Connect with us

Sağlık

Spor Yaralanmalarının %75’i Sporcunun Kendisinden Kaynaklanır!

Spor Yaralanmaları - ’I Sporcunun Kendisinden Kaynaklanır

Yaz geldi, açık havada yapılan spor faaliyetleri giderek arttı, spor yaralanmaları tadınızı kaçırmasın. Ancak ne yazık ki yeterli hazırlık yapmamaktan kaynaklanan spor yaralanmaları da hayatımızın ortasına bir anda giriverdi. Yaz sıcaklarını yaralanmalara mahkum bir şekilde yatarak geçirmek istemiyorsanız dikkat etmeniz gerekenleri ve en çok karşılaşılan spor yaralanmalarını Hastane Derindere Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü Uzmanı Op. Dr. Yavuz Çırpıcı konuştuk.

Sağlıklı yaşamın temeli olan spora uzun süre ara verip; hızla forma girmek için yeterince ön hazırlık yapmadan başlanan sporun ciddi yaralanmaları beraberinde getireceğini belirten Op. Dr. Yavuz Çırpıcı; ‘Spor yaralanmaları vücudun limitleri üzerinde zorlanmasından kaynaklanır ve özellikle kas, eklem ve bağ dokularının zarar görmesiyle oluşur. Yapılan sporun türü, harcanan kuvvet ve sporcunun yaşı gibi birçok faktöre bağlı olarak yaralanmalar değişiklik gösterir. Sportif travmaya en fazla maruz kalan bölge diz eklemidir. Diz ekleminden sonra en çok yaralanma ayak bileğinde görülmektedir. Bununla birlikte, kalça ve kasık bölgesi, omuz eklemi, ayak uyluk bölgesi, omurga dirsek eklemi, el bileği ve elde görülür. Aynı şekilde futbol, basketbol, boks gibi birebir temas gerektiren sporlarda daha sık; tenis, atletizm gibi bireysel sporlarda daha düşük oranlarda görülür. Bu yaralanmaların dışında tenisçi ve golfçü dirseği, futbolcu kasığı, güreşçi kulağı, voleybolcu omzu şeklinde adlandırılan yaralanmalar da görülebilir’ açıklamasında bulundu.



En sık görülen spor yaralanmaları:

Adale tendon yaralanmaları; kas gerilme ve ezilmesi, kas liflerinde yırtılmalar, tendon kopmaları çok sık görülür. (Aşil tendon kopmaları, omuz rotator adale yırtıkları, quadriseps tendon yırtıkları, kasıkta tendon kopmaları, uyluk arkasında hamstring yırtıkları)

Bağ (ligaman) yaralanmaları; eklemlerde burkulma ve dönmeler sonucunda bağlarda gerilme, esneme ve kopmalar sıkça görülenleridir. (ayak bileği burkulması ile bağ yaralanmaları, diz iç yan, dış yan ve çapraz bağ yaralanmaları)

Kırıklar ve çıkıklar; Temas sporlarında travmanın şiddetine, yönüne ve düşme şekline göre çeşitli kemik kırık ve çıkıkları gelişir. (Omuz, dirsek ve parmak çıkıkları gibi. Köprücük kemiği, el bileği, ayak bileği, el ve ayak tarak kemikleri, dirsek bölgesi kemiklerde ve diz çevresi kemiklerde kırıklara rastlanır).

Spor Yaralanmaları – %75’i sporcunun kendisinden kaynaklanır

Spor yaralanmalarının çok büyük bir bölümü sporcunun kendisinden kaynaklanan nedenlere dayanır. Başka kişilerden kaynaklanan yaralanmaların oranı çok düşüktür. Sporcunun kendisinden kaynaklanan nedenleri; yaş, cinsiyet, fiziksel uygunluk, yapısal bozukluk, temel tekniklerde bozukluk, aşırı yorgunluk, kötü alışkanlık, psikolojik faktörler gibi sıralamak mümkündür. Bunun yanında yaralanmalarda konsantrasyon yetersizliği, aşırı hırs gibi psikolojik faktörler önemlidir. Sporcunun dışında spor türü, aşırı sıcak/soğuk, yetersiz aydınlatmanın olduğu ortamlar yaralanmalara neden olabilir. Bununla birlikte sporun yapıldığı düzgün ve esnek olmayan sert zemin yaralanmalara da neden olabilir. Ayrıca, yapılan spora uygun olmayan spor ekipmanları, spor öncesi yeterli ısınma hareketlerinin yapılmaması gibi nedenler sayılabilir. Ayrıca sporun kurallarına uymamama oluşabilecek yaralanmalarda etkilidir.

