Connect with us

Büyükbaş Hayvancılık

Kaliteli Süt Üretimi için Bilinmesi Gerekenler

somatik hücre sayısı

Sütteki Somatik Hücre Sayısı nedir ?

Son yıllarda, sütün içeriğindeki bakteri sayısı ve bununla bağlantılı olarak ortaya çıkan somatik hücre sayısı artmaktadır. Bu artış, sütün miktarında yarattığı düşüşle işletme ekonomisine büyük zarar vermektedir. Ayrıca, sütün kalitesinde meydana getirdiği gerileme ile de süt sanayicisinin peynir üretimine büyük darbeler vurmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, somatik hücre, sütün kalitesini belirlemede önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Diğer taraftan çiğ süt içeriğinde saptanan somatik hücre sayısı, hayvanın meme sağlığının göstergesidir. Bu özelliği ile de yetiştiricinin, kaliteyi arttırmak açısından güvenilir bir kıstas ve sanayicinin de dostu konumundadır.



İnek, vücudunu enfeksiyonlara karşı koruyabilecek mükemmel bir bağışıklık sistemine sahiptir. Beyaz kan hücreleri

  • vücudun herhangi bir bölgesinde meydana gelecek bakteri oluşumunu engellemek
  • oluşan bakterilere karşı savunma mekanizması oluşturmak
  • zarar gören dokuyu tamir etmek amacıyla kullanılmaktadır.

Buna ek olarak, sütün salgılandığı meme dokusunda, ortaya çıkan fizyolojik değişim ve gelişimin sonucunda çeşitli hücre döküntüleri gözlenmektedir. Bunlar, süt salgılayan ölü alveol hücreleri ve dokunun yenilemesinden dolayı dökülen epitel hücreleridir. Bu hücrelerde somatik hücre kapsamında yer almaktadırlar.

Özellikle memede meydana gelecek klinik veya subklinik mastitis vakıalarında, bahsedilen hücrelerin çiğ süt içeriğindeki sayılarının arttığı gözlenmektedir. Bu açıdan bakıldığında somatik hücre sayısı ile mastitis arasında yüksek bir ilişki mevcuttur.

Mastitis ile Mücadelede Somatik Hücre Sayısı

Gerek bireysel olarak ineklerden, gerekse işletmenin süt toplama tankından ayda bir numune alınması gerekmektedir. Alınan numunelerde somatik hücre sayımı yapmak, işletmede yetiştirilen ineklerin meme sağlığı ve gizli mastitis mücadelesi konusunda önemli bir gösterge olmaktadır. Çiğ sütün mililitresinde 200 bin adet ve altında olması halinde süt veriminde bir kayıp olmamaktadır.

Somatik hücre sayısı nın 200 bin adet altında olan bu tür çiğ sütler kaliteli süt olarak tanımlanmaktadır. Çiğ sütün mililitresinde somatik hücre sayısı nın 400 bin civarında olması, inek başına günlük süt üretiminde 1,2 litre kayıp olmaktadır. Bu sayının 500 bin adet civarına yükselmesi halinde, günlük süt kaybı 3,3 litre olmaktadır. Bu sayının 1 milyon 500 bin civarına çıkması halinde ise, inek başına günlük süt üretimi 14,6 litre azalmaktadır.



Yetiştirici, her türlü işletme koşulu uygun olmasına rağmen, süt miktarı ve içeriğinde zaman zaman meydana gelen ani düşüşler karşısında paniklemektedir. Yetiştirici, genellikle bu olumsuz gelişmeyi daha çok kesif yemin kalite ve miktarına mal etmektedir. Aslında problemin çiğ süt içeriğindeki somatik hücre sayısının artışından kaynaklanabileceğini tahmin edememektedir.

Avrupa Birliği ülkelerinde, üretilen çiğ sütün içeriğindeki somatik hücre sayısı azami 400 bin adet / mililitre olması şart koşulmaktadır. Çiğ sütteki somatik hücre sayısı nın düşük tutulabilmesi açısından bilinmesi gereken konuları şu şekilde özetlemek mümkündür.

1)Genetik Boyut

Çiğ sütteki somatik hücre sayısı kalıtım derecesi %10 olarak tahmin edilmiştir. Bunun anlamı, çiğ sütteki somatik hücre sayısı bakımından inekler arasında gözlenen farklılık, %90 oranında çevre koşulları tarafından belirlenmektedir.

Diğer taraftan, sütteki hücre sayısı ile mastitis enfeksiyonu arasında genetik korrelasyon 0.70 olarak tahmin edilmiştir. Süt verimi ile olan genetik korrelasyonu ise, 0.30 olarak tahmin edilmiştir. Bunun anlamı, sütün miktar ve içeriğinde meydana gelen önemli değişmelerin kısacası, mastitisin en güvenilir göstergesi sütteki somatik hücre sayısı dır.

Yine yapılan diğer bir araştırmada, ilk beş laktasyon ait veriler üzerinde çalışılmıştır. Bu çalışmada sütteki somatik hücre sayısının sonraki laktasyonlarda tekrarlanma derecesi 0.35 olarak tahmin edilmiştir.



