Connect with us

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda Rumen Asidozu

Sığırlarda rumen asidozu ve nedenleri

Sığırlarda rumen asidozu rumen içeriğinin asidik bir ortam oluşturmasıdır. Rumen (işkembe) ve retikulum (börkenek) içeriğinin normal olan pH’sının 6’dan 4’e, hatta daha aşağılara düşmesiyle karakterizedir. Ön mide sindirim bozukluğuna “Asidozis” denmektedir. Çoğunlukla yüksek süt üretiminden kaynaklanarak günden güne yem alımında büyük farklılık olan ineklerde görülür. Çünkü bu farklılık rumen mikroplarının (mikro organizmalarının) veya böceklerinin (protozoonlarının) süt üretimini etkileyebilecek değişikliklere maruz kalmasına sebep olur.

Sığırlarda Rumen Asidozu

Sığırlarda rumen asidozu; asiditenin derecesine ve süresine göre önem arz eder. Gelip geçici bir iştahsızlıktan genel durum bozukluklarına kadar varan bir klinik tablo meydana getirmektedir. Fakat en belirgin klinik belirtisi topallık ve yem alınımında azalmadır. Hastalığın şiddetli formlarında tedavi zordur fakat hastalıktan korunabilinir.



Akut Rumen Asidozu

Sığırlarda rumen asidozu, genellikle nişastadan ve kolay sindirilebilir karbonhidratlardan zengin gıda maddelerinin yoğun alımı ile olur. Özellikle hububat tanelerinin aniden ve çok miktarda alınmasıyla ve hayvanların alışkın olmadıkları gıdaları yemeleri sonucu ortaya çıkar. Bu maddeler

  • pancar yaprağı,
  • şeker pancarı posası,
  • hayvan pancarı,
  • buğday,
  • arpa,
  • çavdar,
  • filizlenmiş yulaf,
  • ekmek,
  • ekmek mayası,
  • kepek,
  • un,
  • mısır,
  • patates veya patates kabuğu,
  • elma,
  • armut,
  • melas,
  • üzüm,
  • bira mayası,
  • konsantre yem,
  • değirmen artıklarıdır.

Fakat hastalığın çıkışında en fazla buğday ve buğday ürünleri etkili olmaktadır (un ve ekmek, fırın artıkları). Kazayla fazla yem alınımına ek olarak, yönetim hataları da asidozis gelişimine yol açabilir. Hayvanları uzun süre aç bıraktıktan sonra yem verilmesi halinde veya rasyondaki kaba yem oranı aniden azaltıldığında da şekillenebilir. Hatta hububatın tane yerine öğütülmüş olarak verilmesi asidoza neden olabilir. Ayrıca, yetiştiricilerimizin bol miktarda hazır kesif yem kullanmaları bile sığırlarda rumen asidozu görülmesine neden olabilir.

Özellikle yüksek verimli sütçü inekler karbonhidratlarca yüksek yemlere ihtiyaç duyarlar. Mısır ve tahıl taneleri gibi yem maddeleri rumende mayalanırlar. Bu da rumen mikrop veya böcekleri tarafından volatil yağ asitlerinin oluşturulmalarına sebep olur. Bu yağ asitleri ineğin kendi için önemli bir enerji kaynağıdır. Ama eğer bu yağ asitlerinin üretimi çok fazla olursa, o zaman rumen pH’sı düşer. Asit karakter kazanan rumenin duvarı bozulur ve bunun sonucu da bakteri ve zehirli bileşiklerin girmesine izin verir.



Karbonhidrat içeriği yüksek yemlere dikkat

Hayvanın ipleri kopardığı ve adı geçen maddelerden birini bolca yediği durumlar hastalığın karşılaşılmasında sık rastlanılan durumlardır. Toplu halde bir çok olayın ortaya çıkışı ise ani olarak karbonhidrattan zengin yemlemeye geçişten ileri gelmektedir. Örneğin mera besisinden şeker pancarı küspesiyle besiye geçiş veya rasyondaki karbonhidrat miktarının arttırılması. Bu gibi durumlar, toplu haldeki hayvanlarda asidoz olaylarına yol açmaktadır. Bazen hayvanın yeni verilen gıdaya alışmasında veya hayvana normal sınırlar içinde gıda verilmesinden sonra da asidozis meydana gelebilmektedir.

