Connect with us

Hayvan Hastalıkları

Süt Sığırcılığında Mastitis

Süt Sığırcılığında Mastitis

Süt Sığırcılığında Mastitis

Süt Sığırcılığında Mastitis oldukça büyük ekonomik kayıplara neden olan bir hastalıktır. Süt insan hayatının her döneminde ve özellikle küçük yaşlardan itibaren sağlıklı bir gelişim için önem taşıyan bir besin maddesidir. Bu durum yeni doğan bir buzağı için de geçerlidir. Sütün yararlı olabilmesi içinse öncelikle sağlıklı bir kaynaktan elde edilmesi gerekmektedir. Süt sığırlarında çeşitli sebeplerle ortaya çıkabilecek hastalıklar, sütün mikrobiyolojik kalitesini bozarak yarardan çok zararlı bir duruma gelmesine neden olmaktadır. Süt Sığırcılığında Mastitis nedeniyle meydana gelen ekonomik kayıplar, yetiştiriciler için büyük sorun teşkil etmektedir. Örneğin mastitis nedeniyle ABD’de meydana gelen yıllık ekonomik kayıp 1,7-2,0 milyar dolardır. Bu yıllık süt üretiminin %10’una eş değerdir. Türkiye’de bu hastalık nedeniyle meydana gelen ekonomik kaybın ise yılda 14 bin YTL olduğu tahmin edilmektedir.



Memenin Yapısı

Meme adını verdiğimiz yapı aslında bir dış salgı organıdır. Bir süt ineğinin memesi 4 bölmeden meydana gelir. Hayvanın ardından bakıldığında sağ ve sol lopların birbirinden ayrıldığı görülebilmektedir. Yandan bakışta ise memenin orta uzunlukta olduğu ve karın duvarına sıkıca bağlandığı gözlenir. Arka meme lopları öndekilere oranla daha büyük olup, günlük süt üretiminin yaklaşık olarak %60’ını karşılamaktadırlar. Meme loplarından her biri bir meme başı ile sona ermekte ve süt meme başları sayesinde alınmaktadır.

Ayrıca her bir lopta meme başının haricinde;

  • bir meme başı kanalı,
  • meme başı haznesi,
  • meme hanesi,
  • süt toplama kanalı
  • alveoller bulunmaktadır.

Meme başlarının memeye düzgün bir şekilde yerleşmiş olması, uzunluğu ve meme başı kaslarının durumu birçok açıdan önemlidir. Bazı ineklerde bu dört meme başının haricinde küçük meme başları da bulunabilirse de bunların herhangi bir işlevi yoktur. Meme başı kanalının bağlantı noktasında güçlü bir kas yapı bulunmaktadır. Sfinkter veya Fürstenberg rozeti adı verilen bu yapının görevi şöyledir. Sağım ve buzağının emme dönemleri dışında meme sütle doluyken dahi sütün akışını önlemek. Çevrede bulunan mikroorganizmaların meme kanalı içerisine girişini engellemektedir.

Sütün Oluşumu

Meme son derece damarlı bir yapıya sahip olup, süt yapımı için gerekli besin maddeleri memeye kan yoluyla ulaşmaktadır. Süt, meme bezlerinde alveol adı verilen yapılarda üretilir. Alveol hücreleri tarafından üretilen süt, alveol kesesi içindeki boşluğa bırakılır. Üretilen süt miktarı başka faktörlerin de etkisi altında değişebilmektedir. Bu durum, meme damarlarından geçen kan miktarı da sütün azlığı veya çokluğunda büyük rol oynar. Örneğin yaklaşık bir litre süt üretimi için memeden geçmesi gerekli kan miktarı 400-450 litre kadardır.



Memedeki damar oluşumu ne kadar kuvvetliyse süt üretimi de o derece fazla olur. Üretimin yapıldığı süt bezleri çevresindeki damar yapısı gebeliğin doğuma yakın dönemlerinde artar. Biriken süt, bir dizi kanal ile meme sarnıçlarına taşınarak sağıma kadar depo edilir. Üretilen sütün indirilmesinde ise sinirsel ve hormonal sistem rol oynamaktadır. Buzağının sağım yerinde oluşu, meme başına masaj yapılması gibi faktörler varlığında memenin uyarımı ve sağımı gerçekleştirilebilir (Oksitosin Hormonu). Sağım sırasında sütün tamamını almak için sağımın en geç 10 dakika içerisinde tamamlanması gerekmektedir. Gürültü ve benzeri stres faktörleri sütün memeden çıkışını engelleyebilir.