Hayvan ıslahı, kalıtım derecesi düşük olan verim özellikleri açısından olumlu bir ilerleme sağlamak için yapılır. Dolayısıyla, en etkili yöntem, pedigriye yani ebeveynlerine ait sonuçlara göre seleksiyon yapmaktır.

Sonuç olarak, mastitise karşı direnç olarak adlandırılan özellik açısından, ebeveyn değerlerini de dikkate almak gerekir. Yani seleksiyon programının düşük somatik hücre sayısı na sahip çiğ süt üreten inekler lehine yapılması gerekmektedir. Bu tür seleksiyon sürüde zamanla iyileşmenin gerçekleşmesini, dolayısıyla de üretilen sütün kalitesinin yükselmesini sağlayacaktır.

2) Bilinçli Sürü Yönetimi

Bir inek günlük yaşamının 2 ile 4 saatini sağımda, geriye kalan süreyi ise barınak içinde veya gezinti alanında geçirmektedir. Düşük somatik hücreli çiğ süt üretmek bakımından, sürüye sağım hane ve gezinti alanlarında sağlanan çevre koşullarının eşit kalitede olması sağlanmalıdır.

Bu açıdan gerekli hijyen tedbirlerinin yanı sıra, ineklerin işletme sınırları içerisinde de fiziksel yaralanmalara karşı koruyucu tedbirler alınması gerekmektedir. Asıl amaç ineklere konforlu bir çevrenin temin edilmesidir. Özellikle meme ile direk temas eden ahır durakları ve gezinti alanlarının kuru olması gerekmektedir. Ayrıca, havadar ve iyi bir drenaj sistemine sahip olması gerekmektedir. Bunun yanında,  bu alanlar sert ve sivri ekipman veya oluşumlar içermemelidir.

Türkiye’de yetiştiricilerin çoğu, sağım öncesinde memelerin temizliği konusunu kabul etmektedir. Ancak sütteki somatik hücre sayısı nın artmasında etkili olan noktalara dikkat etmemektedirler. Yani, meme başlarının ıslak veya sulanmış kir ile sağılmaması konusunda gereken hassasiyeti göstermemektedirler. Bu tip meme başları ile sağım yapılması halinde, bakteri bulunan su damlalarının meme başlarından aşağı doğru sızmaktadır.

Bununla bağlantılı olarak bakterilerin meme başlarının ucunda yoğunlaşması ve meme çeyreklerine geçişi daha kolay olmaktadır. Sprey yöntemi ile yıkamanın da aynı sonuçları doğurabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenlerden dolayı, meme başlarının sağım öncesi yeterli miktarda su ile yıkanması gerekmektedir. Ayrıcai bir kez kullanımlık kağıt havlu ile kurulanmasına itina gösterilmelidir.



Fizyolojik Değişim

İnekler, sağım esnasında şiddetli bir fizyolojik değişime maruz kalmaktadırlar. Sağım işlemi, ineklerin psikolojileri üzerine etki bakımından en önemli işletme zamanıdır. Bir saat içerisinde sağılan inek sayısı, işletmenin başarısı açısından önemli bir faktördür. Ancak bu durum ineğin sağlığı açısından oldukça dikkat edilmesini gerektirir.

Düşük somatik hücreli süt elde etmek açısından bakıldığında, sütün memeden salgılanması ile birlikte, tekniğine uygun bir şekilde tamamen sağılması gerekmektedir. Bu açıdan, memenin sağım öncesinde temizlenip kurulandıktan sonra 30 saniye kadar elle masaj yapılmalıdır.

Bu durum süt salgısının uyarılmasını sağlar. Bunu takip eden 1 dakika içerisinde sağım başlıklarının tekniğine uygun bir şekilde meme başlarına takılmalıdır. Diğer taraftan memeleri çok kirli olan ineklerin temizlik işlemi için daha fazla itina gösterilmesi esastır.

Sağım sonrası, en az sağım öncesi kadar büyük önem taşımaktadır. İneklerin çoğu sağım esnasında yaşadıkları fizyolojik ve psikolojik etkileşim nedeniyle, sağımdan hemen sonra yere yatma eğilimi göstermektedirler.

Bu durum, bakterilerin meme bölmelerine geçişi için uygun bir ortam yaratmaktadır. Bu nedenle sağımı biten ve memeleri dezenfekte edilen ineklerin yaklaşık 10 dakika kadar ayakta durmaları sağlanmalıdır. Bu uygulama, ineğin meme başlarında yer alan ve bakteri girişini engelleyen kasların kapanması için yeterli süreyi temin edecektir.



Sağım sonrası daldırma yöntemi ile dezenfeksiyon yapan işletmelerin özellikle soğuk havalarda dikkatli olması gerekmektedir. Soğuk hava ile aniden karşılaşan hayvanlarda meme sıkıntıları olabilir. Soğuk havalarda, daldırma yöntemi ile ıslanmış ve sıcak olan meme dokusunda kan akış hızının artmasına bağlı problemler ortaya çıkabilmektedir.

