nekroz gibi bulgular ile ovaryumda kistler görülür.



KLİNİK BULGULAR

BHV-1 enfeksiyonunda klinik tablo, virus suşuna, virus dozuna, enfeksiyon yoluna, hayvanların bağışıklık durumuna ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişir. Hastalık %100’e yakın bir morbidite ile %2-20 arasında değişen mortaliteye sahiptir. Enfeksiyona her yaş grubundaki hayvanlar duyarlıdır. BHV-1 enfeksiyonu sığırlarda klinik olarak solunum sistemi enfeksiyonlarına (IBR). Genital sistem enfeksiyonlarına (IPV, IPB), enteritis, encephalitis, mastitis, endometritis, abort ve infertiliteye neden olur.

Solunum yolu formu (IBR) 2 ile 6 günlük bir inkubasyon süresinden sonra. Yüksek bir ateş ve genel durum bozukluklarla kendini gösterir. Hasta hayvanlarda başta krupöz, seröz, daha sonra mukopurulent bir burun akıntısı oluşur. Bunlarda, önce toplu iğne başı büyüklüğünde kesecikler meydana gelir. Daha sonra bu kesecikler büyür ve yayılır. Bu keseciklerin kabuklarının yırtılması sonucu nekrozlar ve bakteriyel kontaminasyona bağlı olarak ülserler oluşur. Morbiditenin yüksek olmasına karşın hastalığın solunum formunda mortalite oranı çoğunlukla düşüktür.

Respiratorik form gebe sığırlarda 4 ile 6 haftalık bir inkubasyon süresinden sonra 3. ve 4. aylarda abortlara neden olabilir.

Ayrıca bu formda konjunktivitislerle gözde bulanmalara da rastlanır. Dört ile altı aylık buzağılarda nonprulent meningoencephalitisler meydana gelir. Bu durum merkezi sinir sistemi bozukluklarına ve birkaç hafta içinde de ölümlere sebep olur. Mortalite %100’e ulaşabilir.

Hastalığın ineklerde görülen genital formu (IPV) vagina ve vulva mukozalarında yangılara neden olur. Buralarda kesecikler oluşur ve daha sonra da mukoprulent bir akıntı şekillendirir.

Gebeliğin son zamanlarında veya doğumdan çok kısa bir süre sonra enfekte olan. Yeni doğan buzağılarda sistemik bir hastalık tablosu dikkati çeker. Plasenta yoluyla meydana gelen enfeksiyonlarda gebeliğin son 1/3’ünde abortlar görülür. Abort olan fötuslar çoğunlukla otolize olmuşlardır. Bu nedenle karakteristik bir makroskopik tablo göstermezler.

Boğalarda hastalık balonopostitits (IPB) şeklindedir. Gerek ineklerde ve gerekse boğalarda genital mukozalarda toplu iğne başı büyüklüğünden bezelye tanesi büyüklüğüne kadar değişen. Beyaz renkli, kese bezleri oluşumlarına rastlanır. Genital mukozalardaki değişikliklerin dışında herhangi bir genel bozukluk oluşmaksızın bakteriyel kontaminasyonların olmadığı durumlarda. 2 ile 4 hafta içinde tamamen iyileşme gözlenir.

BR/IPV hastalığına yakalanan hayvanların etleri ve sütleri normal olarak değerlendirilir.


LABORATUVARA GÖNDERİLECEK NUMUNELER

Klinik olarak hastalıktan şüphe edilirse de kesin teşhis için laboratuvar muayeneleri gereklidir. Laboratuvar muayenelerinin esası virus izolasyonu ve spesifik antikorların tespiti oluşturur. Bu amaç için direkt veya indirekt teşhis yöntemleri kullanılır. Enfeksiyonun erken döneminde (klinik semptomların görüldüğü) izolasyon materyali olarak nasal swaplar ile defibrine kan; Genital sistem etkilenmiş ise genital organlardan swaplar laboratuvara gönderilmelidir. Ölen hayvanlarda; tonsil, akciğer, bronşial lenf yumruları, Atıklarda;fötal buzağı karaciğer, dalak, böbrek, beyin ve plasental kotiledonlar laboratuvara teşhis amacıyla gönderilecek örneklerdir.