Süt Sığırcılığında Mastitis

Süt sığırcılığında hayvanları sürüden elemenin en büyük nedenlerinden biri meme sağlığı problemleridir. Bu problemlerin sürü içerisindeki oranı %30-40 civarındadır. Mastitis meme dokusunun bakteriyel, kimyasal, termal ve mekanik nedenlerle yangılanması olarak tanımlanmaktadır. Süt Sığırcılığında Mastitis, meme dokusunda patolojik bozukluklara yol açar. Mastitis, süt veriminin azalmasına, sütün fiziksel ve kimyasal yapısının değişmesine neden olur. Sonuçta hayvan elden çıkarılmak zorunda kalır veya hastalık bazen de hayvanın ölümüyle sonuçlanır.

Süt Sığırcılığında Mastitis li hayvanların meme dokusunda ve sütlerindeki alyuvar sayısında artış görülür. Hayvanları mastitise predispoze eden birçok etmen bulunmaktadır. Ahır ve çevre koşulları hazırlayıcı faktörlerden önemlileridir. Altlık inekler için çevresel patojenlerin birincil kaynağını oluşturur. Fakat kontamine meme başı, meme içi infüzyon, etkenlerle bulaşık sağım aleti, deri lezyonları, çamur ve sinekler de enfeksiyon kaynağı olabilirler.

Bulaşma

Bulaşma etken veya etkenlerin meme başı kanalından girmesiyle olabilmektedir. Ayrıca, Brucellozis ve Tuberkülozis gibi hastalıklar sırasında kan yoluyla ile de olabilmektedir. Etkenin meme dokusuna girebileceği diğer bir yol ise meme derisindeki yara ve çatlaklardır. Süt Sığırcılığında Mastitis li inek bulunabilir. Süt Sığırcılığında Mastitis etkeni meme başı deliğinden girerek süt kanalı yolu ile meme lobuna ulaşır. Burada unutulmaması gereken; bir meme lobunda oluşan enfeksiyonun meme içindeki diğer loplara normal şartlarda bulaşmayacağıdır. Sağımcılar, sağım makineleri ve ilaç uygulamaları gibi durumlarda ise enfeksiyonun bir meme lobundan diğerine bulaşması söz konusu olabilmektedir.



Hazırlayıcı Faktörler

  • Yaş
  • Süt verimi
  • Memenin anatomik durumu
  • Laktasyon sayısı
  • Irk
  • Mevsim
  • Ahır veya çevre koşulları
  • Besleme ve sağım koşulları

Bakteri Türü:

Bazı bakteriler mastitise neden olan diğerlerine oranla daha patojendirler. Mastitis normalde meme florasını oluşturan saprofit bakterilerin çeşitli nedenlerle patojen hale gelmesi ile ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde ortaya çıkabildiği gibi streptococcus veya staphylococcus alt türleri bu hastalığa neden olur. Ayrıca, gram negatif çubuklar ve özellikle laktozu fermente eden enterik orijinli mikroorganizmalar (coliformların) bu hastalığın etkenleri arasında sayılır. Hastalıkta 100’den fazla bakteri türü rol oynayabilir. Epidemiyolojik açıdan değerlendirildiğinde hayvandan aerosol yolla bulaşabilen Mycoplasma spp.; Staphylococcus aureus, Streptococcus agalactiae ve Corynebacterium bovis gibi bakteriler önem taşır. Diğer bazı streptococcus ve staphylococcus türleri ise hayvanın çevresindeki fırsatçı patojenlerdir.

Sağımcının El Temizliği:

Özellikle sağımcılar hastalık etkenlerinin hayvanlara bulaştırılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Mastitisli hayvan bulunan sürülerde sağım yaparken, hastalığın diğer ineklere geçmemesi önemlidir. Dolayısıyla, sağım yapan kişinin bilhassa el temizliğine dikkat etmesi ve sağımı sırayla yapması gerekir. Öncelikle sağlıklı hayvanların sağımı yapılırken, sırasıyla hastalığı atlatmış ve son olarak da mastitisli hayvanın sağılması gerekmektedir.

Barınak Temizliği:

Hayvanlar yatar konumdayken özellikle memelerinin idrar ve dışkı çukuruna denk gelmesi engellenmelidir. Bu gibi durumlarda memenin, başta dışkıda bulunan coliform grubu bakterilerle bulaşması kaçınılmazdır. Yanı sıra altlıklar ve ahır sıklıkla temizlenmeli ve periyodik olarak dezenfekte edilmelidir.



