Connect with us

Tarım ve Hayvancılık

Silajlık Mısır Çiftçinin Yüzünü Güldürdü

Silajlık Mısır Çiftçinin Yüzünü Güldürdü

Silajlık Mısır Çiftçinin Yüzünü Güldürdü. KÜTAHYA’nın Simav ilçesinde bu yıl ekilen silajlık mısırın hasadına başlanırken, çiftçinin sonuçtan memnun olduğu belirtildi.

Silajlık Mısır Çiftçinin Yüzünü Güldürdü

Tarım ve Orman Bakanlığının

  • yem bitkisi üretimini teşvik etmek,
  • hayvansal üretimi desteklemek
  • üretim maliyetlerini azaltmak amacıyla yürüttüğü proje kapsamında, Simav’da silajlık mısır ekimi yapıldı. Ürünün hasadı ise yapılmaya başlandı.



Simav İlçe Tarım ve Orman Müdürü Murat Tokdemir çalışmalar hakkında bilgi verdi. Murat Tokdemir, mısır tohumlarının proje kapsamında, geçen ilkbahar aylarında bakanlık tarafından temin edilerek, çiftçilere ücretsiz dağıtıldığını belirtti. İlçenin değişik köylerinde 500 dekarlık bir alana ekim yapıldığını söyleyen Tokdemir, “Elde edilen sonuç çiftçimizin yüzünü güldürdü. Silajlık mısır üretiminin yaygınlaşmasıyla Simav’da hayvancılık çok daha iyi bir boyuta gelecektir” dedi.

Üreticinin silajlık mısırın üretiminden son derece memnun olduğuna vurgu yapan Tokdemir, “Üreticilerimiz bize teşekküre geliyorlar. Bundan böyle arazilerimize silajlık mısır ekimi gerçekleştireceğiz. Silajlık mısır sayesinde hayvancılık alanında yaptığımız masraflarımızın büyük boyutta düşeceğine inanıyoruz. Silajlık mısır yeni gelir kaynağımız olacak şeklinde konuşuyorlar” dedi.

Hayvan Hastalıkları

Sığırlarda Aşı Programı

Sığırlarda aşı programı

Sığırlarda Aşı Programı

Sığırlarda aşı programı : Ükemizde birçok bulaşıcı hastalığın henüz yok (eradike) edilmemiş olması özellikle besin değeri olan hayvanlarda aşılama programının önemini gözler önüne sermektedir. Hayvan hareketlerinin ve özellikle doğu yörelerimize yurtdışından hayvan girişinin tam olarak kontrol edilememesi sonucu zaman zaman salgınlar yaşanmaktadır.



Aşılama programının yetersiz olarak veya hiç uygulanmaması sonucu hem ülkemiz ekonomisi hem de yetiştiricilerimiz açısından büyük ekonomik kayıplar oluşmaktadır. Bu da özellikle sığır yetiştiricileri açısından aşılamanın zorunluluğunu gündeme getirmektedir.

Her yetiştirici mutlaka bir veteriner hekime başvurarak bulunduğu bölgedeki bulaşıcı hastalıklar hakkında bilgi almalı ve mutlaka bir aşılama programı istemelidir. Aşılamaların düzenli olarak yapılması bugün ülkemizde görülen birçok bulaşıcı hastalığın kontrol ve yok edilmesine yardımcı olacaktır.

Ülkemizdeki mevcut aşılar:

Sığırlarda aşı programı :

ŞAP AŞISI:

Sığırlarda aşı programı : Şap virüsünden hazırlanmış monovalan, bivalan, polivalan aşılar mevcuttur. Hasta olanlar ,hastalıktan şüphe duyulan, ileri derecede gebe olanlar ve 4 aylıktan küçük buzağılar aşılanmamalıdır. Aşılamadan 10 gün sonra başlayan bağışıklık 6 ay devam eder. Aşı gerdana deri altı olarak 5cc uygulanır.

SIĞIR VEBASI AŞISI:

Aşı her yaştaki buzağı, sığır ve gebe hayvanlara uygulanabilir. Aşılı annelerden doğan buzağılar 3 aylıktan önce aşılanmamalıdır. Aşı boynun yan tarafından deri altı olarak 1cc uygulanır.