Bu durum, çoğunlukla rasyondaki kaba yem oranının az olmasından ileri gelmektedir. Gıdada kolay sindirilebilir karbonhidratların artışıyla birlikte ön midelerde bir takım değişiklikler olur. Bu değişmeler sindirimin bozulması şeklinde ortaya çıkar. Hastalığın klinik belirtileri tüketilen yemin türüne, miktarına, hayvanın yeme alışık olup olmadığına bağlıdır. Hastalık, yemlemeden sonra geçen süreye ve asidozisin şiddetine bağlı olarak değişir.

Hafif olaylarda;

  • Gelip geçici bir iştahsızlık,
  • Rumen hareketlerinde azalma,
  • Süt veriminin azalması,
  • Dışkının çamurumsu bir kıvam alması,
  • Dışkı renginin daha grimsi olması gibi belirtiler görülür.

Bazen klinik tablo dikkati çekmez, iştahta önemli bir değişiklik olmayabilir. Sadece süt miktarı azalır, hayvan hafif zayıflama gösterir. Gebeler yaşama yeteneği zayıf olan buzağı doğururlar. Arasıra nükseden topallık, boynuzlarda form değişiklikleri gibi komplikasyonlar meydana gelir.



Sindirim Bozuklukları Ortaya çıkar

Orta derecedeki olaylarda; hastalığı meydana getiren gıdanın verilmesinden 10-12 saat sonra, şiddetli sindirim bozukluğu ve zehirlenme belirtileri ortaya çıkar. Önce hayvan yem yemeden ve su içmeden kesilir. Süt verimi ani olarak durur, hayvanın tavır ve hareketleri göze çarpacak derecede değişir. Hayvan durgun ve isteksiz görünür, devamlı yatmak ister, inleme ve diş gıcırdatması dikkati çeker. Bazı hastalarda huzursuzluk, titremeler, bacaklarda ağrı görülür. Olayların %20’sinde kuyruk sallama, arka ayaklarını karnına vurma, terleme ve yere yatma gibi sancı belirtileri görülür.

Kısa bir süre sonra sarı-yeşilimsi renkli, sulu kıvamda, köpüklü ve bazen kanla karışık şiddetli ishal ortaya çıkar. Çok ender olarak da kabızlık görülebilir. İdrar salgısı bariz şekilde azalmıştır. İdrar asidiktir. Nabız frekansı artarken, solunum sayısı artmaz, hatta bazen normalin altına iner.

Beden ısısı genellikle 38.5 – 39.5 C arasındadır. Deri elastikiyeti azalır. Rumen hareketleri durmuştur. Hayvanlar yürümek istemez, yürürken sallantı vardır, bazen topallık görülür. Her iki şiddette de laktasyondaki ineklerde, süt veriminin düşmesi yanında sütteki yağ oranında da azalma ortaya çıkabilir.

Subakut Asidozis

Bu form en sık rastlanan form olmasına rağmen nadiren yetiştiriciler tarafından farkedilmektedir. Normal yem tüketimindeki herhangi bir engelleme dahi asidozise sebep olabilir. Örneğin fırtınalı havalardan önce ve sonra sığırlar fazla miktarda yem tüketirler ve fırtına süresince ise yem alınımı durur. Diğer çevresel faktörleri çamur ve sıcaklık oluşturur. Çamur ve sıcaklık da yem tüketimini azaltır ve değiştirir. Özellikle aşırı sıcaklıklar sığırların yemlerinin büyük bir kısmını, günboyu yerine gece boyunca yemelerine neden olur.

Bu gibi çevresel faktörlerin etkileriyle tüketim alışkanlıklarının dışına çıkan sığırlarda rumen asidozu yaygındır. Akut ve şiddetli form, çok miktarda konsantre yemin yenilmesiyle oluşur ve ölüm genellikle yem alımından 12-36 saat sonra meydana gelir. İlk belirtiler yem alımından 6-8 saat sonra başlar. Bu belirtiler iştahsızlık, süt veriminde ani düşme, hareketsizlik, kas titremeleri, inlemedir. Sindirim bozukluklarının başlamasından hemen sonra dışkı yumuşak, pasta kıvamında, sarı-yeşil renkte, köpüklü ve bazen kanlı bir görünüm alır.

Gözler donuk ve çökmüştür. Rumen hareketleri azalır ve pH’sı 5’ten aşağıya düştüğünde tamamen ortadan kalkar. Eğer sadece bir gün içinde çok kısa bir süreliğine de pH 5’in altına düşse, bu 3-6 aya kadar üretimi etkiler.