Hayvanın Irkı:

Kültür ırkı hayvanlar genel olarak hastalığa yerli ırka göre daha hassastırlar. Bunun sebebi süt üretiminin fazla olmasıdır. Yanı sıra kalıtsal faktörler ve hormonal dengesizlikler de hazırlayıcı faktörler arasında yer almaktadır.

Hayvanın Yaşı:

Hayvanın yaşı ilerledikçe ve yaptığı doğum sayısı attıkça mastitis oranınında arttığı görülmüştür. Streptecoccus  ve E.coli enfeksiyonlarından kaynaklanan mastitis özellikle yağlı ineklerde ve yüksek süt verimi dönemlerinde ortaya çıkmaktadır. Buna karşın C.pyogenes ve Staphylococ’tan kaynaklanan mastitisler ise daha çok genç görülür.

Beslenme Faktörü:

Özellikle tek yönlü kesif yemle beslenen hayvanların mastitise daha yatkın olduğu görülmektedir.

Hayvanın Fizyolojik Durumu:

Hormonal durumda da mastitise yakalanmayı etkilemektedir. Östrojen hormonunun normalden az olduğu durumlarda, yavru doğduktan hemen sonra mastitise yakalanma oranı normal zamanlara oranla 4 kat fazladır.

Memenin Durumu:

Meme başı yapısındaki bozukluklar da Süt Sığırcılığında Mastitis hazırlayıcı madde olarak rol oynar.

  • Memelerin çok büyük ve sarkık oluşu
  • Meme ligamentlerinin gevşekliği
  • Meme başı sfinkterlerinin (Fürstenberg Rozeti) anotomik olarak gevşek, çok sıkı bir yapıya sahip olması
  • Sfinkterlerinin Meme başı deliğinden çok yukarıda olması

Yukarıdaki nedenlerden ötürü hayvanın mastitise yakalanma olasılığı artmaktadır. Meme başı sfinkterleri gevşek olan hayvanlarda meme süt ile doluyken sütün kendiliğinden aktığı görülür. Normalde bu sfinkterle meme içi süt basıncı arasında bir denge vardır. Bu denge dışarıda bulunan mikroorganizmaların meme içine girmesini engelleyen bir bariyer görevi görür. Meme başı anotomik yapısı bozuk olan hayvanlarda etkenlerin içeri girmesi daha kolay olacağından bunların mastitise yakalanma olasılıkları daha fazladır.



Çevresel Hazırlayıcı Faktörler:

Süt Sığırcılığında Mastitis e sebep olan çevre faktörleri;

  • Meme başında meydana gelen çerpmalar
  • Yaralanmalar
  • Hava şartları
  • Ahırların ve ağılların temizliği
  • Sinek gibi çeşitli mikroorganizmalara taşıyıcılık yapan vektörler yer almaktadır.

Hayvanların aniden sıcaktan soğuğa geçirilmeleri hem hayvanın bağışıklık sistemini zayıflatır ve hem de meme başında çatlakların meydana gelmesine nede olur. Hastalık genellikle yazdan kışa geçiş döneminde daha sık ortaya çıkar.

Sağım Dönemi Ve Günlük Sağım Sayısı:

Taze sütte mikroorganizmaların üremsini engelleyen faktörler bulunduğundan sağım dönemi dışındaki inekler mastitise daha yatkındırlar. Fakat olumsuz şartlarda laktasyonun her döneminde memeler enfekte olabilir. Ancak, doğum öncesi 1 haftalık dönem ve doğumu takip eden 2 aylık dönem çok önemlidir. Ayrıca, kuruya alınmayı takip eden 2 haftalık dönem bulaşmaların en yoğun olduğu dönemlerdir. Sütçü ineklerde günlük sağım sayısının klinik mastitis ve süt verimi üzerine etkisinin araştırıldığı bir çalışmada; süt ineklerinde sağım sayısının artırılmasının süt veriminde belirgin bir artışa ve klinik mastitis olgularında da azalmaya sebep olduğu saptanmıştır.

Hayvan Hastalıkları

Buzağılarda ishal ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır

Buzağılarda ishal ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır

Buzağılarda ishal genç hayvanların en önemli hastalığı olup ekonomik olarak en çok zarar veren hastalıktır. Amerikan besi ve süt sığırı yetiştiricilerine yılda 50-120 milyon dolar kayba mal olmaktadır. Sürülerde ise buzağı kayıplarının %10’unu oluşturmaktadır. Eğer sürünüzde ishal varsa ve kontrol edilmezse, bu durum üretim kayıplarına neden olabilir. Buna rağmen, doğru bir sürü idaresi ve sağaltım ile kontrol edilebilen bir hastalıktır.