Spor yaralanmalarından korunmak için risk faktörlerini yönetin!

Spor yaralanmalarına neden olan faktörlerin hepsini ortadan kaldırmak mümkün olmasa da yönetebileceklerinizi kontrol altında tutmak, yaralanma riskinizin azalmasına yardımcı olur. Bunun için;

Düzenli spor yapmayı planlıyorsanız mutlaka öncesinde hekiminize başvurun. Gerekli dolaşım, solunum, hareket ve sinir gibi tüm sistemleri kapsayacak kontrol ve testlerinizi yaptırın.



Yaşınıza ve vücut yapınıza uygun sporu seçin.

Yapacağınız spor türüne uygun antrenman programı ile yeterli derecede ısınma/soğuma egzersizlerini yapın.

Spor yapacağınız alanın zemininin uygun olmasına dikkat edin. Sert, ıslak, kaygan, engebeli ve düz olmayan zeminlerde spor yapmayın. Koruyucu, şok yumuşatıcı malzemeler ile kaplanmayan direk, kale gibi yüzeyler ciddi yaralanmalara neden olabilir.

Hava şartlarını dikkate alın.

Spor yaparken sıvı kaybınızı göz önünde bulundurarak sıvı tüketin.

Başta ayakkabınız olmak üzere kullandığınız tüm ekipmanları doğru seçin.

Sporu kurallarına uygun yapın.

Spor yaralanmalarında tanı ve tedavi

Ağrı, bölgesel şişlik, hassasiyet, kızarıklık ve hareket zorluğu gibi belirtiler tanının konulması için önemli işaretlerdir. Tedavide temel, iyileşmenin tam sağlanması ve en kısa sürede spora dönmektir. İlk olarak aktiviteye son verilerek, yaralanmış kısım dinlendirilmeye alınıp korunma sağlanır. Ağrı ve şişliğin azaltılmasına yönelik 2-3 gün süre ile günde 4-5 kez 15-20 dakika süre ile soğuk uygulaması yapılır. Yaralanmış bölgeye dolaşımı engellemeyecek şekilde bandaj yapılarak basınç uygulanır, ödem oluşması engellenmeye çalışılır. Kalp hizasından yukarıda tutulmaya çalışılarak dolaşımın kolaylaşması sağlanır. Kesin tanı ve tedavi hekim tarafından muayene edilerek yapılmalıdır. Gerekli durumlarda ileri tanı (X ray, ultrason, MRG, tomografi) yöntemleri kullanılır. Unutulmamalıdır ki ‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ ve temel prensip Hipokrat tarafından belirtildiği gibi ‘Önce zarar vermemektir’.

Devamını Oku
Advertisement
Yorum Yazın

You must be logged in to post a comment Login

Yorum Bırakın

Saç Bakımı

Saç dökülmesinin nedenleri ve tedavisi

Saç dökülmesinin nedenleri ve tedavisi

Saç dökülmesinin nedenleri tıp dilindeki karşılığı alopesidir. İnsanların yüsde 50’si yaşamlarının bir döneminde saçlarının dökülmesinden şikayet etmektedirler. Otuzlu yaşlarda bu şikayet yüzde 30’larda iken 50’li yaşlarda oran yüzde 50’lere yükselmektedir. Saç dökülmesi hem kadın hem de erkeklerde ciddi psiko-sosyal problemleri beraberinde getirir. Doğru tanının konması birçok hastada tedaviyi kolaylaştırmaktadır.



Saç dökülmesinin nedenleri ve tedavisi

Dermatologlar saç dökülme şikayeti olan hastayı değerlendirirken hastanın beslenme alışkanlıkları, kullanılan ilaçlar, ailesel saç dökülme hikayesi, geçirilmiş hastalıklar, saç bakım alışkanlıkları, kadınlarda hormonal durum hakkında bilgi edinirler. Saçlı derinin ve saçın muayenesi, saçların mikroskopik incelenmesi, çeşitli kan analizleri, bazen de saçlı deri biyopsileri gerçek nedenin belirlenmesi için gereklidir.