Bu aynı zamanda ikincil hastalıklara da yol açar

Rumen hareketlerinin azalması veya durması hastalığın seyrinin ani olarak şiddetlenmesini önlediğinden koruyucu bir mekanizma olarak görev yapar. Rumenin dıştan elle sallanmasıyla duyulan çalkantı sesi, sığırlarda rumen asidozu karakteristik bulgularından biridir.

Ön midelerde oluşan asit içerik barsak bölümlerinde de etki ederek, bu organlarda yangıya yol açabilir.

Hayvanda 24-48 saat içinde su kaybı gelişir. Bu değişiklikler ve topallık nedeniyle huzursuzluk ve sallantılı yürüyüş görülür. Beden ısısı ilk önceleri normal veya biraz yüksek olabilir, ölüme yakın durumda ise normalin altına düşer.

Nabız sayısında da artış görülür. İdrar miktarı yem alımından sonra 8-12 saat içinde artar, fakat daha sonra su kaybından dolayı aniden azalır. Sonuçta, tüm hastalar hızla komaya girer ve yerde yatarlar.

Bakışları sabitleşir ve bazı hayvanlarda tükürük salgısında artış ve burun akıntısı gözlenir.



Kronik Rumen Asidozisi (Düşük Süt Yağı Sendromu)

Kronik rumen asidozisi, uzun süre yüksek konsantre yemle beslenen hayvanlarda görülür. Beslenmeye bağlı olarak da rumen içeriği asitleşir ve pH’sı 5’e düşer. Asitin tamponlanması salya tarafından yeterli yapılamadığından dolayı da hastalık gelişir. İlk dikkati çeken belirtiler performans azalması, iştahsızlık ve kilo kaybıdır.

Bazen kronik topallık şekillenir. Dışkıda sindirilmemiş gıda partiküllerine rastlanır. Süt yağı önemli derecede azalır. Bu nedenle düşük süt yağ sendromu olarak da tanımlanmaktadır. Bu hastalığın komplikasyonu olarak kronik topallık, karaciğer apseleri ve beyin dokusunun ölümü görülür.

Rumen hareketlerinin hafiflemesiyle karakterize seyreden rumen asidozisi, klinik tabloda önemli bir değişiklik olmaksızın haftalarca devam edebilir. Besleme şartları düzeltilirse hayvanlar birkaç günde iyileşir ve süt verimi normal düzeye çıkar.

Orta ve şiddetli derecedeki olaylarda sağaltımın zamanı ve sağaltım şekli hastalığın seyri üzerinde etkili olur. Bazen zamanında ve yeterli bir sağaltımdan sonra bile genel durum ve süt veriminin düzelmesi için uzun bir süre gereklidir.

Asidozisin Komplikasyonları

Asidozisin komplikasyonlarından erken doğum, ölü doğum ve atıklar, tırnak bozuklukları sayılabilir.
Korunmada en önemli faktör, hayvanlara verilen rasyonun dengeli olmasıdır.

Kaba yemle yeterli miktarda hayvanları beslemek hem geviş getirmeyi arttırır hem de asidozisi önlemede yardımcı olur. Geviş getirmeyi arttırarak rumendeki pH değişimlerini tamponlayabilecek tükürük salgısını arttırır.

Özellikle yüksek süt verimli ineklere verilen rasyonda kaba yem oranı %35’in altına düşmemelidir. Etkili selülozun hayvanın ihtiyacını karşılayacak şekilde rasyonda bulunması gerekmektedir. Hayvanlar tane yeme geçilmeden önce, uygun bir alıştırma dönemine tabi tutulmalıdır. Alıştırma için hazırlanan rasyonun %50-60’ı kaba yem, %40-50’si konsantre yem olarak hazırlanır. Hayvanlar 7-10 gün süreyle bu rasyonla beslendikten sonra, rasyondaki kaba yem ve kesif yem oranı normal sınırlara çekilir.

Tam karışık rasyonlar kullanılırken dikkat edilecek hususlar ise mikserle 5 dakikadan fazla karıştırılmamasıdır. Böylece yem partiküllerinin %15-20 kadarının 3-4cm’den büyük olması gerekmektedir. Tam karışık rasyonları düzgün bir şekilde karıştırarak ve dengeleyerek. Silaj nem oranını izlenmeli. Tüm yem maddeleri için özellikle silajda çok kısa yem partikülü olmasını önleyerek özellikle akut asidozis önlenebilir.

Rumen içeriğinin pH’sının yükseltilerek dengelenmesi için, rasyona uygun miktarda sodyum bikarbonat katılır. Ancak bu işlem idrar taşları, vitamin eksiklikleri gibi bazı istenmeyen durumlara neden olabilir. Fakat bazı grup antibiyotiklerin rasyonlara ilavesiyle bu durumların önüne geçilebilmektedir.

