Connect with us

Sağlık

Spor Yaralanmalarının %75’i Sporcunun Kendisinden Kaynaklanır!

Spor Yaralanmaları - ’I Sporcunun Kendisinden Kaynaklanır

Yaz geldi, açık havada yapılan spor faaliyetleri giderek arttı, spor yaralanmaları tadınızı kaçırmasın. Ancak ne yazık ki yeterli hazırlık yapmamaktan kaynaklanan spor yaralanmaları da hayatımızın ortasına bir anda giriverdi. Yaz sıcaklarını yaralanmalara mahkum bir şekilde yatarak geçirmek istemiyorsanız dikkat etmeniz gerekenleri ve en çok karşılaşılan spor yaralanmalarını Hastane Derindere Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü Uzmanı Op. Dr. Yavuz Çırpıcı konuştuk.

Sağlıklı yaşamın temeli olan spora uzun süre ara verip; hızla forma girmek için yeterince ön hazırlık yapmadan başlanan sporun ciddi yaralanmaları beraberinde getireceğini belirten Op. Dr. Yavuz Çırpıcı; ‘Spor yaralanmaları vücudun limitleri üzerinde zorlanmasından kaynaklanır ve özellikle kas, eklem ve bağ dokularının zarar görmesiyle oluşur. Yapılan sporun türü, harcanan kuvvet ve sporcunun yaşı gibi birçok faktöre bağlı olarak yaralanmalar değişiklik gösterir. Sportif travmaya en fazla maruz kalan bölge diz eklemidir. Diz ekleminden sonra en çok yaralanma ayak bileğinde görülmektedir. Bununla birlikte, kalça ve kasık bölgesi, omuz eklemi, ayak uyluk bölgesi, omurga dirsek eklemi, el bileği ve elde görülür. Aynı şekilde futbol, basketbol, boks gibi birebir temas gerektiren sporlarda daha sık; tenis, atletizm gibi bireysel sporlarda daha düşük oranlarda görülür. Bu yaralanmaların dışında tenisçi ve golfçü dirseği, futbolcu kasığı, güreşçi kulağı, voleybolcu omzu şeklinde adlandırılan yaralanmalar da görülebilir’ açıklamasında bulundu.



En sık görülen spor yaralanmaları:

Adale tendon yaralanmaları; kas gerilme ve ezilmesi, kas liflerinde yırtılmalar, tendon kopmaları çok sık görülür. (Aşil tendon kopmaları, omuz rotator adale yırtıkları, quadriseps tendon yırtıkları, kasıkta tendon kopmaları, uyluk arkasında hamstring yırtıkları)

Bağ (ligaman) yaralanmaları; eklemlerde burkulma ve dönmeler sonucunda bağlarda gerilme, esneme ve kopmalar sıkça görülenleridir. (ayak bileği burkulması ile bağ yaralanmaları, diz iç yan, dış yan ve çapraz bağ yaralanmaları)

Advertisement

Kırıklar ve çıkıklar; Temas sporlarında travmanın şiddetine, yönüne ve düşme şekline göre çeşitli kemik kırık ve çıkıkları gelişir. (Omuz, dirsek ve parmak çıkıkları gibi. Köprücük kemiği, el bileği, ayak bileği, el ve ayak tarak kemikleri, dirsek bölgesi kemiklerde ve diz çevresi kemiklerde kırıklara rastlanır).