Aylık Kontroller

İşletmelerde yapılacak kontrollerde somatik hücresi sayısı 400 bin adet/ml ve üzerinde olan inekler sürüden ayrı bir yere alınması gerekmektedir. Ayrıca, bu hayvanlardan alınan sütlerinin başka bir yerde toplanmasını sağlamak gerekmektedir. Bu durumdaki ineklerden somatik hücre sayısı altı ay boyunca 400 bin adetin üzerinde olan ineklere şu işlem uygulanmalıdır. Bu inekler ya tedavi amaçlı olarak kuruya çıkarılmalı veya sürüden ayıklanmalıdırlar.

Sağım makinesi, ineğin süt veren meme dokusu ile en fazla temas eden ekipman olması nedeniyle işletmelerde büyük önem arz etmektedir. Bu açıdan sağım sistemlerinin yılda iki kez veya 1000 saatlik çalışma sonunda kontrol ve bakımlarının yapılması zorunludur. Arızalı makine ile sağım yapmak, meme dokusunun zarar görmesine dolayısı ile sütte somatik hücre sayısı nın artmasına yol açacaktır.

3) Diğer Faktörler

Sütteki somatik hücre sayısı, laktasyon sayısı ve laktasyon safhasına bağlı olarak değişmektedir. Birinci laktasyondaki sağlıklı bir ineğin sütündeki somatik hücre sayısı 200 bin adet/ml civarında olur. Bu değer beşinci ve sonraki laktasyonlardaki ineklerde 800 bin adet / ml civarına çıkmaktadır.



Geç gebelik ve laktasyonu izleyen ilk iki hafta boyunca sütteki somatik hücre sayısı oldukça yüksek düzeydedir. Bu durum, ineğin bağışıklık sisteminin kritik bir dönem olan buzağılama devresinde görülür. Bu durum, buzağısına süt sağlayacak olan meme dokusunu hastalıklara karşı korumak amacıyla dokuyu lökosit (beyaz kan hücresi) bakımından zenginleştirmesinden kaynaklanmaktadır. Bu seyir, doğumu izleyen ikinci hafta sonundan itibaren normale dönmektedir.
Sıcaklık stresi de sütteki somatik hücre sayısı nın artmasına neden olan faktörlerdendir. Yüksek sıcaklık ve yüksek nem karşısında sıcaklık stresine maruz kalan ineğin bağışıklık sistemi zayıflamakta, hastalık etkenlerine karşı hassasiyeti artmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında sıcak yaz aylarında çiğ sütte gözlenen somatik hücre sayısı kış aylarına oranla daha fazladır. Ülkemizde Akdeniz ve Güney Doğu bölgelerindeki yetiştiricilerin yaz aylarında oluşabilecek sıcaklık stresine karşı gerekli tedbirleri zamanında alması büyük önem taşımaktadır.

İneğin kızgın olması da somatik hücre sayısı nda bir miktar artışa neden olmaktadır. Ancak bu artış hastalık etkeni olmaması halinde geçici olup, bir süre sonra normale dönmektedir.
Bahsedilen nedenlerden dolayı, ayda bir işletmelerin süt toplama tanklarından ve bireysel olarak ineklerden alınacak süt numunelerinde hücresel sayımı yapılmalıdır. Somatik hücre sayımı kaliteli süt üretimi ve ineğin verim performansı açısından esas olduğu unutulmamalıdır.


Büyükbaş Hayvancılık

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi büyük öneme sahip. Ruminant hayvanlarda vitamin ve mineral desteği büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok yaşamsal fonksiyona katkı sağlıyor.



Tüm canlılar gibi hayvanlar da normal yaşam fonksiyonlarını sürdürebilmek için vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaktadır. Geviş getiren hayvan olarak bilinen ruminant hayvanlar için de vitaminler; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyri için büyük önem taşıyor.

Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor. Hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin de üreme, tırnak kalitesi, bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi; steroit hormon sentezi, doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli olduğu bilinmektedir.

İnsanlar gibi hayvanlar için de gerekli olan vitamin ve mineraller büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok noktada yaşam fonksiyonlarının işlevi için önem taşıyor. Hayvan vücudunda sentezlenemeyen ve organizmada meydana gelen tüm metabolik faaliyetler içinde; kendine has spesifik görevleri olan vitaminlerin bazı çeşitleri stresle baş etmede de etkin rol oynuyor.



Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliği: Makro ve mikro mineraller

Vitaminler kadar öneme sahip, makro ve mikro olarak ikiye ayrılan minerallerin ise son derece dengeli bir şekilde; hayvanlara verilmesi gerekiyor. Bir başka deyişle, vitaminler ruminant hayvanlarda metabolizmayı destekliyor. Ruminant hayvanlar için de vitamin ve mineral desteğinin hayati önem taşımaktadır.

"<yoastmark

Sığırlarda vitamin ve mineral dengesi; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyrinde kritik rol oynuyor. Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor.

Bazı vitaminler stresle baş etmede de etkili oluyor. Ruminant hayvanlarda B grubu vitaminler rumendeki mikroorganizmalar tarafından sentezlense de bu mikroorganizmaların da vitamine ihtiyaç duyduğu göz ardı edilmemelidir.