Her iki formun da sağaltımı için Veteriner Hekiminize başvurunuz.

Hayvan Hastalıkları

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

Sağmal ineklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri bakım ve besleme ile doğrudan alakalıdır. Ülkemizde süt sığırcılığı yapan yetiştiricilerin bir çoğu; doğuma hazırlanan ve doğum yapan ineklerinin davranışı ve beslenmesi konusunda yeterli bilgiye sahip değillerdir. Bu bağlamda, laktasyonun son dönemi ve kuru dönemde yapılan hatalı uygulamalar ve beslemeden kaynaklanan olumsuz etkilerin; buzağılama sonrası ortaya çıkması ile yetiştiriciler maddi ve manevi sıkıntıya girmektedirler.

Diğer yandan, çok sayıda ineğin yetersiz veya aşırı vücut kondisyonu nedeniyle doğum sonrası metabolik hastalıklar yakalanarak kesime gittiğini görmek mümkündür. Bu problemin, tedavi, ilaç ve üretimden kaybedilen süt olarak ülke ekonomisine vermiş olduğu zararın boyutu da madalyonun öteki yüzüdür.



Bu açıdan, yetiştiricilerimizin laktasyonun son 100 günlük döneminde ve doğumdan önceki üç haftalık dönemde yapacakları bakım ve besleme büyük önem taşımaktadır. Bu dönemlerden özellikle doğumdan önceki üç haftalık süre içerisinde uygulanacak dengeli ve yeterli besleme, doğum sonrası süt veriminin arttırılmasına ek olarak, ineğin ketozis, süt humması, rumen kayması gibi hastalıklardan korunmasına ve etkin bir üreme performansı sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Amerika’da yapılan bir çalışmada, doğum sonrası çıkabilecek problemlerin, o laktasyonda 800-1000 kg süt kaybına yol açtığını ifade etmektedir.

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İnek, doğumdan önceki iki haftalık süreç içerisinde üreme sistemini doğuma, meme bezini ise, süt üretimine hazırlayan bir dizi fizyolojik değişime maruz kalmaktadır. Buzağılama sonrası yem tüketime karşı isteksizlik olarak ifade edilebilecek ineklerde doğum sonrası iştahsızlık meydana gelmesi, buna bağlı olarak ineğin vücut ağırlığında bir azalmanın meydana gelmesi sık karşılaşılan bir durumdur.

Bu durum, yukarıda da bahsedildiği gibi geçiş döneminde ortaya çıkan fizyolojik değişimin doğal bir sonucudur. Ancak, yem alımı ve bununla bağlantılı olarak vücut ağırlığındaki düşüşün şiddetli ve uzun süreli olması yetiştiricinin uygulamalar açısından problemler yaşamasına yol açmaktadır.

Damızlık Sığır Yetiştirici Birliklerinin büyük bir kısmının çalışmakta oldukları Holstein (Siyah Alaca) ırkı, diğer ırklar arasında verim bakımından ilk sırada yer almaktadır.

Türkiye’de yapılan genetik çalışmalar sayesinde, her yıl 80 ile 100 kg civarında bir genetik ilerleme sağlanmaktadır. Süt veriminde sağlanan bu ilerlemeye karşın, hayvanın kuru madde tüketiminde, paralel bir iyileşme sağlanamamaktadır.

Diğer bir değişle, laktasyonun ilk 60 gününde ineklerde doğum sonrası iştahsızlık konusunda göstermiş olduğu performans, süt verimindeki artış karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu tablo, buzağılama sonrası ineğin net enerji dengesi üzerinde negatif bir eğilimin oluşmasına neden olmaktadır.

Enerji Açığı

Diğer bir deyişle, süt verimini sürdürebilmek için, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık ile kaynaklanan enerji açığını, kuru dönemde depolamış olduğu vücut yağ rezervlerinden sağlamaktadır. Buzağılama dönemine 3 veya 3,5 vücut kondisyon puanı ile giren ineklerde negatif enerji dengesinden kaynaklanan ağırlık kaybı sonucu vücut kondisyon puanı 2,5 puan’a kadar bir gerilemektedir.