Spor Yaralanmaları – %75’i sporcunun kendisinden kaynaklanır

Spor yaralanmalarının çok büyük bir bölümü sporcunun kendisinden kaynaklanan nedenlere dayanır. Başka kişilerden kaynaklanan yaralanmaların oranı çok düşüktür. Sporcunun kendisinden kaynaklanan nedenleri; yaş, cinsiyet, fiziksel uygunluk, yapısal bozukluk, temel tekniklerde bozukluk, aşırı yorgunluk, kötü alışkanlık, psikolojik faktörler gibi sıralamak mümkündür. Bunun yanında yaralanmalarda konsantrasyon yetersizliği, aşırı hırs gibi psikolojik faktörler önemlidir. Sporcunun dışında spor türü, aşırı sıcak/soğuk, yetersiz aydınlatmanın olduğu ortamlar yaralanmalara neden olabilir. Bununla birlikte sporun yapıldığı düzgün ve esnek olmayan sert zemin yaralanmalara da neden olabilir. Ayrıca, yapılan spora uygun olmayan spor ekipmanları, spor öncesi yeterli ısınma hareketlerinin yapılmaması gibi nedenler sayılabilir. Ayrıca sporun kurallarına uymamama oluşabilecek yaralanmalarda etkilidir.

Spor yaralanmalarından korunmak için risk faktörlerini yönetin!

Spor yaralanmalarına neden olan faktörlerin hepsini ortadan kaldırmak mümkün olmasa da yönetebileceklerinizi kontrol altında tutmak, yaralanma riskinizin azalmasına yardımcı olur. Bunun için;

Düzenli spor yapmayı planlıyorsanız mutlaka öncesinde hekiminize başvurun. Gerekli dolaşım, solunum, hareket ve sinir gibi tüm sistemleri kapsayacak kontrol ve testlerinizi yaptırın.



Advertisement

Yaşınıza ve vücut yapınıza uygun sporu seçin.

Yapacağınız spor türüne uygun antrenman programı ile yeterli derecede ısınma/soğuma egzersizlerini yapın.

Spor yapacağınız alanın zemininin uygun olmasına dikkat edin. Sert, ıslak, kaygan, engebeli ve düz olmayan zeminlerde spor yapmayın. Koruyucu, şok yumuşatıcı malzemeler ile kaplanmayan direk, kale gibi yüzeyler ciddi yaralanmalara neden olabilir.

Hava şartlarını dikkate alın.

Spor yaparken sıvı kaybınızı göz önünde bulundurarak sıvı tüketin.

Advertisement

Başta ayakkabınız olmak üzere kullandığınız tüm ekipmanları doğru seçin.

Sporu kurallarına uygun yapın.

Spor yaralanmalarında tanı ve tedavi

Ağrı, bölgesel şişlik, hassasiyet, kızarıklık ve hareket zorluğu gibi belirtiler tanının konulması için önemli işaretlerdir. Tedavide temel, iyileşmenin tam sağlanması ve en kısa sürede spora dönmektir. İlk olarak aktiviteye son verilerek, yaralanmış kısım dinlendirilmeye alınıp korunma sağlanır. Ağrı ve şişliğin azaltılmasına yönelik 2-3 gün süre ile günde 4-5 kez 15-20 dakika süre ile soğuk uygulaması yapılır. Yaralanmış bölgeye dolaşımı engellemeyecek şekilde bandaj yapılarak basınç uygulanır, ödem oluşması engellenmeye çalışılır. Kalp hizasından yukarıda tutulmaya çalışılarak dolaşımın kolaylaşması sağlanır. Kesin tanı ve tedavi hekim tarafından muayene edilerek yapılmalıdır. Gerekli durumlarda ileri tanı (X ray, ultrason, MRG, tomografi) yöntemleri kullanılır. Unutulmamalıdır ki ‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ ve temel prensip Hipokrat tarafından belirtildiği gibi ‘Önce zarar vermemektir’.

