Connect with us

Büyükbaş Hayvancılık

Süt sığırı sürülerinde sosyal düzen

Süt sığırı sürülerinde sosyal düzen

Süt Sığırı Sürülerinde Sosyal Düzen

Süt sığırı sürülerinde sosyal düzen denildiği zaman, inekler ve onların arasındaki sosyal ilişkiler akla gelmektedir. Sığır yetiştiriciliğinde başarılı olmanın esaslarından birisi de, idare edilen sürünün verimliliğini arttırmaya yönelik olarak, sığırlara uygun bir çevre sağlamaktır. Bunun yolu da sürüyü çok iyi tanımaktan geçmektedir.



Her canlı topluluğunda olduğu gibi süt sığırı sürülerinde sosyal düzen hakimdir. Sığırlar, birbirleri ile vücut temasında bulunarak ve koklaşmak suretiyle anlaşmaktadırlar. Bir sığır sürüsündeki hiyerarşi aynı yaş ve cinsiyet grubundaki hayvanlar arasında olabilmektedir. Bunun yanında, yaşlıdan geç hayvanlara veya erkek hayvanlardan dişi hayvanlara doğru bir sosyal düzen söz konusudur. Sürüdeki bir sığır, bu sosyal düzene uyduğu sürece barınacak, beslenecek ve kendine hayatı boyunca sürü içerisinde bir yer edinecektir.

Süt sığırı sürülerinde sosyal düzen denildiği zaman, inekler ve onların arasındaki sosyal ilişkiler akla gelmektedir. Basit sosyal düzeni daha çok 10 baş ve daha altındaki sayıdaki sürülerde görmek mümkündür. Bu tip sürülerde dominant veya lider olarak adlandırılan bir inek mevcut olmaktadır. Diğer bireyler ise, aralarında sağladıkları üstünlük oranında lider ineğin altında sıralanmaktadır.

Sürüye genel olarak bakıldığında, dominant inek cüsse ve yaş veya boynuz uzunluğu olarak diğer bireylerden üstündür. Kulak ve başını dik tutuşu ile sürü içerisinde ilk göze çarpan hayvan olarak tanımlanmaktadır. Bilimsel literatürlerde bu tip inekler “alfa hayvanı” olarak adlandırılmaktadır. Bu sınıfta yer alan ve sürüye hükmeden inekler diğerlerine göre üstündür. Ortak kullanılan yemlik, suluk, yataklık alanlarında her zaman için, geç de katılsalar önceliğe sahiptirler.



Advertisement

Omega Hayvanı

Lider veya dominant ineğin altında yer alan inek ve genç hayvanlar ise, her zaman için lider ineğe itaat etmek zorundadır. Bu tip hayvanlarda “omega hayvanı” olarak tanımlanmaktadır. Bu tip sığırlar, lider ineğe veya süt sığırı sürülerinde sosyal düzen içerisinde kendinden üstün olan diğer ineklere saygısını belirtirler. Saygıyı belirtmek için kulak ve başlarını her zaman için daha aşağı seviyede tutmak zorundadırlar.

Bunun aksi bir hareket yapmaları halinde çıkacak kavgaya ya karşılık vermek veya kaçmak şeklinde tepki göstermek mecburiyetinde kalacaklardır. İnekler arasında kavga davranışı nadiren ortaya çıkmaktadır. Bu durumda ineklerin birbirlerinin yan taraflarını hedef alarak saldırdıkları veya toslaştıkları gözlenmektedir. Bu gibi agresif (saldırgan) davranışlar kavgacı ineklerden birinin, itaat ettiğini gösterir. İtaat etmek bir şekilde başını aşağı seviyeye eğmesi veya kaçması ile tatlıya bağlanmaktadır.

Bazı durumlarda ise, kavga insan faktörünün müdahalesi olmaması halinde saatlerce sürebilmektedir. Sürülerde meydana gelecek bu tür agresif davranışlar sürüye mensup diğer bireylerin psikolojileri üzerinde olumsuz bir etkiye yol açmaktadır.

Ancak, meradan dönüş, sağımhane veya ahıra girişte ortaya çıkan insan faktörünün de etkisi ile durum değişir. Bu durumda sürüdeki hiyerarşik sıralamanın ortadan kalktığını görmek mümkündür.

Erkek ve dişilerin karışık olarak meraya gönderildiği köy sürülerinde ise, 2,5 yaş ve üzerindeki boğalar bütün sürüye hakimdir. Kendi aralarında ise, güç ve cüsseleri oranında bir konuma sahiptirler. 1,5 yaş civarındaki tosunlar ise, düve ve dişi danalara hakimiyet kurmalarına karşılık, ergin ineklere karşı etkisiz kalmaktadır. Ve onlara da hükmedebilmek için sık sık ergin ineklerle kavga etmektedirler.



Advertisement

Sığırlarda Hiyerarşik Düzen

Sayıları yüzler veya binlerle ifade edilen sığır sürülerinde ise, sosyal düzenin daha farklı ve karmaşık bir yapıda olduğu söylenebilir. Bu tür sürülerde gruplaşmaları tespit etmek için çok dikkatli incelemek gerekmektedir. Grupların oluşmasında vücut cüssesi, boynuz, yaş, cinsiyet ve mizaç gibi faktörler önemli bir etkiye sahiptir. Cüssesi ve ön kürükler arkası göğüs çevresi genişliği fazla olan inekler. Sürü içerisindeki her grupta sosyal olarak iyi bir yer alma ihtimalleri yüksektir.