ŞARBON (ANTHRAKS) AŞISI:

Hastalığın sık görüldüğü bölgelerde ilkbahar aylarında uygulanmalıdır.

Eğer hastalık ortaya çıkmış ise hastalıksız hayvanlara hemen yapılmalıdır.

Aşılamadan sonra bağışıklık 1-2 hafta içinde başlar ve 1 yıl kadar devam eder. Aşı dozu sığırlarda boyun derisi altına 1cc, danalarda 0.5cc dir.

Ancak 2 aylıkten küçüklere aşı uygulanmamalıdır.

BRUCELLA AŞISI:

Aşı 4-8 aylık dişi danalara yapılır. Boynun sol tarafından deri altı 5cc uygulanır. Aşı canlı aşı olduğundan aşılamadan sonra (anafilaktik) şok görülebilir. Ayrıca aşı uygulanırken el, yüz ve özellikle gözlere bulaştırılmamalıdır.

ENTEROTOKSEMİ AŞISI:

Sığırlarda enterotoksemi, yanıkara, enfeksiyöz nekrotik hepatit ve tetanozda kullanılan aşılar mevcuttur. Sığırlara 5cc deri altı veya kas içi yolla uygulanır. Aşısız annelerden doğan yavrular 2 haftalık yaşta aşılanmalıdır. Aşılı annelerden doğan yavrular 10-12 haftalık yaşta aşılanmalıdır.

LEPTOSPİROZ AŞISI:

Aşının dozu 2cc dir ve kas içi yolla uygulanmalıdır. Vibrio-lepto5 isimli aşı hem leptospiroza hem de Campylobacter fetus’a karşı etkilidir. Bu aşı çiftleşme dönemine 2-6 hafta kala 5cc dozunda kas içi veya deri altı uygulanmalıdır. Yılda bir tekrarlanır. Kesimine 21 gün kalan hayvanlara uygulanmamalıdır.



PASTÖRELLA AŞISI:

Hastalığın görüldüğü yerlerde mevsiminden önce aşı mutlaka yapılmalıdır. 2cc dozunda kas içi yapılır. Gebelerde rahatlıkla kullanılabilir.

SEPTICEMIA NEONATORUM AŞISI:

Ülkemizde buzağı ishallerine bağlı ölümler çok görüldügü için mutlaka yapılmalıdır. Özellikle kültür ırkı yetiştiricilik yapan ve hijyenik önlemler alınmayan işletmelerde mutlaka uygulanmalıdır. Gebe inekler doğumlarına 3 ay kala 1 hafta arayla 3 kez aşılanmalıdır. Koruyucu olarak buzağılara doğar doğmaz 20cc deri altı yapılmalıdır.

YANIKARA AŞISI:

Sağlıklı sığırlara omuz gerisi derisi altına 2cc uygulanır. 8 ay süren bağışıklık sağlar.

PARATÜBERKÜLOZ AŞISI:

Canlı aşıdır ve %76 oranında bağışıklık verir. Aşılı hayvanlar ömür boyu uygulanan tüberkülin (tüberküloz testi) testine pozitif cevap verebilir. Sağlam anneden doğmuş buzağılara doğumdan sonra 10-30. günler arasında deri altı 1.5cc uygulanır.



BOTULİSMUS AŞISI:

Bağışıklık süresi 6 aydır. Sığırlara 14 gün arayla 2 kez 10cc dozunda deri altı uygulanır.

THEİLERİA ANNULATA AŞISI:

Bağışıklık 45 gün sonra başlar ve en az 1 yıl sürer. Aşı hastalık mevsiminden en az 2 ay önce uygulanmalıdır.

IBR AŞISI:

IBR , Bovin viral diyare, PI-3, Bovine respiratory syncitial virus ve Haemophilus somnustan ileri gelen hastalıklara karşı bağışıklık kazandırmak amacıyla karma aşı şeklinde mevcuttur. Her yaş ve ağırlıktaki hayvana deri altı yolla 5cc uygulanır. İlk yıl 2-4 hafta arayla tekrar edilmelidir. Bovin viral diyare için çiftleşme öncesi canlı aşılarla aşılama hastalığın önüne geçer.