Devamını Oku
Advertisement
Yorum Yazın

You must be logged in to post a comment Login

Yorum Bırakın

Sağlık

Çiçek aşısı olanların maymun çiçeğinden korunma oranı yüzde 85

Çiçek hastalığının aşıyla kökü kazınan ilk hastalık olduğunu ve bu sebeple 1976’dan beri Dünya Sağlık Örgütü’nün çiçek hastalığının görülmediğini açıkladığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Reşit Mıstık, “1980 yılından sonra ise çiçek aşısının sivillere yapılmasına gerek olmadığını ilan etmiştir. Dolayısıyla 1980 yılından sonra doğanlar bu hastalık için riskli grup içinde yer alırlar. Maymun çiçeği virüsü Poxviridae ailesinin bir üyesidir. Bu aile üyeleri omurgalıları, kuşları, sürüngenleri ve memelileri içeren birçok canlı türünü enfekte eder. Omurgalılarda bulunan 8 cinsi içinde sadece 4 cinsi insanlarda hastalık yapıcı özelliğe sahiptir. Bu cinsler içinde aşı virüsü, çiçek virüsü, inek çiçeği virüsü ve bugün dünyanın birçok ülkesinde görülen maymun çiçeği virüsü türleri vardır. Bu virüsü ilk tanımlayan 1958 yılında Kopenhag’da Von Magnus’tur” dedi.

Maymun çiçeği virüsünün doğal kaynağının kemiriciler olduğu düşünüldüğünü ifade eden Mıstık, “Daha çok orta ve batı Afrika ülkelerinde görülür. İnsanlar rastlantısal olarak bu virüs ile karşılaşırlar. İnsandan insana bulaşabilme özelliğindedir. Maymunları da hastalandırabilir. Eski Afrika verilerine göre insan olgularının dörtte üçü 15 yaş altı çocuklar olduğu bildirilmiştir” diyerek şunları söyledi:

Alıntı Metni
Midesinden çıkanlar şoke etti
15 bin TL masrafla köye göç ettiler!

Rumico

Devamını Oku

Sağlık

Duruş bozukluğu boyun düzleşmesine neden oluyor

Boyun ağrısı toplumda oldukça sık görülen bir rahatsızlık olarak gösteriliyor. Boyun ağrısı kronikleştikçe doktora başvuru sıklığı artıyor. Boyun düzleşmesi de boyun ağrısı ile belirti veriyor. Normalde boyunda hafif bir geriye doğru C kıvrımı varken, servikal kifoz olarak da adlandırılan boyun düzleşmesinde boyun normal eğriliğinin bir kısmını kaybetmiş oluyor. Bu durum boynu düz yaparak başın öne eğilmesine neden olabiliyor. Dr. Ayşe Yener Güçlü, boyun düzleşmesi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Boyun düzleşmesinin boyun bölgesinin kıvrımını kaybetmesi veya azalması sonucu ortaya çıktığını belirten Uzm. Dr. Güçlü, “Boyun ağrılı hastaların bir kısmında çekilen servikal grafilerde servikal lordozda azalma saptanmaktadır. Literatürde servikal lordoz azalması ile boyun ağrısı arasında ilişki olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Servikal lordoz azalması olarak bilinen boyun düzleşmesi vücuttaki boyun bölgesinin kendine özel olan kıvrımını kaybetmesi veya azalması sonucu ortaya çıkan postural bir problemdir. Servikal lordozda azalma; boynun arka kısmındaki ligamanlar ve ekstansör kaslarda gerginlik ve fleksör kaslarda ise kısalma ile kendini gösterir” dedi.

Bazı mesleklerde daha sık görülüyor

Boyun yapılarının en iyi nötral pozisyonda çalıştığını kaydeden Güçlü, “Boynun uzun süre anormal postürde çalışılmasını gerektiren yani masa veya bilgisayar başında çalışanlar, yük taşıyanlar, diş hekimleri ve teknisyenleri, baş seviyesinin üzerinde yapılan işler, uzun süreli telefon kullanımı ve benzeri mesleklerde kronik boyun ağrısı ve boyunda düzleşme görülebilmektedir. Hastalarda fizik muayene yapılırken genel bir gözlem, tüm yapıların el muayenesiyle kontrol edilmesi, eklem hareket açıklığının değerlendirilmesi, boyun muayenesine özel testler yapılarak ayrıntılı bir muayene yapılır. Direkt grafi boyun ağrısında dejeneratif değişiklikler ile birlikte servikal lordoz açılarını değerlendirmede başvurulan ilk yöntemdir” diye konuştu.