Buzağılarda ishal oluşumunu etkileyen faktörler

  • çevre,
  • enfeksiyöz etkenler,
  • stres,
  • hatalı besleme.

Buzağı ishalleri viruslar, bakteriler ve protozoonlar dahil çeşitli enfeksiyöz etkenler tarafından meydana gelir. Rotavirus enfeksiyonları genellikle 8 haftalıktan küçük buzağılarda ishal oluşturur. Coronavirus 5-21 günlük buzağılarda şiddetli seyreden ve uzun süreli ishalleri oluşturur.

Buzağılarda ishal etkisini, sindirimi ve besin maddelerinin emilimini azaltarak gösterir. 1 haftaya kadar olan buzağılarda ise E. coli ciddi hastalıklara neden olan bir bakteridir.

İnce barsağa fazla miktarda sıvı sekresyonuna (salgılanmasına) sebep olarak; hızlı bir şekilde dehidrasyon (sıvı kaybı) şekillendirir.

Hatta hasta buzağılar daha ishal görülmeden bile ölebilirler. Aynı belirti, başka bir bakteri, Clostiridium perfringes tip C için de geçerlidir.

Üçüncü bir bakteri, Salmonella genellikle 10 günlükten büyük buzağılarda kanlı ishal şekillendirmektedir.

Yangı ve erozyonlarla, besin maddelerinin emilimini azaltarak sıvı kaybına ve hatta kan hastalıklarına neden olur. Buzağılar genellikle ölür.

Cryptosporidium ve coccidia ishale sebep olan protozoonlardır. Cryptosporidium 1-3 hafta arasındaki buzağılarda; hafif veya şiddetli seyreden ve 6-10 gün içinde geçen ishallere sebep olur. Coccidia birkaç haftalık ile birkaç aylığa kadar olan buzağılarda; kanlı veya muköz (sümüğümsü) ishal meydana getirir. Ölümler de sıvı ve elektrolit kayıplarından dolayı şekillenir.



Klinik olarak hayvanlar hastalığın ilk evrelerinde iştahlarını korurlar ve normaldirler fakat tek belirti dışkı hacminin ve sıvı miktarının artışıdır. Dışkıdaki bu değişiklik kondisyondaki gerilemeyle ters orantılıdır ve giderek daha sulu bir kıvam alır. Bu durum, kuyruk ve arka bacak arkasındaki ıslaklıkla belli olur. Buzağılarda ishaller ilerledikçe dehidrasyon şekillenir. Bu durumun belirtileri – deri, kıllar, ağız, burun ve göz kuru bir görünüme sahip olur, deri yukarı çekildiğinde eski durumunu yavaş alır, hayvan durgundur ve başını aşağıda tutar ve hatta bazen ayakta bile duramaz- gözlenir.

Sürü idaresi

Hiç kuşkusuz buzağı ishallerinin kontrol programında en önemli yeri kaplar. Yeni doğan bir hayvanın içinde bulunduğu çevrenin hijyeni, ısısı, nemi ve padokstaki hayvan sayısı, hayvanın bağışıklık sistemini etkileyen faktörlerdir.

Buzağılama ve buzağı yetiştirilmesi için temiz bir çevre hastalanan hayvanların sayısını ve hastalığın şiddetini azaltmak için gereklidir. Ayrıca ineğin doğumdan önceki beslenmesi de buzağıda hastalığın çıkmasını engellemede rol oynar.

İneklerin ve düvelerin, gebeliklerinin son 3 ayında yeterli enerji ve protein almaları gerekir ve bu sürede günlük canlı ağırlık artışları yaklaşık 500gr olmalıdır.

Beslemenin etkisi iki şekilde kendini gösterir;

1) Buzağının immun (bağışıklık) sisteminin gelişimi

2) Yeterli kolostrum (ağızsütü) oluşumu.

Bundan dolayı da, buzağı doğumu takiben ilk 12 saat içinde doğum ağırlığın asgari %10’u kadar kolostrum (ağızsütü) alırsa; ishal ve diğer hastalıkların insidensinin azaltılmasında önemli bir adım atılmış olur.

İnekleri doğumdan yaklaşık 1 ay önce E. coli (K88, K99 antijeleri), rota ve coronavirus için aşılamak, eğer yavru yeterli kolostrumu (ağızsütü) alacaksa yardımcı olabilir.