MASTİTİS AŞISI:

Hijyen, temizlik ve meme sağlığı kontrolüne yönelik tüm önlemlerin yanısıra bu konuda size yardımcı olacak bir veteriner hekimden mastitise karşı uygun bir aşılama programı istenilmelidir. Böylece enfeksiyondan ari sığırlarda bölgede önceden belirlenen mikroplara karşı uygun bir aşılama programı hazırlanarak sütçü sığır işletmelerinde meme sağlığı ilerletilebildiği gibi süt verimi ve kalitesi de yükseltilebilir.


Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Düve Yetiştiriciliği Programının Ana Hedefi:

Düve Yetiştiriciliği Programının Ana Hedefi

Düve Yetiştiriciliği Programının Ana Hedefi:

Düve yetiştiriciliği programının ana hedefi; düvenin uygun bir yaş ve canlı ağırlıkta buzağılaması ve ilk laktasyonu esnasında yüksek düzeyde; süt üretebilecek vücut büyüklüğü ve vücut kondisyonuna ulaşmasını sağlamaktır. Her şeyden önemlisi, bu hedefe ulaşmanın ekonomik bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.



Birçok yetiştiricinin temel hedefi, yaptığı işten maksimum kar sağlamaktır. Bazı yetiştiriciler bu hedefe ulaşma sürecinde; sadece süt üretimi üzerine odaklanmakta, diğer konuları amaç dışında tutmaktadırlar. Düve yetiştiriciliği de bu konuların başında gelmektedir.

İşletmelerin gelecekteki döl verimi ve süt üretim potansiyelini belirlemede önemli rol oynayacak düvelerin; büyüme ve gelişmesi yetiştiriciler tarafından önemsenmemekte; bakım ve beslemesi kolay çağ grubu olarak görülerek kaderlerine terk edilmektedir.

Oysa ki; ineğin ilk laktasyon döneminde süt verimi ve üreme konularında göstereceği performans; düve iken büyüme ve gelişmede sağladığı başarı ile doğru orantılıdır.

Türkiye şartlarında, üreticilerin işletme karlılıklarını koruyabilmeleri için besleme; üreme ve sürü sağlığı konularını kapsayan bir amaç doğrultusunda hedef tespiti ve planlama yapmalarına ihtiyaç vardır.



Türkiye’de yetiştiricilik konusunda yaşanılan en büyük problemlerden başında; düvelerin erken yaş ve düşük canlı ağırlıkta tohumlanarak gebe bırakılmaları gelmektedir. Bu uygulamaya maruz kalan düvelerin cüsse ve vücut kondisyonları; laktasyon dönemlerinde yüksek süt verimini sağlamaya yeterli olmamakta; ve ekonomik ömür süresi kısalarak, iki ve üçüncü laktasyonlarda elden çıkmalarına neden olmaktadır.

Bunun yanısıra, buzağı kayıpları artmakta; doğan buzağılar ise damızlık ve besi materyali olarak ekonomik bir şekilde değerlendirilememektedir.

Düve Yetiştiriciliği ve Tohumlama Yaşı

Türkiye koşulları için bir düve 16-17 aylık yaş, 370-380 kg canlı ağırlık; ve 127-128 cm vücut yüksekliğinde iken ikine tohumlanması gerekmektedir. Her ne kadar 16-17 aylık yaş vurgulanmakta ise de; bir düvenin ilkine tohumlanması konusunda canlı ağırlığı yaşından daha fazla önceliğe sahiptir.



Süt ve damızlık üretim amaçlı sürülerin devamlılığı; düvelerin sürü yenileme uygulaması kapsamında sürüye katılmaları ile mümkündür. Bu nedenle düvelerin doğumdan buzağılama dönemine kadar olan süreçteki yaşama güçlerini korumak; yetiştiricilik açısından oldukça kritik bir konudur. Bunu başarabilmek için ilk hedef doğan buzağılardaki kayıp oranını %5’in altında tutmaktır.