“Boyun ağrısı şikâyeti olan hastaya yaklaşımda ilk basamak yapılması gerekenin şikâyetin akut ya da kronik olup olmadığının ayrımının yapılmasıdır” diye ifade eden Güçlü, “Akut durumlarda ağrının, hasara sekonder gelişmiş olan ödem ve inflamatuar durumunun kontrol altına alınması, hasar gören yapıların korunması, erken mobilizasyona geçilmesi, ekleme binen yükün azaltılması ve egzersizler tedavinin temel öğeleridir. Kronik döneme geçildiğinde eklem hareket açıklığının sağlanması, kas gücünün, dayanıklılığının ve koordinasyonunun kazanılması, normal aktiviteye dönüşün hızlandırılması ve tekrar etmesinin önlenmesi tedavide uygulanması gereken yöntemlerdir” dedi.

Hastalığın tedavisinde medikal tedavi, sıcak soğuk, analjezik uygulamalar, egzersiz gibi fizyoterapi ve rehabilitasyon modaliteleri, enjeksiyon yöntemleri, ortezleme yöntemleri kullanıldığını dile getiren Güçlü, “Düzenli yapılan egzersizler ile boyun ağrısının tedavisinde hastalar oldukça fayda görmektedir. Boyun mekanik dinamiğinin ve statik çatının korunmasında primer rol oynamaktadır. Bu nedenle hastaya hangi tedavi uygulanırsa uygulansın egzersiz tedavinin vazgeçilmez bir parçası olmalıdır” diye belirtti.

Advertisement

Eğitim programları ve hasta eğitiminin boyun ağrısı ve düzleşmesi tedavisinde ve önlenmesinde önemli olduğunu vurgulayan Güçlü, şöyle devam etti:

“Son zamanlarda yayınlanan çalışmalarda egzersizler, ev içi-dışı yaşam, korse kullanımı ve video eğitimleri ile hastanın günlük yaşam aktiviteleri düzenlenmeye çalışılmıştır ve tüm yöntemlerde benzer iyileşme saptanmıştır. Hastanın genel postürünün nasıl koruması gerektiği hastaya öğretilmelidir. Boyun ağrılı hastalarda en sık postür bozukluklarından birisi başın önde yer almasıdır. Bu duruş bozukluğu eklemlere binen yükte artma ile dejeneratif durumların gelişimine zemin hazırlamaktadır. Postürün tek başına düzeltilmesi bile boyunda ağrı ve spazmın azalttığı görülmüştür.”

Rumico

Devamını Oku

Sağlık

Sinsi ilerleyen karaciğer iltihabı NASH ölüme yol açabilir

Uzm. Dr. Taner Akyol, İngilizcede NASH (Non-Alkolik SteatoHepatit) kısaltması ile adlandırılan alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer iltihabının; dünyada en yaygın kronik karaciğer hastalığı olan alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığının ilerleyici bir tipi olduğunu belirtti. Son yıllarda NASH’in Batı toplumlarında karaciğer sirozunun ana etiyolojisi olarak ortaya çıktığını belirten Uzm. Dr. Taner Akyol, hastalığın önümüzdeki yıllarda tüm dünyada karaciğer nakli ve karaciğere bağlı ölümlerden ilk sırada sorumlu olması beklendiğine dikkat çekti.

Toplumlarda obezite sıklığının artmasına paralel olarak yaygınlaşan ve karaciğerde yağ birikimi (steatoz) sonucu gelişen alkole bağlı olmayan karaciğer hastalığının her 4 kişiden 1’nde görüldüğünü söyleyen Uzm. Dr. Taner Akyol, şu bilgileri paylaştı:

“Karaciğerde normalden fazla yağ birikimi tek başına görülebileceği gibi inflamasyon (iltihap) ile birlikte de görülebilir. Bu hastaların yüzde 20’si kronik karaciğer iltihabı ile seyreden, karaciğer sirozu ve kanserine neden olabilen NASH hastalığına ilerler. Son yıllarda NASH, Batı toplumlarında karaciğer sirozunun ana etiyolojisi olarak ortaya çıkmıştır ve önümüzdeki yıllarda tüm dünyada karaciğer nakli ve karaciğere bağlı ölümlerden ilk sırada sorumlu olması beklenmektedir” şeklinde konuştu.