Sütçü sığırlarda, buzağı sütten kesilene kadar buzağıların ayrı tutulmalarıyla ve ortak kullanılan maddelerin dezenfekte edilmesine dikkat edilmelidir.

Ayrıca sürünün bağışıklık sisteminin korunması için özellikle bakır ve selenyum yönünden yemlerin kuvvetlendirilmesi gerekmektedir.
Sağaltım, etkenlerin farkı gözetilmeksizin büyük ölçüde aynıdır. Öncelikle hasta hayvanlar sağlamlardan ayrılmalıdır. Sağaltımın ana amacı kaybedilen vücut sıvılarını ve elektrolitleri yerine koymaktır.

Buzağılara eğer gelişimleri iyiyse, her gün 2 lt elektrolit solüsyonuyla birlikte normal miktarda süt verilmelidir. Gelişimi kötü olan buzağılara ise normal miktarda sütü istedikçe içmesine izin verilmelidir. Ayrıca buzağılara günde iki defa 2 lt elektrolit solüsyonu verilmelidir.

Fakat sütün ve elektrolit solüsyonlarının verilişinde en az 2 saat ara olmasına dikkat edilmelidir çünkü süt ve elektrolit karışmamalıdır. Bu buzağılara antibiyotik desteği de gereklidir fakat bunun seçimi Veteriner Hekiminize aittir.

Eğer buzağılarınız çok hastaysa en kısa zamanda Veteriner Hekiminize başvurmalısınız.



Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

Koyunlarda Çiçek Hastalığı (Koyun Çiçeği)

Koyunlarda Çiçek Hastalığı (Koyun Çiçeği)

Koyunlarda Çiçek Hastalığı (Koyun Çiçeği)

Koyunlarda çiçek hastalığı sık görülen viral hastalıklardan birisidir. Yani koyun çiçeği hayvanda; yüksek ateş ve çiçek lezyonları ile seyreden bir hastalıktır. Özellikle derinin kılsız olan bölgelerinde çiçek lezyonları ile karşılaşılmaktadır.



Hastalık; hasta hayvanlardan ortama saçılan etkenler ile bulaşmaktadır. Bu yüzden; çiçek lezyonlarından düşen parçalar ile virüs çevreye yayılır. Yem, su vb. unsurlar ile virüsü alan hayvana hastalık bulaşır. Yine yakın temas ve hastalık ile bulaşık malzemelerde hastalığın yayılmasında önemli unsurlardır.

Koyunlarda Çiçek Hastalığı Belirtileri

Hastalığın belirtilerinden de kısaca bahsedelim. Hastalığın belirtileri arasında;

  • yüksek ateş,
  • burun akıntısı,
  • taşipne yani solunumun hızlanması,
  • titreme,
  • göz kapaklarında şişkinlik sayılabilir.

Tabi ki baş, kuyruk, kuyruk altı, kol ve bacak içi, meme gibi bölgelerdeki deri lezyonları en önemli belirtidir. Başlangıçta kırmızı yuvarlak şekilde olan bu lezyonlar, daha sonra kabarır ve şişer.

Daha sonra ise sararıp kabuklaşır. Bu kabuklarda ortalama 5-7 gün içinde düşer. Yerlerinde iyileşme dokuları kalır.

Hastalık gebe koyunlarda aborta neden olur. Özellikle kuzularda hastalık daha şiddetli seyretmektedir.

Hasta hayvanların bakımına göre ölüm oranları %5 ile %50 arasında değişmektedir.

Hastalık için kesin bir tedavi söz konusu değildir. Dolayısıyla, hasta hayvanlar belirlendiğinde mutlaka diğerlerinden ayrı yerlere alınmalı ve veteriner hekime başvurulmalıdır.

Koyun Çiçeği

Koyunlarda çiçek hastalığı ihbarı mecburi bir hastalıktır. Bir başka deyişle hastalık görüldüğünde; tarım il ve ilçe müdürlüklerine ihbar edilmelidir.



Hastalığı önlemek için aşı önerilmektedir. Koç katımından önce çiçek aşısı sürüye uygulanmalıdır. Gebe hayvanlara aşı uygulanmamalıdır. Aynı zamanda hastalığın görüldüğü sürüye aşı yapılmaz. Aşı yapıldıktan 21 gün sonra bağışıklık başlar ve yaklaşık 8 ay bu bağışıklık devam eder.