Herhangi bir kalorisi olmayan vitaminler bu nedenle bir enerji kaynağı da değil. Ancak bu vitaminler, yemlerle alınan besin maddelerinin metabolize edilmesine yardımcı olarak, metabolizmanın sorunsuz bir şekilde çalışmasına destek oluyor. İlave olarak vitaminler, diğer besin maddelerinin sindirilmesini, emilmesini ve metabolize edilmesini de mümkün kılıyor.



Büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumunda vitamin gereksinimi artmaktadır. Vitaminler yağda ve suda eriyenler olarak sınıflandırılmaktadırlar. Yani, yağda eriyen vitaminler hiçbir şekilde dışarı atılmadan vücutta depolanmaktadırlar. Yağda eriyen A, D, E ve K vitaminleri yağlarla beraber safra tuzları ile oluşturdukları miseller halinde emiliyor.

Gen düzenlenmesi, bağışıklık sistemi ve göz sağlığı için gerekli olan A vitamininin eksikliğinde üreme performansında düşme, mastitis ve bağışıklık sisteminde zayıflama oluşuyor.

D vitamini kalsiyum ve fosfor metabolizması için önem taşıyor. Yani, D vitamini eksikliğinde büyümede gerileme; iştah kaybı, kemik ve eklem problemleri ile üreme problemleri görülüyor.

Antioksidan etkisine sahip E vitamininin eksikliğinde de üreme problemleri ve bağışıklık sisteminde zayıflama meydana geliyor.

K vitamini kanın pıhtılaşmasında etkin rol oynamaktadır. Lakin, K vitamini eksikliği halinde kan pıhtılaşmasında gecikme yaşanıyor. Ruminant hayvanlarda büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumlarında ise vitamin gereksinimi artıyor.

Eksik vitamin alımı üremede yavaşlama ve enfeksiyona neden oluyor

Suda eriyen vitaminler olan Tiamin (B1), Riboflavin (B2), Piridoksin (B6), Niasin, Kolin, Folik asit, Biyotin, Pantotenik asit, Siyanokobalamin (B12) ve C vitaminleri yağda eriyenlerin aksine hiçbir zaman vücutta depolanmıyor ve idrarla dışarı atılıyor. Bu nedenle hayvanların bu vitaminleri günlük olarak almaları gerekiyor. Suda eriyen bu vitaminler arasında sadece B12 vitamini vücutta depolanmaktadır.



Biyotin karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması için önemlidir. Lakin, eksikliğinde kıl ve tırnak yapılarında bozulmalar oluşuyor.

Yağ metabolizması ve yağların taşınması için gerekli olan kolinin eksikliğinde ise; büyümede yavaşlama ve üreme performansında gerileme yaşanıyor.

Folik asit, nükleik ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Dolayısıyla, eksikliğinde üreme performansında düşüş meydana geliyor.

Enerji metabolizması için gerekli olan niasinin eksikliğinde; enerji metabolizmasında yavaşlama ve büyümede gerileme görülüyor.

Pantotenik asit, karbonhidrat ve yağ metabolizması için gereklidir. Bu yüzden, eksikliğinde enfeksiyon oluşarak parazitozlara karşı direnç azalıyor.

Riboflavin (B2), enerji metabolizması için önemlidir. Bu yüzden, eksikliğinde görme bozuklukları, büyümede yavaşlama, deri ve tırnak yapısında bozulma meydana geliyor.

Aminoasit metabolizması için önem taşıyan Piridoksin (B6) eksikliğinde kıl yapısında ve protein metabolizmasında bozulmalar görülebiliyor.

Vitamin B12, nükleik asit ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Bununla birlikte, Vitamin B12 eksikliğinde ise sindirim sistemi mukozasında bozulmalar yaşanıyor.

Tiamin (B1), karbonhidrat ve protein metabolizması için ayrıca önem taşıyor.

Vitamin C ise antioksidan etkisi ile birlikte amino asit metabolizması için gerekiyor.

Mineraller bağışıklık sistemi ve birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli



Ruminant hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin üreme, tırnak kalitesi; bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi, steroit hormon sentezi; doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetlerin işlevi için gereklidir.

Makro (Ca, P, Mg, Na, K) ve mikro (Fe, Zn, Mn, Cu, Se, I, Co Cr) olarak ikiye ayrılan minerallerin; aynen vitaminler gibi son derece dengeli bir şekilde hayvanlara verilmesi gerekiyor.

Makro mineraller; kas, organ, kan hücreleri ve yumuşak doku oluşumunda görev alır; bununla birlikte, mikro mineraller ve Cl vücutta ozmotik basıncı ayarlar. Makro mineraller ayrıca yumuşak dokularda elektrolit olarak da bulunurlar. Bağışıklık sistemini destekleyen mineraller birbirlerine karşı da etki gösterir. Örnek olarak, Kalsiyum ve P, kemik ve iskelet oluşumunda birlikte etki gösterirken; Fe Cu ve Co hemoglobin sentezinde birlikte etki gösteren minerallerdir.



Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Sürdürülebilir hayvancılık için yem üretmeliyiz!

Sürdürülebilir hayvancılık için yem üretmeliyiz!

Sürdürülebilir hayvancılık için yem üretmeliyiz!