Bu beklenen bir gelişmedir. Ancak, vücut kondisyon puanı 3’ün altında olan ineklerde, bu dönemde canlı ağırlıkta gerçekleşecek düşüş, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak metabolik hastalıkların oluşumuna ve döl verim performansının gerilemesine yol açmakta, süt verimi konusunda hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan ineklerde de aynı olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Yapılan bir diğer araştırmada ise, yem tüketiminin doğuma üç hafta kala, kuru dönemin daha önceki dönemlerine oranla %30 düştüğü tespit edilmiştir. Bu normal olarak kabul edilir. Ancak metabolik olarak sağlık problemi yaşayan bir ineğin yem tüketimi kuru dönemin daha önceki dönemlerine göre %50, doğum sonrası ise, %70 düşüş göstermektedir.

Diğer taraftan genç hayvanlara oranla yaşlı ineklerde doğum sonrası iştahsızlık daha yoğun gerçekleşmektedir. Genç inekler büyüme için ilave bir enerjiye ihtiyaç duymaları nedeniyle, aşırı iştahsızlık problemini yaşamaları beklenmemektedir.



Bu açıdan yetiştiricilerin doğumdan üç hafta öncesi ve sonrası olmak üzere, altı haftalık dönemde ineğin maksimum kuru madde tüketimini temin edecek şekilde besleme uygulamasına gitmeleri gerekmektedir.

Keton Cisimcikleri

Söz konusu altı haftalık dönemde, ineğin kanında yağ asitleri, keton cisimciklerinin (aseton, beta-hydroxy butyrate) miktarındaki artış, progesteron, insülin ve estrojen hormonlarının miktarlarındaki değişimler, doğumdan önceki bir hafta içerisinde ineğin kendini doğuma şartlaması ve ineğin doğum için ayrı bir bölmeye alınmasından kaynaklanan stres, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık içerisinde başlıca nedenleri olarak bilinmektedir.

Doğumdan üç hafta önce ve üç hafta sonraki dönemde hayvanın yaşama payı enerji ihtiyacına ek olarak rahimdeki buzağı ve süt verimi için gereksinim duyduğu enerji ihtiyacı karşısında, hayvanın yem tüketiminin sınırlı olması nedeniyle, enerji açığı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda inek enerji açığını kendi vücut yağ rezervlerini parçalayarak kullanmak zorunda kalmaktadır.

Yağ dokularının parçalanması sonucunda, yağ asitleri konsantrasyonu kan içeriğinde artış göstermektedir. Bu yağ asitleri karaciğerde kas ve meme dokusunda kullanılmak üzere enerjiye dönüştürülmektedir.

Karaciğer bu işlem için glukoza (şeker) ihtiyaç duyar. Glukozun üretilebilmesi için, ineğin işkembesinde nişastanın sindirilmesi sonucu sentezlenen propiyonata gerek duyulmaktadır.

Propiyonat aynı zamanda sütün önemli bir bileşiği olan laktozun yapımında da önemli rol oynamaktadır.

Ketosiz Oluşumu

Kandaki propiyonat miktarının yetersiz olması halinde, karaciğerde yağ asitleri oluşacak glukoz yetersizliği nedeniyle enerjiye dönüştürülememektedir. Bu durumda keton cisimcikleri oluşmakta ve kana karışmaktadır.

Bu hayvanda metabolik bir hastalık olan ketozis’in şekillenmesine neden olmaktadır. Ketozis’in şekillenmesi ile birlikte ineğin yem tüketiminde yarı yarıya bir azalma ve günlük hareketlerinde bariz bir yavaşlamanın olduğu dikkat çekmektedir.

Karaciğerde yağ asitlerinin miktarında artıştan kaynaklanan yağlanma ayrıca, buzağılama güçlüğünü ve doğum sonrası meme dokusunda aşırı ödem oluşumunu beraberinde getirmektedir.

Özellikle vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan yağlı ineklerde ve yaşlı ineklerde bu probleme sıkça rastlanmaktadır.

Yetiştirici bu problemleri yaşamamak için ne yapmalıdır?

  • Tedbir alınmaya öncelikli olarak laktasyonun son 100 günlük kısmında başlanmalıdır. En iyi gösterge hayvanın vücut kondisyonuna bakmaktır. Yetiştirici, son 100 günlük dönemde ineğin uygun vücut kondisyonuna sahip olup olmadığına karar vermelidir. Hayvan çok yağlı ise, yedirilen rasyonda enerji içeriği düşürülmeli, çok zayıf ise, yedirilen rasyonun enerji içeriği arttırılmalıdır. Bunu uygulayabilmek için ekstrem durumdaki (yağlı ve zayıf) ineklere ayrı bir rasyon uygulamasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sayede, ineğin 3 – 3,5 puanlık vücut kondisyonu ile kuruya çıkması ve doğumun gerçekleşmesi sağlanmalıdır.
  • Doğumdan 21 gün önce ve 21 gün sonra verilecek rasyon içeriğinde, rumende yeterli miktarda propiyonat sentezlenebilmesi için nişasta kaynağı dane yemlerin kullanılması büyük önem taşımaktadır.
  • Bu dönemde ineklerde yem seçicilik özelliği üst seviyede olması nedeniyle, ineklere verilecek rasyonların taze ve kötü koku içermemesi gerekmektedir. Bu nedenle, küflü silaj, beklemiş kesif yem gibi kötü koku verecek yemleri kullanmamaya özen gösterilmelidir. Bu konuya özellikle sıcak yaz aylarında çok daha dikkat edilmelidir.