Saçın Yaşam Döngüsü Nasıldır?

Her bir saçın kendisine ait bir yaşam döngüsü vardır. Saçın yaşam döngüsü üç evreden oluşmaktadır. Saçın aktif büyüme (anajen faz) fazı 2-6 yıl sürer ve saçların yüzde 90’nı bu dönemdedir.

Büyüme dönemini birkaç gün süren geçiş dönemi takip eder. Bunun arkasından 2-3 ay süren dinlenme dönemi (telojen faz) başlar. Saçların yüzde 10’u dinlenme dönemindedir. Dinlenme döneminin sonunda saçlar dökülür ve yeni bir büyüme dönemi başlar.

Aşırı Saç Dökülmesi Nasıl Anlaşılır?

Günlük ortalama 50-100 tel saç dökülür. Bundan daha fazla olan miktarlarda aşırı saç dökülmesinden bahsedilir. Hasta saçını eline her götürdüğünde eline saçlarının gelmesinden, sabahları yastığında saç bulmaktan şikayet eder.

Saç Dökülmesinin Nedenleri

En sık karşılaşılan saç dökülmesinin nedenleri içinde telojen saç dökülmesi denen, aktif dönemdeki saçların hızlı bir şekilde dinlenme dönemine geçmesi ile oluşan dökülmedir. Kişi saçını tararken, banyo sonrası alıştığından daha fazla saçın dökülmesinden şikayetçidir. Sıklıkla ani olarak başlar. Zaman içinde dökülme şiddeti azalarak 6-8 ay sürebilir. Telojen saç dökülmesinin en sık nedenleri şunlardır:

  • Yüksek ateş
  • Çocuk doğurmak
  • Çeşitli enfeksiyon hastalıkları
  • Şiddetli stres
  • Büyük ameliyatlar
  • Tiroid hastalıkları
  • Proteinden yetersiz beslenme
  • Çeşitli ilaçlar(kemoterapi ilaçları, beta bloker ve kalsiyum kanal blokerleri gibi tansiyon ilaçları, antidepresanlar, yüksek doz A vitamini gibi)
  • Mevsimsel saç dökülmesi
  • Demir ve çinko eksikliği

Androjenik saç dökülmesi (erkek tipi saç dökülmesinin nedenleri) diğer sık nedenlerden biridir. Erkeklik hormonlarının neden olduğu bu dökülme tipi hem erkek hem de kadınlarda görülür. Alın saçlı deri çizgisi geriye doğru kayar, saçlar belirgin olarak incelir. Androjenik alopesinin rastlanma sıklığı yaş ile beraber artar.



Tüm erkeklerin yüzde 15’inde tam kellik gelişmektedir. 30 yaşın altında bunun olma olasılığı yüzde 1’ dir. Kadınlarda erkek tipi saç dökülmesinin nedenleri başlama yaşı daha geç olmasına rağmen seyir çok daha hızlıdır. Androjenik alopesinin oluşmasında hormonlara aşırı hassasiyet, genetik faktörler önemli rol oynamaktadır. Stres her iki cinste de mevcut yatkınlığı arttımaktadır. Androjenik saç dökülmesi olan kadınlarda hormonal durum sorgulanmalı ve doktor tarafından gerekli görülürse hormon analizleri mutlaka yapılmalıdır.

Dermatoloji polikliniklerinde sık gördüğümüz bir dökülme şekli de Alopesia areata denilen yuvarlak alanlar halinde saçın bölgesel dökülmesidir. En sık ergenlik döneminde rastlanır. Gerçek nedeni bilinmemektedir.

İmmunolojik mekanizmalarla saç büyüme dönemine girememektedir. Stres önemli bir faktör olabilir. Genellikle 18 ay içinde gerileyebilmekle beraber uzun yıllar sürebilme olasılığı da vardır. Alopecia areata bazen başka immunolojik hastalıklarla beraber olabilir(diabet,tiroid hastalıkları,vitiligo gibi). Tedaviye dirençli alaopesia areata ciddi psiko-sosyal problem yaratmaktadır.