Sürdürülebilir hayvancılık için; yemler ilk dikkat edilmesi gereken konulardan biridir. Yem olmazsa süt olmaz. (Total Mix Ration) yarısını kaba yemler oluşturmaktadır.  Diğer yarısını da kesif yemler oluşturmaktadır. 20 kg ve üstü süt verimi için bir ineğin günde ortalama 7 kg yem tüketmesi gerekir.


Peki, çiftçinin satın aldığı 1 çuval yemin fiyatı nasıl düşer? Süt sanayicisi süt yemini hazırlamak için hammaddeyi nasıl ucuza tedarik eder? Tabii ki üretim yaparak, üreterek! Rasyonun yarısı olan kesif yemin içeriğinde bulunan hammaddelerin üretimi ülke genelinde arttırılarak.

Sürdürülebilir hayvancılık için; öncelikle yağlı tohum bitkileri üretim alanlarını genişletmelidir. Teşviklerle çiftçimizin bu ürünleri üretmelerini sağlamalıyız. Yağlı tohum bitkileri, kesif süt yemlerinin üretiminde oldukça önemlidir. İthal ettiğimiz için bu kaynaklar bize pahalıya mal olmaktadır. Bu sebeple soya, kanola, ayçiçeği, pamuk, susam gibi yağlı bitkilerin üretimini arttırmalıyız.

Örneğin, soya fasulyesinden elde edilen soya yağı, tam yağlı soya rasyona giren bir hammaddedir; ve ülkemizde Adana ve Mersin illerimizde ihtiyacı karşılamayacak miktarda üretilmektedir. Bunun sonucunda da yüzde 95 oranında ithal edilmektedir. Soya ekim alanları genişletilmelidir. Çiftçiyi bu ürünü ekmeye teşvik etmek için verilen destek arttırılmalıdır.

Kanola yağ bitkisi ülkemizde sadece Tekirdağ bölgesinde ekilmektedir. Ancak yapılan üretim ülkenin ihtiyacından çok daha alt seviyelerde kaldığı için; yüzde 95 oranında yurt dışından ithal edilmektedir. Kanola tarımı ülkemizde daha geniş alana yayılmalıdır. Kanola için verilen destek arttırılarak çiftçinin bu ürünü ekmesi teşvik edilmelidir.

Pamuk bitkisinin çekirdeği olan çiğit, çiftlik TMR’ına katılarak sütün yağ oranını arttırmaktadır. Ayçiçeği tohum küspesi (ATK) yine rasyonda kullanılan önemli bir protein kaynağıdır. Bu şekilde süt işletmesi hammaddeyi dışarıdan ithal etmek yerine; kendi çiftçisinden satın alarak maliyetini düşürür, bu da bir torba yemin fiyatına düşüş olarak yansır.



Sürdürülebilir hayvancılık için kaba yem üretimi arttırılmalıdır

Süt inekçiliğinde beslemede kullanılan en önemli protein kaynağı olan yonca, korunga; fiğ, silajlık mısır gibi yem bitkilerinin de üretimi yem maliyetlerini azaltmak için arttırılmalıdır.

Ülkemizde geniş tarım topraklarının, mera alanlarının ve hayvancılığın yoğun olarak Doğu Anadolu Bölgesinde olduğu bilinmektedir. Peki, Doğu Anadolu Bölgesinde toprak ve mera alanlarının durumu nedir? Hayvanlara ucuz yem sağlayabilmek için; kaba yem üretimimizi arttırmak zorundayız. Oysa ki biz toprağımızı ve meralarımızı kaderine terk etmiş durumdayız.

Öncelikle toprağı korumak gerekir ki; Türkiye her yıl toprak erozyonu sebebiyle 750 milyon ton toprak kaybetmektedir (TEMA). Erozyon sonucu kaybedilen toprak; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için gerekli olan organik maddece zengin olan verimli üst topraktır. Bu nedenle erozyonla kapsamlı bir şekilde mücadele edilmelidir.

Sürdürülebilir hayvancılık için ülkemizde geniş toprak ve meralarının bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesinde; kapsamlı ve doğru işleyen toprak ve bitki analiz laboratuvarları kurulmalıdır. Böylece birim alandan daha fazla bitkisel üretim gerçekleştirmek için; kullanılan gübrenin daha doğru ve yeterli oranda atılması söz konusu olur.

Sürdürülebilir hayvancılık için meralarımızın durumu nasıl?

Hayvanların erken otlatılması, otlatma kapasitesine dikkat edilmemesi ve mera tecavüzlerinin uzun yıllardan beri sıkça yapılıyor olması; meralarımızın verimliliğini çok düşürmüştür. Ayrıca süt verimi hayvan başına 3-4 kiloyu geçmeyen çok sayıda yerli ırk hayvanın meralarımızda oluşturduğu yoğun baskı da meralara zarar vermektedir. Az sayıda yüksek verimli hayvan ile hayvancılık yapmak meraları uzun vadede iyi bir şekilde kullanmamıza da olanak sağlayacaktır.