  • Her yemleme sonrası yemliklerin temizlenmesi gerekmektedir. Çünkü yemliklerde kalacak yem artıkları zamanla bozularak kötü koku verecektir.
  • İnek, bu dönemde istediği zaman ve miktarda temiz su tüketme imkanına sahip olmalıdır.

  • Geçiş dönemindeki ineklere ayrı bir rasyon gerekmektedir.
  • Bu dönemdeki ineklere verilecek rasyonun enerji içeriğinin yüksek tutulması kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu dönemde verilecek rasyonun 1 kg kuru maddesi 6,5 – 6,7 Mega joul enerji, %12-14 ham protein içermelidir. Rasyonun %25-45’ini nişasta kaynağı hububat dane yemleri oluşturmalıdır. Rasyon içeriğindeki kaba yem oranının asgari %30 olması ve bu kaba yemin %75’inin kaliteli kuru ottan oluşmasına dikkat edilmelidir. İnek başına verilecek kaliteli kuru otun günlük asgari 2 kg olması gerekir. Bu sayede ineğin yeterli geviş getirmesi de sağlanmış olacaktır.
  • İneklerin enerji içeriği zengin rasyonlara uyum sağlaması amacıyla doğuma 21 gün kala alıştırma uygulamasına ihtiyaç vardır. Bu amaçla, enerji içeriği zengin yemden başlangıçta inek başına 1 kg verilmeli, 2-3 günde bir yarım kg veya haftada 1 kg arttırarak, buzağılama öncesi inek başına asgari 3 kg üzerinde tüketilebilmesi sağlanmalıdır.
  • Doğuma üç hafta kala kurudaki ineklerin ayrı bir grup veya bölmeye alınarak, bakım ve beslemesine özen gösterilmelidir.
  • Kurudaki ineklerin gerekirse müdahale ederek gezinmeleri suretiyle egzersiz yapmaları sağlanmalıdır. Bu egzersizler, ineğin kanında artış gösteren yağ asitlerinin kaslarda enerji olarak kullanılmalarını temin ederek, karaciğerdeki yağ asitleri ve propiyonat miktarları arasındaki dengeyi kuracaktır. Bu durum karaciğeri rahatlatacaktır. Ayrıca bu egzersizlerin özellikle yağlanmış ineklerde rumen dönmesi olarak bilinen abomasum deplasmanının oluşumunu engellemektedir.
  • İneklerin kuruya ayrılması ve tekrar sağmal gruba dahil edilmeleri sırasında grup değişimlerinin bir düzen ve uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Bu açıdan serbest sistemde sağmal dönemini geçiren ineklerin tek başına ayrı bir bölmede tecrit edilmemesine veya sabit sistemle bağlanmamasına dikkat edilmelidir.
  • Ayrıca, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık için diğer faktörlere (ayak ve tırnak problemleri, süt humması ve üreme sistem hastalıkları vs.) karşı önlemler alınmalıdır.

Kaynak : Denizli DSYB

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. Süt humması, doğum humması, doğum zehirlenmesi, kalsiyum noksanlığına bağlı doğum felci gibi isimlerle anılmaktadır.

Sığırlarda Hipokalsemi

Doğumdan önce, doğum sırasında ve özellikle doğumdan sonraki 72 saat içinde ortaya çıkan; yüksek verimli hayvanlarda hipokalsemi ile karekterize akut bir metebolik bozukluktur. Sıklıkla 4 ve daha yaşlı süt ineklerinde görülmekle birlikte ilk doğumunu yapan düvelerde de rastlanabilir. Yaş ve verimin artması, besleme sorunları ve diğer hastalıklara bağlı olarak olgunun sıklığı artmaktadır. İlk defa hipokalsemi görülen hayvanlarda sonraki doğumlarda da şekillenme şansı yüksektir.