Buna ek olarak fertlerin çoğunluğunun boynuzsuz olduğu bir sürüde boynuzlu bir sığır her zaman daha sosyaldir. Düveler ve genç danalar, gruplaşmanın en bariz olarak gözlendiği gruplardır. Bunlar günün önemli bir kısmında kendi aralarında ve ayrı bir yerde toplu olarak hareket ettikleri gözlenebilmektedir. Süt sığırı sürülerinde sosyal düzen yaşlı inekler, genç inekler, düveler, dişi danalar olmak üzere hiyerarşik bir düzen dahilinde sıralanmaktadır.

Kendi grubu içerisinde lider olan bir inek, başka bir grupta ancak itaatkar olduğu taktirde kabul görmektedir.
Sürüye yeni katılan bir inek veya küçük inek grubu, ilk etapta sürüye hemen kabul edilmemektedir. Bu nedenle sürüye yeni girenler ilk birkaç gün sürüden ayrı bir yerde gruplaşarak durmaktadır. Arada bir yerli sürünün fertleri ile vücut teması ve koklaşmak suretiyle tanışma davranışları sergilemektedirler.

Yeni inekler, eski sürüye grup olarak değil, ferdi olarak kabul edilmektedir. Her bir yeni birey, eski sürünün fertlerine itaat ettiğini gösterir davranışları sergilediği taktirde sürüye kabul edilmektedir. Yem yemesine, onlarla vücut teması kurmasına, yataklık alanlarından yararlanmasına izin verilmektedir. Agresif davranan yeni birey ise, sürüden dışlanmakta yem yemesine veya su içmesine izin verilmemektedir. Yada kavga davranışı ile sağladığı üstünlük oranında sosyal düzende bir yer edinecektir.

Sığırlar arasındaki sosyal ilişkiler ülkemizde yeni bir konudur. Bu konu, sürü idaresinde dikkate alınmayan ancak süt, et ve özellikle döl verimi üzerinde önemli etkiye sahiptir. Bu durum verim kaybında çevre faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır.



Advertisement

Sığırlarda Sosyal Stres

Sürü idaresinin iyi planlanmaması veya yönlendirilmemesi sonucu ortaya çıkan sosyal stres, verimlilik adına birçok olumsuzluğun kaynağı olarak görülmektedir.

Diğer konularda da bahsedildiği gibi, inek bedensel ve psikolojik olarak rahat ettiği sürece verimli olacaktır. Bu noktadan hareketle sürünün veya sürü içerisindeki sığırların sosyal strese maruz kalmasını önleyecek tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Sosyal olarak güçlü bir sürü arzu ediliyor ise, sığırların genç yaşlardan itibaren bir arada büyümeleri sağlanmalıdır. Ve devamlı surette vücut temasında bulunmalarına izin verilmelidir. Birbirinden ayrı bölmelerde büyütülen sığırların daha sonra bir araya getirilmeleri halinde, birbirleri ile agresif davranışlara (kavga davranışı) girdikleri görülmüş.

Süt sığırı sürülerinde sosyal düzen oluşmasının bir arada büyüyen sığırlara oranla daha uzun zaman aldığı gözlemlerle tespit edilmiştir. Ayrıca sürü içerisinde gerek padoks gerekse ahır durağı değiştirilen bir ineğin sosyal strese maruz kaldığı bilinir. Bunun da veriminde düşmeye yol açtığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle yer değiştirme işleminin mümkün olduğunca yapılmaması gerekir. Veya yer değiştirme zorunluluğu var ise, ferdi olarak değil sığırların grup olarak hareket ettirilmelerine özen gösterilmelidir.

Özellikle yemleme esnasında hayvanların birbirleri ile vücut teması yaparak yemlenmelerini sağlamak gerekmektedir. Yemlenen sığırların vücut temaslarını engelleyecek bir düzenek onların sık sık birbirleri ile rekabete girmelerine hatta, kavga etmelerine yol açmaktadır. Bu açıdan işletmelerde kullanılan şak şak kilit sistemi ineklerin vücut teması için ideal bir sistem olarak değerlendirilmektedir.



Advertisement

Sığırlarda Yeterli Dinlenme Alanı

Sürüdeki ineklere sağlanacak yeterli dinlenme alanı ve serbestliği sosyal stresi önlemede önemlidir. Stresi önlemesi yanında, hayvanların geviş getirmeleri için de büyük bir kolaylık sağlamaktadır. Bilindiği gibi geviş getirme süresi uzadıkça ağızda oluşan salya salgısı da artmaktadır.

Salyanın içeriğinde bikarbonat bulunması işkembede oluşacak asit oluşumunu tamponlamak suretiyle sindirim sistemini rahatlatmaktadır. Ayrıca yeterli bir genişliğe sahip ve diğer sığırlarla vücut temasına izin veren alanlar tercih edilmelidir. Bu tip dinlenme alanında ineğin daha fazla zaman harcadığı gözlenir. Dinlenen bir ineğin meme bezinden geçen kan miktarı ise, ayakta duran bir ineğe göre daha fazladır. Bilindiği gibi meme bezinden geçen kan miktarı ile süt salgısı arasında da doğru bir orantı mevcuttur. Ayrıca tırnak sağlığı açısından oldukça faydalıdır.

Bir inek için uyarıcı faktörler arasında en ön sırayı, insan sesi ve hareketi almaktadır. Bakıcı veya işletme sahibinin ineğe göstereceği ani bir hareket veya yüksek tonlu bir ses, şiddetine bağlı olarak hayvanı strese sokar.