NASH’in bazen karın sağ üst kadranında dolgunluk hissi ve hafif ağrıya neden olsa da genellikle belirgin bir şikâyete yol açmadığını, sessiz ve sinsi ilerlediğini kaydeden Uzm. Dr. Taner Akyol, şöyle devam etti:

“Bu nedenle tedavi şansının azaldığı, ölüm oranının yüksek olduğu dekompanse karaciğer sirozu evresinde geç olarak teşhis edilir. Yağlı karaciğer hastalığı olanların çoğunda (yüzde 80) ilerleyici karaciğer hastalığı (NASH, karaciğer fibrozisi, sirozu) gelişmeyecektir. Ancak araştırmalar bu hastalardan ilerleyici karaciğer hastalığına sahip olanların veya kimlerin riskli olduğunun erkenden belirlenmesi gerektiğini ve bu kişilerin yakından takip edilmelerinin önemini vurgulamışlardır.”
Obezite, şeker hastalığı, insülin direnci, dislipidemi, metabolik sendrom, karaciğer enzim yüksekliği olan NAYK (alkole bağlı olmayan karaciğer hastalığı) hastalarında NASH gelişme riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Akyok, şunları söyledi:

Advertisement

“Özgün bir şikâyete yol açmadığı için genellikle başka nedenlerden dolayı yapılan tetkiklerde tesadüfen karaciğer enzim yüksekliği ve ultrasonografide karaciğerde yağlanma saptanması sonucunda şüphelenilen hastalar gastroenteroloji polikliniğine sevk edilirler. Burada yapılan araştırmalarla diğer karaciğer enzim yüksekliğine neden olan hastalıklar ve alkol dışlandıktan sonra sonoelastografik yöntemler veya karaciğer biyopsisi ile NASH tanısı konulur.”

İlaç tedavileri açısından yeni araştırmaların umut verici sonuçlarına rağmen, sağlıksız yaşam tarzı düzeltilmezse, ilaç tedavisinin tek başına yeterli olmayabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Akyol, “Fiziksel aktivite eksikliği, karaciğer hastalıklarının sonucunu kötü yönde etkileyen kritik bir faktördür. Karaciğer fibrozu veya sirozun ileri evrelerinde bile egzersiz çok faydalı olabilir. Bu nedenle, haftada en az 5 gün, en az 20 ila 60 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite ve aerobik egzersiz NAYKH’ın önlenmesi ve tedavisi için etkindir. Kilo kaybını teşvik eden, aşırı beslenmeyi önleyen ve karaciğer yağını azaltan diyetin NASH ile ilişkili iltihabı ve fibrozu azalttığı gösterilmiştir” diye konuştu.

NASH tanısı olan aşırı kilolu ve obez kişiler için haftada 1 kilogram zayıflamalarının önerildiğini dile getiren Uzm. Dr. Akyol, “Sofra şekeri ve fruktoz (şekerli içecekler, meyve suları, mısır şurubu vb.) NAYKH gelişimine neden olan temel bir karbonhidrat iken, çözünür veya çözünmez liflerin tüketimi, tokluğu artırdığı, kalori alımını kısıtladıkları, mide boşalmasını yavaşlattıkları ve kan şekerini azalttığı için NASH tedavisinde faydalıdır. Yüksek kolesterol ve doymuş yağ asitleri alımı (hazır gıdalar ve fast food ilebeslenme) NASH/NAYKH’na katkıda bulunurken, tekli doymamış veya çoklu doymamış yağ asitlerinin alımının NASH/NAYKH’na karşı faydalı olduğu gösterilmiştir. Mikro besinler arasında E vitamini, C vitamini, D vitamini, kurkumin ve kafeinin çalışmalarda faydalı olabileceği test edilmiştir” diyerek sözlerini noktaladı.

Rumico

Advertisement
Devamını Oku

Trendler