Buzağı kayıplarının azaltılması amacıyla; öncelikli olarak kurudaki ineklerin bakım ve beslemesine gösterilecek itina ile işe başlamak ve buzağının yaşama ilk başladığı ortamın hijyen ve çevre koşullarının düzeltilmesi; ve doğum sonrası buzağının bakım ve beslemesi ile işi perçinlemek gerekmektedir.

Büyüme ve Gelişmenin İzlenmesi

Sağılan bir sürü açısından başarının ölçüsü süt üretimi olurken; düve yetiştiriciliği için başarının ölçütü ise, büyüme ve gelişmesidir. İyi bir şekilde yetiştirilmiş bir düvenin gelecekte süt üretimi başta olmak üzere; üretkenlik konusunda sürü içerisinde iyi bir katılımcı olacağı unutulmamalıdır.

Son zamanlarda düveler üzerinde yapılan araştırmalar daha çok düvelerde büyüme ve gelişmenin hızı ile ilgilidir. Bu bağlamda, düvenin doğumundan buzağılamasına kadar olan dönemde itinalı bakım ve dengeli bir besleme ile elde edilecek hızlı büyüme sayesinde; düvenin sürüde üretken hale gelmesi için gereken süreyi oldukça azaltacaktır.

Güçlü bir besleme programı, etkin bir canlı ağırlık artışının anahtarıdır. Bu amaçla işletmelerde yedirilen kaba yemin besin madde içeriği bilinmelidir. Rasyonun dengeli bir konuma kavuşturulması ve yetiştirilen düvelerde; büyüme ve gelişmenin periyodik kontroller yapılmak suretiyle izlenmesi düve yetiştiriciliği programlarının başarısını arttırmaktadır.

Düvelerde büyüme ve gelişmenin periyodik olarak yapılacak vücut ölçümleri ile izlenmesi; düvenin buzağılama döneminde 580-600 kg canlı ağırlık, 137-138 cm vücut yüksekliği ve 3,5 vücut kondisyon puanı hedeflerine ulaşma konusundaki başarıyı arttıracaktır.

İlk Laktasyon

Düveler buzağılama sonrası ilk laktasyonlarına 550-560 kg canlı ağırlıkla başlamalıdırlar.Bu canlı ağırlık düzeyi ilk laktasyonda süt ve döl verimi konusunda işletme sahibine oldukça fazla kolaylıklar sağlayacaktır. Bu nedenle, düvelerin doğumlarından buzağılamasına kadar olan dönemde aylık ortalama 22-23 kg; günlük ortalama 815 gr canlı ağırlık artışı sağlaması gerekmektedir.

Bu dönem için ortalama günlük canlı ağırlık artışının 580-590 gr civarında gerçekleşmesi; düvenin 430-435 kg canlı ağırlıkla ilk laktasyonuna başlamasına yol açacaktır. Bu gelişme; ilk laktasyonda düşük süt ve döl verim performansı başta olmak üzere bir çok problemi beraberinde getirmektedir.



Türkiye’de damızlık düvenin yetiştiriciye maliyetinin bayağı yüksek olduğu bilinmektedir. Konunun ekonomik boyutunun ne kadar dikkat çekici olduğundan hiç kuşku yoktur. Bu nedenle düvenin büyüme ve gelişmesinin sütten kesimden buzağılamasına kadar olan süreçte; izlenmesi üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur.

Düve yetiştirme programında en kritik dönem, 3 aylık yaş ile 9-10 aylık yaş arasında olan dönemdir. Bu dönemde beslemede yapılacak hata; hayvanın gelecekteki üretkenliğini önemli ölçüde etkilemektedir. Çünkü, bu dönemde dişi dananın meme bezi gelişimi diğer vücut sistemlerine oranla 3,5 kat daha fazladır. Bu yaş döneminde yüksek enerjili rasyonlarla dişi danaların günlük canlı ağırlık artışının; uzun bir periyod için 770 gr’ın üzerine çıkması halinde gelecekte süt salgılamada rol oynayacak; meme alveol hücrelerinin bulunduğu dokunun gelişiminin gerilemesine, buna karşılık yağ dokusu oluşumu meydana gelecektir.