Çiçek koyunlarda sık görülen viral hastalıklardan birisidir. Koyun çiçeği hayvanda; yüksek ateş ve çiçek lezyonları ile seyreden bir hastalıktır. Özellikle derinin kılsız olan bölgelerinde çiçek lezyonları ile karşılaşılmaktadır.

Hastalık; hasta hayvanlardan ortama saçılan etkenler ile bulaşmaktadır. Çiçek lezyonlarından düşen parçalar ve öksürük ile ortama dağılan virüs çevreye yayılır. Özellikle yem, su vb. unsurlar ile virüsü alan hayvana hastalık bulaşır. Başka bir deyişle yakın temas ve hastalık ile bulaşık malzemelerde hastalığın yayılmasında önemli unsurlardır.


Devamını Oku

Hayvan Hastalıkları

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

Sağmal ineklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri bakım ve besleme ile doğrudan alakalıdır. Ülkemizde süt sığırcılığı yapan yetiştiricilerin bir çoğu; doğuma hazırlanan ve doğum yapan ineklerinin davranışı ve beslenmesi konusunda yeterli bilgiye sahip değillerdir. Bu bağlamda, laktasyonun son dönemi ve kuru dönemde yapılan hatalı uygulamalar ve beslemeden kaynaklanan olumsuz etkilerin; buzağılama sonrası ortaya çıkması ile yetiştiriciler maddi ve manevi sıkıntıya girmektedirler.

Diğer yandan, çok sayıda ineğin yetersiz veya aşırı vücut kondisyonu nedeniyle doğum sonrası metabolik hastalıklar yakalanarak kesime gittiğini görmek mümkündür. Bu problemin, tedavi, ilaç ve üretimden kaybedilen süt olarak ülke ekonomisine vermiş olduğu zararın boyutu da madalyonun öteki yüzüdür.



Bu açıdan, yetiştiricilerimizin laktasyonun son 100 günlük döneminde ve doğumdan önceki üç haftalık dönemde yapacakları bakım ve besleme büyük önem taşımaktadır. Bu dönemlerden özellikle doğumdan önceki üç haftalık süre içerisinde uygulanacak dengeli ve yeterli besleme, doğum sonrası süt veriminin arttırılmasına ek olarak, ineğin ketozis, süt humması, rumen kayması gibi hastalıklardan korunmasına ve etkin bir üreme performansı sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Amerika’da yapılan bir çalışmada, doğum sonrası çıkabilecek problemlerin, o laktasyonda 800-1000 kg süt kaybına yol açtığını ifade etmektedir.


İneklerde doğum sonrası iştahsızlık nedenleri

İnek, doğumdan önceki iki haftalık süreç içerisinde üreme sistemini doğuma, meme bezini ise, süt üretimine hazırlayan bir dizi fizyolojik değişime maruz kalmaktadır. Buzağılama sonrası yem tüketime karşı isteksizlik olarak ifade edilebilecek ineklerde doğum sonrası iştahsızlık meydana gelmesi, buna bağlı olarak ineğin vücut ağırlığında bir azalmanın meydana gelmesi sık karşılaşılan bir durumdur.

Bu durum, yukarıda da bahsedildiği gibi geçiş döneminde ortaya çıkan fizyolojik değişimin doğal bir sonucudur. Ancak, yem alımı ve bununla bağlantılı olarak vücut ağırlığındaki düşüşün şiddetli ve uzun süreli olması yetiştiricinin uygulamalar açısından problemler yaşamasına yol açmaktadır.

Damızlık Sığır Yetiştirici Birliklerinin büyük bir kısmının çalışmakta oldukları Holstein (Siyah Alaca) ırkı, diğer ırklar arasında verim bakımından ilk sırada yer almaktadır.

Türkiye’de yapılan genetik çalışmalar sayesinde, her yıl 80 ile 100 kg civarında bir genetik ilerleme sağlanmaktadır. Süt veriminde sağlanan bu ilerlemeye karşın, hayvanın kuru madde tüketiminde, paralel bir iyileşme sağlanamamaktadır.


Diğer bir değişle, laktasyonun ilk 60 gününde ineklerde doğum sonrası iştahsızlık konusunda göstermiş olduğu performans, süt verimindeki artış karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu tablo, buzağılama sonrası ineğin net enerji dengesi üzerinde negatif bir eğilimin oluşmasına neden olmaktadır.