Doğal olarak da veriminin düşmesine neden olmaktadır. Bu nedenle hayvanla uğraşan kişilerin ineğe yaklaşırken ve seslenirken daha yumuşak bir üslup kullanmaları gerekmektedir. Aksi halde strese giren bir ineğin veya sürünün idaresi de zorlaşacaktır.



Advertisement

Sığırlarda Panoramik Görüş

İneğin görme duyusu da oldukça farklıdır. Bir inek bud bölgesinin tam arkasında kalan yaklaşık 30 derecelik kör bölge hariç. Sağ ve sol yanındaki nesneleri her bir yan tarafı için yaklaşık 160 derecelik açı ile görebilmektedir. Bu tür görüş, bilimsel literatürde “panoramik görüş” olarak adlandırılmaktadır.

İneğin tad alma duyusu oldukça basit olmakla beraber yemi red veya kabul etmekte önemli bir rol oynamaktadır. İnekler tatlı, ekşi ve tuzlu tadları tercih ederken, acı tatları red etmektedirler. Yem bitkileri tercihinde bu fonksiyon önemli bir rol oynamaktadır. Bu özellik; Yonca, korunga, fiğ gibi yem bitkilerinin tam çiçeklenme dönemi sonunda bünyelerinden bazı kimyasal maddeler salgılarlar. Bu salgılar koku ve taşımış oldukları tatlar nedeniyle, inekler tarafından red edilmenin başlıca sebebidir. Halbuki bu bitkiler çiçeklenme başlangıcında, inekler tarafından iştahla tüketilmektedir.

Sığırlar gün içerisinde 24 saatin 9 -10 saatini otlanma veya yem yeme için harcarlar. Geriye kalan 13-14 saati geviş getirme ve dinlenmeye ayırmaktadırlar. Meradaki sığırlar ise, otlanma için harcadıkları 13-14 saatin yaklaşık 2 saatini ot aramak için harcarlar.

Bir ineğin yem tüketme süresi yemin cinsine göre değişmektedir. İnek 1 kg mısır silajını tüketmek için yaklaşık 7 dakikaya ihtiyaç duyar. Aynı miktardaki kuru otu tüketmek için bu süre 10 ile 14 dakikaya uzamaktadır.



Süt Sığırlarında Geviş Getirme

Bir inek 24 saatte yem yeme ve geviş getirme için toplam 42 bin kez çene hareketi yapmaktadır. İnek gün içerisinde en kısası yaklaşık 2 dakika. En uzunu yaklaşık 2 saat olmak üzere toplam 15 ile 20 kez geviş getirmektedir. Herhangi bir ani ses, yavrusunun sesi, geviş getirme (Rumination) faaliyetinin aniden kesilmesine yol açmaktadır. Ortam normale döndüğü zaman geviş getirme faaliyetine kaldığı yerden devam etmektedir.

Advertisement

İnekler normal besleme şartları altında genetik performanslarının izin verdiği maksimum süt verimini verirler. Bunun için 16 saatlik güneş ışığına ve 8 saat karanlığa yani geceye ihtiyaç duyarlar. Ancak entansif yetiştiricilikte inekler 16 saatlik güneş ışığından tam anlamıyla faydalanamamaktadırlar. Sağlanan süre yeterli kaba yem tüketimi için yeterli olmamaktadır.

Diğer taraftan karanlık ortamda kalan ineklerin gün ışığına çıktıkları zaman daha fazla yem tüketme eğilimine girdikleri yapılan gözlemlerle tespit edilmiştir. Ayrıca ineklerin ay ışığında bile yem tüketme veya otlanma davranışını gösterdikleri bilinmektedir. İnekler, yağmurlu havalarda, korunmaya müsait ve yüksek yerleri tercih etmektedirler. Yağmur yağışının kesilmesinin ardından ise, daha yoğun bir yem tüketme arzu ile meraya dağılmaktadırlar.



Büyükbaş Hayvancılık

Düve Yetiştiriciliği Programının Ana Hedefi:

Düve Yetiştiriciliği Programının Ana Hedefi

Düve Yetiştiriciliği Programının Ana Hedefi:

Düve yetiştiriciliği programının ana hedefi; düvenin uygun bir yaş ve canlı ağırlıkta buzağılaması ve ilk laktasyonu esnasında yüksek düzeyde; süt üretebilecek vücut büyüklüğü ve vücut kondisyonuna ulaşmasını sağlamaktır. Her şeyden önemlisi, bu hedefe ulaşmanın ekonomik bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.



Birçok yetiştiricinin temel hedefi, yaptığı işten maksimum kar sağlamaktır. Bazı yetiştiriciler bu hedefe ulaşma sürecinde; sadece süt üretimi üzerine odaklanmakta, diğer konuları amaç dışında tutmaktadırlar. Düve yetiştiriciliği de bu konuların başında gelmektedir.

İşletmelerin gelecekteki döl verimi ve süt üretim potansiyelini belirlemede önemli rol oynayacak düvelerin; büyüme ve gelişmesi yetiştiriciler tarafından önemsenmemekte; bakım ve beslemesi kolay çağ grubu olarak görülerek kaderlerine terk edilmektedir.

Oysa ki; ineğin ilk laktasyon döneminde süt verimi ve üreme konularında göstereceği performans; düve iken büyüme ve gelişmede sağladığı başarı ile doğru orantılıdır.

Advertisement

Türkiye şartlarında, üreticilerin işletme karlılıklarını koruyabilmeleri için besleme; üreme ve sürü sağlığı konularını kapsayan bir amaç doğrultusunda hedef tespiti ve planlama yapmalarına ihtiyaç vardır.