Maksimum 770 Gram Canlı Ağırlık

Bu yapıdaki bir meme dokusu gelecekte; ne kadar kaliteli besleme yapılırsa yapılsın, sığırın genetik yapısının sahip olduğu süt veriminin ortaya çıkmasını önemli ölçüde engelleyecektir. Bu nedenle bu dönemde günlük canlı ağırlık artışının 770 gr’ın üzerine çıkması engellenmelidir.

Yine bu dönemde, düşük enerjili rasyonlarla besleme halinde meme bezinin gelişimi gecikmekte; bu gelişimde gelecekteki üretimi aynı şekilde olumsuz etkilemektedir. Diğer taraftan; dişi dananın cinsel olgunluğa erişmesi 14 aylık yaşa kadar uzayabilmektedir.

Ancak, yukarıda bahsedildiği gibi 3 – 26 aylık yaş dönemi için hedeflenen 815 gr günlük ortalama; 22-23 kg aylık ortalama canlı ağırlık artışını tutturabilmek için; 9-10 aylık yaştan sonraki dönemlerde geçici periyodlar şeklinde uygulanacak güçlü besleme programları ile; hızlı canlı ağırlık artışları sağlamak yeterli olacaktır.



Yüksek Enerjili Rasyonlara Dikkat

Bir sığırda uzun süreli olarak yüksek enerjili rasyonlarla besleme halinde ilk olarak meme dokusu ve memeye kan sağlayan meme damarlarının iç çeperlerinin yağlanacağı, bunu üreme organlarının iç yüzeyinin izleyeceği unutulmamalıdır.

Sayılan bu nedenlerden dolayı, düvelerin 3-26 aylık yaş döneminde büyüme ve gelişmesinin periyodik kontrollerle (ölçüm ve tartım) tespit edilerek kağıt üzerine dökülmesi gerekmektedir. Bu nedenle, düvenin vücut ağırlığı, iskelet gelişimi, vücut kondisyon puanı ve vücut yüksekliği minimum ayda bir olmak üzere periyodik olarak izlenmesi yetiştirme programında başarıyı arttıracaktır.

Yetiştirici bazında hayvanın vücut kondisyonu ve iskelet gelişimi göz kararı 1-5 puan arasında puanlanmalıdır. Bu skala üzerinde 1 puan çok zayıf, 5 puan ise aşırı yağlı demektir.



Diğer taraftan bir mezro, ölçüm şeridi yardımı ile hayvanın sağrısının yerden yüksekliği (cm) ve ön kürekler arkasından göğüs çevresi ölçüsü (cm) tarih vermek suretiyle kaydedilmelidir.

Aylık ölçüm ve gözlem yapmak esas olmakla birlikte, imkansızlıklar halinde, düvelerin ilk ölçümleri 2,5-3 aylık yaşta, ikinci ölçümleri 5-6 aylık yaşta, üçüncü ölçümleri 9-12 aylık yaşta, dördüncü ölçümleri 14-16 aylık yaşta ve beşinci ölçümleri ise 18- 22 aylık yaşta yapılması yeterli olacaktır. Bununla birlikte her ölçüm sonrası not edilen istatistiğin mutlaka incelenmesi gerekmektedir. Eğer gerekli ise ilgili tedbirlerin zamanında alınması gerektiği unutulmamalıdır.

Düvelerin Barındırılması

Düve yetiştirme programlarında, dinlenme, yemleme ve sürü idare pratikleri açısından kontrol sağlayan yapısal düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Sütten kesilen dişi sığırlar gruplar halinde yetiştirilmektedir. Gruptaki hayvan sayısını belirleyen en önemli kıstas, yemleme alanı ve barınak hacmidir.

2,5 aylık yaştaki dişi buzağılar her bir grupta 4-8 baş sığır olacak şekilde yapılmalıdır. Dişi sığır başına 30 cm yemlik boşluğu hesaplanmalıdır.



6-11 aylık yaşlar arasında, her bir grupta 10 ile 20 baş arasında sığır bulunmalıdır. Sığır başına 2,6 m2 yataklık, 3,7 m2 gezinti alanı ve 35 cm yemlik boşluğu hesaplanmalıdır. Bu dönemde, dişi danaların idare ve beslemesinde başarıyı arttırmak açısından dişi danalar arasındaki canlı ağırlık farkının maksimum 70-90 kg arasında olması gerekmektedir.