Saç dökülmesinin nedenleri arasında uygun olmayan saç kozmetiklerinin kullanılması, saçlı derinin mantar hastalıkları, saçlı deri ekzemaları, radyasyon tedavisi, frengi, saçların başın üzerinde gergin şekide topuz yapılması sayılabilir. Ayrıca psikiyatrik kişilik bozukluklarında görülen kişinin kendi saçlarına zarar vermesiyle karakterize trikotilomani denilen bir saç dökülme tipi daha vardır.

Gebelik Sonrasında Neden Saçlar Dökülür?

Saç dökülmesi gebelikte görülmez. Sıklıkla doğumu takiben ortaya çıkar. Gebelik döneminde hormonal etkilerle büyüme dönemindeki saçlar artar. Doğumu takiben saçlar dinlenme dönemine geçer. 4-20 hafta içinde dökülürler. Ortalama 15 ay içinde saçların dökülmesi durur ve eski haline dönerler. Gebelik sonrasında demir eksikliğine bağlı kansızlık sıktır. Bu da saç dökülme sürecini uzatabilir. Hastaları kansızlık açısından değerlendirmek mutlaka gereklidir.

Mevsimsel Ve Strese Bağlı Saç Dökülmesi

Poliklinik hastalarında en sık gördüğümüz saç dökülmesinin nedenleri arasında bunlar gelmektedir. Her ikisinde de etken ortadan kalkınca saçlar normale döner. Saç dökülmesinin olduğu dönemlerde biotin desteği iyileşmeyi çabuklaştırmaktadır.

Hiç Tedavi Edilemeyen Saç Dökülmeleri Var Mı?

Saçın tekrar geri çıkma olasılığının olmadığı, saç köklerinin tamamen hasar gördüğü saç kaybı nedenleri de vardır. Ciddi dermatolojik bazı hastalıklar, sistemik bazı hastalıklar,
deri kanserleri, kimyasal-termal yanıklar geri dönüşümsüz saç kayıplarına neden olmaktadır.

Saç Dökülmesinin Tedavi Yolları

Neden ne olursa olsun, kısa ya da uzun süreli saç dökülmeleri insanları mutsuz etmektedir. Günümüzde kullanılan çeşitli tedavi seçenekleri hem hastanın hem de hekimin yüzünü güldürmektedir.



Erkek tipi saç dökülmesinin tedavisinde kullanılan yeni ilaçlar vardır. Bunlardan bazıları lokal uygulanırken bazıları da ilaç olarak ağızdan alınmaktadır. Bu ilaçlar 6 ay-1 yıl kullanıldığında saç dökülmesini durdurabilmekte ve saç çıkışını arttırabilmektedir.

Bunların dışında biotin, çinko, sistein, E vitamini, bitkisel kombinasyonlar(bal kabağı ekstresi, radix, yeşil çay), su bazlı organik biyolojik silikon gibi saç hücrelerini uyarıcı destek ürünler oldukça sık kullanılmaktadır.
Dışarıdan uygulanan çok sayıda kozmetik ve bakım ürünleri mevcuttur.

Dışarıdan uygulanan bu ürünler genellikle saçın kalitesini, parlaklığını arttırırlar ancak yeni saç çıkışında etkili değillerdir. Şampuan seçiminde sodyum laurly sülfate gibi tahriş edici ürünler içermeyen şampuanlar tercih edilmelidir.Lokal ya da sistemik tedavilerin yetersiz kaldığı şartlarda saç nakli gibi cerrahi işlemler günümüzde son teknoloji ile başarılı bir şekilde yapılmaktadır.

Devamını Oku

Genel Sağlık Bilgileri

Lupus belirtileri nelerdir

Lupus belirtileri nelerdir

Lupus belirtileri nelerdir. Lupus’un kelime anlamı kurttur ve ciltteki kızarıklığı ifade eder. Lupus hastalığı, yalnızca cildi değil bütün vücudu etkiler. Lupus hastalığının başlamasında ve devam etmesinde genetik olarak yatkın bireylerde çevresel faktörlerin rolü olduğu düşünülüyor. Peki lupus hastalığının belirtileri nelerdir? İşte ayrıntılar…

Lupus hastalığı nedir? Vatandaşlar internetten lupus hastalığı nedir, lupus hastalığının belirtileri nelerdir sorularının cevabını araştırıyor.



Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) ya da yaygın lupus kızarıklığının sebebi bilinmeyen cilt, eklem, böbrek, kalp zarı, akciğer zarı gibi birçok doku ve organ iltihabına bağlı çok sayıda bulgularla giden, değişik seyir gösteren ve bağışıklık sisteminin bozuk çalışması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.

Lupus Ne Demek ?

Lupus sözcüğü, Latincede “kurt” anlamında olup ciltte çıkan yaraların tahrip edici özelliğini ifade eder. 1872 yılında Kaposi, hastalığın sadece cildi değil vücudun değişik organlarını etkileyen bir hastalık olduğunu fark etmiştir.

SLE’nin başlamasında ve devam etmesinde genetik olarak yatkın bireylerde çevresel faktörlerin rolü olduğu düşünülmektedir. Siyah ırkta, uzak doğuda ve Amerikan yerlilerinde, bazı ailelerde SLE sıklığında artma olduğu gösterilmiştir.

Eğer bir aile bireyinde SLE varsa, tek yumurta ikizlerinde SLE gelişme riski yaklaşık %30 ve diğer birinci derece akrabalar için %5 artmıştır.

Çevresel faktörlerin genetik yatkınlığı olan bireylerde tetikleyici rol oynadığı düşüncesi ağır basmaktadır.

Bu faktörler içerisinde özellikle viruslar, ultraviyole ışığı ve ilaçlar sayılabilir. SLE gelişmesinde kadın cinsiyeti de önemli bir risk faktörüdür.

Lupus Belirtileri Nelerdir ?

Hastalığın başlangıcında hastalarda yorgunluk ve eklem şişmesi gibi bir veya iki yakınma olur. Sonra SLE’nin diğer özellikleri gelişebilir. Tutulan organlara göre hastalığın şiddeti hastadan hastaya değişir. Lupus hastalığı tamamen ortadan kalkmayan ancak alevlenen ve sönen, belli dönemlerde ilaçlarla yatıştırılması gereken bir hastalıktır. Tanı konduğunda çoğu hastada yorgunluk, ateş ve kilo kaybı gibi yakınmalar görülür.



Lupus belirtileri nelerdir ? SLE‘li hastaların yaklaşık %90’ında ilk yakınma eklem iltihabı (artritis) veya eklem ağrısıdır (artralji). Lupus’a bağlı eklem iltihabı çoğunlukla eklemlerde kalıcı hasar ya da şekil bozukluğuna neden olmaz. Deri, saç ve vücudun ıslak yüzeylerinde (mukoza) görülen bozukluklar SLE’nin ikinci en sık görülen belirtileridir (Hastaların %85’inde).

Hastalığın başlangıcında hastalarda yorgunluk ve eklem şişmesi gibi bir veya iki yakınma olur.

SLE’de birçok değişik tipte deri belirtileri görülebilir. Her iki yanak ve burun köprüsünü kaplayan, burun ve dudak arası oluklarda görülmeyen, karşıdan bakınca gövdesi burun olan bir kelebekmiş gibi görünen kırmızımsı döküntü (malar döküntü) olabilir.



Ayrıca kurdeşen, sivilce, çıban benzeri yaralar, harita tarzı görünüm, cilt altı yağ dokusu iltihabı(inflamasyon’u), saç dökülmesi gibi diğer deri belirtileri de görülebilir. Bazen ağız ya da burun içinde zaman zaman acı verebilen yaralar çıkabilir. Raynaud belirtisi görülebilir (“reyno” okunur, soğukta el veya ayakta ortaya çıkan beyazlaşma, morarma ardında kızarma anlamına gelir).

Hastaların %50-60’ında fotosensitivite (ışık duyarlılığı) bulunur.Güneş ışınları ile cilt yakınmaları artabilir ayrıca genel olarak hastalıkta da alevlenme görülebilir. Yaklaşık %50 hastada klinik olarak belirgin böbrek tutulumu olur. Böbrek yetmezliği SLE hastalarında önemli bir ölüm nedenidir.