Türkiye’de yetiştiricilik konusunda yaşanılan en büyük problemlerden başında; düvelerin erken yaş ve düşük canlı ağırlıkta tohumlanarak gebe bırakılmaları gelmektedir. Bu uygulamaya maruz kalan düvelerin cüsse ve vücut kondisyonları; laktasyon dönemlerinde yüksek süt verimini sağlamaya yeterli olmamakta; ve ekonomik ömür süresi kısalarak, iki ve üçüncü laktasyonlarda elden çıkmalarına neden olmaktadır.

Bunun yanısıra, buzağı kayıpları artmakta; doğan buzağılar ise damızlık ve besi materyali olarak ekonomik bir şekilde değerlendirilememektedir.

Düve Yetiştiriciliği ve Tohumlama Yaşı

Türkiye koşulları için bir düve 16-17 aylık yaş, 370-380 kg canlı ağırlık; ve 127-128 cm vücut yüksekliğinde iken ikine tohumlanması gerekmektedir. Her ne kadar 16-17 aylık yaş vurgulanmakta ise de; bir düvenin ilkine tohumlanması konusunda canlı ağırlığı yaşından daha fazla önceliğe sahiptir.

Advertisement



Süt ve damızlık üretim amaçlı sürülerin devamlılığı; düvelerin sürü yenileme uygulaması kapsamında sürüye katılmaları ile mümkündür. Bu nedenle düvelerin doğumdan buzağılama dönemine kadar olan süreçteki yaşama güçlerini korumak; yetiştiricilik açısından oldukça kritik bir konudur. Bunu başarabilmek için ilk hedef doğan buzağılardaki kayıp oranını %5’in altında tutmaktır.

Buzağı kayıplarının azaltılması amacıyla; öncelikli olarak kurudaki ineklerin bakım ve beslemesine gösterilecek itina ile işe başlamak ve buzağının yaşama ilk başladığı ortamın hijyen ve çevre koşullarının düzeltilmesi; ve doğum sonrası buzağının bakım ve beslemesi ile işi perçinlemek gerekmektedir.

Büyüme ve Gelişmenin İzlenmesi

Sağılan bir sürü açısından başarının ölçüsü süt üretimi olurken; düve yetiştiriciliği için başarının ölçütü ise, büyüme ve gelişmesidir. İyi bir şekilde yetiştirilmiş bir düvenin gelecekte süt üretimi başta olmak üzere; üretkenlik konusunda sürü içerisinde iyi bir katılımcı olacağı unutulmamalıdır.

Son zamanlarda düveler üzerinde yapılan araştırmalar daha çok düvelerde büyüme ve gelişmenin hızı ile ilgilidir. Bu bağlamda, düvenin doğumundan buzağılamasına kadar olan dönemde itinalı bakım ve dengeli bir besleme ile elde edilecek hızlı büyüme sayesinde; düvenin sürüde üretken hale gelmesi için gereken süreyi oldukça azaltacaktır.

Güçlü bir besleme programı, etkin bir canlı ağırlık artışının anahtarıdır. Bu amaçla işletmelerde yedirilen kaba yemin besin madde içeriği bilinmelidir. Rasyonun dengeli bir konuma kavuşturulması ve yetiştirilen düvelerde; büyüme ve gelişmenin periyodik kontroller yapılmak suretiyle izlenmesi düve yetiştiriciliği programlarının başarısını arttırmaktadır.

Advertisement

Düvelerde büyüme ve gelişmenin periyodik olarak yapılacak vücut ölçümleri ile izlenmesi; düvenin buzağılama döneminde 580-600 kg canlı ağırlık, 137-138 cm vücut yüksekliği ve 3,5 vücut kondisyon puanı hedeflerine ulaşma konusundaki başarıyı arttıracaktır.

İlk Laktasyon

Düveler buzağılama sonrası ilk laktasyonlarına 550-560 kg canlı ağırlıkla başlamalıdırlar.Bu canlı ağırlık düzeyi ilk laktasyonda süt ve döl verimi konusunda işletme sahibine oldukça fazla kolaylıklar sağlayacaktır. Bu nedenle, düvelerin doğumlarından buzağılamasına kadar olan dönemde aylık ortalama 22-23 kg; günlük ortalama 815 gr canlı ağırlık artışı sağlaması gerekmektedir.

Bu dönem için ortalama günlük canlı ağırlık artışının 580-590 gr civarında gerçekleşmesi; düvenin 430-435 kg canlı ağırlıkla ilk laktasyonuna başlamasına yol açacaktır. Bu gelişme; ilk laktasyonda düşük süt ve döl verim performansı başta olmak üzere bir çok problemi beraberinde getirmektedir.



Türkiye’de damızlık düvenin yetiştiriciye maliyetinin bayağı yüksek olduğu bilinmektedir. Konunun ekonomik boyutunun ne kadar dikkat çekici olduğundan hiç kuşku yoktur. Bu nedenle düvenin büyüme ve gelişmesinin sütten kesimden buzağılamasına kadar olan süreçte; izlenmesi üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur.

Advertisement

Düve yetiştirme programında en kritik dönem, 3 aylık yaş ile 9-10 aylık yaş arasında olan dönemdir. Bu dönemde beslemede yapılacak hata; hayvanın gelecekteki üretkenliğini önemli ölçüde etkilemektedir. Çünkü, bu dönemde dişi dananın meme bezi gelişimi diğer vücut sistemlerine oranla 3,5 kat daha fazladır. Bu yaş döneminde yüksek enerjili rasyonlarla dişi danaların günlük canlı ağırlık artışının; uzun bir periyod için 770 gr’ın üzerine çıkması halinde gelecekte süt salgılamada rol oynayacak; meme alveol hücrelerinin bulunduğu dokunun gelişiminin gerilemesine, buna karşılık yağ dokusu oluşumu meydana gelecektir.