12-15 aylık yaşlar arasında, düvelerin gruplar halinde yetiştirilmesi özellikle kızgınlık tespitinin kolaylığı açısından büyük önem arz etmektedir. Bu dönemde yine idare ve besleme uygulamalarının kolaylığı açısından düvelerin canlı ağırlıkları arasındaki maksimum fark ortalama 130 kg civarında olmalıdır. Bu yaşlar arasında oluşturulacak gruplarda düve başına 3 m2 yataklık alanı, 4,2 m2 gezinti alanı ve 46 cm yemlik boşluğu düşünülmelidir.

16-26 aylık yaşlar arasında, düvelerin birçoğu gebe kalacağı için büyüme ve gelişmelerinde yavaşlamalar meydana gelecektir. Bu dönemde sık sık ölçüm ve gözlemler yapılarak, zamanında tedbirler alınmalıdır. Bu yaşlarda oluşturulan gruplarda düve başına 3,7 m2 yataklık alanı, 4,7 m2 gezinti alanı ve 46 cm yemlik boşluğu hesaplanmalıdır.

Unutulmamalı ki;

“Ölçmez isek yönetemeyiz !”



Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi büyük öneme sahip. Ruminant hayvanlarda vitamin ve mineral desteği büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok yaşamsal fonksiyona katkı sağlıyor.



Tüm canlılar gibi hayvanlar da normal yaşam fonksiyonlarını sürdürebilmek için vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaktadır. Geviş getiren hayvan olarak bilinen ruminant hayvanlar için de vitaminler; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyri için büyük önem taşıyor.

Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor. Hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin de üreme, tırnak kalitesi, bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi; steroit hormon sentezi, doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli olduğu bilinmektedir.

İnsanlar gibi hayvanlar için de gerekli olan vitamin ve mineraller büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok noktada yaşam fonksiyonlarının işlevi için önem taşıyor. Hayvan vücudunda sentezlenemeyen ve organizmada meydana gelen tüm metabolik faaliyetler içinde; kendine has spesifik görevleri olan vitaminlerin bazı çeşitleri stresle baş etmede de etkin rol oynuyor.



Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliği: Makro ve mikro mineraller

Vitaminler kadar öneme sahip, makro ve mikro olarak ikiye ayrılan minerallerin ise son derece dengeli bir şekilde; hayvanlara verilmesi gerekiyor. Bir başka deyişle, vitaminler ruminant hayvanlarda metabolizmayı destekliyor. Ruminant hayvanlar için de vitamin ve mineral desteğinin hayati önem taşımaktadır.

"<yoastmark

Sığırlarda vitamin ve mineral dengesi; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyrinde kritik rol oynuyor. Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor.

Bazı vitaminler stresle baş etmede de etkili oluyor. Ruminant hayvanlarda B grubu vitaminler rumendeki mikroorganizmalar tarafından sentezlense de bu mikroorganizmaların da vitamine ihtiyaç duyduğu göz ardı edilmemelidir.

Herhangi bir kalorisi olmayan vitaminler bu nedenle bir enerji kaynağı da değil. Ancak bu vitaminler, yemlerle alınan besin maddelerinin metabolize edilmesine yardımcı olarak, metabolizmanın sorunsuz bir şekilde çalışmasına destek oluyor. İlave olarak vitaminler, diğer besin maddelerinin sindirilmesini, emilmesini ve metabolize edilmesini de mümkün kılıyor.



Büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumunda vitamin gereksinimi artmaktadır. Vitaminler yağda ve suda eriyenler olarak sınıflandırılmaktadırlar. Yani, yağda eriyen vitaminler hiçbir şekilde dışarı atılmadan vücutta depolanmaktadırlar. Yağda eriyen A, D, E ve K vitaminleri yağlarla beraber safra tuzları ile oluşturdukları miseller halinde emiliyor.