Bu bağlamda çiftçilerin iyi eğitilmeleri, mera tecavüzlerinin kısa sürede önüne geçilmesi ve düzeltilmesi, meralarımızın ıslah edilmesi gerekmektedir. Büyükbaş hayvanlarımız için en iyi kaba yem kaynağı olan meralarımızın en etkili şekilde korunması ve ıslah edilmesi şarttır. Yem bitkileri ekimine önem verilip, çiftçi desteklenerek kaba yem üretimi arttırılmalıdır. Böylece hem toprağın kalitesini arttırmış hem de hayvanlarımız için değerli protein kaynakları üretmiş oluruz.



Sürdürülebilir hayvancılık için düşük maliyetle üretim yapmak gerekir. Bunun için iyi genotipte hayvanlar kullanmamız gerekmektedir. Bu bağlamda ülkemizin batı bölgelerine baktığımızda uzun yıllar boyunca yapılan ıslah çalışmaları sonucunda süt verimi yüksek melez hayvanlar geliştirilmiştir. Bu sayede daha verimli ve kazançlı hayvancılık yapılmaktadır. Diğer taraftan ülkemizin Doğu Anadolu Bölgesine baktığımızda halen yerli ırklar ile hayvancılık yapılmaktadır. Bu da verimi düşük yetiştiricilik yapmak demektir.

Bununla birlikte, bu bölgelerde düzenli bir ıslah çalışması yapılmaya acilen başlanmalıdır. Melez, verimi yüksek, bölgenin iklim şartlarına uyum sağlayan tipler geliştirilmelidir. Çiftçiler bu yönde bilinçlendirilmelidir. Ayrıca, çiftciler yoğun bir eğitime tabi tutulmalıdır. Aynı zamanda çiftçinin de entansif hayvancılık yapması için isteği olmalıdır.

Daha önce yapılan ıslah çalışmalarına baktığımızda (Örn. Romanov & Morkaraman) halk eliyle ıslah sürecinde sorunlar çıktığını, ıslah edilmiş türleri çiftçinin bilinçsizce sattığını ve kesime gönderdiğini biliyoruz. Bu nedenle önce yetiştirici eğitilmelidir. Yetiştirici havyancılığı sadece günübirlik kazançlı bir ticaret olarak görmemeli.

Sonuç olarak, süt üretiminin istenen düzeyde gerçekleşmesi halinde Doğu Anadolu Bölgesine süt fabrikaları ve süt toplama merkezleri kurulmalıdır.

Yemi ucuza tedarik etmek zorundayız.

Ayrıca, yem sanayicisinin hammaddeyi ucuza alması gereklidir. Bununla birlikte üreticinin de yemi ucuza alması gereklidir. Bunun için önce toprak ve meralarımızı koruyup bilinçli ve doğru bitkisel üretim yapmak zorundayız. Bulunduğu bölgenin iklimine uyum sağlamış kültür hayvanları geliştirmeliyiz. Yerli genotip hayvanlarımızı ıslah ederek yemden yararlanma seviyelerini ve verimlerini artırmalıyız.



Tarım ve hayvancılıktaki sorunların bugün oluşmadığı ortada. Ancak -ne yapılması gerektiği bilinmesine rağmen- sorunların çözümüne dönük bir tarım politikasının uygulanamadığı da bilinen bir gerçektir. Bu nedenle öncelikle uzun vadeli, planlı ve üretime dönük politikaların oluşturulması gerekmektedir. Bunun için de başlangıç noktası yem bitkileri üretimini artırmak ve meraları ıslah etmek olmalıdır.

Kaynak: https://sutdunyasi.com/

Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Başarılı bir süt sığırı yetiştiricisi her bir ineğinden yılda 1 buzağı almaya gayret eder. Bir inekten bir buzağı elde etmek ise birbiri ile bağlantılı pek çok işin sonucunda gerçekleşir. Bu iş her şeyden önce kızgınlığın tespit edilmesindeki başarıya bağlıdır.



Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı

Süt sığırı yetiştiriciliğinde, kızgınlığın belirlenmesi çok önemli ve buna karşın kolaylıkla üstesinden gelinebilecek bir iştir. Kızgınlık, ergin bir ineğin gebe kalıncaya kadar düzenli aralıklarla çiftleşme isteği gösterdiği ya da erkeği kabul ettiği fizyolojik ve içgüdü kaynaklı eşeysel davranışları sergilediği dönemlerdir.

Kızgınlığın belirlenmesinde başarı, ineklerin gözlenme sıklığı ve gözlem için ayrılan zamana bağlıdır. 21 günlük üreme döngüsü içerisinde, kızgınlığın (sıcak mevsimlerde 12 saate kadar düşse de) ortalama 15 – 18 saat sürmesi, gözlenme sıklığı ve gözlem için ayrılan zamanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Daha da önemlisi, en yüksek döllenme oranı sağlanabilecek (optimal) süre, sadece 12 saat kadardır. Bu nedenlerden dolayı, bir ineğin kızgınlığı sırasında oluşan (fizyolojik ve davranışsal) değişimlerin iyi bilinmesi gerekir.

Üreme döngüsünün birinci günü, inekte kızgınlığın başladığı gün olarak kabul edilirse, bundan birkaç gün öncesinde o ineğin yumurtalıklarında bir folükül olgunlaşmaya başlamış demektir. Bu folükül, içerisinde, yumurta hücresini barındırır ve salgıladığı bir hormon (östrojen) ile inek farklı davranış göstermeye başlar.