Maksimum 770 Gram Canlı Ağırlık

Bu yapıdaki bir meme dokusu gelecekte; ne kadar kaliteli besleme yapılırsa yapılsın, sığırın genetik yapısının sahip olduğu süt veriminin ortaya çıkmasını önemli ölçüde engelleyecektir. Bu nedenle bu dönemde günlük canlı ağırlık artışının 770 gr’ın üzerine çıkması engellenmelidir.

Yine bu dönemde, düşük enerjili rasyonlarla besleme halinde meme bezinin gelişimi gecikmekte; bu gelişimde gelecekteki üretimi aynı şekilde olumsuz etkilemektedir. Diğer taraftan; dişi dananın cinsel olgunluğa erişmesi 14 aylık yaşa kadar uzayabilmektedir.

Ancak, yukarıda bahsedildiği gibi 3 – 26 aylık yaş dönemi için hedeflenen 815 gr günlük ortalama; 22-23 kg aylık ortalama canlı ağırlık artışını tutturabilmek için; 9-10 aylık yaştan sonraki dönemlerde geçici periyodlar şeklinde uygulanacak güçlü besleme programları ile; hızlı canlı ağırlık artışları sağlamak yeterli olacaktır.



Advertisement

Yüksek Enerjili Rasyonlara Dikkat

Bir sığırda uzun süreli olarak yüksek enerjili rasyonlarla besleme halinde ilk olarak meme dokusu ve memeye kan sağlayan meme damarlarının iç çeperlerinin yağlanacağı, bunu üreme organlarının iç yüzeyinin izleyeceği unutulmamalıdır.

Sayılan bu nedenlerden dolayı, düvelerin 3-26 aylık yaş döneminde büyüme ve gelişmesinin periyodik kontrollerle (ölçüm ve tartım) tespit edilerek kağıt üzerine dökülmesi gerekmektedir. Bu nedenle, düvenin vücut ağırlığı, iskelet gelişimi, vücut kondisyon puanı ve vücut yüksekliği minimum ayda bir olmak üzere periyodik olarak izlenmesi yetiştirme programında başarıyı arttıracaktır.

Yetiştirici bazında hayvanın vücut kondisyonu ve iskelet gelişimi göz kararı 1-5 puan arasında puanlanmalıdır. Bu skala üzerinde 1 puan çok zayıf, 5 puan ise aşırı yağlı demektir.



Diğer taraftan bir mezro, ölçüm şeridi yardımı ile hayvanın sağrısının yerden yüksekliği (cm) ve ön kürekler arkasından göğüs çevresi ölçüsü (cm) tarih vermek suretiyle kaydedilmelidir.

Advertisement

Aylık ölçüm ve gözlem yapmak esas olmakla birlikte, imkansızlıklar halinde, düvelerin ilk ölçümleri 2,5-3 aylık yaşta, ikinci ölçümleri 5-6 aylık yaşta, üçüncü ölçümleri 9-12 aylık yaşta, dördüncü ölçümleri 14-16 aylık yaşta ve beşinci ölçümleri ise 18- 22 aylık yaşta yapılması yeterli olacaktır. Bununla birlikte her ölçüm sonrası not edilen istatistiğin mutlaka incelenmesi gerekmektedir. Eğer gerekli ise ilgili tedbirlerin zamanında alınması gerektiği unutulmamalıdır.

Düvelerin Barındırılması

Düve yetiştirme programlarında, dinlenme, yemleme ve sürü idare pratikleri açısından kontrol sağlayan yapısal düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Sütten kesilen dişi sığırlar gruplar halinde yetiştirilmektedir. Gruptaki hayvan sayısını belirleyen en önemli kıstas, yemleme alanı ve barınak hacmidir.

2,5 aylık yaştaki dişi buzağılar her bir grupta 4-8 baş sığır olacak şekilde yapılmalıdır. Dişi sığır başına 30 cm yemlik boşluğu hesaplanmalıdır.



Advertisement

6-11 aylık yaşlar arasında, her bir grupta 10 ile 20 baş arasında sığır bulunmalıdır. Sığır başına 2,6 m2 yataklık, 3,7 m2 gezinti alanı ve 35 cm yemlik boşluğu hesaplanmalıdır. Bu dönemde, dişi danaların idare ve beslemesinde başarıyı arttırmak açısından dişi danalar arasındaki canlı ağırlık farkının maksimum 70-90 kg arasında olması gerekmektedir.

12-15 aylık yaşlar arasında, düvelerin gruplar halinde yetiştirilmesi özellikle kızgınlık tespitinin kolaylığı açısından büyük önem arz etmektedir. Bu dönemde yine idare ve besleme uygulamalarının kolaylığı açısından düvelerin canlı ağırlıkları arasındaki maksimum fark ortalama 130 kg civarında olmalıdır. Bu yaşlar arasında oluşturulacak gruplarda düve başına 3 m2 yataklık alanı, 4,2 m2 gezinti alanı ve 46 cm yemlik boşluğu düşünülmelidir.

16-26 aylık yaşlar arasında, düvelerin birçoğu gebe kalacağı için büyüme ve gelişmelerinde yavaşlamalar meydana gelecektir. Bu dönemde sık sık ölçüm ve gözlemler yapılarak, zamanında tedbirler alınmalıdır. Bu yaşlarda oluşturulan gruplarda düve başına 3,7 m2 yataklık alanı, 4,7 m2 gezinti alanı ve 46 cm yemlik boşluğu hesaplanmalıdır.