Gen düzenlenmesi, bağışıklık sistemi ve göz sağlığı için gerekli olan A vitamininin eksikliğinde üreme performansında düşme, mastitis ve bağışıklık sisteminde zayıflama oluşuyor.

D vitamini kalsiyum ve fosfor metabolizması için önem taşıyor. Yani, D vitamini eksikliğinde büyümede gerileme; iştah kaybı, kemik ve eklem problemleri ile üreme problemleri görülüyor.

Antioksidan etkisine sahip E vitamininin eksikliğinde de üreme problemleri ve bağışıklık sisteminde zayıflama meydana geliyor.

K vitamini kanın pıhtılaşmasında etkin rol oynamaktadır. Lakin, K vitamini eksikliği halinde kan pıhtılaşmasında gecikme yaşanıyor. Ruminant hayvanlarda büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumlarında ise vitamin gereksinimi artıyor.

Eksik vitamin alımı üremede yavaşlama ve enfeksiyona neden oluyor

Suda eriyen vitaminler olan Tiamin (B1), Riboflavin (B2), Piridoksin (B6), Niasin, Kolin, Folik asit, Biyotin, Pantotenik asit, Siyanokobalamin (B12) ve C vitaminleri yağda eriyenlerin aksine hiçbir zaman vücutta depolanmıyor ve idrarla dışarı atılıyor. Bu nedenle hayvanların bu vitaminleri günlük olarak almaları gerekiyor. Suda eriyen bu vitaminler arasında sadece B12 vitamini vücutta depolanmaktadır.



Biyotin karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması için önemlidir. Lakin, eksikliğinde kıl ve tırnak yapılarında bozulmalar oluşuyor.

Yağ metabolizması ve yağların taşınması için gerekli olan kolinin eksikliğinde ise; büyümede yavaşlama ve üreme performansında gerileme yaşanıyor.

Folik asit, nükleik ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Dolayısıyla, eksikliğinde üreme performansında düşüş meydana geliyor.

Enerji metabolizması için gerekli olan niasinin eksikliğinde; enerji metabolizmasında yavaşlama ve büyümede gerileme görülüyor.

Pantotenik asit, karbonhidrat ve yağ metabolizması için gereklidir. Bu yüzden, eksikliğinde enfeksiyon oluşarak parazitozlara karşı direnç azalıyor.

Riboflavin (B2), enerji metabolizması için önemlidir. Bu yüzden, eksikliğinde görme bozuklukları, büyümede yavaşlama, deri ve tırnak yapısında bozulma meydana geliyor.

Aminoasit metabolizması için önem taşıyan Piridoksin (B6) eksikliğinde kıl yapısında ve protein metabolizmasında bozulmalar görülebiliyor.

Vitamin B12, nükleik asit ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Bununla birlikte, Vitamin B12 eksikliğinde ise sindirim sistemi mukozasında bozulmalar yaşanıyor.

Tiamin (B1), karbonhidrat ve protein metabolizması için ayrıca önem taşıyor.

Vitamin C ise antioksidan etkisi ile birlikte amino asit metabolizması için gerekiyor.

Mineraller bağışıklık sistemi ve birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli



Ruminant hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin üreme, tırnak kalitesi; bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi, steroit hormon sentezi; doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetlerin işlevi için gereklidir.

Makro (Ca, P, Mg, Na, K) ve mikro (Fe, Zn, Mn, Cu, Se, I, Co Cr) olarak ikiye ayrılan minerallerin; aynen vitaminler gibi son derece dengeli bir şekilde hayvanlara verilmesi gerekiyor.

Makro mineraller; kas, organ, kan hücreleri ve yumuşak doku oluşumunda görev alır; bununla birlikte, mikro mineraller ve Cl vücutta ozmotik basıncı ayarlar. Makro mineraller ayrıca yumuşak dokularda elektrolit olarak da bulunurlar. Bağışıklık sistemini destekleyen mineraller birbirlerine karşı da etki gösterir. Örnek olarak, Kalsiyum ve P, kemik ve iskelet oluşumunda birlikte etki gösterirken; Fe Cu ve Co hemoglobin sentezinde birlikte etki gösteren minerallerdir.



Devamını Oku

Trendler