İnek, başlangıçta huzursuz bir duruma gelir ve diğer ineklerin üzerine sıçramaya çalışır. Bu hormonun salgılanması en üst seviyeye ulaştığında, kızgınlık meydana gelir.

Kızgınlığın başladığı, gün kızgınlığın ilk günüdür. İnek , 15 – 18 saat devam edecek olan kızgınlık süresince diğer ineklerin kendi üzerine sıçrama hareketi göstermesine izin vermekte ve bu esnada yerinde hareketsiz durmaktadır.
Olgunlaşan folükülün patlayarak içindeki yumurta hücresini serbest bırakması (ovulasyon), kızgınlığın ikinci gününe veya ineğin kızgınlıktan çıktıktan sonraki zamanına rastlar.

Metaöstrüs Dönem

Bu döneme, kızgınlık arkası (metaöstrus) dönem adı verilir. Kızgınlık arkası dönemin ikinci ve üçüncü günlerinde, düvelerin % 90’ı ile ineklerin % 50’inde ferçten hafif kanlı akıntı (kanama) olur. Bu durum, normal bir durum olup gebe kalma oranı ile ilişkili değildir.

İneğin yumurtalıklarında, patlayan folükül’ün yerine oluşan yapıya sarı cisim adı verilir ve sarı cisim dördüncü günden itibaren bir hormon (progesteron) salgılamaya başlar. Artık bu günden itibaren kızgınlık arkası dönem bitmiş ve bunun yerine kızgınlık sonrası (diöstrus) adı verilen başka bir dönem başlamıştır.



En yüksek döllenme oranı için uygun tohumlama zamanını bilmek gerekir

İnekler, kızgınlığın başlangıcı olan ilk saatlerde boğalar tarafından sıçrama hareketine, içgüdüsel olarak, müsaade etmezken, diğer ineklerin sıçrama hareketine müsaade etmektedirler. Boğaların sıçrama hareketine veya çiftleşmeye ise, döllenme için daha doğru zaman olan, kızgınlığın daha ileriki saatlerde müsaade ederler.

Tohumlama zamanı ile ineğin kızgınlık gösterdiği saatler birbiri ile eş zamanlı değildir. En yüksek döllenme oranı için uygun tohumlama zamanını bilmek gerekir.

En uygun tohumlama zamanı, kızgınlık sürecinin sonları ile bitiminden sonraki birkaç saatlik zamandır.
Boğa ile elde çiftleştirme (doğal aşım) yapılıyorsa, bu çiftleştirme suni tohumlamanın zamanından daha önce olabilir. Bunun nedeni ise, doğal aşımda ejekülatın vagina içine, yapay tohumlamada ise, dölyatağı içine bırakılmasıdır.

Yapay tohumlamanın yapılacağı en uygun zaman aralığı, ortalama 18 saat süren kızgınlık sürecinin son 6 saati ile, ineğin kızgınlıktan çıktıktan sonraki 6 saatlik zaman aralığıdır. Bu zaman aralığı böylece toplam 12 saat kadardır.
Yetiştiriciler, sabah kızgın olduğunu gördükleri ineklerini öğleden sonra, öğleden sonra kızgın olarak belirledikleri ineklerini ise ertesi gün sabah tohumlatma yoluna gitmelidirler. Bu yöntemin başarısı, kızgınlığın başlama zamanının doğru olarak belirlenmesine bağlıdır. Kızgınlığın başlangıcı iyi saptanamazsa bu metot iyi sonuç vermeyebilir.

Spermler dölyatağına konulduklarında döllenme yeteneğine sahip değillerdir. Spermlerin, dölleme yeteneğini kazanabilmesi için dölyatağına konulduktan sonra belirli bir sürenin geçmesi gerekir ki sperm ancak bu süre sonunda dölleme yeteneğini (kapasitasyon) kazanır.



Kızgınlık Belirtileri;

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. En uygun tohumlama zamanının belirlenmesi için kızgınlık başlangıcının tam olarak belirlenmesi, bunun için de kızgınlık belirtilerinin çok iyi bilinmesi gerekir.

• Kızgın olan inekler geceleri ayakta olmayı tercih ederken, gündüzleri de nadiren yatarlar ve ürkütüldüklerinde sürü içinde ilk tepkiyi veren hayvanlardır.

• Kızgınlığın henüz başlama aşamasında olan inekler, kendilerinin üzerine sıçranmasına müsaade etmezken, kızgınlık gösteren diğer ineklere sıçrama hareketinde bulunurlar. sıçrama hareketi sırasında yerinde durmayan ineklerde kızgınlık başlamış sayılmamalıdır. Sıçrama hareketine müsaade etme kızgınlığın en önemli belirtisidir. Yeterince gözlem yapıldığında ineklerin sırt ve sağrılarında diğer ineklerin sıçraması sonucu oluşan kirlenme ve hafif deri deformasyonları rahatlıkla gözlemlenebilir.

• Kızgınlık başlangıcına yakın olan inekler, bir araya toplanma eğilimi gösterirler. Boğa olması durumunda, boğaya mümkün olduğunca yakın olma eğilimindedirler.