Unutulmamalı ki;

“Ölçmez isek yönetemeyiz !”



Advertisement
Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi

Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliğinin performans üzerine etkisi büyük öneme sahip. Ruminant hayvanlarda vitamin ve mineral desteği büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok yaşamsal fonksiyona katkı sağlıyor.



Tüm canlılar gibi hayvanlar da normal yaşam fonksiyonlarını sürdürebilmek için vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaktadır. Geviş getiren hayvan olarak bilinen ruminant hayvanlar için de vitaminler; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyri için büyük önem taşıyor.

Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor. Hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin de üreme, tırnak kalitesi, bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi; steroit hormon sentezi, doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli olduğu bilinmektedir.

İnsanlar gibi hayvanlar için de gerekli olan vitamin ve mineraller büyümeden gelişmeye; üremeden bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar birçok noktada yaşam fonksiyonlarının işlevi için önem taşıyor. Hayvan vücudunda sentezlenemeyen ve organizmada meydana gelen tüm metabolik faaliyetler içinde; kendine has spesifik görevleri olan vitaminlerin bazı çeşitleri stresle baş etmede de etkin rol oynuyor.

Advertisement



Sığırlarda vitamin ve mineral eksikliği: Makro ve mikro mineraller

Vitaminler kadar öneme sahip, makro ve mikro olarak ikiye ayrılan minerallerin ise son derece dengeli bir şekilde; hayvanlara verilmesi gerekiyor. Bir başka deyişle, vitaminler ruminant hayvanlarda metabolizmayı destekliyor. Ruminant hayvanlar için de vitamin ve mineral desteğinin hayati önem taşımaktadır.

"<yoastmark

Sığırlarda vitamin ve mineral dengesi; büyüme, gelişme, üreme, kısacası tüm yaşamsal ve verime ait metabolik faaliyetlerin normal seyrinde kritik rol oynuyor. Vitaminleri gereksinim duydukları düzeyde almamaları hayvanların yaşamsal fonksiyonlarının yanı sıra performanslarında da gerilemelere neden oluyor.

Bazı vitaminler stresle baş etmede de etkili oluyor. Ruminant hayvanlarda B grubu vitaminler rumendeki mikroorganizmalar tarafından sentezlense de bu mikroorganizmaların da vitamine ihtiyaç duyduğu göz ardı edilmemelidir.

Herhangi bir kalorisi olmayan vitaminler bu nedenle bir enerji kaynağı da değil. Ancak bu vitaminler, yemlerle alınan besin maddelerinin metabolize edilmesine yardımcı olarak, metabolizmanın sorunsuz bir şekilde çalışmasına destek oluyor. İlave olarak vitaminler, diğer besin maddelerinin sindirilmesini, emilmesini ve metabolize edilmesini de mümkün kılıyor.

Advertisement



Büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumunda vitamin gereksinimi artmaktadır. Vitaminler yağda ve suda eriyenler olarak sınıflandırılmaktadırlar. Yani, yağda eriyen vitaminler hiçbir şekilde dışarı atılmadan vücutta depolanmaktadırlar. Yağda eriyen A, D, E ve K vitaminleri yağlarla beraber safra tuzları ile oluşturdukları miseller halinde emiliyor.

Gen düzenlenmesi, bağışıklık sistemi ve göz sağlığı için gerekli olan A vitamininin eksikliğinde üreme performansında düşme, mastitis ve bağışıklık sisteminde zayıflama oluşuyor.

D vitamini kalsiyum ve fosfor metabolizması için önem taşıyor. Yani, D vitamini eksikliğinde büyümede gerileme; iştah kaybı, kemik ve eklem problemleri ile üreme problemleri görülüyor.

Antioksidan etkisine sahip E vitamininin eksikliğinde de üreme problemleri ve bağışıklık sisteminde zayıflama meydana geliyor.

Advertisement

K vitamini kanın pıhtılaşmasında etkin rol oynamaktadır. Lakin, K vitamini eksikliği halinde kan pıhtılaşmasında gecikme yaşanıyor. Ruminant hayvanlarda büyüme, gebelik ve ateşli hastalık durumlarında ise vitamin gereksinimi artıyor.

Eksik vitamin alımı üremede yavaşlama ve enfeksiyona neden oluyor

Suda eriyen vitaminler olan Tiamin (B1), Riboflavin (B2), Piridoksin (B6), Niasin, Kolin, Folik asit, Biyotin, Pantotenik asit, Siyanokobalamin (B12) ve C vitaminleri yağda eriyenlerin aksine hiçbir zaman vücutta depolanmıyor ve idrarla dışarı atılıyor. Bu nedenle hayvanların bu vitaminleri günlük olarak almaları gerekiyor. Suda eriyen bu vitaminler arasında sadece B12 vitamini vücutta depolanmaktadır.



Biyotin karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması için önemlidir. Lakin, eksikliğinde kıl ve tırnak yapılarında bozulmalar oluşuyor.

Yağ metabolizması ve yağların taşınması için gerekli olan kolinin eksikliğinde ise; büyümede yavaşlama ve üreme performansında gerileme yaşanıyor.

Advertisement

Folik asit, nükleik ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Dolayısıyla, eksikliğinde üreme performansında düşüş meydana geliyor.

Enerji metabolizması için gerekli olan niasinin eksikliğinde; enerji metabolizmasında yavaşlama ve büyümede gerileme görülüyor.

Pantotenik asit, karbonhidrat ve yağ metabolizması için gereklidir. Bu yüzden, eksikliğinde enfeksiyon oluşarak parazitozlara karşı direnç azalıyor.