LABORATUVAR TEŞHİS YÖNTEMLERİ

Etkenin direkt teşhisinde, laboratuvara steril şartlarda gönderilen örneklerin duyarlı hücre kültürlerine (Primer buzağı böbrek, MDBK, EBTr). İnokulasyonu ile BHV-1 izolasyonu yapılır. İzole edilen virusun identifikasyonunda çapraz virus nötralizasyon testi (VNT) veya biyomoleküler teknikler kullanılmaktadır. Virusun fiziksel ve kimyasal özellikleriyle elektron mikroskobik görünümü direkt teşhis için önemlidir. İndirekt teşhis, immunoperoksidaz (IPX), immunofloresan, enzyme linked immunosorbant assay (ELISA) tersine pasif haemaglutination (RPHA) ve hibridizasyon teknikleri kullanılarak yapılmaktadır.

Spesifik antikorların tespiti, akut enfeksiyonlarda 14 gün ara ile alınan kan serum örneklerinde çift katlı antikor artışının saptanmasıyla mümkündür. Ancak klinik semptom göstermeyen latent enfekte hayvanların tespitinde, kan serum örneğinin alındığı hayvanın aşılı olup olmadığının bilinmesi zorunludur. Çapraz serum nötralizasyon test ve ELISA bu amaç için kullanılan en yaygın testlerdir.

AYIRICI TEŞHİS

Solunum, sindirim ve sinirsel semptomlar ile seyreden hastalıkların yüksek ateş döneminde mukoz membranlardaki konjesyonlar. Erozyanlar, nasal akıntılar ve meningoensefalitis klinik olarak IBR’ı akla getirebilir. Klinik olarak IBR’ın solunum formundan şüphe edildiği olaylarda. Aynı zamanda Bovine Viral Diyare/Mukozal Disease(BVD/MD), Coryza Gangrenosa Bovum (CGB), Sığır Vebası (RP), Mavi dil (BT) her zaman dikkate alınmalıdır. Merkezi sinir sistemi formunda da kuduz ve yalancı kuduz göz önünde bulundurulmalıdır. Abortlarda ise listeriosis, brusellosis, trikomoniosis ve vibrio abortlar ayırt edilmelidir. Özellikle sığırlarda sığır vebası eradikasyon çalışmalarının klinik izleme dönemlerinde sığırlarda görülen IBR vakalarının sığır vebası olmadığının teyidi zorunludur.

İMMUNOLOJİ

Sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı enfeksiyonunda devamlı bir immunitenin oluşmasından sorumludur. Hastalığın lokal bir tablo göstermesi veya bütün organizmada genel bir reaksiyon oluşturması rol oynar. Enfeksiyonun solunum şeklinde genellikle yüksek, genital şeklinde ise daha düşük düzeyde immun yanıt gelişir.

Aktif immunite humoral ve sellüler bağışıklık olarak ortaya çıkar. Humoral immuniteden nötralizan antikorlar sorumludur. Bunlar 12 ile 14 gün sonra tespit edilmeye başlar ve yaklaşık 4 yıl kadar vücutta kalır. Fakat bu humoral antikorlar latent enfekte hayvanlarda virusun reaktivasyonundan sonra etkili değildir. Bu nedenle, bu hayvanlar klinik bir belirti göstermeksizin devamlı virusu saçabilirler.

İnfeksiyondan sonra, humoral antikorların yanında respiratorik veya genital organ mukozalarından salgılanan IgA yapısındaki sekretorik antikorlar da şekillenir. Bu antikorlar lokal koruma etkisine sahiptirler.
Nötralizan antikorlar kolostrum yolu ile buzağılara nakledilir. Bu tür pasif bağışıklık nötralizan antikorun titresine ve alınan miktarına bağlı olmak üzere 1 ile 6 ay kadar etkili olur.



KORUNMA VE MÜCADELE

IBR/IPV enfeksiyonlarının tüm dünyada yaygındır. Dolayısıyla hızla yayılışı ve derin dondurulmuş spermalar vasıtası ile de taşınabilirliği yönü de göz önüne alınmalıdır. Bu durumda hastalıkla mücadele ve kontrol zor olmaktadır. Hastalıkla mücadelede en önemli faktör hastalığın sürüye girişinin engellenmesidir. Bu nedenle sürüye alınacak yeni hayvanların enfeksiyondan ari olduğunun teyit edilmesi veya enfeksiyondan ari sürülerden temin edilmesi zorunludur. IBR/IPV hastalığı ile mücadelede önemli bir yöntemde belirli aralıklarla sürülerdeki hayvanları serolojik kontrole tabi tutmak, seropozitif olanları elimine etmektir. Bu şekilde hastalıktan ari sürülerin devamlılığı sağlanabilir.

Hastalık kontrolünde başarılı olmak için, sürülerde hijyenik tedbirlerin alınması, bakım şartlarının iyileştirilmesi, eradikasyon ve izolasyon tedbirlerine başvurulması ve aşılama önemlidir.