Enerji Açığı

Diğer bir deyişle, süt verimini sürdürebilmek için, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık ile kaynaklanan enerji açığını, kuru dönemde depolamış olduğu vücut yağ rezervlerinden sağlamaktadır. Buzağılama dönemine 3 veya 3,5 vücut kondisyon puanı ile giren ineklerde negatif enerji dengesinden kaynaklanan ağırlık kaybı sonucu vücut kondisyon puanı 2,5 puan’a kadar bir gerilemektedir.

Bu beklenen bir gelişmedir. Ancak, vücut kondisyon puanı 3’ün altında olan ineklerde, bu dönemde canlı ağırlıkta gerçekleşecek düşüş, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak metabolik hastalıkların oluşumuna ve döl verim performansının gerilemesine yol açmakta, süt verimi konusunda hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan ineklerde de aynı olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Yapılan bir diğer araştırmada ise, yem tüketiminin doğuma üç hafta kala, kuru dönemin daha önceki dönemlerine oranla %30 düştüğü tespit edilmiştir. Bu normal olarak kabul edilir. Ancak metabolik olarak sağlık problemi yaşayan bir ineğin yem tüketimi kuru dönemin daha önceki dönemlerine göre %50, doğum sonrası ise, %70 düşüş göstermektedir.

Diğer taraftan genç hayvanlara oranla yaşlı ineklerde doğum sonrası iştahsızlık daha yoğun gerçekleşmektedir. Genç inekler büyüme için ilave bir enerjiye ihtiyaç duymaları nedeniyle, aşırı iştahsızlık problemini yaşamaları beklenmemektedir.



Bu açıdan yetiştiricilerin doğumdan üç hafta öncesi ve sonrası olmak üzere, altı haftalık dönemde ineğin maksimum kuru madde tüketimini temin edecek şekilde besleme uygulamasına gitmeleri gerekmektedir.

Keton Cisimcikleri

Söz konusu altı haftalık dönemde, ineğin kanında yağ asitleri, keton cisimciklerinin (aseton, beta-hydroxy butyrate) miktarındaki artış, progesteron, insülin ve estrojen hormonlarının miktarlarındaki değişimler, doğumdan önceki bir hafta içerisinde ineğin kendini doğuma şartlaması ve ineğin doğum için ayrı bir bölmeye alınmasından kaynaklanan stres, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık içerisinde başlıca nedenleri olarak bilinmektedir.

Doğumdan üç hafta önce ve üç hafta sonraki dönemde hayvanın yaşama payı enerji ihtiyacına ek olarak rahimdeki buzağı ve süt verimi için gereksinim duyduğu enerji ihtiyacı karşısında, hayvanın yem tüketiminin sınırlı olması nedeniyle, enerji açığı ortaya çıkmaktadır.

Bu durumda inek enerji açığını kendi vücut yağ rezervlerini parçalayarak kullanmak zorunda kalmaktadır.

Yağ dokularının parçalanması sonucunda, yağ asitleri konsantrasyonu kan içeriğinde artış göstermektedir. Bu yağ asitleri karaciğerde kas ve meme dokusunda kullanılmak üzere enerjiye dönüştürülmektedir.

Karaciğer bu işlem için glukoza (şeker) ihtiyaç duyar. Glukozun üretilebilmesi için, ineğin işkembesinde nişastanın sindirilmesi sonucu sentezlenen propiyonata gerek duyulmaktadır.



Propiyonat aynı zamanda sütün önemli bir bileşiği olan laktozun yapımında da önemli rol oynamaktadır.

Ketosiz Oluşumu

Kandaki propiyonat miktarının yetersiz olması halinde, karaciğerde yağ asitleri oluşacak glukoz yetersizliği nedeniyle enerjiye dönüştürülememektedir. Bu durumda keton cisimcikleri oluşmakta ve kana karışmaktadır.

Bu hayvanda metabolik bir hastalık olan ketozis’in şekillenmesine neden olmaktadır. Ketozis’in şekillenmesi ile birlikte ineğin yem tüketiminde yarı yarıya bir azalma ve günlük hareketlerinde bariz bir yavaşlamanın olduğu dikkat çekmektedir.

Karaciğerde yağ asitlerinin miktarında artıştan kaynaklanan yağlanma ayrıca, buzağılama güçlüğünü ve doğum sonrası meme dokusunda aşırı ödem oluşumunu beraberinde getirmektedir.



Özellikle vücut kondisyonu 4 ve üzerinde olan yağlı ineklerde ve yaşlı ineklerde bu probleme sıkça rastlanmaktadır.

Yetiştirici bu problemleri yaşamamak için ne yapmalıdır?