Hipokalsemi, klasik belirtilerinin yanı sıra laktasyonun ve gebeliğin herhangi bir döneminde akut ve kronik formlarda görülebilir.

Jersey gibi yağlı ve yüksek süt veren bazı ırklar hipokalsemiye yatkınlık gösterirler. Hipokalsemi denildiğinde, kandaki serbest iyonize kalsiyum(Ca) eksikliği anlaşılmaktadır. İneklerde 100 ml kan serumunda 8-12 mg kalsiyum bulunmaktadır. Kalsiyum, 6 mg’ın altına düşerse klinik semptomlar, 5 mg’ın altına düşerse paresiz ortaya çıkar.



Sığırlarda Hipokalsemi Belirtileri

Hastalığın başlangıcında titremelerle karekterize tetaniler vardır. Diş gıcırdatması, sallantılı yürüyüş, huzursuzluk, ishal ve ıkınma, ayaklarda tutukluk, sık sık ayak değiştirme, hafif ısı artışı görülebilir. Serum Kalsiyum düzeyindeki azalmaya parelel olarak belirtiler şiddetlenir. Daha ileriki dönemlerde hayvan yatar ve kalkamaz. İnek ön ayakları üzerine kalkar fakat arka ayaklarını toplayamaz.

Sterno abdominal yatıştan kısa bir zaman sonra boyun kaslarında şekillenen spazmalardan dolayı inek başını laterale ve geriye kaburgalar üzerine yaslamıştır. Buna kendi kendini dinleme de denir. Düzeltilen boyunun yeniden eski haline dönmesi hipokalsemiye özgü bir durumdur.

Deri, kulak ve ekstremitelerde soğuma vardır. Vücut ısısı normalin altındadır. Işığa duyarlılık kaybolmuştur. Rumen barsak hareketleri durduğu içinde şişme ve kabızlık vardır. Spazmlardan dolayı solunum hırıltılıdır.

Lateral yatış ve koma döneminde bacaklardaki spazm çözülmüştür. Ayaklar kolayca bükülür. İnek boylu boyunca laterale yatar. Nabız hızlanmış ancak hissedilmesi güçleşmiştir. Kalp atımları güçlükle duyulur.

Ölüm, solunum durması veya konvülziyonlar sonrası oluşur. Doğum esnasında hipokalsemi şekillenmiş ise, doğum durur.

Sığırlarda Hipokalsemiden Korunma

Gebelikte düşük kalsiyum içeren rasyonların hazırlanması, Kalsiyum/Fosfor oranının 1:1’den 1:7’ye kadar oranlarda fosfor lehine düzenlenmesi uygundur. Gebeliğin son 15 gününde 10 milyon IU Vit-D3 enjekte edilerek kalsiyum emilimi uyarılabilir.

Süt veriminin en yüksek olduğu dönemde barsaktan kalsiyum emilimini artırmak amacı ile; yemlere amonyum klorit ilave edilerek asit barsak ortamı oluşturulabilir. Mineral maddelerce zengin yemlerle besleme ile hipokalsemilerin ortaya çıkışının da bir ölçüde engellenebileceği veya azaltılabileceği bir çok yazar tarafından bildirilmektedir.



Sığırlarda Hipokalsemi ve Tedavisi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. En sık kullanılan kalsiyum boroglukonattır. Önce solunum ve dolaşımı uyarmak amacı ile kafein uygulaması yapılır. Kalsiyum tuzları kalbe toksik etkilidir. Bu nedenle kullanılacak olan kalsiyum tuzu vücut ısısında damla damla, vena jigularis yolu ile ve perfüzyon cihazıyla verilmelidir.

Vena jigularisin belirgin olmadığı durumlarda uygulama vena subcutanea abdomonisten de yapılabilir. Kalsiyum tuzlarının damar içine enjeksiyonu esnasında kalp atımları önce yavaşlar, sonra süratlenir. Kalsiyum toksikasyonlarında %10’luk magnezyum sülfat’tan 300 ml verilmelidir.

Bu amaçla atropin sulfat ve Verapamil’den yararlanılabilir. Kalsiyum enjeksiyonunundan 5 dakika önce atropin sülfat 0.02mg/kg damariçi; Verapamil ise, 0.05mg/kg deri altı uygulanarak hiperkalsemiye bağlı muhtemel kalp aritmilerinin önüne geçilebilir.