IBR/IPV hastalığının ülkemizde yayılmasını önlemek amacıyla özellikle damızlık hayvanlara yönelik aşağıdaki tedbirlerin alınması önemlidir. Şu an ülkemizde konvansiyonel inaktif ve marker inaktif IBR/IPV aşıları bulunmaktadır. Laboratuvar ortamında bulunan seropozitifliğin aşılamadan mı, yoksa hastalıktan mı kaynaklandığı sadece marker aşı yapılan hayvanlarda kesin olarak tespit edilebilmektedir.

Buna göre;

  • Tabii tohumlama boğalarının, hastalıktan korunması için mutlaka inaktif marker IBR/IPV aşısı ile aşılanması. Yapılacak inaktif marker aşıların seronegatif hayvanlara yapılması. Aşılı hayvanlara az da olsa hastalık bulaşma ihtimali bulunmasından dolayı ve diğer hayvanlara hastalığın bulaşmasını engellemek amacıyla. Tabii tohumlama boğalarının 6 ayda bir rutin olarak IBR/IPV hastalığı yönünden kontrol edilmesi. Ve hastalıktan dolayı seropozitif olan tabii tohumlama boğalarının kesinlikle damızlıkta kullanılmaması gerekir.
  • Özel ve kamuya ait damızlık sığırlarda inaktif marker IBR/IPV aşısının uygulanması gerekir.
  • Hastalıktan ari işletme oluşturmak amacıyla gönüllü yetiştiricilerin taleplerine ilişkin projelerin desteklenmesi önemlidir.
  • Besi işletmelerinde ise inaktif konvansiyonel veya inaktif marker IBR/IPV aşı uygulamasının kontrollü olarak yapılması. Kontrol için besicilerin teşvik edilmesi önem arz etmektedir.
  • Sun’i tohumlama boğalarına, IBR/IPV aşısı uygulanmaması. Stok spermalarda virus izolasyonu yapılması ve sonucun negatif çıkması halinde spermaların piyasaya sunulması. Ayrıca seropozitif boğaların damızlıktan çıkarılarak kesime sevk edilmesi gerekmektedir.

Önemli ekonomik kayıplara neden olan sığırlarda görülen IBR ve IPV hastalığı korunmak veya mücadele edebilmek için yetiştiricilerin mutlaka bir veteriner hekime müracaat etmesi ve veteriner hekimlerin de laboratuarlarla işbirliği yaparak hastalıkla ilgili gerekli tedbirleri alması önem arz etmektedir.

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Mastitisten korunmak için yapılması gerekenler

Mastitisten Korunmak için Yapılması Gerekenler

Mastitisten korunmak için yapılması gerekenler aşağıdaki gibi sıralanabilir.

Mastitisten Korunmak için Yapılması Gerekenler

  • İlk önce genç inekleri, daha sonra yaşlı inekleri ve en son olarak mastitis problemi yaşayan ineklerinizi sağınız.
  • Sağım makinesi başlıklarını takmadan önce memedeki ilk sütü elle sağarak ayrı bir kaba alınız. Bu kontrol klinik mastitislerin tespitinde sizlere yardımcı olacaktır.
  • Sağımdan yarım saat önce meme temizliğini yaparak dezenfekte ediniz.
  • Sağım işlemini uygun basınçta ve pulsasyonda olmasına dikkat ediniz. Bir ineğin ortalama sağım süresi 4,5 – 5 dakidadır.
  • Sağımı biten ineklerinizin memelerini püskürtme veya daldırma yöntemi ile dezenfekte ediniz. Memelerde kullanacağınız dezenfektanların meme dokusunu tahriş etmeyen nitelikte olmasına dikkat ediniz.
  • Her sabah ineklerde iştah ve mastitis kontrolü yapınız.
  • Sağımdan sonra sağım ekipmanlarını önce dezenfektanlı soğuk su, arkasından deterjanlı sıcak su muhafaza ediniz. Son olarak temiz soğuk sudan geçirerek yıkadıktan sonra temiz şekilde muhafaza ediniz.
  • Sağımı biten ineğe karma yem vermek suretiyle ayakta kalmasını, böylelikle meme kaslarının kapanması için zaman yaratılmasını sağlayınız.