  • Tedbir alınmaya öncelikli olarak laktasyonun son 100 günlük kısmında başlanmalıdır. En iyi gösterge hayvanın vücut kondisyonuna bakmaktır. Yetiştirici, son 100 günlük dönemde ineğin uygun vücut kondisyonuna sahip olup olmadığına karar vermelidir. Hayvan çok yağlı ise, yedirilen rasyonda enerji içeriği düşürülmeli, çok zayıf ise, yedirilen rasyonun enerji içeriği arttırılmalıdır. Bunu uygulayabilmek için ekstrem durumdaki (yağlı ve zayıf) ineklere ayrı bir rasyon uygulamasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sayede, ineğin 3 – 3,5 puanlık vücut kondisyonu ile kuruya çıkması ve doğumun gerçekleşmesi sağlanmalıdır.
  • Doğumdan 21 gün önce ve 21 gün sonra verilecek rasyon içeriğinde, rumende yeterli miktarda propiyonat sentezlenebilmesi için nişasta kaynağı dane yemlerin kullanılması büyük önem taşımaktadır.
  • Bu dönemde ineklerde yem seçicilik özelliği üst seviyede olması nedeniyle, ineklere verilecek rasyonların taze ve kötü koku içermemesi gerekmektedir. Bu nedenle, küflü silaj, beklemiş kesif yem gibi kötü koku verecek yemleri kullanmamaya özen gösterilmelidir. Bu konuya özellikle sıcak yaz aylarında çok daha dikkat edilmelidir.



  • Her yemleme sonrası yemliklerin temizlenmesi gerekmektedir. Çünkü yemliklerde kalacak yem artıkları zamanla bozularak kötü koku verecektir.
  • İnek, bu dönemde istediği zaman ve miktarda temiz su tüketme imkanına sahip olmalıdır.

  • Geçiş dönemindeki ineklere ayrı bir rasyon gerekmektedir.
  • Bu dönemdeki ineklere verilecek rasyonun enerji içeriğinin yüksek tutulması kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu dönemde verilecek rasyonun 1 kg kuru maddesi 6,5 – 6,7 Mega joul enerji, %12-14 ham protein içermelidir. Rasyonun %25-45’ini nişasta kaynağı hububat dane yemleri oluşturmalıdır. Rasyon içeriğindeki kaba yem oranının asgari %30 olması ve bu kaba yemin %75’inin kaliteli kuru ottan oluşmasına dikkat edilmelidir. İnek başına verilecek kaliteli kuru otun günlük asgari 2 kg olması gerekir. Bu sayede ineğin yeterli geviş getirmesi de sağlanmış olacaktır.



  • İneklerin enerji içeriği zengin rasyonlara uyum sağlaması amacıyla doğuma 21 gün kala alıştırma uygulamasına ihtiyaç vardır. Bu amaçla, enerji içeriği zengin yemden başlangıçta inek başına 1 kg verilmeli, 2-3 günde bir yarım kg veya haftada 1 kg arttırarak, buzağılama öncesi inek başına asgari 3 kg üzerinde tüketilebilmesi sağlanmalıdır.
  • Doğuma üç hafta kala kurudaki ineklerin ayrı bir grup veya bölmeye alınarak, bakım ve beslemesine özen gösterilmelidir.
  • Kurudaki ineklerin gerekirse müdahale ederek gezinmeleri suretiyle egzersiz yapmaları sağlanmalıdır. Bu egzersizler, ineğin kanında artış gösteren yağ asitlerinin kaslarda enerji olarak kullanılmalarını temin ederek, karaciğerdeki yağ asitleri ve propiyonat miktarları arasındaki dengeyi kuracaktır. Bu durum karaciğeri rahatlatacaktır. Ayrıca bu egzersizlerin özellikle yağlanmış ineklerde rumen dönmesi olarak bilinen abomasum deplasmanının oluşumunu engellemektedir.
  • İneklerin kuruya ayrılması ve tekrar sağmal gruba dahil edilmeleri sırasında grup değişimlerinin bir düzen ve uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Bu açıdan serbest sistemde sağmal dönemini geçiren ineklerin tek başına ayrı bir bölmede tecrit edilmemesine veya sabit sistemle bağlanmamasına dikkat edilmelidir.
  • Ayrıca, ineklerde doğum sonrası iştahsızlık için diğer faktörlere (ayak ve tırnak problemleri, süt humması ve üreme sistem hastalıkları vs.) karşı önlemler alınmalıdır.

Kaynak : Denizli DSYB



Devamını Oku

Trendler