Hipokalsemi olgularında yeterli, ancak en düşük doz ile tedavi edilmeye çalışılmalıdır. Yüksek dozda kalsiyumun damar içi uygulamaları parathormon salınımını engelleyerek nükslerin ortaya çıkmasına neden olur.
Sağıtımı takiben kalsiyum atılımını engellemek amacı ile 24 saat süre ile sağım yapılmamalıdır. Kalsiyum tuzları uygulanırken bir taraftan kalp atımları kontrol edilmelidir.

Bozukluk durumlarında kalsiyum perfüzyonlarına bir süre ara verilmelidir, yada çok yavaş olarak devam edilmelidir. Sağıtımdan sonra duyarlılık devam ettiğinden hayvanı ayağa kalkması için zorlamamalı, kendiliğinden kalkması için bırakılmalıdır.

Tedaviye cevap alınamadığı durumlarda hipofosfotemi düşünülmelidir. Hipofosfatemili inekler genel durumları düzelmesine rağmen ayağa kalkamazlar. Böyle olgularda %15’lik Sodyumbifosfat’tan damar içi yolla 200ml enjekte edilebilir.

Septik metritis, mastitis, poliartritis gibi septisemili durumlarda kalsiyum tuzları damariçi olarak uygulanamaz. Hipokalsemili hayvanlarda oral (ağız yoluyla) ilaç kullanımı uygun değildir.

Kaynak: https://extension.psu.edu/trouble-shooting-milk-fever-and-downer-cow-problems

Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır. Bazı süt sığırlarında gebeliğin ileri dönemlerinde yada doğumun hemen sonrasında hayvanın yatıp kaldığı veya ayağa kalkmakta güçlük çektiği gözlenebilmektedir.

Bunun birçok sebebi bulunmasına rağmen başlıca nedeni kandaki kalsiyum-fosfor dengesizliğidir. Bu yazımızda kalsiyum(Ca), fosfor (P) dengesizliğinin nedenleri ile alınması gereken tedbirlere değineceğiz.



Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi

Ca/P’un vücutta depo yerleri kemiklerdir. Bu mineral maddeler yemle yeterince alınmadığı takdirde ortaya çıkan açık paratroid hormonunun etkisiyle kemiklerden karşılanmaktadır.

Besin maddeleri ile alınan Ca/P miktarı ihtiyacın altına indiğinde; gerekli olan miktar kemiklerden karşılanmakta, hayvan güçsüzleşmekte, ayağa kalkamamaktadır.

P vücutta asit-baz dengesini ve enerji metabolizmasını etkilemektedir. Ca ise kanın pıhtılaşmasında, sinir sisteminde,damarların geçirgenliğinin azaltılmasında rol oynamaktadır.

Kısacası hayvanın yaşamı ve verimliliği için bu her iki element de hayati önem taşımaktadırlar. Ca / P dengesizliğini önlemede en önemli faktör; hayvanın dengeli ve yeterli beslenmesinin sağlanmasıdır. Hayvanın tüm hayatı boyunca süt verdiği, kuruda kaldığı; gebe olduğu ve doğum yaptığı dönemlerin tamamında kesintisiz olarak yeterli ve dengeli beslenmesinin sağlanması gerekmektedir.

Ca/P dengesini sağlamak için yapılması gerekenler

Besleme rasyonunda ki Ca/P oranı 2:1 veya 1:1 (100cc serumda; 8-12 mg Ca/4-8 mg P. Yemde; kuru maddeye göre %0.25-0.35 Ca,%0.20-0.30 P olması günlük ihtiyacı karşılarken; P %0.2 nin altına düşmemelidir) olarak korunmalı, hayvanın fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde olmalıdır.

Birinin fazlalığı yada azlığı kandaki dengeyi bozmaktadır. Rasyonlarda Ca’u bağlayıcı ve emilimini önleyici maddeler bulunmamalıdır. Sindirim sisteminde herhangi bir hastalık, sıvı-elektrolit kayıpları ve düzensiz beslenmeye bağlı olumsuzluklar olmamalıdır.

Böbrek hastalıkları mineral madde kayıplarına yol açacağı için önlenmelidir. Hormonal mekanizmada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemeli ve bu sistemi olumsuz etkileyen stres; şok, ağır hastalık, yaşlılık, hareketsizlik, aşırı sıcak, nem, olumsuz çevre faktörleri vb. koşullar olmamalıdır.

Rasyonlarda enerji-protein dengesi sağlanamadığı takdirde mineral maddelerin emilimi ve değerlendirilmesi aksamaktadır.

Kaynak: https://extension.psu.edu/dietary-minerals-for-dairy-cows-on-pasture

Devamını Oku

Trendler