SLE’de akciğer, kalp veya karın zarı iltihabı ortaya çıkabilir. Nefes almakla,öksürmekle artan yan ağrısına neden olabilir. Buna rağmen akciğer filmlerinde bozukluk görülmeyebilir. SLE kalbin tüm tabakalarında iltihaplanmaya neden olabilir. Libman sacks endokarditi (kalbin iç tabakasının iltihabı) SLE’nin tipik kalp bulgusudur. Lupusta kalp kapakçığı hastalığı da görülebilir.

Devamını Oku

Genel Sağlık Bilgileri

Ambalajlı gıda ve içeceklerdeki tuz azaltılacak

Ambalajlı gıda ve içeceklerdeki tuz azaltılacak

Ambalajlı gıda ve içeceklerdeki tuz azaltılacak. Sağlık Bakanlığı ile Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu arasında imzalanan Sodyum/Tuz Azaltma Protokolü kapsamında; paketli gıdalardaki tuz oranı 2023’e kadar kademeli olarak düşürülecek.



Ambalajlı Gıda ve içeceklerdeki Tuz Azaltılacak

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, Sağlık Bakanlığı’nca beslenmeye bağlı kronik hastalıkların önlenmesi çalışmaları kapsamında; Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ile Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu arasında protokol imzalandı. 2018-2023’ü kapsayan protokole göre firmalar, ambalajlı gıda ve içeceklerde her yıl tuz miktarını kademeli olarak azaltmayı kabul etti.

Protokol kapsamında, 18 kategoride yer alan gıda ve içeceklerde tuz oranı düşürülecek. Bu kategoriler peynir, zeytin, baharat, hazır çorba, et, tuzlu soslu kuruyemiş, hazır turşu, cips, bisküvi-kek-kraker, süt ürünü, yağ ve margarin, makarna ve erişte, hazır öğün, kahvaltılık gevrek, balık ürünü, kümes ürünüyle sos ve çeşniler olarak belirlendi.İmzalanan protokol, iş yerlerinde aşırı tuz tüketiminin azaltılmasına yönelik çalışmaların ve fiziksel aktiviteyi destekleyen faaliyetlerin gerçekleştirilmesine de imkan tanıyor.

Tuz azaltma çalışmaları kapsamında başarılı örnekler, Sağlık Bakanlığınca hazırlanacak bir internet sayfasından duyurulacak.



‘TÜRKİYE’DE TÜKETİLEN TUZ MİKTARI, TAVSİYE EDİLENİN 2 KATI’

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), günlük kişi başı tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını öneriyor. Bu miktar bir tatlı kaşığı veya tepeleme bir çay kaşığına denk geliyor. Aşılmaması önerilen bu miktar, yemeklere sonradan eklenen tuzu değil gün içinde tüm besinlerle alınan toplam tuz miktarını ifade ediyor.

Sağlık Bakanlığı ile DSÖ iş birliğinde gerçekleştirilen 2017 Türkiye Hane Halkı Sağlık Araştırması’na göre; Türkiye’de günlük kişi başı tuz tüketimi ise 9,9 gramı buluyor.

Öte yandan, yine Sağlık Bakanlığı-DSÖ iş birliğinde hazırlanan; Türkiye Bulaşıcı Olmayan Kronik Hastalıkların Önlenmesi ve Kontrolü için Yatırım Gerekçeleri Raporu’na göre; tuz azaltma müdahalelerine harcanan her 1 lira için 15 yıllık dönemde beklenen tasarruf miktarı 88 lira. Birçok bilimsel araştırma, tuzun aşırı tüketiminin kan basıncını yükselttiğini; hipertansiyon sonucunda inme, kalp krizi, kalp yetmezliği; ve böbrek hastalıklarının görülme sıklığını artırdığını ortaya koyuyor.

Aşırı tuz tüketiminin mide kanseri riskini artırdığı; vücuttan kalsiyum atımını kolaylaştırarak kemik sağlığını olumsuz etkileyebildiği; şekerli gıdalarla beraber obezite sorununa sebep olabildiği biliniyor. Bu nedenlerle beslenmeye bağlı kronik hastalıkların önlenmesinde diyetle sodyum/tuz alımının azaltılması öneriliyor.

Devamını Oku

Trendler

error: İzinsiz Olarak Kopyalama yapamazsınız. !!