  • Laktasyonun ilk 1. Ayı sonunda mutlaka ineklerinizde mastitis bakımından sık sık kontrol yapınız.
  • İneğinizi kuruya çıkartırken tamamen meme bölmelerini boşalttıktan sonra mastitise karşı önlem için her bir meme bölmesi içine antibiotik veriniz. Unutmayınız!.. en uygun mastitis tedavisi kuru dönemde mümkündür. Bu tür uygulama Streptecoc ve staphilacoc bakterilerin neden olduğu mastitislere karşı ineğinizi koruyacaktır. Ancak, Coliform tür bakterilerin neden olduğu mastitislere karşı korumada yetersiz kalabilir. Bu nedenle, kurudaki ineklerinizi mutlaka sürüden ayrı ve temiz zeminli yerlerde tutmaya özen gösteriniz. Yapılan araştırmalar, kuru dönemde antibiotik uygulamasının bir sonraki laktasyonda süt verimini olumlu şekilde etkilediğini göstermiştir.

Mastitisten Korunmak için Yapılması Gerekenler

  • Mastitisten korunmak için yapılması gerekenler arasında, sağımdan birkaç saat önce sütünü bırakan hayvanlarınızı, sağıma kadar temiz bir yerde tutunuz.
  • Mastitisli sütleri, dezenfektanlı su ile dolu bir kaba koyarak imha ediniz. Bu sütlerin tüketilmesine izin vermeyiniz.
  • Mastitisli sütleri kesinlikle buzağı beslemede kullanmayınız. Yapılan araştırmalar mastitisli sütle beslenen dişi buzağıların gelecek yaşamlarında bu hastalığa karşı oldukça hassas olduklarını ortaya koymuştur.
  • İneklerinizin memelerine zarar verecek yapı malzemelerini ve zeminleri ortadan kaldırınız.
  • Ahırlarınızın havalandırmasını mutlaka kontrol ediniz.
  • Ahır kapısı önüne mutlaka bir kireç havuzu koyunuz. Yabancıların ahır içerisine önlem almadan girmelerine izin vermeyiniz.
  • Ahırlarınızı ve özellikle ahır duraklarını ayda bir mutlaka etkili dezenfektanlarla dezenfekte ediniz.
  • Sürekli mastitise yakalanan ineklerinizi elden çıkartınız.
  • Fazla meme başı mastitis açısından sakıncalı olması nedeniyle, buzağı döneminde dişi buzağılarda fazla meme başlarını aldırınız.
  • Sürünüzde diğer ineklerin memelerini emen inekleri elden çıkartınız.
  • Ahır duraklarının ineğiniz yatar vaziyette iken, memesinin idrar kanalı içine girmeyeceği uzunlukta olmasına dikkat ediniz.
  • Mastitis konusunda şüphelendiğiniz inekleri Veteriner Hekiminize zamanında haber veriniz.
  • İşletmenizde her zaman için mastitis teşhis kartı bulundurunuz. Böylelikle şüphelendiğiniz inekleri daha kolay tespit etmeniz mümkün olacaktır. Bu tür inekleriniz için Veteriner Hekiminizden CMT testi yapmasını isteyiniz.



  • Doğumdan önce ineğinizin memesini her ne surette olursa olsun sağmayınız. Doğumdan sonra ödemli memelerin tedavisi için Veteriner Hekiminize başvurunuz.
  • Hayvanınızın dış görünüşe göre sınıflandırmasını mutlaka yaptırınız.

Mastitisten Korunmak için Yapılması Gerekenler

  • Gezinti alanlarında hayvanların su ve dışkı birikintilerine yatmaması için suni tepecikler inşa ediniz.
  • Sağım makinesi pulsatör lastiklerini her üç ayda bir yenileyiniz.
  • Buzağılarınıza sütü elden vermeye özen gösteriniz.
  • Mastitis tedavisi amacıyla meme içine ve kas içi antibiotik verilen ineklerinizin sütlerini asgari 3 gün (6 sağım) sağlıklı sütlere katmayınız.
  • Sağım makinesi başlıklarını meme başlarına takarken ve çıkartırken nazik davranınız.
  • Sütünü bırakmayan ineğinizin memesine bir sıcak, bir soğuk su kullanmak suretiyle lavaj yaparak masaj yapınız. Buna rağmen ineğiniz sütünü bırakmıyor ise, Veteriner Hekiminize başvurunuz.
  • Memesi ateşli olan veya memesinin bölmelerinin herhangi birinde sertlik bulunduran ineğinizi Veteriner Hekiminize gösteriniz.
  • İneğinizin kuru dönem süresinin 45-60 gün civarında olmasına özen gösteriniz. Bu süreden kısa veya daha uzun kuru dönem geçiren ineklerin mastitise yakalanma riski daha fazladır. Diğer taraftan ikinci buzağıya gebe ineklerinizin kuru dönem süresinin 55-60 gün civarında olmasına özen gösteriniz.
Devamını Oku

Trendler

error: İzinsiz Olarak Kopyalama yapamazsınız. !!