• Kızgın ineklerin, hareketlilikleri artar, yem yeme istekleri azalır, o günkü süt verimlerinde bir miktar düşme gözlenir.

• Diğer ineklerin ferçlerini koklarlar, kızgın olan veya kızgınlığı yaklaşan ineklerin arka kısımlarına çenesini sürterler.

• Yakından gözlemlenmediği sürece fark edilmesi zor olmakla birlikte kızgın ineklerin, ferç’i, pembe, ıslak ve şişkin görülür. Ferçten, halk arasında Çara adı da verilen şeffaf, yapışkan bir

• Akıntı görülür. Çara, kızgınlığın başlangıcından önce başlayarak, bitiminden sonraki günlere kadar görülebilir.

Kızgınlık Gözlemede Etkinlik

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Kızgınlık gözlemlerinin, bazı kaynaklara göre, gün boyu, sürekli yapılmasının, % 98-100 başarılı sonuç verdiği, buna karşın günde iki defa sürü içinde dolaşılması ile % 80 – 90 başarılı sonuç alınabildiği bildirilmektedir. Ancak, günlük yemleme, sağım gibi işler sırasında gözlem yapılırsa, kızgınlığa gelen ineklerin sadece % 50’nin saptanabildiği bildirilmektedir.

Günde yapılan gözlem sayısı Kızgınlığın belirlenmesinde başarı

Günde 1 kez %60
Günde 2 kez %80
Günde 3 kez %90
Günde 4 kez %100

Kızgınlık Saati

Kızgınlığın, ineklerin % 60’nda sabah, % 45’nde ise öğleden sonra gözlendiği bildirilmekte ve sadece sabah ve akşam gözlem yapılması durumunda sürüdeki kızgın ineklerin % 85 ‘nin saptanabileceği belirtilmektedir. Ayrıca, sabah ve akşam iki defa gözlem yapmaya ek olarak öğle vakti de gözlem yapılması sonucu sürüde kızgınlık gösteren % 6-7 kadar diğer bazı ineklerin de belirlenebileceği sonuçlara eklenmektedir.

Ayrıca gözlem yapılma saati de etkili bir faktör olup , sabah saat 6 da gözlem yapılması, saat 7 de gözlem yapılmasına göre kızgınlığın belirlenmesinde % 14 kadar daha etkin olmaktadır.

Çeşitli faktörler bir sürüdeki kızgınlığın saptanmasındaki başarıyı düşürebilir. Beslenme, olumsuz hava koşulları, hastalıklar gibi nedenler bunlar arasında olmakla beraber en önemli neden, gözlem sırasında yapılan hatalardan kaynaklanmaktadır.

Bir kişi, etkin çalışabilirse 300 kadar ineğin kızgınlık belirlenmesinde yeterli sonuç alabilir. Ancak, 10 inekten büyük sürülerde kızgınlığın belirlenmesinde,

• Hayvanların numaralanması
• Kayıtlarının tutulması,
• Hayvanların gruplara ayrılması, başarıda çok önemli bir rol oynamaktadır.

Çünkü, kızgınlık nedeniyle hareketlenen inek sayısı ne kadar fazla olursa kızgınlığın saptanması da o kadar kolay olacak demektir.



Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı gözlemi nasıl yapılmalı

Süt sığırlarında kızgınlık belirtileri ve tohumlama zamanı. Kızgınlık gözlemi bir işletmede yılda elde edilecek buzağı sayısı üzerinde etkili çok önemli bir yetiştiricilik işi olup bunun deneyimli kişiler tarafından ve sürekli yapılması gerekir. Tüm kızgınlık belirtilerini iyi bilen bir yetiştirici ahır içinde belirli bir düzen içinde vakit ayırarak işletmesinde üreme etkenliğini dolayısıyla karlılığı ve başarıyı artırabilir. Bir ahır içinde bulunan ineklerde kızgınlık gözlemi yaparken dikkat edilecek noktalar aşağıda sıralanmıştır.

a. Uygun zamanda gözlem yapılmalıdır. En iyi gözlem zamanı yemleme sonrası veya ineklerin sağıma alınma öncesi zamandır.

b. Gözlem yapacak kişi bu iş için rahat kıyafetleri ile ahır içinde dolaşacak şekilde hazırlanmış olmalıdır.

c. Kızgınlık gözlemi sırasında yem kontrolü veya herhangi bir diğer işe bakılmamalıdır.

d. Gezinti alanları rahatlıkla yürünecek ve dikkati bozmayacak çalışmaya olanak verecek şekilde olmalıdır.

e. Gezinti alanında çalışanlar varsa bu iş bittikten sonra gözlem yapılmalıdır.

f. İneklerin arasında yavaş ve rahat bir şekilde gezinilmelidir.

g.50 ineklik bir bölmede bir gözlem süresi en az 25 dakika sürmelidir.

Ayrıca, kızgınlık gösteren ineklerin kapalı bir yerde, rahat bir ortamda, bir sundurma altında tutulması ve çiftleştirilmesi önerilmektedir. Özellikle yaz aylarında, serin ve rahat bir yer temini döllenmedeki başarı için çok büyük önem teşkil etmektedir.

Kaynak: PSU



Devamını Oku

Trendler