Riboflavin (B2), enerji metabolizması için önemlidir. Bu yüzden, eksikliğinde görme bozuklukları, büyümede yavaşlama, deri ve tırnak yapısında bozulma meydana geliyor.

Aminoasit metabolizması için önem taşıyan Piridoksin (B6) eksikliğinde kıl yapısında ve protein metabolizmasında bozulmalar görülebiliyor.

Advertisement

Vitamin B12, nükleik asit ve amino asit metabolizması için gerekiyor. Bununla birlikte, Vitamin B12 eksikliğinde ise sindirim sistemi mukozasında bozulmalar yaşanıyor.

Tiamin (B1), karbonhidrat ve protein metabolizması için ayrıca önem taşıyor.

Vitamin C ise antioksidan etkisi ile birlikte amino asit metabolizması için gerekiyor.

Mineraller bağışıklık sistemi ve birçok önemli metabolik faaliyetin işlevi için gerekli



Ruminant hayvanlarda vitaminler kadar önem taşıyan minerallerin üreme, tırnak kalitesi; bağışıklık sistemi, enzim yapısı, ozmotik basıncın dengelenmesi, steroit hormon sentezi; doku pigmentasyonu gibi birçok önemli metabolik faaliyetlerin işlevi için gereklidir.

Advertisement

Makro (Ca, P, Mg, Na, K) ve mikro (Fe, Zn, Mn, Cu, Se, I, Co Cr) olarak ikiye ayrılan minerallerin; aynen vitaminler gibi son derece dengeli bir şekilde hayvanlara verilmesi gerekiyor.

Makro mineraller; kas, organ, kan hücreleri ve yumuşak doku oluşumunda görev alır; bununla birlikte, mikro mineraller ve Cl vücutta ozmotik basıncı ayarlar. Makro mineraller ayrıca yumuşak dokularda elektrolit olarak da bulunurlar. Bağışıklık sistemini destekleyen mineraller birbirlerine karşı da etki gösterir. Örnek olarak, Kalsiyum ve P, kemik ve iskelet oluşumunda birlikte etki gösterirken; Fe Cu ve Co hemoglobin sentezinde birlikte etki gösteren minerallerdir.



Devamını Oku

Büyükbaş Hayvancılık

Sürdürülebilir hayvancılık için yem üretmeliyiz!

Sürdürülebilir hayvancılık için yem üretmeliyiz!

Sürdürülebilir hayvancılık için yem üretmeliyiz!

Sürdürülebilir hayvancılık için; yemler ilk dikkat edilmesi gereken konulardan biridir. Yem olmazsa süt olmaz. (Total Mix Ration) yarısını kaba yemler oluşturmaktadır.  Diğer yarısını da kesif yemler oluşturmaktadır. 20 kg ve üstü süt verimi için bir ineğin günde ortalama 7 kg yem tüketmesi gerekir.


Peki, çiftçinin satın aldığı 1 çuval yemin fiyatı nasıl düşer? Süt sanayicisi süt yemini hazırlamak için hammaddeyi nasıl ucuza tedarik eder? Tabii ki üretim yaparak, üreterek! Rasyonun yarısı olan kesif yemin içeriğinde bulunan hammaddelerin üretimi ülke genelinde arttırılarak.

Sürdürülebilir hayvancılık için; öncelikle yağlı tohum bitkileri üretim alanlarını genişletmelidir. Teşviklerle çiftçimizin bu ürünleri üretmelerini sağlamalıyız. Yağlı tohum bitkileri, kesif süt yemlerinin üretiminde oldukça önemlidir. İthal ettiğimiz için bu kaynaklar bize pahalıya mal olmaktadır. Bu sebeple soya, kanola, ayçiçeği, pamuk, susam gibi yağlı bitkilerin üretimini arttırmalıyız.

Örneğin, soya fasulyesinden elde edilen soya yağı, tam yağlı soya rasyona giren bir hammaddedir; ve ülkemizde Adana ve Mersin illerimizde ihtiyacı karşılamayacak miktarda üretilmektedir. Bunun sonucunda da yüzde 95 oranında ithal edilmektedir. Soya ekim alanları genişletilmelidir. Çiftçiyi bu ürünü ekmeye teşvik etmek için verilen destek arttırılmalıdır.

Kanola yağ bitkisi ülkemizde sadece Tekirdağ bölgesinde ekilmektedir. Ancak yapılan üretim ülkenin ihtiyacından çok daha alt seviyelerde kaldığı için; yüzde 95 oranında yurt dışından ithal edilmektedir. Kanola tarımı ülkemizde daha geniş alana yayılmalıdır. Kanola için verilen destek arttırılarak çiftçinin bu ürünü ekmesi teşvik edilmelidir.

Pamuk bitkisinin çekirdeği olan çiğit, çiftlik TMR’ına katılarak sütün yağ oranını arttırmaktadır. Ayçiçeği tohum küspesi (ATK) yine rasyonda kullanılan önemli bir protein kaynağıdır. Bu şekilde süt işletmesi hammaddeyi dışarıdan ithal etmek yerine; kendi çiftçisinden satın alarak maliyetini düşürür, bu da bir torba yemin fiyatına düşüş olarak yansır.

Advertisement



Sürdürülebilir hayvancılık için kaba yem üretimi arttırılmalıdır

Süt inekçiliğinde beslemede kullanılan en önemli protein kaynağı olan yonca, korunga; fiğ, silajlık mısır gibi yem bitkilerinin de üretimi yem maliyetlerini azaltmak için arttırılmalıdır.

Ülkemizde geniş tarım topraklarının, mera alanlarının ve hayvancılığın yoğun olarak Doğu Anadolu Bölgesinde olduğu bilinmektedir. Peki, Doğu Anadolu Bölgesinde toprak ve mera alanlarının durumu nedir? Hayvanlara ucuz yem sağlayabilmek için; kaba yem üretimimizi arttırmak zorundayız. Oysa ki biz toprağımızı ve meralarımızı kaderine terk etmiş durumdayız.

Öncelikle toprağı korumak gerekir ki; Türkiye her yıl toprak erozyonu sebebiyle 750 milyon ton toprak kaybetmektedir (TEMA). Erozyon sonucu kaybedilen toprak; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için gerekli olan organik maddece zengin olan verimli üst topraktır. Bu nedenle erozyonla kapsamlı bir şekilde mücadele edilmelidir.

Sürdürülebilir hayvancılık için ülkemizde geniş toprak ve meralarının bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesinde; kapsamlı ve doğru işleyen toprak ve bitki analiz laboratuvarları kurulmalıdır. Böylece birim alandan daha fazla bitkisel üretim gerçekleştirmek için; kullanılan gübrenin daha doğru ve yeterli oranda atılması söz konusu olur.

Advertisement

Sürdürülebilir hayvancılık için meralarımızın durumu nasıl?

Hayvanların erken otlatılması, otlatma kapasitesine dikkat edilmemesi ve mera tecavüzlerinin uzun yıllardan beri sıkça yapılıyor olması; meralarımızın verimliliğini çok düşürmüştür. Ayrıca süt verimi hayvan başına 3-4 kiloyu geçmeyen çok sayıda yerli ırk hayvanın meralarımızda oluşturduğu yoğun baskı da meralara zarar vermektedir. Az sayıda yüksek verimli hayvan ile hayvancılık yapmak meraları uzun vadede iyi bir şekilde kullanmamıza da olanak sağlayacaktır.

Bu bağlamda çiftçilerin iyi eğitilmeleri, mera tecavüzlerinin kısa sürede önüne geçilmesi ve düzeltilmesi, meralarımızın ıslah edilmesi gerekmektedir. Büyükbaş hayvanlarımız için en iyi kaba yem kaynağı olan meralarımızın en etkili şekilde korunması ve ıslah edilmesi şarttır. Yem bitkileri ekimine önem verilip, çiftçi desteklenerek kaba yem üretimi arttırılmalıdır. Böylece hem toprağın kalitesini arttırmış hem de hayvanlarımız için değerli protein kaynakları üretmiş oluruz.



Sürdürülebilir hayvancılık için düşük maliyetle üretim yapmak gerekir. Bunun için iyi genotipte hayvanlar kullanmamız gerekmektedir. Bu bağlamda ülkemizin batı bölgelerine baktığımızda uzun yıllar boyunca yapılan ıslah çalışmaları sonucunda süt verimi yüksek melez hayvanlar geliştirilmiştir. Bu sayede daha verimli ve kazançlı hayvancılık yapılmaktadır. Diğer taraftan ülkemizin Doğu Anadolu Bölgesine baktığımızda halen yerli ırklar ile hayvancılık yapılmaktadır. Bu da verimi düşük yetiştiricilik yapmak demektir.

Bununla birlikte, bu bölgelerde düzenli bir ıslah çalışması yapılmaya acilen başlanmalıdır. Melez, verimi yüksek, bölgenin iklim şartlarına uyum sağlayan tipler geliştirilmelidir. Çiftçiler bu yönde bilinçlendirilmelidir. Ayrıca, çiftciler yoğun bir eğitime tabi tutulmalıdır. Aynı zamanda çiftçinin de entansif hayvancılık yapması için isteği olmalıdır.

Daha önce yapılan ıslah çalışmalarına baktığımızda (Örn. Romanov & Morkaraman) halk eliyle ıslah sürecinde sorunlar çıktığını, ıslah edilmiş türleri çiftçinin bilinçsizce sattığını ve kesime gönderdiğini biliyoruz. Bu nedenle önce yetiştirici eğitilmelidir. Yetiştirici havyancılığı sadece günübirlik kazançlı bir ticaret olarak görmemeli.

Advertisement

Sonuç olarak, süt üretiminin istenen düzeyde gerçekleşmesi halinde Doğu Anadolu Bölgesine süt fabrikaları ve süt toplama merkezleri kurulmalıdır.

Yemi ucuza tedarik etmek zorundayız.

Ayrıca, yem sanayicisinin hammaddeyi ucuza alması gereklidir. Bununla birlikte üreticinin de yemi ucuza alması gereklidir. Bunun için önce toprak ve meralarımızı koruyup bilinçli ve doğru bitkisel üretim yapmak zorundayız. Bulunduğu bölgenin iklimine uyum sağlamış kültür hayvanları geliştirmeliyiz. Yerli genotip hayvanlarımızı ıslah ederek yemden yararlanma seviyelerini ve verimlerini artırmalıyız.



Tarım ve hayvancılıktaki sorunların bugün oluşmadığı ortada. Ancak -ne yapılması gerektiği bilinmesine rağmen- sorunların çözümüne dönük bir tarım politikasının uygulanamadığı da bilinen bir gerçektir. Bu nedenle öncelikle uzun vadeli, planlı ve üretime dönük politikaların oluşturulması gerekmektedir. Bunun için de başlangıç noktası yem bitkileri üretimini artırmak ve meraları ıslah etmek olmalıdır.

Kaynak: https://sutdunyasi.com/

Advertisement
Devamını Oku
Advertisement

HAFTANIN ŞARKISI

Advertisement

Trendler